T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2024/134 - Karar No:2025/930
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
31. HUKUK DAİRESİ
(İnceleme Aşamasında Kararın Kaldırılarak Dosyanın Mahkemesine Gönderilmesi HMK 353/1-a.6 md)
ESAS NO : 2024/134
KARAR NO : 2025/930
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/12/2023
NUMARASI : 2023/522 E-2023/827 K
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ :23/10/2025
KARAR YAZIM TARİHİ :31/10/2025
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin davada mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 17/05/2000 tarihli Bahçecik Kalıcı Konutları Teknik Altyapı Tesisi İnşaatı işi için sözleşme imzalandığını, işin müvekkili tarafından tamamlandığını, davalı tarafından ihtirazı kayıt ileri sürülmeksizin kesin kabul yapıldığı halde 31/12/2003 tarihinde müvekkiline ; Sözleşme ve eki şartname gereği kesin mahallinde kazı artığı malzemelerin taşınması gerekirken; yükleme boşaltma ve şantiye içi nakliye mesafesi kadar nakliye işleminin haricinde taşınmayarak kazı nakli farkından 283.505.822.631 TL ( eski para ) , 2001/2862 sayılı kararname fiyat farkından 31.052.036.301 (eski para )TL olmak üzere toplam 314.557.858.932TL (eski para) fazla ödeme yapıldığının tespit edildiği ve belirtilen paranın 30 gün içerisinde müvekkili tarafından ödenmesi aksi halde müvekkilinin davalı kurum nezdinde bulunan doğmuş ve doğacak alacaklarından kesinti yapılacağı veya teminatına el atılacağının bildirildiğini, bunun üzerine müvekkili şirket tarafından Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/55 D.İş sayılı dosyasında banka teminat mektuplarının paraya çevrilmemesi ve alacaklarından kesinti yapılmaması yönünde tedbir talebinde bulunduğunu, mahkemece teminat mektubunun paraya çevrilmemesine ilişkin talebinin kabul edildiğini , kesinti yapılmamasına ilişkin talebin reddine karar verildiğini ve müvekkili tarafından Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/80 Esas sayılı dosyasında davalı aleyhine teminat mektubunun paraya çevrilmemesine yönelik tedbir kararının devamı ile fazla ödeme yapılmadığının tespiti istemiyle dava açıldığını, bu dava devam ederken davalı ... Bankasının 314.557.858.932TL(eski para) yi 11.03.2004 tarihinde hak edişlerden tahsil ettiği halde 26.08.2004 tarihli yazısı ile yeni bir hesaplama yapıldığını bildirerek ilave 93.062.071.472TL (eski para ) nin ödenmesi gerektiğinin müvekkiline ihtar ettiğini, bu ihtar üzerine de Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/550 Esas sayılı dosyasında bu bedelden borçlu olmadıklarının tespiti için dava açıldığını , bu bedelinde 21.10.2004 tarihinde hak edişten tahsil edildiğini , bu bedeller davalı tarafından hak edişlerden alınmak suretiyle tahsil edildiği halde ... Bankası tarafından müvekkili aleyhine Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/769 Esas sayılı dosyasında alacak davası açıldığını ve bu davaların birleştirilerek, Mahkemece; 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/769 Esas sayılı dosyasında açılan davanın reddine, müvekkili tarafından açılan davalarda müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile 314.557.85TL (yeni para) ve 93.062.07TL ( yeni para ) 'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Bankasından tahsiline karar verildiğini, kararın davalı tarafından yapılan istinaf ve temyiz talepleri sonrasında Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 22.03.2023 tarih 2022/922-2023/1193 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiğini, karar sonrasında Kırıkkale İcra Dairesinin 2022/7628 sayılı dosyasında yapılan icra takibinin ise davalı tarafından alınan tehiri icra talebiyle durduğunu , davalının yargılamayı uzatma gayesi ile şirket etkilisi ... hakkında suç duyurusunda bulunduğunu Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/33 esas sayılı dosyasında dava açıldığını, bu dosyanın hukuk mahkemesince bekletici mesele yapıldığı ve ...'ın atılı suçtan beraat ettiği, davalının haksız yere uyuşmazlık çıkardığı bu nedenle müvekkilinin paranın geç tahsil edilmesinden doğan zararının mevcut olduğu bildirilerek icra dosyasında paranın tahsili aşamasında fazlaya ve zarara karşı hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000TL alacağın zararın tam olarak hesap edilebilir tarih olan 20.06.2023 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; öncelikle zaman aşımı itirazlarının bulunduğunu bu nedenle davanın zaman aşımı yönünden reddine karar verilmesini, kesin hüküm itirazlarının bulunduğunu müvekkili bankanın talep edilen alacaklardan sorumlu olmadığını, davacı Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/80 Esas sayılı kararını avans faizi ile Kırıkkale İcra Dairesinin 2022/7628 sayılı dosyası üzerinden icra takibi yaparak alacaklarını tahsil ettiğini, müvekkili bankanın davacıya borcu bulunmadığını , kabul anlamına gelmemek kaydıyla dava dilekçesinde talep edilen faiz oranına ve başlangıç tarihine itirazlarının olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Mahkemece; "Dava, munzam zarar talebiyle açılan tazminat istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının hak edişlerinden kesilen bedellerin bu bedellerin haksız kesildiğine ilişkin yapılan yargılama sonucunda geç ödenmesi nedeniyle 6098 sayılı TBK'nun 122. maddesi gereğince aşkın (munzam ) zarar oluşup oluşmadığı , oluşmuş ise munzam zarar miktarının ne kadar olduğu hususlarında toplanmaktadır.
Her ne kadar davalı vekili taraf zamanaşımı def'inde bulunmuş ise de aşkın (munzam) zarar hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemeyeceğinden asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmadığından olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkün olduğundan ve TBK 146. Maddesi gereğince zararın doğduğu tarihten itibaren 10 yıl içinde talep edilebileceğinden zamanaşımı itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.
TBK’nın 122. Maddesine göre “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.”
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir. Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Anılan hususların varlığı alacaklıyı munzam zararın gerçekleştiğini ispat yükünden kurtarmaz. (Yargıtay HGK'nun 2000/5-1611 E. - 2000/1636 K. Sayılı )(Yargıtay HGK'nun 2017/18-2800 E-2021/1629 K. Sayılı 09/12/2021 Tarihli kararı)
Aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz.
Ayrıca borçlu, ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda (yargılamanın uzaması vs.) aranan bir kusur değildir. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır.
Somut olayda davalı tarafından açılan davalarda davaların uzamasını sağlamak için hile ve desiseye başvurduğuna dair bir emare bulunmadığı gibi, mahkeme kararının davalı tarafından istinaf edilmiş ve temyiz yoluna başvurulmuş olmasında da davalının yasal haklarının kullandığı ve TBK 122. Maddedeki şartların gerçekleşmediği anlaşıldığından davanın reddine" karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın asıl konusunun müvekkilinin alacağının kararlaştırılan tarihten sonra mahkeme kararına istinaden faiz dahil ödenen bedelinin gerçek alacağını karşılamaması olduğunu, yapılan işin karşılığının, alacağın ödeme tarihi olan 20/06/2023 tarihi itibariyle bayındırlık birim fiyatları ile karşılığının 9.785.006,40 TL olduğunu, oysa müvekkiline 1.842.164,87 TL ödeme yapıldığını, bilirkişilerden rapor alınarak hesap yaptırılması gerektiğini, hiçbir inceleme yapılmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE:
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava, Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2004/80Esas ve 2019/161 Karar sayılı dava dosyasına konu edilen alacaklarının zamanında ödenmemesi ve borçlunun temerrüde düşmesi nedeniyle uğranılan aşkın zarar (munzam zarar) alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK'nın m. 122 (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür". Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli ve 1998/13-353 E. 1999/929K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla Türk Borçlar Kanunu'nun 120/2. maddesi gereğince temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.
Alacaklının borçludan munzam zararını isteyebilmesi için; para borcunun ifasında borçlunun temerrüde düşmüş olması, temerrüt faizini aşan bir zararının bulunması, söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının bulunması ve borçlunun kusurunun bulunması gerekmektedir. Kusurun derecesi sorumluluğun doğması bakımından önemli olmayıp borçlu her türlü kusurundan sorumludur. TBK'nın 112. hükmüyle uyumlu olarak TBK'nın 122. maddesinde alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir. Uygulamaya göre buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda (yargılamanın uzaması vs.) aranan bir kusur değildir.
Munzam zararın hesaplanmasında somut zarar yöntemi ve soyut zarar yöntemi olmak üzere iki yöntem bulunmaktadır. Somut zararın yönteminde, davacı alacaklının munzam zararın oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekmekte olup, somut zararın ispatı halinde ispatlanan bu zararın munzam zarar olarak ödenmesi gerekir. Somut zararın ispatlanamaması halinde ise, soyut zarar yöntemine göre temerrüde düşülen para alacağının değişik yatırım araçlarında değerlendirilmesi halinde alacağı ortalama değer ile para alacağının temerrüt faizi arasındaki farkın munzam zarar olarak ödenmesi gerekir. Soyut zararın hesaplanmasında her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE oranı, bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahvillerine verilen faiz oranları, döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları, asgari ücret artışı ve altın fiyatlarındaki artış verileri dikkate alınarak sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir.
Somut olaya gelince; taraflar arasındaki 17/05/2020 tarihli Bahçecik kalıcı konutları teknik altyapı tesisinin yapımına ilişkin sözleşme nedeniyle davalı iş sahibi tarafından davacıya fazla ödeme yapıldığı iddiası nedeniyle, davacı yüklenici tarafından menfi tespit davaları açıldığı, ancak davalı iş sahibinin taraflar arasındaki başka bir sözleşme nedeniyle oluşan hakedişlerine bloke konulduğu ve davacıya ödenmediği, açılan menfi tespit davalarının davacı lehine kesinleşmesi sonucu bu hakedişlerin tahsil edilebildiği, ancak davacının; enflasyonist ortam, döviz artışları, TEFE-TÜFE oranları vs. nedenleriyle zarara uğradığı ve bu zararın işletilen faizle karşılanamadığı gerekçesiyle oluşan zararın (munzam zarar) tahsilinin talep edildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davalının borçlarını ödemekte temerrüde düştüğü tarihten alacağın tamamen tahsil edildiği tarih arasındaki dönem için, yukarıdaki ilke ve kurallar dikkate alarak öncelikle somut zarar yöntemine göre zararın ispatlanması halinde bu bedelin, aksi halde soyut zararın yöntemine göre zararın ispatlanması halinde bu bedelin, gerekirse bilirkişi raporu da almak suretiyle belirlenerek hüküm altına alınmasından ibaret olup eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile karar verilmesi doğru olmamıştır. (Yargıtay 6. HD. 2024/762Esas-2025/1271Karar,2024/360Esas-2025/978 Karar, 2024/1512 Esas-2025/1647 Karar, 2024/908 Esas-2025/1763 vb.)
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2-Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/12/2023 gün ve 2023/522 Esas 2023/827 sayılı kararının HMK’nun 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Davacı tarafından yatırılan 427,60 TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,
5- Davacı tarafından ödenen istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına,
6-Talep halinde inceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK'nın 36/1 maddesi gereğince varsa taraflarca yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre aynı maddenin 5. fıkrası gereğince yatıran/sunan tarafa ilgili icra dairesince iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 23/10/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan Üye Üye Katip