T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
35. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1358
KARAR NO : 2025/213
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/06/2022
NUMARASI : 2018/354 Esas 2022/496 Karar
DAVACI :
VEKİLİ
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : Tazminat
KARAR TARİHİ : 20/02/2025
GEREKÇELİ KARAR
YAZILMA TARİHİ : 24/02/2025
Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili dava dilekçesinde; 15.02.2009 tarihinde müvekkilinin de içinde yolcu olarak bulunduğu, davalıya ZMMS ile sigortalı dava dışı sürücü idaresindeki ... plakalı aracın sürücünün dikkatsizliği neticesinde şarampole yuvarlandığını, müvekkilinin yaralandığını, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından %25 oranında sürekli maluliyet raporu verilen müvekkilinin kazanın oluşumunda kusuru bulunmadığını, zararın karşılanması için dava öncesinde davalıya başvuru yaptıklarını, ancak zamanaşımının dolduğundan bahisle taleplerinin reddedildiğini belirterek, 6100 Sayılı Kanun’un 107. maddesi uyarınca hesaplanacak tazminatın şimdilik 100TL’sinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile 08/10/2021 tarihli hesap raporuna itirazları olmadığını bildirerek, bu rapora göre işgöremezlik tazminatı talebinin 107.337,04TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def’inde bulunarak, Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi teminatının kaza tarihinde sakatlanma ve ölüm halinde kişi başı 150.000TL olup, bu teminatın davacının zararını karşılamaması halinde Zorunlu Mali Mesuliyet Poliçesine başvurması gerektiğini, davacının zararının öncelikle taşımacılık sigortası poliçesinden karşılanması gerektiğini, davacının emniyet kemeri takılı olmadığından müterafik kusuru bulunduğunu, geçici işgöremezlik tazminatından sorumlu olmadıklarını, temerrüt tarihinin dava tarihi olduğunu, davacının avans faizi talebinin de reddi gerektiğini ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; 10.08.1988 doğumlu ...'ın yolcu olduğu otobüsün 15.02.2009 tarihinde sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi ile gidişine göre yolun sağ tarafından yoldan çıktığı, otobüs sürücüsünün %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, kusur bilirkişi raporu ve Tercan Asliye Ceza Mahkemesi'nin 17/09/2014 tarihinde kesinleşen, 15/06/2011 tarih, 2009/97 Esas, 2011/94 Karar sayılı kararı karşısında davacı yolcunun kusursuz olduğu, TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant yöntemine göre yapılan hesap kapsamında davacının zararının hesaplandığı ve bu miktara ıslah yapıldığı, aracın ticari araç olması nedeniyle avans faizine hükmedilmesi gerektiği, temerrüt tarihinin 08/05/2018 olduğu gerekçesiyle; “DAVANIN KABULÜ ile; Sürekli iş göremezlik bakiye tazminatı 106.417,51 TL’nin ve geçici iş göremezlik tazminatı 919,53 TL olmak üzere toplam 107.337,04 TL’nin (teminat limiti ile sınırlı olmak üzere) temerrüt tarihi olan 08/05/2018 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine ” karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; yaralanma ile sonuçlanan kazalarda, zararın öğrenilmesi zararın kapsamının öğrenilmesi anlamına gelmemekte olup zararın varlığının öğrenilmesinin yeterli olduğunu, 15.02.2009 tarihli trafik kazası neticesinde davacının yaralanması sonucu davacı bakımından değişen ve gelişen her hangi bir durumun olmadığını, kaldı ki, davacının, zararı ve zarara sebebiyet vereni kaza tarihinde öğrenmesi nedeniyle zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin olay tarihi olduğunu, davanın zamanaşımı süresi dolduktan sonra açılması nedeniyle davanın reddi gerektiğini belirterek, istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
İstinaf talebinde bulunan davalı vekilinin istinaf sebepleri doğrultusunda, dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonunda;
Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
Yerel Mahkeme tarafından davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bir uyuşmazlığın tabi olacağı zamanaşımı süresinin ve onun hangi tarihte başlayacağı sorununun, o uyuşmazlığın esasının tabi bulunduğu hukuksal kavrama ilişkin yasal düzenlemeler ve ilkelere göre belirlenmesi gerekir.
Bilindiği üzere zarar, zarar verici fiil veya olayın zarar görenin hukuki varlık ve değerleri üzerindeki olumsuz etki ve sonuçlarıdır. Zararın öğrenilmesinden amaç, zarar verici olayı değil, zararın varlık ve niteliğini, unsurlarını, kapsamını öğrenmektir. Zararın varlığı ve bütün unsurları öğrenilmeden, zarar gören dava yoluyla talep edeceği tazminat hakkında yeterli bir değerlendirme yapamayacaktır. Hukuka aykırı bir eylem işlenmesine karşın, onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Zarar görenin mahkeme önünde dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararının niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi halde zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır.
Bazı hallerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte bağlayacağı açıktır.
Buna karşılık, ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hallerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır. Öte yandan, burada sözü edilen "gelişen durum" kavramı uygulamada çoğu kez yanlış anlaşıldığı şekilde zararın kapsamının zarar görence tam olarak öğrenilmesinin herhangi bir nedenle geciktiğini (örneğin buna ilişkin bilirkişi raporunun geç alındığı) durumlara ilişkin olan, böylesi bir durumu ifade eden bir kavram değildir. Eş söyleyişle gelişen durum kavramı, salt zarar doğuran işlem ya da eylemin sonuçlarının gelişmesini ve bu nedenle zarar görenin bu konularda bilgi sahibi olabilmesinin zorunlu olarak bu gelişmenin tamamlanacağı ana kadar gecikmesini ifade eder. Özellikle beden ve ruh bütünlüğünün zarar görmesi nedeniyle tedavinin uzunca bir süreye yayıldığı durumlarda, oluşan zararın miktarı tıbbi bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen doktor raporuyla belirli bir açıklığa kavuşmaktadır. Kaldı ki, henüz tedavinin tamamlanmadığı, zararın kapsam ve miktarı konusunda belirsizliğin devam ettiği bir aşamada, zarar göreni süre aşımı kaygısıyla dava açmaya zorlamak, hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkına da zarar verecektir. Gelişen durumun varlığı halinde gelişen durumun sona ermesinden itibaren zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekir. (Yrg. 3 HD 2021/5385 E. - 2022/462 K.) - (HGK 15.11.2000 gün ve 2000/21-1609 E. - 2000/1699 K.)
Zararlandırıcı olay 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükte olduğu 15/02/2009 tarihinde gerçekleşmiş ise de, dava 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra 08/05/2018 tarihinde açılmıştır. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulanma Şekli Hakkında Kanun'un (5.) maddesinin (1.) fıkrasında, TBK'nın yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerinin eski kanun hükümlerine tabi olacağı düzenlenmiştir. Gelişen durumun varlığı nedeniyle bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağından zamanaşımı süresinin BK döneminde işlemeye başlamadığının kabulü ile şayet gelişen durumun varlığı döneminde sona ererse bu yasada düzenlenen haksız fiile ilişkin zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmektedir. Dolayısıyla gelişen durumun varlığı BK döneminde sona ererse BK'nın (60.) maddesinin (1.) fıkrasındaki bir yıllık süreye, gelişen durumun varlığı TBK döneminde sona ererse bu kerre TBK'nın (72.) maddesinin (1.) fıkrasındaki iki yıllık süreye tabi olacağı kabul edilmelidir. (YHGK 20/12/2017 tarih, 2017/3-2786 E, 2017/2016 K sayılı kararı da aynı yöndedir.)
Bunun yanında, 2918 sayılı KTK.nun 109/1. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmüne, yine aynı kanunun 109/2 maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.
2918 sayılı Kanunun anılan madde hükmünde, gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece eylemin Ceza Kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Yani tedavinin devam ediyor olması ve gelişen durumun varlığı halinde gelişen durumun sona ermesinden itibaren 2918 sayılı Yasanın 109/1. maddesinde belirtilen 2 yıl içinde dava açılması gerekir. 10 yıllık tavan zamanaşımı süresi ise, failin fiilen zararın öğrenilmesi vs. durumun bulunduğu hallerde uygulanabilen süredir. Gelişen durumun varlığı halinde açılacak tazminat davalarının bu 10 yıllık tavan zamanaşımı içinde açılması gerekmektedir. Ancak gelişen durumun varlığının bulunmadığı hallerde uygulanacak zamanaşımı süresi ise, 10 yıllık tavan zamanaşımı süresi değil, ceza zamanaşımı süresidir. Başka bir ifade ile anlatılacak olursa; davacının maluliyetinde gelişen durum yok ise kaza tarihinden itibaren ceza zamanaşımı uygulanacak; gelişen durumun varlığının kabul edilmesi durumunda ise gelişen durumun öğrenilmesi tarihinden itibaren iki yıl ve her halükarda 10 yıllık tavan zamanaşımı süresi içinde talep edilmiş olup olmadığı irdelenecektir.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; kaza sonucu araç içinde yolcu olan davacı yaralanmıştır. Kazada ölen yoktur. Kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'ya göre zamanaşımı süresi 8 yıldır. Davaya konu trafik kazasının 15/02/2009 tarihinde meydana geldiği, dosyada mevcut 30/11/2017 tarihli Erzurum Bölge Hastanesi Heyet Raporunda “2009'da trafik kazası sonrası sağ radius şaftı fraktürü için opere edilmiş. Radyografilerde sağ DRÜE'dernegatif Unlar varyansı ve radius şaftı faktürünün 4 adet vida ve bir adet plakla yapılmış kaynaması ve remodelingi tamamlanmış osteosenteze alt görünümü mevcut Sağ el bileği ve parmakları parezik idi (sağ median. unlar ve adi sinir parezisi?) düşünüldü. Sağ ön kolda thomson insizyon skarı ve dirsek anterlioru ve medialde abrazyonlara ait? skarları mevcuttu. Dominant ekstremitesini kendine bakımda zorlukla kullanabildiği ancak İnce beceri olmadığı düşünüldü.” görüşü ile %25 engel oranı belirlendiği, dosya arasında bulunan 15/11/2011 tarihli Palandöken Devlet Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulu Raporunda ise, “4 yıl önce geçirilmiş trafik kazası sonucu sağ radius şaft kırığı operesi nedeniyle sağ baş parmak extansiyonu ve radial sinir motor zaafiyeti nedeniyle % 10 engel oranı” olarak tespit yapıldığı, yine olay sonrası düzenlenen adli raporda da sağ kol fraktürü olarak yapılan tespit ile mahkemece yargılama sırasında alınan Atatürk Ünv. Tıp Fak. tarafından “Çalışma Gücü… Yönetmeliği” esas alınarak, dosyadaki tüm raporlar da değerlendirilerek düzenlenen raporda da başkaca bir bulgudan ya da dayanaktan söz edilmeden, “SAĞ RADius şaft fraktürü nedeniyle opere olup kalıcı platin takıldığı, iyileşme sürecinin tamamlandığı, kazaya bağlı sekel mahiyetinde sağ el parmak motor becerilerinde hafi derecede kısıtlılık ve sağ üst ekstremite kas kuvvetinde 1/5 oranında azalma, hafif şiddette radial sinirde parsiyal aksonal nöropatisi nedeniyle %9 maluliyet ve 50 gün geçici işgöremezlik süresi” tespiti yapılması nazara alındığında davacının tedavisinin devam ettiğine ve gelişen durum bulunduğuna dair bilgi ve belge bulunmadığı, davacının da bu yönde bir iddiasının olmadığı gibi, bu yönde bir tedavi ya da teşhis evrakının da dosyaya sunulmadığı, bu suretle eldeki davanın 8 yıllık ceza zamanaşımı dolduktan sonra 08/05/2018 tarihinde açıldığı anlaşılmakla, olay tarihi ve zararın öğrenilme tarihi dikkate alındığında KTK'nın 109/2. maddesindeki uzamış ceza zamanaşımı süresi içinde de davanın açılmadığı gözetilerek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece yanılgılı değerlendirmeyle davanın esasına ilişkin yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
I-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen, 15/06/2022 tarihli, 2018/354 Esas 2022/496 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA,
HMK'nın 353/1-b-2.maddesi uyarınca esas hakkında yeniden karar verilmesine, buna göre;
1-Davanın Zamanaşımı Nedeniyle REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40TL maktu karar harcından dava açılışında peşin alınan 35,90 TL ile ıslah harcı olan 367,00 TL olmak üzere toplam 402,9 TL harcın mahsubu ile bakiye 212,5TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalının yargılamada vekil ile temsil edildiği anlaşıldığından yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 30.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider ve delil avansının HMK'nin 333. maddesi uyarınca karar kesinleştikten sonra Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi dikkate alınarak yatıranlara iadesine,
İSTİNAF HARÇ VE YARGILAMA GİDERLERİ YÖNÜNDEN
II-İstinaf talebi kabul edilen davalıdan alınan istinaf karar harcının isteği halinde davalıya iadesine,
III-İstinaf talebi kabul edilen tarafından istinaf başvurusu nedeniyle yapılan 388,00TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
IV-HMK'nın 333.maddesi gereğince kullanılmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
V-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirilmesi, bakiye harç tahsili ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK.nın 362/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 20/02/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.