T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2023/539 - Karar No:2025/524
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/539
KARAR NO : 2025/524
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/12/2022
NUMARASI : 2021/843 E-2022/1248 K
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 07.05.2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 07.05.2025
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili: Davalı şirketin talepte bulunması üzerine müvekkili şirket tarafından 18.03.2021 tarihinde gönderilen sipariş formu ile 30 ton kapasiteli çerçeve travers yapımı ile ilgili teklifte bulunulduğunu, davalı şirketin bu sipariş formunu kaşe ve imza ile müvekkiline göndererek kabul ettiğini, bu şekilde mutabık kalınması üzerine imalata başlandığını, müvekkili tarafından sipariş formuna imalatın nasıl yapılacağı, nelerin fiyata dahil olduğu açık şekilde yazılmış olduğundan, bu belgedeki irade beyanlarının davalı yanca kabul anlamında olduğunu, sipariş formu incelendiğinde, ürünün 30 ton kapasiteli çerçeve travers olduğu, fiyatının 15.000 Euro olarak belirlendiğini, formun alt bölümünde, kurum sertifikası isteme bedelinin 2.500 Euro olduğu, travers üstü sapanların fiyata dâhil olmadığının açık şekilde yazıldığını, müvekkili tarafından davalıya ürün teslim edildikten sonra davalıya 21.06.2021 tarihinde 182.658,69 TL bedelli bir elektronik fatura gönderildiğini, davalının faturayı iade ederek üründe istenen niteliklerin bulunmadığı iddiasıyla Sincan 5. Noterliğinin 23.06.2021 tarih 11920 nolu ihtarnamesini gönderdiğini, bu ihtarnameye müvekkilince 29.06.2021 tarih 4166 nolu ihtarnameyle yanıt verildiğini, davalının taraflar arasında yazılı bir eser sözleşmesi bulunduğu varsayımıyla, sipariş formunda bulunmayan ve tümüyle sonradan müvekkiline bildirilen, her biri ayrı maliyet gerektiren taleplerde bulunduğunu, müvekkili alacağının tahsili için davalı hakkında Kahramankazan İcra Müdürlüğünün 2021/550 sayılı dosyasıyla ilamsız takip yapıldığını, davalının haksız şekilde takibe itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile % 20 icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili: Davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte davadaki taleplerin, her türlü alacak kaleminin zamanaşımı/hak düşürücü süreye uğradığını, bu nedenle davanın usulden reddi gerektiğini, ayrıca müvekkili şirketin adresi olan Kahramankazan Asliye Hukuk Mahkemesinin (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) yetkili olduğunu, esas bakımından ise müvekkilinin davacı tarafa vermiş olduğu siparişle davacı şirketten Spredear Frame Aparatı olarak adlandırılan aparat tedariği konusunda anlaşma yapıldığını, fakat davacının müvekkiline göndermiş olduğu malların taraflar arasındaki icap ve kabuller ile ticari örf ve adetler gereği belirlenen nitelikte ve kalitede olmadığını, ayıplı olarak imal edilip müvekkiline teslim edildiğini, davacı tarafından bu müvekkili şirkete teklif formu ile icapta bulunulduğunu, bu teklif formuna müvekkili şirketin ek talepleri işlenmiş olduğundan karşı tarafça teklif (icap) geçersiz kılınarak karşı tarafa yeni bir icapta bulunulduğunu, karşı tarafla müvekkili şirketin bu icabı doğrultusunda sözleşme kurulduğunu, dolayısıyla taraflar arasındaki son anlaşmanın müvekkili şirketin göndermiş olduğu icap ile ortaya çıktığını, müvekkilinin icap talebinde belirtmiş olduğu hususların karşı tarafça yerine getirilmediğini, müvekkilince geçersiz kılınan icapta ilk teklifte belirtilen taahhütlerin dahi yerine getirilmediğini, sözleşmeye aykırılık durumunun ortaya çıktığını, davacının sözleşmeyle üstlendiği edimlerin belirtilen nitelikte olmadığını, kalite belgelerinin sağlanmadığını, tedarikin gereği gibi ifadan uzak olduğunu, TBK’nun 219 maddesi hükmü kapsamında ayıpların tespit edilmesi üzerine müvekkili şirket tarafından, davacı tarafa Sincan 5. Noterliği'nin 23.06.2021 tarih ve 11920 yevmiye nolu ihtarnamenin gönderildiğini, ancak davacının eksik ve kusurları gidermediğini, dava konusu takibi başlattığını, müvekkilince takibe haklı olarak itiraz edildiğini, müvekkili tarafından söz konusu malların siparişe uygun hale getirebilmek ve mallardan beklediği faydayı sağlayabilmek adına davacıya ihtar ettiği ve maliyet faturalarıyla da ispat edileceği üzere yaklaşık 95.000,00 TL + 1.000,00 $ civarında bir harcama yapıldığını, satıma konu mallara ilişkin yapılan işbu harcamanın malların ayıplı olduğunu gösterdiğini, davacı tüm ihtarlara rağmen ayıp ve noksanları gidermediğinden müvekkilince 3. kişilere ayıp ve noksanların gidertildiğini, eksik ve kusurlu işlerin giderilmesi bedelinin toplam satış bedelinden indirilmesi gerektiğini belirterek, davanın usul ve esastan reddine, davacı aleyhine en az %20 oranında kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince: Davanın, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında faturadan kaynaklı cari hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olduğu, davacının taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle davalıdan alacaklı olduğu iddiasıyla cari hesaba dayalı icra takibi başlattığı, ödeme emrinin davalı borçluya 12.08.2021 tarihinde tebliğ edildiği, davalının 7 günlük yasal süresi içinde 13.08.2021 tarihinde ödeme emrine itiraz ettiğinden takibin durdurulmasına karar verildiği, itirazın iptaline yönelik olarak açılan iş bu davanın hak düşürücü yasal süresi içerisinde açıldığından işin esasına girilerek inceleme yapıldığı, taraflar arasında 30 ton kapasiteli çerçeve travers yapımı konusunda bir ticari ilişkinin bulunduğu ve bu ilişki kapsamında işin yapılıp teslim edildiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığı, iş bedelinin ödenip ödenmediği ve teslim edilen işin ayıplı imal edilip edilmediği konusunda uyuşmazlık bulunduğu, yargılamanın bu uyuşmazlık üzerinden çözüme kavuşturulması gerektiği, tarafların bağlı bulundukları vergi dairelerinden 2021 yılına ait BA-BS formlarının HMK. md.221 uyarınca resen celp edildiği, incelenmesinde; davacı tarafça davalı adına 2021 yılına ilişkin 3 adet belge karşılığında KDV hariç 180.821,00TL mal satış bildiriminde bulunulduğu, davalı tarafça ise, davacı adına 2021 yılına ilişkin 3 adet belge karşılığında KDV hariç 180.821,00TL mal alış bildiriminde bulunulduğunun tespit edildiği, uyuşmazlık konusu olan faturaların 03/03/2021 tarihli 3.415,06 Euro bedelli, 09/03/2021 tarihli 708,00TL bedelli ve 21/06/2021 tarihli 17.700,00 Euro bedelli üç adet fatura olduğu, bu faturaların tutarları ile vergi dairesine yapılan bildirimlerin KDV dahil tutarları gözetildiğinde, uyuşmazlık konusu faturaların taraflarca vergi dairesine bildirilmiş olduğu ve bildirimlerin örtüştüğünün görüldüğü, davalı yanın dosyaya yansıyan 2 adet ödemesinin bulunduğu, bu iki ödemenin tutarları gözetildiğinde 03/03/2021 tarihli 3.415,06 Euro bedelli ve 09/03/2021 tarihli 708,00TL bedelli faturalara ilişkin ödeme yapıldığının anlaşıldığı, iddia ve savunma, toplanan deliller, gerekçeli ve denetime elverişli hükme esas alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 30 ton kapasiteli çerçeve travers yapımı konusunda bir ticari ilişkinin bulunduğu, bu ilişki kapsamında davacı tarafça işin yapılıp davalıya teslim edildiği, davacı tarafça düzenlenen faturaların davalı tarafın defterlerine işlendiği, buna ilişkin vergi dairesine bildirimde bulunulduğu, davalı tarafça iki faturaya istinaden davacı tarafa ödeme yapıldığı, 21/06/2021 tarihli 17.700,00 Euro bedelli faturanın davalının ticari defterlerine işlendikten ve vergi dairesine bildirimde bulunulduktan sonra 8 günlük itiraz süresi geçmişken davalı tarafından 20/07/2021 tarihli 17.700,00 Euro bedelli iade faturası düzenlendiği ve teslim edilen çerçeve traversin ayıplı imal edildiğinin, belirtilen vasıf ve kalitede teslim edilmediğinin savunulduğu, davalının bu savunmasına göre ispat yükünün davalıda olduğu, taraflar arasında kurulan sözleşme kapsamında yapımı üstlenilen çerçeve traversin vasıf ve kalitesinin detaylandırılmadığı, bu kapsamda da teslim edilen çerçeve traversin davalının siparişteki vasıf ve kaliteye uygun olmadığı yönündeki savunmasının yerinde olmadığı, kaldı ki davalının basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunduğu, sözleşmeye uygun imal edilmeyen çerçeve traversi teslim almaması ve faturaları defterine işleyerek bildirimde bulunmaması ve kısmi ödeme yapmaması gerektiği, faturaya süresi içerisinde itiraz etmesi gerektiği, davalı yanın ayıplı ürün teslimi yönünde açılmış bir davasının da bulunmadığı, tüm bu sebeplerle davalının ayıplı ürün teslimi yönündeki savunmalarının yerinde olmadığı, davacının mal teslimi ve alacağa hak kazandığı iddiasını ispatlaması karşısında davalının savunmalarının ispatlanamaması sebebiyle davacının takip çıkışı kadar alacaklı olduğu ve davalının itirazının haksız olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, alacak miktarı likit olduğundan ve davalı takibe haksız itiraz ettiğinden alacak miktarının %20'si olan 36.531,73TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verildiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile, Kahramankazan İcra Dairesinin 2021/550 sayılı takip dosyasında davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, alacak miktarı likit olduğundan ve davalı takibe haksız itiraz ettiğinden alacak miktarının %20'si olan 36.531,73TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Mahkemece hukuki değerlendirmeler ihtiva eden bilirkişi raporunun dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi ve üstelik alacak likit olmamasına rağmen inkar tazminatına da hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafından yükümlülüklerin gereği gibi ifa edilmediğini, teslim edilen ürünlerin ayıplı olduğunun ortaya çıktığını, bir kısım ürünlerin ise iş programına uygun şekilde yapılmadığını, Tüv Austria Türk tarafından hazırlanan teknik inceleme raporundan, görsellerden ve yazışmalardan da görüleceği üzere davacı tarafından sözleşmede belirtilen iş programına uygun ifada bulunulmadığını, bu bakımdan müvekkilinin davacıya hiç bir borcu bulunmadığından davanın haksız olduğunu, taraflar arasında aparat tedariği konusunda anlaşma yapıldığını, fakat davacının müvekkili şirkete teslim etmiş olduğu malların başta Borçlar Kanunu olmak üzere taraflar arasındaki icap ve kabuller ile ticari örf ve adetler gereği belirlenen nitelikte ve kalitede olmadığı sebebiyle ayıplı olarak imal edilip müvekkili şirkete teslim edildiğini, taraflar arasındaki son anlaşmanın müvekkili şirketin göndermiş olduğu icap ile ortaya çıktığını, müvekkili tarafından söz konusu aparatlar üzerinde inceleme yaptırıldığını, dosyada mübrez mail dökümleri içeriğinde Tüv Austria tarafından düzenlenmiş olan 24.06.2021 tarihli teknik raporda traversin kalitesini gösterir ölçüm vs.sonuçlarına yer verildiğini, müvekkili şirketin icap talebinde belirtmiş olduğu hususlar karşı tarafça yerine getirilmemiş olması bir yana, müvekkili şirketçe geçersiz kılınan icapta (ilk teklifte) belirtilen taahhütlerin dahi yerine getirilmemiş olduğunun bu raporda yer alan verilerle tespit edildiğini ve bu haliyle yük testine dahi alınamayacağının belirtildiğini, söz konusu ayıpların tespit edilmesi üzerine müvekkili tarafından, davacıya Sincan 5. Noterliği'nin 23.06.2021 tarih ve 11920 yevmiye nolu ihtarnamesi gönderilerek bildirim yükümlülüğün de yerine getirildiğini, ancak davacının, eksiklik ve kusurların giderilmesi hususunda hareketsiz kalmış olması sebebiyle, yapmış olduğu işler kapsamında tanınırlığı bulunan müvekkili şirketin müşterileri karşısında zor durumda kalmasına sebep olduğunu, davacının ihtarda belirtilen ayıp ve noksanlıkları gidermek bir yana, söz konusu ihtara cevap dahi vermediğini, akabinde müvekkilinin müşterileri nezdinde daha fazla zor durumda kalmamak ve gecikmemek adına tüm ihtarlara rağmen giderilmeyen ayıp ve noksanlıkların giderilmesi amacıyla üçüncü kişilerle sözleşme akdetmek zorunda kaldığını, bu kapsamda davacıya ihtar ettiği ve maliyet faturalarıyla da ispat edildiği üzere yaklaşık 95.000,00 TL + 1.000,00 $ civarında bir harcama yaparak zarara uğradığını, bu hususun ticari defter kayıtları ile de sabit olduğunu, yapılan işbu harcamaların, malların ayıplı olduğunun açık göstergesi olduğunu, ayıp ihbarı yasal süre içerisinde yapıldığını, teslim edilen ürünlerin siparişe uygun olmadığının Tüv Austria Türk raporuyla tespit edildiğini, bu hususun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerine uygun olarak noter kanalı ile rapordan şifahen haberdar olunmasının hemen ardından 23.06.2021 tarihli ihtarla bildirildiğini, kaldı ki bu ihbarın yanı sıra dava konusu ürünlerdeki ayıpların defalarca yazılı ve sözlü şekilde bildirilmiş olduğunun dosyada mübrez mail kayıtlarında da yer aldığını, buna rağmen ayıp ihbarının "21/06/2021 tarihli 17.700,00 Euro bedelli faturanın davalı yanın ticari defterlerine işlendikten ve vergi dairesine bildirimde bulunulduktan sonra 8 günlük itiraz süresi geçmişken davalı tarafından 20/07/2021 tarihli 17.700,00 Euro bedelli iade faturası düzenlendiği " gerekçesiyle süresinde yapılmadığının belirtilmesinin hukuka aykırı olduğunu, üstelik bu husus davacının da kabulünde olup dava dilekçesinde davalı şirket adı geçen faturayı iade ederek üründe istenen niteliklerin bulunmadığı iddiasıyla ihtarnamesini göndermiş olduğu şeklindeki beyanlarıyla da ikrar edilmiş olduğunu, dolayısıyla ayıp ihbarının süresinde yapıldığının tarafların kabulünde olduğunu, mahkemenin müvekkili şirketin süreç içerisinde farklı yollarla yaptığı bütün ayıp ihbarlarını yok saydığını, gerekli ve yeterli inceleme yapılmaksızın bu hususta bir uyuşmazlık olmadığı halde haksız ve hukuka aykırı şekilde müvekkilinin ayıp ihbarını süresinde yapmadığına ilişkin hüküm kurduğunu, müvekkili tarafından aynı ihtarla eksik ve hatalı imalatın davacı nam ve hesabına üçüncü kişilere yaptırılacağı ve oluşan maliyetin davacıya yansıtılacağının da ihtar edildiğini, devamında söz konusu maliyetler de tamamlandıktan sonra dosyaya sunulduğunu, davacının hem müvekkili ile akdettiği sözleşme hem de Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan düzenlemeler uyarınca müvekkilinin zararını karşılamakla yükümlü olduğunu, taraflar arasında akdedilen icap metninin 9. maddesinde yer alan garanti kapsamında müvekkilinin davacı tarafından sağlanan ürünlerdeki ayıplar sebebiyle oluşan zararını davacıdan talep edebileceğini, bu doğrultuda gerek sözleşme, gerekse Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan genel hükümler uyarınca davacının yol açtığı bu zararı tazminle yükümlü olduğunu, zira müvekkilinin davadaki savunmalarının, hem garanti sorumluluğu hem de ayıba karşı tekeffülden doğan sorumluluğa ve taraflar arasında yer alan eser sözleşmesine aykırılığa dayandığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 473.maddesinde hüküm altına alınan hususun davacı tarafa bildirildiğini, hiçbir bilgi vermeden, onay almadan proje gereksinimi olan malzeme dışında malzeme tedarik edildiği, malzemede kaynak ve taşlama hataları olduğu ve tedarik edilen malzemeler için sunulan sertifikaların yetersiz olduğuna vurgu yapıldığını, borçlunun işin 3. kişiye yaptırılmasından doğan zararı karşılamakla yükümlü olmasının borca aykırılığı düzenleyen genel hüküm niteliğindeki TBK md.112 vd. hükümlerinin de bir gereği olduğunu, davacının yükümlülüklerini yerine getirmeyerek sözleşmeye aykırı davranması ve bu nedenle sözleşme gereği, davacı nam ve hesabına müvekkilince işin üçüncü kişiye yaptırılması sebebiyle oluşan fark bedelin karşılanması gerektiğinin her ne kadar mahkeme tarafında göz ardı edilse dahi sabit olduğunu, aksi bir durumun müvekkilinin bedelini ödeyerek satın aldığı ürünleri kullanmaması sonucunu doğuracağını, asıl olarak bu durumun hak kaybına sebebiyet vereceğini, kaldı ki davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte ayıpların giderilerek vasıflı mal haline getirilebilmesi için müvekkilin uğradığı zararın da mahkemece mahsup edilmediğini, müvekkilince sunulan delillerin mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, dosyaya sundukları maliyet giderleri ile müvekkili ile 3. kişiler arasında akdedilen sözleşmelerin davacı tarafından tüm ihtarlara rağmen giderilmeyen ayıp ve noksanlıkların müvekkilince üçüncü kişilere giderildiğinin kanıtını teşkil ettiğini, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu hukuka aykırı olarak tanzim edildiği gibi heyetin de hukuka aykırı şekilde oluşturulduğunu, mahkeme tarafından yaptırılan bilirkişi incelemeleri sonucunda bila tarihli bilirkişi hesap raporunda, yalnızca davacının ticari defterleri üzerinden oluşturulmuş olan 06.07.2022 tarihli rapor esas alınmış olup, müvekkilinin kayıtları incelenmeksizin tek taraflı olarak düzenlenen rapor dayanak alınarak oluşturulan ve bu şekilde hükme esas alınan raporun, eksik incelemeye dayanması sebebiyle kabulünün mümkün olmadığını, zira söz konusu bilirkişi raporları ve muhtevasındaki değerlendirmeler dosyaya temin olunan delilleri bir bütün olarak değerlendirmek ve uyuşmazlık konusu dikkate alınarak tarafların iddia ve savunmalarını karşılar nitelikte bir bilirkişi incelemesi yapmaktan oldukça uzak olduğunu, nitekim bilirkişi raporlarındaki tespitler yapılırken dosya kapsamındaki birçok delilin göz önünde bulundurulmadığını, sunulan delillerinin değerlendirilmediğini ve bilirkişinin görev ve yetkileri aşılarak hukuki değerlendirmelere yer verdiğini, dosya kapsamında yer alan tutanak, faks, mail ile içeriğinde yer alan Tüv Austria Türk tarafından düzenlenen teknik rapor gibi deliller incelenmeksizin eksik ve hatalı değerlendirmelerde bulunulduğunu, yalnızca Ürün Sertifikası odaklı şekilde düzenlenmiş olduğunu, ancak taraflarınca ürün bedeli + 2.500 USD Kalite belgesi fiyata itirazda bulunulmadığını, taraflarınca yapılan itirazın S 275 kalitede olması gereken boruların, müvekkil şirketin izni ve onayı veya bir proje değişikliği olmadan davacı tarafından daha düşük bir kalite tedarik edilmiş olması ile imalat için gerekli olan PQR (Kaynak Prosedür Onayı) ve WPS (Kaynak Şartnamesi) hususlarının tamamlanmamış olmasından kaynaklandığını, davacının bu aşamada dahi bu belgeleri sunamadıkları gibi yeterlilikleri olmadığı halde bu kaynakları uyguladıkları hatalı ürünü de üretmiş olduklarını, oysaki delillerinden anlaşılacağı üzere üretilen traversin siparişe aykırı olduğunun ortaya konulduğunu,hükme esas alınan bilirkişi raporunda da ticari defterler doğrultusunda müvekkilinin davacıya bir borcunun bulunmadığının tespit edildiğini, ancak 06.07.2022 tarihli rapordan etkilenerek, bu rapor doğrultusunda traversin imalatının uygun olduğu, davalı tarafından traversin iade edilmediği ve 3.şahısa satışa konu edildiğinden bahsedildiğini, mahkemece de karar gerekçesinde bu hususlara yer verildiğini, ancak hesap bilirkişisinin görevi "davalının davacıya bir borcunun bulunmadığı" tespitiyle bitmekte olup, konu hakkında hukuki görüş bildirmesi hukuka aykırı olacağından hükme esas alınması da mümkün değilken aksi halin hukuka aykırı olduğunu, kaldı ki, davacının, sözleşme konusu işi müvekkili tarafından onaylanan iş programına uygun şekilde ifa etme yükümü altında olduğunu, ancak davacı tarafından, sözleşme kapsamında belirlenen iş programına uygun ifade bulunulmadığını, müvekkili tarafından yapılan yazılı uyarılara rağmen iş programındaki gecikmelerin giderilmediğini, davacının iş programına uygun ifada bulunmaması nedeniyle müvekkilinin yatırımcıya taahhüt ettiği projeyi zamanında teslime edememe ve buna bağlı olarak gecikme cezası ve tazminat ödeme riskiyle karşı karşıya kaldığını, öte yandan davacı tarafından ifa edilen edimlerin önemli derece ayıplı bir biçimde ifa edildiğini, bu hususun dosyaya sunulan ve işaretlenmiş fotoğraflardan da anlaşıldığını, bu kapsamda müvekkilince edimlerin ayıplı olduğu ve derhal onarılması gerektiğinin bildirildiğini, ancak davacı sözleşmeye aykırı davranmaya devam etmiş olduğundan, dava dışı 3.kişilere taahhüt altında bulunan müvekkilinin acil şekilde ayıbı gidermesi gerektiğini, dolayısıyla ürün iadesinin yapılmaması ve satışa konu edilmesi hususlarının bu kapsamda değerlendirilmesinin zaruri olduğunu, oysa bilirkişiler tarafından bu hususa hiçbir şekilde değinilmediğini, dava kapsamında alınan bilirkişi raporlarında birçok hukuki değerlendirmeye yer verilmiş, bilirkişinin görev ve yetkilerinin aşılmış olduğunu, zira 06.07.2022 tarihli raporun “Teknik Değerlendirmeler” başlıklı bölümünde traversin sözleşmeye uygun olup olmadığına dair somut bir teknik veri - ölçüm sonuçları olmadığını belirten bilirkişinin bu yorumuna rağmen aynı cümleyle traverslerin sözleşmeye uygun imal edildiği yönünde kanaatte bulunmasının da bilirkişinin kendi içinde dahi çelişkiye düştüğünü gösterdiğini, bilirkişilerce eksik incelemeye dayalı rapor düzenlendiğini, kaldı ki, dosyada mübrez mail dökümlerinden anlaşılacağı üzere söz konusu ürünler tedarik aşamasındayken dahi ürünler hakkında müvekkili şirket yetkilileri tarafından davacı yetkililerine gönderilen maillerden 01.05.2021 ve 05.05.2021 tarihli tarihli mailde bildirimde bulunulduğunu, bu bildirimlerden de hatalı imalatların davacıya çok önceden bildirildiğinin açıkça görüldüğünü, dolayısıyla mahkeme gerekçesinde yer alan, "taraflar arasında kurulan sözleşme kapsamında yapımı üstlenilen çerçeve traversin vasıf ve kalitesinin detaylandırılmadığı, bu kapsamda da teslim edilen çerçeve traversin davalının siparişteki vasıf ve kaliteye uygun olmadığı yönündeki savunmasının yerinde olmadığı," tespitlerin de eksik incelemeye dayandığını, bilirkişi raporlarında ayrıca müvekkilinin yaptığı masraflar hakkında herhangi bir değerlendirme de yapılmadığını, mahkemece eksik ve hukuka aykırı bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bunun yanında iki kişiden oluşan 06.07.2022 tarihli bilirkişi raporunun da hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, bilirkişi heyetinin en az 3 kişiden oluşması gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla takip konusu alacak likit olmadığından icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, ayrıca müvekkili tarafından davacı nam ve hesabına üçüncü kişiye yapılan ödemelere ilişkin maliyet oluştuğunu ve gelinen aşamada davacının müvekkilinden alacağının net olarak belli olmadığını, icra takibine konu alacağın, malların ayıplı olmasından dolayı yargılamayı gerektiren bir alacak olduğunu, bu nedenle müvekkili tarafından yapılan itiraz kötüniyetli olmayıp, aksine hukuka aykırı olarak haciz tehdidi ile karşı karşıya kalmamak adına yapıldığını, nitekim müvekkilinin davacıya hiçbir borcunun bulunmadığının defter kayıtlarının incelenmesiyle de ortaya çıktığını, kaldı ki davada likit bir alacak talep edilmediğini, davanın konusunun cari hesaptan kaynaklanan alacak talebi olup, ayıba ilişkin inceleme yapılmasının bu uyuşmazlık bakımından önem arz ettiğini, mahkemenin buna aykırı şekilde icra inkar tazminatına hükmetmesinin de hatalı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilerek, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, aksi halde müvekkili şirketin zarar miktarının hükmolunan miktardan mahsup edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, mahkemece dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun karar verilmiş olmasına, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına ve özellikle davacı tarafça taraflar arasındaki sözleşme kapsamında düzenlenen faturaların taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, bu faturalara dayalı BA/BS formlarının düzenlendiğinin anlaşılmasına ve davalı tarafça imalatın sözleşmeye uygun olmadığı ve ayıplı yapıldığı iddiasının usul ve yasaya uygun delillerle kanıtlamamış olmasına göre davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 12.477,41 TL istinaf karar harcından peşin alınan 3.120,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 9.357,41 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve ödediği istinaf başvuru harcının kendisi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 07.05.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan Üye Üye Katip
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır