T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1056 - 2025/1240
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
35. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1056
KARAR NO: 2025/1240
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 16/07/2025
NUMARASI: 2024/397 Esas - 2025/598 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat
KARAR TARİHİ: 09/10/2025
GEREKÇELİ KARAR
YAZILMA TARİHİ: 10/10/2025
Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili dava dilekçesinde; 11/05/2016 tarihinde davalı sigorta şirketine sigortalı ... plakalı aracın yapmış olduğu tek taraflı trafik kazasında araçta yolcu konumunda bulunan müvekkilinin ağır yaralandığını, araç sürücüsünün Çubuk Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/658 Esas sayılı dosyasında alınan kusur raporunda %100 kusurlu olduğunun belirlendiğini, müvekkilinin kaza sonrasında çalışamaz hale geldiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 20.000,00 TL maddi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında verilen ıslah ve bedel artırım dilekçeleri ile neticeten 186.843,86 TL sürekli işgöremezlik tazminatı talep edilmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili sigorta şirketinin üçüncü kişilerin uğramış olduğu bedeni zararlardan sigorta poliçesinde belirtilen azami limitlerle ve işletenin veya işletenin eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru oranında maddi tazminat ile sorumlu tutulabileceğini, davacı tarafın geçici iş göremezlik ve geçici dönem bakıcı ihtiyacına yönelik Sigorta Tahkim Komisyonunun 2016-E-24244 sayılı dosyası ile başvuru yaptığını, kararda 14.7780 TL geçici iş göremezlik ve geçici döneme ait bakım giderine hükmedildiğini, bu karara itiraz edildiğini, İtiraz Hakem Heyeti kararı ile 01/06/2015 yürürlük ve 04/05/2015 tarihli Karayolları ZMMS Genel Şartları A.5. C sürekli sakatlık başlıklı hükümde geçici iş göremezlik tazminatının poliçe teminatı kapsamında olmadığının açıkça belirtildiğini, bu kararın müvekkili lehine bozularak davacının taleplerinin reddine karar verildiğini, Genel Şartlar gereği alınacak raporun özürlü sağlık kurulu raporu olduğunu, geçici iş göremezlik tazminatının poliçe kapsamında olmadığını, faiz başlangıç tarihinin ise dava tarihi olarak dikkate alınmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece Dairemiz kaldırma kararı üzerine yapılan yargılama sonunda; 11/05/2016 tarihinde sürücü ...'in sevk ve idaresindeki ... plakalı aracıyla Çankırı Şabanözü ilçesi istikametinden Çubuk ilçesi istikametine seyriyle No.26 km.940 mt. geldiğinde yolun durumuna göre aracının hızını kontrol etmesi gerekirken, aksine hareket ederek mevcut hızıyla seyrini sürdürdüğü esnada yolun ıslak olmasından dolayı sürücünün aracın direksiyon hakimiyetini kaybederek yolun sağındaki korkuluklara çarptığı, çarpmanın etkisiyle de aracın sürüklenerek yolun solunda bulunan beton hendeğe düşerek araç içerisinde bulunan iki yolcunun ve sürücün yaralandığı, kazanın oluşumunda sürücü ...'in 2918 sayılı Karayolları Trafik kanununun 52/1-B“F (Aracının hızını, aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamak) maddesini ihlalinden dolayı kazanın oluşumunda %100 kusurlu olduğu, davalı sigorta şirketinin ZMMS poliçesi kapsamında sigorta limiti ile sınırlı olmak üzere meydana gelen zarardan sorumlu olduğunun anlaşıldığı, kaza tarihinin 11/05/2016 olması nedeniyle, Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik'e göre maluliyet raporunun hesaplanmasının gerektiği, kaldırma ilamı doğrultusunda dosyanın İstanbul ATK'ya gönderilerek dosya içerisinde mevcut Hacettepe Üniversitesi ATK'nın 13/12/2018 tarihli raporu, medikal uzman raporu, Uyuşmazlık Hakem Heyetine sunulan bir yıl süreli 27/07/2016 tarihli engelli raporu ile Sağlık Bilimleri Üniversitesinden alınan 11/11/2016 tarihli raporu arasında çelişki bulunduğu görülmekle, davacının sürekli iş görmezlik durumunun Özürlülük Ölçütü Yönetmeliği Hükümlerince tespitinin istenildiği, düzenlenen raporda davacının sürekli engel oranının %10, geçici iş göremezlik süresinin 6 ay olduğunun bildirildiği, dosyanın önceki aktüerya bilirkişisine tevdi edilerek, davalının kazanılmış hakları gözetilmek suretiyle 03/11/2023 tarihi verilerine göre rapor düzenlenmesinin istenildiği, bilirkişinin 25/05/2025 tarihli ek raporunda, geçici iş gücü kaybı tazminatı talebi yönünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi'nin 2017/819 E. - 2018/199 K. sayılı karara göre geçici iş gücü kaybı zararının poliçe limiti dahilinde olmadığına yönelik hükmün kesinleştiğinden, talep edilebilecek 668,31 TL geçici iş gücü kaybı tazminatının tefrik edilen Çubuk Asliye Hukuk Mahkemesi kararında esas alınabileceği, ...’ın yaralanması nedeniyle sorumlu olunabilecek bakiye sürekli iş gücü kaybı tazminatının 247.589,63 TL olduğunun belirtildiği, davacı tarafça 18/11/2019 tarihli dilekçe ile 20.000,00 TL maddi tazminat taleplerinin (sürekli iş göremezlik tazminatı) 111.830,52 TL artırılarak 131.830,52 TL'ye yükseltildiği, dava belirsiz alacak davası olarak açıldığından her ne kadar ıslah dilekçesi olarak yazılmış ise de, dilekçenin bedel artırım dilekçesi olarak kabul edildiği, bedel artırım dilekçesi ile her ne kadar sürekli iş göremezlik olarak bedel artırımında bulunulmuş ise de, ön inceleme duruşmasında davacı vekilinin talebinin sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezliğe ilişkin olduğunu beyan etmesi nedeniyle mahkemece 23/12/2020 tarihli duruşmada ıslahı kuruşlandırmak üzere süre verildiği, davacı vekilince 20/01/2022 tarihli duruşmada; "sigorta şirketinin yaptığı ödemeyi geçici iş göremezlik alacağına mahsup ettik, geçici iş göremezlik dışındaki talebimiz devam ediyor" şeklinde beyanda bulunduğu, davacı vekilince 05/03/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile (her ne kadar bedel artırım denmiş ise de); "Asıl davada dava değeri 1,00 TL geçici, 4.999 TL sürekli iş göremezlik tazminatının asıl davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talep edilmiş, sürekli iş göremezlik tazminatı 08.11.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile 72.343,71 TL'ye yükseltilerek kaza tarihinden itibaren davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline şeklinde ıslah edilmiştir. İş bu dilekçemizle asıl davada sürekli iş göremezlik dava değerini 114.500,15 TL artırarak toplam 186.843,86 TL’nin kaza tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte asıl davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline şeklinde artırıyoruz." şeklinde beyanda bulunulduğu, bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere davacının 247.589,63 TL sürekli iş gücü kaybı zararının olduğu, 2016 yılında poliçe limiti 310.000,00 TL olduğundan bakiye poliçe limitinin 300.013,80 TL (310.000,00 TL-9.986,20 TL) olduğu ve hesaplanan sürekli iş gücü kaybı tazminatının bu tutardan yüksek olduğunun görüldüğü, davacı vekilinin ıslah dilekçesi ile 186.843,86 TL sürekli iş göremezlik tazminatı talebinde bulunduğu anlaşılmakla iş göremezlik tazminat talebi yönünden davanın kabulü ile, tahsilde tekerrür olmamak üzere 186.843,86 TL'nin 18/11/2019 tarihinden itibaren işleyecek (davacı vekilinin dava dilekçesi ile faiz talebinde bulunmadığı, 18/11/2019 tarihli dilekçe ile faiz talebinde bulunduğu) yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsili gerektiği gerekçesiyle; “1-Geçici iş göremezlik talebinin kesin hüküm nedeniyle reddine, 2-Çubuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2023/768 Esas sayılı dosyasında tahsilde tekerrür olmamak üzere 186.843,86 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 18/11/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,” karar verilmiş, karara karşı davalı ... Sigorta A.Ş. vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece verilen kararın doğru olmadığını, dava konusu kazaya ilişkin hakem kararının mahkemece kabul edilen sürekli işgöremezlik tazminatı yönünden kesin hüküm oluşturduğunu, bu nedenle bu talebin de reddi gerektiğini, müterafik kusur ve hatır indirimi yapılması gerektiğini, maluliyet oranını kabul etmediklerini, hesap yönteminin doğru olmadığını, SGK ödemesinin PSD’nin düşülmesi gerektiğini ileri sürerek, istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
İstinaf talebinde bulunan davalı vekilinin istinaf sebepleri doğrultusunda, kamu düzenine aykırılıklar resen gözetilerek, dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonunda;
Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
Yerel Mahkeme tarafından davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı Sigorta Şirketi vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; davalıya ZMMS ile sigortalı araç sürücüsünün tek taraflı ve tam kusurlu olarak neden olduğu trafik kazasında, araç içinde yolcu olan davacının kaza tarihindeki yönetmelik hükümlerine göre ve raporlar arasındaki çelişkiyi de gideren ATK 2. İhtisas Kurulu raporuna göre %10 malul kaldığı ve 6 ayda iyileşebileceği, davalının cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen hatır taşıması savunmasının nazara alınamayacağı, müterafik kusurun ispatlanmadığı, zararı belirleyen hesap raporunun yerleşik Yargıtay içtihatlarında kabul edilen yöntemle ve kaldırma kararımıza uygun olarak düzenlendiği, zararın usulüne uygun olarak ve gerçek zarar kapsamında belirlendiği, dava konusu olaya ilişkin Sigorta Tahkim Kurulu Hakem kararında sürekli işgöremezlik zararının talep edilmediği, sadece “geçici işgöremezlik tazminatı ve bakıcı gideri olarak 40.100TL"nin talep edildiği, bu haliyle sürekli işgöremezlik yönünden kesin hüküm oluşturan bir hakem kararının da bulunmadığı anlaşıldığından, davalının bu hususlara yönelik istinaflarına itibar edilmemiştir.
Davalının ikinci kez ıslah edilen miktara yönelik istinafı yönünden;
Yargıtay HGK’nın 2023/5-1067 E. 2025/388 K. sayılı ilamında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Usule ait kazanılmış hak müessesi, Usul Hukukunun dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir.
Usulî kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup, kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir.
Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında; “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmakta ve ayrıca Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.
Bu aşamada usulî kazanılmış hak kurumunun istisnalarından da bahsetmek gerekir. Şöyle ki; mahkemenin görevi, karar henüz kesinleşmeden çıkartılan geçmişe etkili bir kanun hükmü, bozma ya da kaldırma kararından sonra çıkartılan yeni bir içtihadı birleştirme kararı, uygulanması gereken bir kanun hükmünün, karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi, kamu düzenine aykırı hususlar, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerinin maddi hataya dayalı bozma ya da kaldırma kararları usuli kazanılmış hak kavramının istisnalarını oluşturmaktadır.
Usulî kazanılmış hakkın hukukî sonuç doğurabilmesi için, bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. Şu hâlde usulî kazanılmış hakkın istisnası sayılan hâller bulunmadığı ve kamu düzenine aykırı bir yön de olmadığı takdirde, bir hükmün kararı temyiz eden aleyhine ve fakat hükmü temyiz eden lehine bozulması mümkün olmayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 02.05.2019 tarihli, 2015/22-3344 Esas, 2019/517 Karar sayılı kararı).
Usulî kazanılmış hakka ilişkin yapılan açıklamalardan sonra usulî kazanılmış hakkın istisnalarından olan kamu düzeni kavramı hakkında da açıklamada bulunmakta yarar vardır.
Kamu düzeni, bilimsel görüşlerde genel olarak; "Bir toplumun, belirli bir zaman dilimi içerisinde, siyasi, sosyal, ekonomik, ahlaki ve hukuki açılardan temel yapısını belirleyen ve temel çıkarlarını koruyan kurum ve kurallar bütünüdür." şeklinde tanımlanmaktadır (Süha Tanrıver: Yabancı Hakem Kararlarının Türkiye'de Tenfizinde Kamu Düzeninin Rolü, Ankara 1998, s. 565-578).
Kamu düzeninden; korunma ve uygulamasında toplumun büyük yararı bulunduğu kabul edilen özel hukuk kuralları anlaşılmak gerekir (Andreas von Tuhr, Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, Çev. Cevat Edege, Ankara, 1983, Yargıtay Yayını No: 15, sh. 258).
Kamu düzeni, kamu menfaati düşüncesi ile konulmuş özel hukuk düzenidir. Aynı zamanda sözleşme serbestisinin sınırını tayin ederken, bu kavrama başvurulabilir (Becker H., Borçlar Kanunu, Çev. Bülent Olcay, Ankara, 1967, sh. 97).
Kamu düzeninin yazılı metinler ve mahkeme içtihatları gibi başlıca iki kaynağı olmakla beraber, Schwarz`in da belirttiği üzere "Kamu düzeni, takdiri bir kavramdır. Bunu kesin olarak sınırlamaya olanak yoktur" (Andreas, B Schwarz: Borçlar Hukuku Dersleri; Çev. Bülent Davran, İstanbul 1948, s. 343 ).
Kamu düzeni, öğretide kamu yararı düşüncesi ile konulmuş özel hukuk düzeni olarak kabul edilmektedir. Kamu düzeni, toplum içinde yaşayan fertlerin kamu yararına olarak uymak zorunda oldukları kuralların bütünü olup, bu kuralların borç ilişkisi bakımından özelliği, kişisel iradeleri sınırlandırmış bulunmasında gözükmektedir (Turhan Esener, Borçlar Hukuku, 1, Ankara 1969, s. 203).
İsviçre Federal Mahkemesi kamu düzeni kavramını; “Bir kuralın kamu düzenine ilişkin sayılması için bu kurala aykırılığın, ülkenin hukuk düzeninin temel ilkelerinden birisiyle çatışması, ya da ülkenin genel hukuk duygusunu ağır şekilde zedelemesi zorunludur” şeklinde ifade etmiştir (Selim Kaneti, İsviçre Federal Mahkemesinin Borçlar Hukuku Kararları, Ankara 1968, s. 22).
Anayasa Mahkemesi 28.01.1964 tarihli ve 1963/128 Esas, 1964/8 Karar sayılı kararında kamu düzeni deyiminin, toplumun huzur ve sükûnunun sağlanmasını, Devletin ve Devlet teşkilatının muhafazasını hedef tutan her şeyi ifade ettiği, bir başka deyişle toplumun her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden bütün kuralları kapsadığı sonucuna varmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.12.1990 tarihli ve 1990/3-527 Esas, 1990/627 Karar sayılı kararında bir kuralın kamu düzeni ile ilgisinin ülkenin sosyal, ekonomik, ekinsel (kültürel) ve tarihsel gerçeklerine göre belirlenmesi gerektiği; sözü edilen gerçeklerin, kuralın vazgeçilmezliğini, toplumsal yararını ortaya koyması durumunda kuralın kamu düzeni ile ilgisinin mevcut olduğu ifade edilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.11.1973 tarihli ve 1973/609 Esas, 1973/959 Karar sayılı kararında ise; “kamu düzeni kavramı, benzer yönler olmakla beraber her ülkenin, o ülkenin kendisine özgü tarihsel, sosyal, ekonomik ve diğer koşulların oluşturduğu özel bir anlam taşır” hükmüne yer verilmiştir.
Kamu düzeni kavramının müdahale alanı son derece geniş ve yoruma müsaittir. Kamu düzeninin ihlâlini gerektirecek hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlâli hâlinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlâli hâlinde veya her emredici hükmü ihlâl eden bir (yabancı) kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir.
O hâlde, iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlâk anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlâk ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir.
İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır.
İstinaf incelemesinin kapsamı ise HMK’nın 355. maddesi ile düzenlenmiş olup anılan maddede; "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.'' şeklinde hüküm yer almaktadır. Buna göre, bölge adliye mahkemesi, incelemesini istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapmak zorundadır. Temyiz incelemesinden farklı olarak, bölge adliye mahkemesinde yapılacak incelemede tarafların ileri sürdüğü sebeplerle bağlı kalınmasının nedeni, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararının kanuna aykırılığını tespit etmesi hâlinde, çoğu zaman yeniden yargılama yaparak yeni bir karar verebilmesidir. Tercih edilen istinaf sisteminde, ilk derecedeki yargılama tümüyle tekrarlanmamaktadır. Bu sebeple, istinaf sebepleri ile sınırlı tutulmuştur. Zira istinaf incelemesi ilk derece mahkemesi kararını denetleyerek ondan sonra yapılan yargılama özelliği taşımaktadır. Bununla beraber, kamu düzenini ilgilendiren hususlarda bölge adliye mahkemesi istemle bağlı olmaksızın resen inceleme yapar.
Bu anlamda HMK ile düzenlenen istinaf sebeplerinin "kamu düzenine aykırılık ve taraflarca ileri sürülen nedenler" olmak üzere iki ayrımda incelenmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırılık mutlak istinaf sebebidir ve bölge adliye mahkemesince kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle kamu düzenine aykırı bir sebebin istinaf dilekçesinde ileri sürülüp sürülmemesinin de bir önemi bulunmamaktadır. Ne var ki kamu düzenine aykırı olmayan istinaf sebeplerinin istinaf dilekçesinde mutlaka gösterilmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırı olmayan bir istinaf sebebi istinaf dilekçesinde gösterilmemiş ise bölge adliye mahkemesince kendiliğinden dikkate alınamaz. Çünkü istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
6100 sayılı HMK’nın 355. maddesi ile getirilen bu düzenlemenin amacı, kamu düzenine aykırı olan ve istinaf sebebi olarak ileri sürülmese bile resen gözetilecek olan (hak düşürücü süre, dava şartlarında eksiklik, yeni bir kanuni düzenlemenin yürürlüğe girmesi v.b.) durumlar dışında hukuk yargılamasına hakim olan tasarruf, taraflarca getirilme ve taleple bağlılık ilkelerinin istinaf yargılamasında da işlerlik kazanmasını sağlayarak, aslında bu ilkelerden kaynağını alan usuli kazanılmış hak müessesesinin istinaf yargılamasında da gözetilmesini amaçlamaktadır. Bir başka deyişle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda istinaf yargılamasına ilişkin hükümler çerçevesinde “başvurunun esastan reddine” “ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın kaldırılarak yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine” ya da “yeniden esas hakkında karar verilmesine” şeklinde karar verme imkanı bulunan istinaf mahkemesinin, bu kararlarında kamu düzenine aykırı olan hususlar dışında istinaf sebebi yapılmayan hususlar hakkında inceleme yapmaması usule ilişkin kazanılmış hakkın ve hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 357. maddesinde, "Yapılamayacak işlemler" başlığı altında "...bölge adliye mahkemesince re'sen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz..." düzenlemesi ile bölge adliye mahkemesince resen dikkate alınması gereken durumlar dışında ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların dinlenmeyeceği ve yeni delillere dayanılmayacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla istinaf kanun yolunda tamamen yeni bir yargılama yapıldığını söylemek mümkün değildir. Asıl amaçlanan ilk derece mahkemesi kararını hukuki ve maddi yönden denetleyerek eksiklikleri gidermek ve hataları düzeltmektir. İlk derece yargılamasının usulüne uygunluğu, vakıa tespitlerinin doğru olup olmadığı, hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığı denetlenmektedir.
Somut olayda; yargılama sırasında davacı tarafından 18/11/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile; “talep ettiğimiz 20.000 TL maddi tazminatı (sürekli iş gücü kaybı zararını) 111.830,52 TL artırarak toplam 131.830,52 TL’nin davalı ... Sigorta A.Ş den başvuru tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsili şeklinde ıslah ediyor, fazlaya dair haklarımızı saklı tutuyoruz. (Asıl ve birleşen dosyada tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla)” şeklinde talepte bulunulduğu, sonrasında 05/03/2021 tarihli bedel artırım dilekçesi ile; “Islah dilekçemiz ile artırdığımız 131.830,52 TL sürekli iş göremezlik tazminatını 55.013,34 TL artırarak 186.843,86 TL sürekli iş göremezlik tazminatının sigorta şirketine başvuru tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte ... Sigorta A.Ş den tahsiline, asıl dava ile birleşen davada tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla talep ediyoruz.” şeklinde talepte bulunulduğu, mahkemece davanın belirsiz alacak davası olduğu kabul edilerek 05/03/2021 tarihli dilekçe kapsamında karar verildiği anlaşılmıştır.
Dava dilekçesi içeriğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığına yönelik bir talep olmadığı anlaşıldığından davanın kısmi dava olduğu açık olup, mahkemece belirsiz alacak davası olarak kabulü yerinde değildir.
Ancak mahkemece davanın belirsiz alacak davası olduğu kabulü ile verilen ilk karar olan 13/12/2023 tarihli kararın davalı tarafından istinaf edildiği, ancak istinaf dilekçesinde "ikinci kez artırılamayacağına" yönelik bir istinaf sebebinin bulunmadığı, Dairemizce 17/04/2024 tarihli kaldırma kararı (2. kaldırma) üzerine verilen ve eldeki istinaf incelemesine konu kararın istinafında ise bu kez yine davalı tarafından ancak 2. ıslah yasağının da istinaf sebebi olarak ileri sürülmesi nedeniyle, ilk kararda istinaf konusu yapılmayan bu hususun davacı yararına usuli kazanılmış hak teşkil edip etmeyeceği yukarıdaki açıklamalar kapsamında değerlendirilmiştir.
Buna göre; davanın kısmi dava olduğu ve mahkemece hükmedilen miktara esas alınan 05/03/2021 tarihli dilekçenin (her ne kadar dilekçede bedel artırım dilekçesi denilse de) 2. ıslah dilekçesi mahiyetinde olduğu sabittir. HMK’nın 176/2 maddesinde; “Aynı davada taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.” hükmünün getirilme amacının (madde gerekçesinden anlaşılan) ıslah yolu ile davanın gecikmesinin ve sürüncemede bırakılmasının önlenmesi olduğu, bu düzenleme kamu menfaatinin korunmasına yönelik olup, maddenin ihlali halinde kamu düzeninin zarar göreceği, her ne kadar ikinci ıslah dilekçesi kapsamında verilen ilk karar bu yönüyle istinaf edilmemişse de, ikinci ıslah yasağının ihlali kamu düzenine aykırılık niteliğinde olup, her aşamada istinaf incelemesinde nazara alınması gerektiğinden, davalı vekilinin bu hususa yönelik istinafının kabulü ile geçerli olan ilk 18/11/2019 tarihli ıslah dilekçesine konu miktar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekmiş ve ayrıca ikinci ıslah dilekçesi ile talep edilen tutar yok hükmünde olduğundan bu tutar yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirinde nazara alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve düzeltilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: yukarıda açıklanan nedenlerle;
I-Davalı ... Sigorta A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 16/07/2025 tarihli, 2024/397 Esas - 2025/598 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA,
HMK'nın 353/1-b-2.maddesi uyarınca esas hakkında yeniden karar verilmesine, buna göre;
1-Geçici iş göremezlik talebinin kesin hüküm nedeniyle REDDİNE,
2-Çubuk Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/768 Esas sayılı dosyasında tahsilde tekerrür olmamak üzere 131.830,52 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 18/11/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan 9.005,34TL harçtan peşin alınan 68,31 TL, 382,00 TL ıslah harcı, 195,00 TL, 188,00 TL ve 197,00 TL tamamlama harçları toplamı 1.030,31 TL harcın mahsubu ile bakiye 7.975,03 TL karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
4-Davacı vekille temsil olunduğundan Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 30.000TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
5-Davalı vekille temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 1,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yatırılan 31,40 TL başvurma harcı, 68,31 TL peşin harç, 382,00 TL ıslah harcı, 195,00 TL, 188,00 TL ve 197,00 TL tamamlama harçları toplamı 1.061,71 TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yapılan 1.860,80 TL posta masrafı ve 2.600,00 TL bilirkişi ücreti, 5.400,00 TL ATK ücreti olmak üzere toplam 9.860,80 TL yargılama giderinden kabul ret oranına göre hesaplanan 9.860,74 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiyenin davacı üzerine bırakılmasına,
8-Davalı tarafından yapılan posta ve tebligat giderleri toplamı 324,00 TL yargılama giderinin kabul ret oranına göre hesaplanan 93,96 TL'nin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, bakiyenin davalı üzerinde bırakılmasına,
9-HMK'nın 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının davacıya iadesine,
İSTİNAF HARÇ VE YARGILAMA GİDERLERİ YÖNÜNDEN
II-İstinaf talebi kabul edilen davalıdan alınan istinaf karar harcının isteği halinde davalıya iadesine,
III-İstinaf talebi kabul edilen davalı tarafından istinaf başvurusu nedeniyle yapılan 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 400,00 TL tebligat ve posta giderleri olmak üzere toplam 2.083,10 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
IV-HMK'nın 333.maddesi gereğince kullanılmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
V-Kararın HMK'nın 359/4. maddesi gereğince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK’nın 361/1 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 HAFTA İÇERİSİNDE TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere 09/10/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.