T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1572 - 2025/1640
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
35. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1572
KARAR NO: 2025/1640
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 09/09/2025
NUMARASI: 2024/305 Esas 2025/607 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat
KARAR TARİHİ: 18/12/2025
GEREKÇELİ KARAR
YAZILMA TARİHİ: 22/12/2025
Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili dava dilekçesinde; 28/10/2023 tarihinde davacı aracı ile davalıya sigortalı araç arasında trafik kazasının meydana geldiğini, davalıya sigortalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğunu, davacının kusurunun olmadığını, davacının, meydana gelen kazada çeşitli yerlerinden yaralanarak maluliyete uğradığını, dava öncesinde davalı sigorta şirketine başvuruda bulunulduğunu, ancak herhangi bir ödeme yapılmadığını, tüm bu nedenlerle, davacıda meydana gelen sürekli iş göremezlik tazminatı için şimdilik 10 TL', geçici iş göremezlik tazminatı için şimdilik 10 TL ve bakıcı gideri için şimdilik 10 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının, usulüne uygun olarak davalı sigorta şirketine başvuruda bulunmadığını, esas yönünden ise, kaza ile davacının sakatlığı arasındaki illiyet bağının ve davacının kazadan kaynaklanan maluliyetinin tespiti bakımından ATK'dan rapor alınması gerektiğini, davalı sigortanın, yalnızca sigortalısının kusuru oranında sorumlu olduğunu, talep edilen zararların SGK tarafından karşılanmış olması halinde davalının herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, davacının ev hanımı olduğunu, dolayısıyla geçici iş göremezlik tazminatına hak kazanamayacağını, davacının, zararının artmasında kusurunun bulunması halinde hesaplanacak tazminattan müterafik kusurun tenzilinin gerektiğini, nitekim davacının yolcu konumunda olduğunu, dolayısıyla emniyet kemeri kullanmadığı için müterafik kusur indiriminin uygulanması gerektiğini bildirerek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; mahkemenin 11/03/2025 tarihli oturumunda, kaza tarihi itibariyle uygulanması gereken yönetmelik hükümleri gözetilerek, kapsamı ve davacıya ait hasta tedavi dosyaları kapsamı bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle davacının davaya konu kazaya bağlı olarak geçici ve daimi maluliyetlerinin oluşup oluşmadığı, varsa maluliyet oranlarının ne kadar olduğu, iyileşme sürelerinin ne kadar olabileceği ve bakıcı ihtiyacının bulunup bulunmayacağı varsa bunun süresinin belirlenmesi için İstanbul ATK'dan rapor alınmasına karar verildiği ve ATK masrafı olarak 6.200,00 TL'nin yatırılması hususunda davacı vekiline 2 haftalık kesin süre verildiği, verilen kesin süre içerisinde masrafın depo edilmediği anlaşıldığından; “İspat olunamayan davanın REDDİNE,” karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; verilen kararın doğru olmadığını, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde veyahut 11/03/2025 tarihli duruşma tutanağında hangi uzman doktorun eksik olduğu hususunun belirtilmediğini, dosyada daha önce alınan ATK raporuna davalı tarafın itiraz etmediğini, bu durumda usuli kazanılmış hak gereğince bu rapor esas alınarak karar verilmesi gerektiğini belirterek, istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
İstinaf talebinde bulunan davacı vekilinin istinaf sebepleri doğrultusunda, dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonunda;
Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle sürekli ve geçici iş göremezlik ile bakıcı gideri tazminatı istemine ilişkin olup, Yerel Mahkeme tarafından eksik delil avansının verilen kesin sürede yatırılmaması nedeniyle davanın ispatlanamadığından reddine dair verilen karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
"Delil ikamesi için avans" başlıklı HMK'nın 324. maddesinin birinci fıkrasında; "Taraflardan herbiri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin sürede yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler" hükmü düzenlendikten sonra, ikinci fıkrasında; tarafların bu yükümlülüğü yerine getirmemesinin hukuki sonucu olarak anılan delil ikamesinden vazgeçilmiş sayılacağı belirtilmiştir.
Yasal düzenleme ile her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirilmiştir. Bu avansın yetmemesi durumunda ise tamamlanması için davacıya kesin süre verileceği öngörülmüştür.
6100 sayılı HMK'nın 94. maddesi uyarınca, kesin süre verilmesi halinde, kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması ve nereye yatırılacağının belirtilmesi gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30.11.2022 tarih ve 2021/19238 Esas, 2022/15820 Karar sayılı kararı).
Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, içtihatlara uygun şekilde oluşturulmalı, davanın reddi için münhasıran bir araç sayılmamalıdır.
Gider avansının yatırılmaması halinde açılan dava, dava şartı yokluğundan reddedilirken, delil avansının kesin süre içinde yatırılmaması halinde ise, o delilden vazgeçilmiş sayılır. Hakimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz ve mevcut delil durumuna göre karar verilmesi gerekir. Hakimin tayin ettiği kesin sürenin, kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için, kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması, verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.
Öte yandan, HMK'nın 143. maddesinde; "(1) Tarafların davada ileri sürdükleri bütün iddia ve savunmalar birlikte incelenir. (2) Hâkim, muhakemeyi basitleştirmek veya kısaltmak için resen veya taraflardan birinin talebi üzerine tahkikatın her aşamasında iddia veya savunmalardan birinin veya bir kısmının diğerinden önce incelenmesine karar verebilir." denilmiştir. İlgili madde gereğince, hakim bir kısım iddia ve savunmalarının daha önce değerlendirilmesi durumunda davanın esası hakkında karar verilebilecek ise öncelikle bu kapsamdaki delilleri toplamalı yahut usul ekonomi çerçevesinde deliller hep birlikte değerlendirilebilecek ise, hep birlikte değerlendirilmeli bu şekilde yargılamanın gereksiz uzamasına sebebiyet verilmemesi gereklidir.
Somut olayda; mahkemece 11/03/2025 tarihli celsede, “1-Kaza tarihi itibariyle uygulanması gereken yönetmelik hükümleri gözetilerek; dosya kapsamı ve davacıya ait hasta tedavi dosyaları kapsamı bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle davacının davaya konu kazaya bağlı olarak geçici ve daimi maluliyetlerinin oluşup oluşmadığı, varsa maluliyet oranlarının ne kadar olduğu, iyileşme sürelerinin ne kadar olabileceği ve bakıcı ihtiyacının bulunup bulunmayacağı, varsa bunun süresinin belirlenmesi için İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmasına, ATK rapor ücreti 5.700,00 TL ile 500,00 TL posta masrafının davacı gider avansından karşılanmasına, eksiklik bulunması halinde 2 haftalık kesin süre içerisinde davacı tarafından eksikliğin tamamlanmasına, kesin sürede gerekli giderin karşılanmadığı takdirde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının davacı vekiline ihtarına (ihtar edildi.), davacı tarafça gerekli masrafın yatırılması sonrasında dosyanın ATK'ya gönderilmesine,” karar verildiği anlaşılmakta olup, masraf tutarının mahkeme veznesine yatırılacağı belirtilmediği gibi eksik olan masrafın da ne kadar olduğu belirtilmediğinden, verilen kesin sürenin usulüne uygun olduğundan bahsedilemez.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülerek, yukarıda açıklanan eksikliklerin giderilmesi ile tüm deliller toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi için dosyanın mahal mahkemesine gönderilmesine, davacının sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına dair aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 09/09/2025 tarihli, 2024/305 Esas - 2025/607 Karar sayılı kararın, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
Kararın kaldırılma sebebine göre, davacı vekilinin sair istinaf taleplerinin İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf eden tarafa iadesine,
4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine,
5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 18/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.