T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2026/457 - Karar No:2026/495
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/457
KARAR NO : 2026/495
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/03/2026
NUMARASI : 2026/61 E-2026/61 K
TALEP KONUSU : İhtiyati Tedbir
KARAR TARİHİ : 29/04/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 29/04/2026
Sözleşmeden kaynaklanan alacak iddiasına dayalı ihtiyati tedbir istemine ilişkin davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde talep eden vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İhtiyati tedbir isteyen vekili dilekçesinde özetle; müvekkili ... ile karşı taraf yüklenici ... firması arasında, ... adresinde bulunan taşınmazın modern bir balık restoranı konseptine uygun olarak dizayn edilmesi, dekorasyonu ve tüm teknik altyapısının tamamlanması amacıyla 30 Eylül 2025 tarihli bir eser sözleşmesi akdedildiğini, söz konusu hukuki ilişki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470. maddesi uyarınca yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin ise bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği tipik bir eser sözleşmesi olduğunu, sözleşme uyarınca davalı yüklenici projenin mimarlık hizmetleri, elektrik, aydınlatma, ısıtma, mutfak kurulumu, seramik döşemeleri ve tavan dekorasyonu gibi tüm kalemleri "anahtar teslim" esasıyla ve malzeme dahil olarak üstlendiğini, iş sahibinin kullanım amacına tam olarak hizmet edecek şekilde, hiçbir ek masraf gerektirmeksizin eksiksiz ve fen kurallarına uygun olarak teslim etme borcu altına girdiği bir taahhüt biçimi olduğunu, müvekkili ticari bir işletme açma gayesiyle tüm birikimini ve ticari itibarını bu projeye hasret ve davalı yükleniciye olan güveni neticesinde işin başında gerekli tüm finansal kolaylıkları sağladığını, taraflar arasındaki sözleşmede işin toplam bedeli 10.000.000,00 TL olarak götürü bedel esasına göre kararlaştırıldığını, Türk Borçlar Kanunu m. 480 hükmü gereğince, bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenicinin, eseri o bedelle meydana getirmekle yükümlü olduğunu ve eser öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile yüklenicinin belirlenen bedelin artırılmasını isteyemeyeceğini, ancak somut olayda davalı yüklenicinin, müvekkili iyi niyetinden ve işin bir an önce bitmesi arzusundan faydalanarak sözleşme bedelinin çok üzerinde, toplamda 14.146.000,00 TL tutarında çekler ile bir adet teminat senedi verildiğini, yüklenicinin de kararlaştırılan 10 milyon TL'lik bedelin bir kuruş dahi üzerini talep etme hakkına sahip değilken, 14 milyon TL'yi aşan bir tahsilat yaparak haksız kazanç sağladığını, müvekkili tarafından davalıya teslim edilen çeklerden vade tarihi gelen 0537016, 0537017, 0537018, 0537019, 0537264 ve 8050280 seri numaralı çekler müvekkili tarafından iyiniyetle ödendiğini, ancak gelinen aşamada vadesi henüz gelmemiş olan ve bedelsiz kaldığı açık olan şu çeklerin tedavülünün durdurulması zorunluluk arz ettiğini, sözleşmenin feshi ile birlikte bu çeklerin hukuki dayanağı ortadan kalktığını, taraflar arasındaki sözleşmede işin teslim tarihi kesin olarak 30 Kasım 2025 olarak belirlendiğini, ancak bu tarihin üzerinden aylar geçmesine rağmen davalı yüklenicinin eseri bitirmediğini, hatta iş sahasını tamamen terk ederek ortadan kaybolduğunu, TBK m. 473 uyarınca yüklenicinin sadece gecikmekle kalmadığını, işi yarım bırakarak müvekkilinin ağır bir ticari belirsizlikle baş başa bıraktığını, davalının bu eylemi açık bir temerrüt hali olduğunu, müvekkili Kadıköy 5. Noterliği aracılığıyla keşide ettiği 02/03/2026 tarihli ve 01285 yevmiye numaralı ihtarname ile sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini bildirdiğini, sözleşmenin feshi ile birlikte çeklerin bedelsiz kaldığını ve davalının elinde bulunan teminat senedinin derhal iadesi gerektiği hukuki bir zorunluk olduğunu, müvekkilinin ticari hayatının devamı, bankalar nezdindeki kredibilitesinin korunması ve haksız bir zenginleşmeye engel olunması amacıyla, davalı yüklenicinin elinde bulunan vadesi gelmemiş çeklerin ve teminat senedinin tedavülünün engellenmesi gerektiğini, zira yüklenicinin, hem işi yapmadığını hem de sözleşme bedelinin %40'ından fazlasını fazladan tahsil ederek müvekkilini mağdur ettiğini, davalı yanın işi süresinde bitirmemesinin, ardından iş yerini terk etmesinin ve müvekkilinden haksız yere tahsil ettiği çekleri iade etmemesinin, dürüstlük kuralına ve eser sözleşmesinin mahiyetine açıkça aykırı olduğunu, müvekkilinin işletmesini açabilmek için üçüncü kişilere ödeme yaparak eksikleri tamamlamak zorunda kaldığını, bu durumun müvekkili üzerine ağır bir finansal yük bindirdiğini, davalının haksız zenginleşmesinin devam etmesinin, müvekkilin ticari geleceğini tamamen yok etme riski taşıdığını, müvekkili ... ile karşı taraf ... firması arasındaki uyuşmazlığın teknik merkezinde, bir balık restoranı gibi yüksek kapasiteli ve özel teknik gereksinimleri olan profesyonel bir işletmenin, standart bir konut tadilatı mantığıyla ve mühendislik ilkelerine tamamen aykırı şekilde inşa edilmeye çalışılması yer aldığını, bir balık restoranında mutfak, işletmenin kalbi olduğunu, yoğun yağ kullanımı, yüksek tazyikli su tüketimi ve endüstriyel bulaşık makinelerinin deşarj sistemleri nedeniyle tesisat altyapısının bu yükü kaldıracak kapasitede olması gerektiğini, davalı yüklenicinin, profesyonel bir endüstriyel mutfağın ihtiyaç duyduğu debi ve atık yükünü tamamen göz ardı ederek, ana gider tesisatında ev tipi kullanıma uygun, dar çaplı 50’lik pimaş borular kullandığını, bu uygulama, basit bir tercih hatası değil, tesisat biliminin en temel kurallarının ağır bir ihlali olduğunu, balık restoranı gibi bir işletmede bu çapta boru kullanımının, işletme faaliyete geçtiği anda tıkanmalara, geri basmalara ve dolayısıyla hijyenik felaketlere yol açacak nitelikte olduğunu, müvekkilinin bu ağır teknik kusur nedeniyle tüm hatalı imalatları söktürmek ve standartlara uygun endüstriyel tip tesisatı kendi imkanlarıyla yeniden yaptırmak zorunda kaldığını, havalandırma, Isıtma ve Dekorasyon İşlerindeki Eksiklikler ile Proje Görsellerine Aykırı olduğunu, davalı yüklenicinin müvekkiline başlangıçta sunduğu 3D render tasarımları ve onaylanan projelerden tamamen uzaklaştığı estetik bütünlükten yoksun, eksik ve kalitesiz bir imalat süreci yürüttüğünü, özellikle bir balık restoranı için hayati önem taşıyan havalandırma sistemi hiç kurulmadığını, ısıtma sistemlerine dair hiçbir işlem yapılmadığını, bu durum, eserin eksik ifa edildiğinin ötesinde, restoranın ruhsat almasını ve ticari faaliyetine başlamasını teknik olarak imkansız kılan bir durum olduğunu, davalı yanın sunduğu proje görsellerinde yer alan prestijli ve konforlu mekan vaadi, uygulamada yerini farklı renk tonlarına sahip, desen takibi yapılmamış, defolu malzemelerle geçiştirilmiş bir enkaza bıraktığını, mutfak duvar fayanslarının tavana kadar yapılması gerekirken hiç dokunulmaması, tuvaletlerin kapılarının ve hijyen aparatlarının takılmaması gibi durumlar, yüklenicinin sözleşmeyi ifa niyetinden tamamen uzaklaştığını, iş yerinde biriktirilen molozlar ve gıda atıkları, yüklenicinin profesyonel standartlardan ne denli uzak olduğunu ve sadakat borcuna aykırı davrandığını, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 2021/1833 E. ve 2024/770 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere; yüklenici iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yapıp zamanında tamamlayarak teslim etmeyi üstlendiğini, somut uyuşmazlıkta davalının, işi süresinde teslim etmediği gibi, mevcut imalatları da kabul edilemeyecek derecede kusurlu bırakarak iş sahasını terk ettiğini, bu durumun TBK m. 475 kapsamında müvekkiline sözleşmeden dönme hakkı tanıdığını, müvekkili işletmesini açabilmek için katlandığı ... sistemleri, havalandırma kanalları ve mutfak ekipmanları gibi ek maliyetler, yüklenicinin özen borcuna aykırı davranarak işi yarım bırakmasının doğrudan bir sonucu olduğunu, davalının projeden tamamen uzak, kalitesiz ve defolu malzeme kullanımı ile işi yarım bırakması olguları, müvekkili sözleşmeyi feshinde ne denli haklı olduğunu teknik ve hukuki olarak kanıtlandığını, bu aşamada yüklenicinin elinde bulunan ve karşılığı ifa edilmemiş işler için verilen çeklerin bedelsiz kaldığını, müvekkilinin ticari itibarını korumak adına bu çeklerin tedavülünün engellenmesi gerektiğini, müvekkili tarafından ikame edilen işbu ihtiyati tedbir talepli davanın en somut ve sarsılmaz dayanağını, Ankara 18. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2026/21 D.İş sayılı dosyası kapsamında yürütülen delil tespiti süreci oluşturduğunu, davalı yüklenicinin işi 30 Kasım 2025 tarihinde teslim etmesi gerekirken iş sahasını ağır kusurlu ve eksik imalatlarla terk etmesi, müvekkili ticari işletmesini açabilmek adına ivedi müdahalelerde bulunmaya zorlandığını, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 400. maddesi uyarınca, delilin hemen tespit edilmemesi halinde kaybolacağı veya ispatının zorlaşacağı hallerde hukuki yarar şartının varlığı kabul edilmediğini, müvekkilinin işletmesini faaliyete geçirebilmek için yapmak zorunda olduğu onarımlar, davalının yarattığı ayıplı durumun fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı için mahkeme kanalıyla yapılan bu tespitin, uyuşmazlığın teknik temelini kayıt altına aldığını, davalının mutfak giderlerinde kullandığı ev tipi 50’lik pimaş boruları mahkeme tespiti yaptırmadan söküp endüstriyel sisteme dönüştürseydi, davalının fen kurallarına aykırı bu ağır ayıbını ispatlaması imkansız hale geleceğini, Ankara 18. Sulh Hukuk Mahkemesi, 11.03.2026 tarihli kararında talebimizi yerinde bularak inşaat, makine ve elektrik mühendislerinden oluşan uzman bir bilirkişi heyeti görevlendirildiğini, bu heyetin yapacağı inceleme, sadece işin bitirilme oranını değil, aynı zamanda kullanılan malzemelerin projedeki görsellerle uyumsuzluğunu ve defolu niteliğini de teknik olarak ortaya koyacağını, karşı taraf ... firmasının işi yarım bırakarak ortadan kaybolması müvekkili Türk Borçlar Kanunu kapsamında ikame ifa yoluna gitmeye mecbur bıraktığını, müvekkilinin restoranın açılışını gerçekleştirebilmek ve daha fazla ticari zarara uğramamak adına davalının yapmadığı veya ayıplı yaptığı işleri üçüncü kişilere yaptırmak zorunda kaldığını, bu süreçte katlanılan maliyetler, davalıya verilen 14.146.000 TL’lik çeklerin karşılığının ifa edilmediğini, aksine müvekkilinin cebinden ek milyonlarca liranın çıktığını, dosyaya sunulan faturalar, bu maliyetlerin sadece birer iddia değil, somut birer ödeme olduğunu, vadesi gelmemiş çeklerin hukuki dayanağını tamamen ortadan kaldırmakta ve ihtiyati tedbir talebini haklılığını pekiştirdiğini, davalı yüklenicinin sözleşmeye aykırı eylemleri sadece teknik imalat hatalarıyla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda müvekkilinin taşınmazını ve kaynaklarını dürüstlük kuralına aykırı bir biçimde istismar etmesiyle devam ettiğini, davalı şirketin kendi çalışanlarını 4,5 ay boyunca müvekkilinin restoran olarak dizayn edilen dükkanında barındırdığı bu süreçte taşınmazın elektriği ve suyu ısınma ve kişisel ihtiyaçlar için fahiş oranda tüketildiğini, bu durum Türk Borçlar Kanunu’nun 471. maddesinde düzenlenen yüklenicinin özen ve sadakat borcuna taban tabana zıt olduğunu, yüklenicinin iş sahibinin menfaatlerini korumak ve ona zarar vermemekle yükümlü olduğunu, iş yerinin bir şantiye koğuşu gibi kullanılmasının, müvekkilinin malvarlığında öngörülemeyen ve imalatla ilgisi olmayan bir azalmaya neden olduğunu, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 2021/1833 E. ve 2024/770 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; yüklenicinin iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yapıp zamanında tamamlayarak teslim etmeyi üstlendiğinin vurgulandığını, davalının personeli üzerinden müvekkilinin enerji kaynaklarını tüketmesi ve iş sahasını gıda atıkları ile moloz yığınları içinde bırakmasının, bu özen borcunun ağır bir ihlal olduğunu, müvekkili tarafından ödenen ve normal bir tadilat sürecinin çok üzerinde olan elektrik ve su faturaları, davalının haksız kullanımının teknik kanıtı olduğunu, ayrıca inşaat atıklarının ve döküntülerin temizlenmemesi nedeniyle müvekkilinin katlandığı temizlik giderleri de tazmin edilmesi gereken doğrudan zararlar kapsamında olduğunu, müvekkili ... ile karşı taraf ... firması arasında akdedilen eser sözleşmesi davalının ağır kusuru, işi süresinde bitirmemesi ve teknik şartlara aykırı ayıplı imalatları nedeniyle müvekkili tarafından Kadıköy 5. Noterliği'nin 02.03.2026 tarihli ihtarnamesi ile haklı nedenle feshedildiğini, eser sözleşmelerinde tarafların edimleri karşılıklı olduğu, yüklenicinin hak ettiği bedel ancak fen ve sanat kurallarına uygun bir imalatın teslimi ile doğduğunu, somut olayda sözleşme bedeli 10.000.000,00 TL olarak kararlaştırılmış olmasına rağmen, davalı taraf müvekkilinden toplamda 14.146.000,00 TL tutarında çek ve bir adet teminat senedi tahsil ettiğini, sözleşmenin feshi ile birlikte, henüz ifa edilmemiş işlerin karşılığı olarak verilen ve vadesi gelmemiş olan çeklerin hukuki dayanağı tamamen ortadan kalktığını, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 2022/372 E. ve 2022/408 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere çeklerin temel ilişki olan eser sözleşmesi nedeniyle davalı şirkete verildiğine yönelik yaklaşık ispata yeterli delil bulunması durumunda, bu çeklerin bedelsiz kaldığına dair karine oluştuğunu, müvekkilinin sunduğu sözleşme ve çek suretleri, davalıya verilen çeklerin doğrudan bu tadilat projesi ile ilgili olduğunu ve projenin yarım bırakılması nedeniyle bu çeklerin karşılıksız bir zenginleşme aracına dönüştüğünü, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2022/2359 E. sayılı kararında da ifade edildiği gibi sözleşmenin feshine ve sözleşme bedeli ile ilgili davacının davalıya borçlu bulunmadığının tespitine, tarih, numara ve meblağı belirtilen çeklerin davacıya iadesine karar verilmesi gereken bir hukuki süreç başladığını, yüklenici sözleşme bedelinin çok üzerinde bir tahsilat yapmasına rağmen edimini ifa etmeyerek sebepsiz zenginleştiğini, müvekkilinin malvarlığını haksız yere eksiltildiğini, bu aşamada karşılığı ifa edilmemiş bir edim için kıymetli evrakın tedavülde kalması hukuk güvenliği ilkesine ve dürüstlük kuralına açıkça aykırı olduğunu, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/22 E. ve 2024/205 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere çekin davalı şirket veya üçüncü kişiler tarafından şirketi ekonomik olarak mahva uğratacak şekilde kullanımının önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesi, telafisi imkansız zararların önlenmesi için bir zorunluluk olduğunu, müvekkili ticari itibarı, bir tacir için en kıymetli varlığı olduğu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin 2018/506 E. ve 2018/387 K. sayılı kararında vurgulandığı gibi mevcut durumda meydana gelebilecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde ihtiyati tedbir kararı verilmesi HMK 389. maddesinin amir hükmü olduğunu, çeklerin sadece ödenmesinin durdurulması değil, aynı zamanda bankaya ibrazının ve arkasının yazdırılmasının da tedbiren engellenmesi, müvekkilinin ticari geleceğinin korunması adına hayati önem taşıdığını, müvekkilinin bedelsiz kalan çekler ve teminat senedi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti için asıl davayı ikame etmeden önce, davalının haksız takip girişimlerini önlemek amacıyla bu değişik iş dosyası üzerinden tedbir talep ettiğini, vadesi gelmemiş 8 adet ... çekinin bankalara ibrazının önlenmesi, ibraz edilse dahi karşılıksız işlemi yapılmaması ve bu çeklere dayalı her türlü icra takibi girişiminin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, bu tedbir sadece bir ödeme yasağı değil, aynı zamanda müvekkilinin mülkiyet hakkını ve ticari itibarını hedef alan haksız hacizlerin ve sicil kayıtlarının önlenmesini sağlayacak genişlikte olduğunu ileri sürerek müvekkiline ait olan ve davalı ... firması uhdesinde bulunan ... ... Şubesi'ne ait 14.03.2026 vadeli 0537020 seri numaralı (750.000 TL), 18.04.2026 vadeli 0537021 seri numaralı (750.000 TL), 16.05.2026 vadeli 0537022 seri numaralı (750.000 TL), 28.03.2026 vadeli 0537265 seri numaralı (1.316.000 TL), 28.04.2026 vadeli 0537266 seri numaralı (1.316.000 TL), 28.05.2026 vadeli 0537267 seri numaralı (1.316.000 TL) ve 14.06.2026 vadeli 0537268 seri numaralı (1.316.000 TL) toplam 7 adet çekin, davalı tarafından bankaya ibrazının tedbiren önlenmesine, bankaya ibrazı halinde ise ödenmemesi ve üzerine karşılıksız şerhi düşülmemesi yönünde bankaya müzekkere yazılmasına, İİK 72/2 ve HMK 389. maddeleri uyarınca, söz konusu çeklerin davalı veya üçüncü kişiler tarafından icra takibine konu edilmesinin tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince: İİK'nin 72/2.maddesi uyarınca icra takibinden önce talep konusu çekler nedeniyle başlatılacak icra takibinin durdurulması ve çekler nedeniyle ödeme yasağı verilmesi niteliğinde ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davacının yaklaşık ispat koşulunu sağlaması gerektiği, dava konusu işe ilişkin eser sözleşmesinin varlığının ve çeklerin karşı tarafa teslim edilmiş olmasının yahut davacı tarafça eser sözleşmesinin feshine ilişkin ihtarname gönderilmesinin ise işin eksik ve ayıplı yapıldığının yaklaşık ispatı için yeterli olmadığının anlaşıldığını, her ne kadar ihtiyati tedbir talep eden işin eksik ve ayıplı olduğundan bahisle mevcut durumunun tespiti istemiyle delil tespiti kapsamında başvuruda bulunmuş ve mahkemesince bilirkişi raporu aldırılmış ise de delil tespiti dosyasında bilirkişi heyetinin mevcut imalat düzeylerini ortaya koyduğu, iş yerinin mevcut hali ile kullanıma uygun olmadığını bildirdiği, bununla birlikte uyuşmazlığa konu eser sözleşmesinin detaylı olarak tanzim edilmemiş olması nedeniyle imalat ölçülerinin ve malzemelerinin ne olacağının belirlenemediğini, tüm bu belirsizliklerin olması ve sözleşmede detay verilmemesi nedeniyle işin ne kadarının yapıldığının fiziki yüzdesinin tespitinin mümkün olmadığını, bir kısım imalatların eksik yapıldığını, yapılan bir kısım imalatların ise delil tespiti isteyen tarafın kendileri tarafından yaptırıldığı yönünde sözlü beyanlarda bulunulduğunu raporlarında belirttikleri, bu haliyle dosyaya kazındırılan delil tespiti raporu ve talep de bulunanın delil tespiti sırasındaki bir kısım imalatların kendileri tarafından yaptırıldığı yönündeki sözlü beyanları itibari ile ihtiyati tedbir talebi yönünden yaklaşık ispat şartlarının sağlanmadığı, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin ve tarafların edimlerini ve yükümlülüklerini ne oranda yerine getirdiklerinin yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle HMK 389 ve İİK’nun 72/2 maddesi şartlarını taşımayan ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
Talep eden vekili istinaf dilekçesinde özetle: Eser sözleşmelerinde yüklenicinin asli borcunun, eseri fen ve sanat kurallarına uygun olarak meydana getirmek ve kararlaştırılan sürede iş sahibine teslim etmek olduğunu, müvekkili ile davalı arasında akdedilen 30 Eylül tarihli sözleşmenin "anahtar teslim" mahiyetinde olduğunu, bu nitelikteki sözleşmelerde yüklenicinin, işin projelendirilmesinden en ince dekoratif detayına kadar tüm süreci teknik ve hukuki sorumluluğu altında tamamlayıp, işletmeye hazır vaziyette teslim etmeyi taahhüt ettiğini, ancak somut olayda davalı tarafın, 30 Kasım 2025 olarak belirlenen kesin vade tarihine rağmen işin büyük bir kısmını ifa etmediğini, Ankara 18. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2026/21 D.İş sayılı dosyası kapsamında alınan 15.03.2026 tarihli bilirkişi raporu, yüklenicinin ifa etmediği edimleri teknik bir kesinlikle ortaya koyduğunu, raporda; mekanik tesisat işlerinin %80'inin tamamlanmadığı, havalandırma ve ısıtma sistemlerinin hiç kurulmadığı, endüstriyel mutfak ekipmanlarının (ocaklar, fırınlar, soğutucu dolaplar vb.) hiçbirinin yerinde bulunmadığının tespit edildiğini, bir balık restoranı için havalandırma ve mutfak altyapısı işin esaslı unsuru olup, bu kalemlerin eksikliği eserin "yok hükmünde" veya "kullanılamaz" olduğunu kanıtladığını, davalının, eser sözleşmesinin kendisine yüklediği "sonuç meydana getirme" borcunu ihlal ettiğini, taraflar arasındaki sözleşmede işin toplam bedeli 10.000.000 TL olarak "götürü bedel" esasına göre kararlaştırıldığını, TBK m. 480 hükmü gereğince, bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenicinin, eseri o bedelle meydana getirmekle yükümlü olduğunu ve eser öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile yüklenicinin belirlenen bedelin artırılmasını isteyemeyeceğini, buna rağmen davalı yüklenicinin, müvekkilinin ticari güveninden ve işin bir an önce bitmesi arzusundan faydalanarak sözleşme bedelinin %41’inden fazlasına tekabül eden, toplamda 14.146.000 TL tutarında çek ve teminat senedi tahsil ettiğini, yüklenicinin 10 milyon TL'lik götürü bedelin bir kuruş dahi üzerini talep edemezken, müvekkilinden 14 milyon TL'yi aşan bir tahsilat yaptığını, üstelik bu tahsilatın karşılığında işin büyük bir kısmını yapmadığı gibi, mevcut imalatları da ayıplı bıraktığını, müvekkilinin vadesi gelen 5.632.000 TL tutarındaki 6 adet çeki iyi niyetle ödediğini, ancak davalının şantiyeyi terk etmesiyle birlikte vadesi gelmemiş olan 7.514.000 TL tutarındaki çeklerin bedelsiz kaldığını, mahkemenin "sözleşme detaylı değil" gerekçesiyle yaklaşık ispatı reddetmesi, TBK m. 480'deki götürü bedel mantığına ve taraflar arasındaki ödeme dengesizliğine aykırı olduğunu, yüklenicinin temerrüdünün sadece zaman bakımından değil, ifanın niteliği bakımından da gerçekleştiğini, bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere; elektrik tesisatının can güvenliğini tehlikeye atacak şekilde açıkta bırakılması, mutfak giderlerinde endüstriyel standartlara aykırı olarak 50'lik ev tipi pimaş boruların kullanılması "ağır ayıp" niteliğinde olduğunu, davalının, işi bu halde bırakarak ve şantiyeyi terk ederek TBK m. 471'deki "özen ve sadakat borcuna" aykırı davrandığını, müvekkilinin, Kadıköy 5. Noterliği aracılığıyla keşide ettiği 02/03/2026 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için gereken yaklaşık ispat şartının delil tespiti ile alınan bilirkişi raporuyla sağlandığını, mahkemenin, bu raporu adeta hiç yokmuş gibi değerlendirerek, bilirkişilerin saptadığı ağır teknik kusurları görmezden geldiğini, raporda belirtilen "mekanik tesisat işlerinin %80’inin yapılı olmadığı" tespitinin, müvekkilinin davalıya verdiği çeklerin bedelsiz kaldığının en somut kanıtı olduğunu, yüklenicinin, taahhüt ettiği işin beşte dördünü yapmamış olmasına rağmen, sözleşme bedelinin tamamını ve hatta fazlasını (14.146.000 TL) tahsil ettiğini, bu tablonun yaklaşık ispat için yeterli görülmemesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun teknik detayları incelendiğinde, davalı yüklenicinin sadece işi geciktirmekle kalmadığının, aynı zamanda fen ve sanat kurallarına taban tabana zıt, "ağır ayıp" teşkil eden imalatlar yaptığının görüleceğini, mekanik tesisat yönünden yapılan incelemede, bir balık restoranı için hayati önem taşıyan endüstriyel mutfak ekipmanlarının (paslanmaz raflar, soğutuculu dolaplar, ocaklar, fırınlar vb.) neredeyse tamamının eksik olduğunun saptandığını, restoranın mutfak giderlerinde profesyonel endüstriyel tesisat yerine, ev tipi kullanıma uygun 50’lik pimaş boruların kullanıldığını, bu durumun, işletme faaliyete geçtiği anda tesisatın kilitlenmesine, hijyenik felaketlere ve dolayısıyla restoranın mühürlenmesine yol açacak nitelikte bir mühendislik hatası olduğunu, elektrik tesisatı noktasında bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin ise durumun vahametini can güvenliği boyutuna taşıdığını, raporda; "boşta bulunan besleme kabloları olması nedeniyle insan can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturan elektrik besleme ve aydınlatma kablolarının bulunduğu", "yangın alarm santrali, ses sistemi ve güvenlik kamerasının hiç kurulmadığı", "elektrik panolarında zorunlu olan 300 mA kaçak akım koruma şalterinin bulunmadığı" tespit edildiğini, Türk Borçlar Kanunu m. 471 uyarınca yüklenici, eseri iş sahibinin beklediği amaca uygun ve fen kurallarına göre teslim etmekle yükümlü olduğunu, can güvenliğini tehdit eden, yangın riski barındıran ve işletme ruhsatı alınmasını imkansız kılan bu natamam imalatlar karşısında, müvekkilinin davalıya borçlu olduğunun kabulü ve çeklerin tedavülüne izin verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemece verilen ihtiyati tedbirin reddi kararı incelendiğinde, mahkemenin uyuşmazlığı yalnızca HMK 389 kapsamında "uyuşmazlık konusu hakkında tedbir" sığlığına hapsettiğini, ancak İİK 72/2'nin sağladığı geniş ve borçluyu koruyan özel himaye mekanizmasını tamamen göz ardı ettiğini, İİK 72/2 maddesi, icra takibinden önce açılan menfi tespit davalarında mahkemeye, alacağın %15'inden aşağı olmamak üzere gösterilecek bir teminat karşılığında, icra takibinin durdurulması veya çeklerin ödenmesinin engellenmesi yönünde tedbir kararı verme yetkisini açıkça tanıdığını, bu düzenlemenin, borçlu olmadığı bir meblağ için icra tehdidi altında kalan dürüst borçlunun, yargılama sonuna kadar malvarlığının ve ticari itibarının korunmasını amaçladığını, müvekkilinin davalıya 14 milyon TL'yi aşan bir ödeme yaptığını, ancak karşılığında restoranın temel mekanik ve elektrik tesisatının dahi bitirilmediği, işin %80'inin natamam olduğu bilirkişi raporuyla saptanmışken, yerel mahkemenin "sözleşme detaylı değil" diyerek tedbir talebini reddetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, somut olayda müvekkili tarafından davalıya verilen çeklerin, "avans" niteliğinde olup, işin sözleşmeye uygun şekilde tamamlanacağı varsayımıyla teslim edildiğini, ancak Ankara 18. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2026/21 D.İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunun, davalı yüklenicinin işi %80 oranında tamamlamadığını, mevcut imalatların ise "insan can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturduğunu" teknik verilerle saptadığını, ifa edilmeyen, hatta şantiye enkazı halinde terk edilen bir iş için müvekkilinin vadesi gelmemiş çekleri ödeme yükümlülüğü bulunmadığı gibi, bu çeklerin davalı elinde kalmasının davalının sebepsiz zenginleşmesine sebebiyet vereceğini, kıymetli evrak hukukunda çekin, bir ödeme aracı olmasının yanı sıra tacirin piyasadaki güvenilirliğinin ve ödeme gücünün en somut göstergesi olduğunu, 5941 sayılı Çek Kanunu ve ilgili bankacılık mevzuatı çerçevesinde, bir çekin bankaya ibrazı üzerine "karşılıksızdır" şerhinin düşülmesinin, sadece o çek bedelinin ödenmemesi sonucunu doğurmayacağını, aynı zamanda keşidecinin tüm bankacılık sistemindeki sicilinin (Findeks kredi notu, Merkez Bankası Risk Merkezi kayıtları) geri dönülemez şekilde bozulmasına sebebiyet vereceğini, müvekkili ...'in, basiretli bir tacir olarak bugüne kadar tüm ticari yükümlülüklerini yerine getirdiğini, vadesi gelen 6 adet çekin bedelini (toplam 5.632.000 TL) davalı yüklenicinin hiçbir iş yapmadığını görmesine rağmen "ticari dürüstlük" gereği ödediğini, ancak gelinen aşamada, vadesi gelmemiş 7 adet çekin toplam tutarı olan 7.514.000 TL gibi fahiş bir meblağın, hiçbir karşılığı (edimi) ifa edilmemiş olmasına rağmen bankaya ibraz edilmesi ve müvekkilinin haklı olarak ödemeden imtina etmesi durumunda, müvekkilinin ticari hayatının sona erme noktasına geleceğini, mahkemenin, çeklerin illetten mücerret olduğu gerekçesiyle tedbir talebini reddederek, müvekkili davalının kötü niyetli devir riskine karşı tamamen savunmasız bıraktığını, oysa ki ihtiyati tedbirin amacının, yargılama süresince taraflar arasındaki dengeyi korumak ve davanın sonunda verilecek kararın etkisiz kalmasını önlemek olduğunu, davalının elindeki çeklerin tedavülünün durdurulmamasının, müvekkilinin mülkiyet hakkına ve ticari geleceğine yönelmiş açık bir tehdit olduğunu, davalının, hiçbir haklı dayanağı olmadan elinde tuttuğu bu çekleri bir "şantaj" veya "haksız tahsilat" aracı olarak kullandığını, bu çeklerin üçüncü kişilere ciro edilmesi ihtimalinin, yargısal korumanın ivedilikle tesis edilmesini zorunlu kılan en temel sebep olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasına, ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Talep, sözleşmeden kaynaklanan ihtiyati tedbir istemine ilişkin olup, mahkemece talebin reddine dair verilen karara karşı süresi içinde talep eden vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla ihtiyati tedbir talep eden vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İhtiyati tedbir talep eden vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732 TL istinaf karar harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle talep eden tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve ödediği başvuru harcının kendisi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 29.04.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır