T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/702 - 2024/1250
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
35. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/702
KARAR NO : 2024/1250
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/02/2023
NUMARASI : 2016/615 Esas 2023/95 Karar
DAVACI :
VEKİLİ
DAVALI
DAVANIN KONUSU : Tazminat
KARAR TARİHİ : 23/10/2024
GEREKÇELİ KARAR
YAZILMA TARİHİ : 23/10/2024
Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davacı, davalı ... Sigorta Şirketi ve ... vekilleri tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili dava dilekçesinde; 27.04.2015 tarihinde davalı ...'in sevk ve idaresindeki ... plakalı şehir içi yolcu minibüsünün dava dışı ...'un idaresindeki ... plakalı Ego otobüsüne arkadan çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında davacının yaralanarak malul kaldığını, davacının kalıp ustası olarak çalıştığını, aylık ortalama 4.000,00 TL gelir elde ettiğini, davalı sigorta şirketine 16.05.2016 tarihinde tazminat talepli olarak başvuru yapıldığını, ancak ödeme yapılmadığını, ... plakalı aracın 176568814 numaralı ZMMS poliçesi ile ve ayrıca 459635214 numaralı kasko poliçesi ile teminat altına alındığını, davalı ... hakkında Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/255 Esas sayılı dosyada davalı ...'in asli kusurlu olduğu belirlenerek cezalandırılmasına karar verildiğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL geçici ve sürekli iş göremezlik durumundan kaynaklanan maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini, 30.000,00 TL manevi tazminatın manevi tazminat klozu varsa davalılardan müştereken ve müteselsilen yoksa yalnızca davacı ...’den tahsilini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının maluliyetini ispatlayamadığını, kazanın meydana gelmesinde davalının kusurunun bulunmadığını, davacının gelirinin araştırılması gerektiğini, talep edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu, kazanın meydana gelmesinde davalının kusuru bulunmadığından manevi tazminattan sorumlu tutulamayacağını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... Sigorta Şirketi vekili cevap dilekçesinde; ... plakalı aracın, 30.03.2015-30.04.2015 vadeli 176568814 numaralı ZMMS ve 24.12.2014-2015 vadeli Birleşik Kasko Sigorta Poliçesi ile teminat altına alındığını, davacının zararını ispat etmesi gerektiğini, davacının müterafik kusurlu olduğunu, SGK tarafından ödenen tutarların mahsup edilmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, kazaya karışan ... plakalı aracın 176568814 numaralı ZMMS poliçesi ile davalı ... Sigorta Şirketi tarafından 30.03.2015-2016 tarihleri arasında sigortalandığı, 27.04.2015 kaza tarihinde geçerli teminat sakatlanma ve ölüm halinde 290.000,00 TL olduğu, T.C. İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2.İhtisas Dairesinden 27/08/2020 ve 23/06/2022 tarihli raporların aldırıldığı, Adli Tıp Raporları, toplanan tüm hastane kayıtları ve medula kayıtlarına göre davacının kazadan önce spondilolistezisine yönelik bulgu bulunmadığı, böyle bir bel rahatsızlığının kronik olarak seyredebileceği bildirilmiş olsa da bu rahatsızlığın davacıyı hastaneye başvurmaya ve bu hastalığa yönelik ilaç kullanmaya sevk etmeyecek kadar hafif bir hastalık olmadığı, en azından tanı konmasa bile davacının bel ağrısı nedeniyle daha önce hastaneye başvurup ilaç kullanması gerektiği, oysa davacının son 5 yıllık tüm hastane kayıtlarında ve medula sisteminden takip edilen ilaç kullanma kayıtlarında bel ağrısına yönelik dahi bir doktor başvurusu bulunmadığı, buna yönelik herhangi bir ilaç kullanmadığı gözetildiğinde davacıdaki bu rahatsızlığın davalı ...'in yolcu olarak bulunduğu araca arkadan çarpması üzerine geliştiğinin kabulü gerektiği, kaldı ki davacıdaki bu rahatsızlığın kazadan önce bulunduğunu ispat yükünün davalılarda olup davalıların bu durumu da ispatlayamadıkları anlaşıldığından, kaza tarihi itibarıyla geçerli yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenen düzenlenen Adli Tıp Raporlarına göre davacının sürekli özür oranının %14,3 olduğu, 2 ay süre ile iş göremezlik halinde kaldığının tespit edildiği, (Anayasa Mahkemesinin 2019/40 E.-2020/40 K. sayılı ilamı gözetildiğinde) aktüer bilirkişi tarafından TRH-2010 yaşam tablosuna göre yapılan hesaba davacı vekilinin bir itirazının bulunmaması ve buna göre talep arttırım dilekçesini sunması, davacıya kaza nedeniyle SGK tarafından rücuya tabi bir ödeme yapılmadığı, davacının ekonomik sosyal durum araştırmasında inşaat işçisi olduğu, davalı ...'in ekonomik sosyal durum araştırmasında minübüs şoförü olduğunun tespit edildiği, kaza tarihi itibarıyla geçerli maluliyete esas yönetmelik hükümleri, Yargıtay içtihatları, adli tıp raporu ve bilirkişi raporu ile dava dilekçesi ve talep arttırım dilekçesindeki belirtilen miktarlara göre davacının 2.645,32-TL geçici işgöremezlikten kaynaklı, 307.643,41-TL sürekli işgöremezlikten kaynaklı (davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun 290.000,00-TL poliçe limiti ile sınırlı olduğunun tespiti ile) maddi tazminat talep hakkı bulunduğu, zira haksız fiil tarihi ve poliçenin düzenlenme tarihleri itibari ile geçici iş göremezlik tazminatının davalı ZMMS şirketinin sorumluluğunda ve poliçe teminatı kapsamında olduğundan davalı sigorta şirketinin geçici iş göremezlik zararından sorumlu olduğundan davacının maddi tazminat taleplerinin kabulüne karar vermek gerektiği ve maddi tazminat yönünden davalıların haksız fiil sorumlusu, işleten ve ZMSS poliçesi düzenleyen olduğundan meydana gelen maddi zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, bu miktarlara dava açmazdan evvel 16/05/2016 tarihinde davacı tarafından davalı sigorta şirketine başvuru yapıldığından davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 29/05/2016 tarihinden, diğer davalı yönünden ise kaza tarihinden itibaren talep gibi yasal faiz işletilmesi gerektiği manevi tazminat koşullarının oluştuğu, 20.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren talep gibi yasal faiziyle birlikte davalı araç maliki ve haksız fiil sorumlusu ...'den tahsili gerektiği gerekçesiyle; "1-Maddi tazminat davasının KABULÜNE;
2.645,32 TL geçici iş göremezlik tazminatı,
307.643,41 TL sürekli iş göremezlik tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen (davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun 290.000,00 TL poliçe limiti ile sınır olduğunun tespitine) davalı şahıs yönünden kaza tarihinden itibaren, davalı sigorta şirketi yönünden 29/05/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsili ile davacıya ödenmesine,
2-Manevi tazminat davasının KISMEN KABULÜNE;
20.000,00 TL manevi tazminatın davalı şahın yönünden kaza tarihinden itibaren, sigorta şirketi yönünden 29/05/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; davacının kaza nedeniyle oluşan bir maluliyetinin söz konusu olmadığını, dosyada Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından davacı hakkında hazırlanan maluliyet raporu seçenekli olarak hazırlanmış olup, davacı hakkında tespit edilen spondilolistezis hastalığının olayla illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususunun değerlendirilmesine göre farklı maluliyet oranlarının belirlendiğini, davacının kaza ile illiyet bağı bulunmayan ve rapor ile de illliyet bağı bulunmadığı tespit edilen bu hastalığı nedeniyle belirlenecek maluliyet oranını kabul etmediklerini, her ne kadar davacı tarafça davacının son 5 yıl içerisinde bel rahatsızlığı yaşamadığı ve tedavi görmediği beyan edilmiş ise de, davacının Nisan 2011 yılında Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde disk tedavisi (fizik tedavi) gördüğü, 2012 yılında 2 kez iş kazası geçirmiş olması nedeniyle Gazi Üniversitesi Hastanesi ve Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gördüğünün dosyada mevcut olduğunu, mahkemece hazırlanan gerekçeli kararda sigorta şirketinin 290.000,00 TL poliçe limiti ile sınırlı sorumlu olduğuna ilişkin ibarenin hatalı olduğunu, şöyle ki sigorta şirketinin ZMMS yanında genişletilmiş kasko poliçesinin yapıldığı şirket olduğunu, tamamlayıcı nitelikteki poliçe limitleri dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yine aynı şekilde manevi tazminat bedelinden genişletilmiş kasko poliçesi kapsamında davalı sigorta şirketi de sorumlu iken yalnızca müvekkil yönünden hüküm kurulmasının usule aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.
Davacı ... vekili istinaf dilekçesinde; karar ile hükmedilen 20.000,00-TL manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, davacının kaza ile %14,3 oranında meslekte kazanma gücünden kaybettiği, kazada kusurunun olmadığı, paranın alım gücü, tarafların ekonomik durumu gözetildiğinde manevi tazminata dava dilekçesindeki talep gibi 30.000,00 TL üzerinden hükmedilmesinin yerinde olacağını, işleyecek faizin de avans faiz olarak belirlenmesi gerektiğini, manevi tazminat yönünden davalılar lehine ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edildiğini, ret nedeninin her iki davalı yönünden de ortak olduğu eldeki durumda tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının kaza tarihindeki aylık net ücretinin 1.322,66 TL kabul edildiğini, dosya kapsamında yapılan emsal ücret araştırmasında davacının sendikasız çalışması halinde 2015 yılında 3.450,00 TL alabileceğinin tespit edildiğini, buna göre hesaplama yapılarak hüküm kurulması gerektiğini, maddi tazminatın bu nedenle eksik hesaplandığını, karar ile hükmedilen maddi tazminat yönünden, sigorta şirketinin 290.000,00 TL poliçe limiti ile sınırlı olduğu tespiti yapılmış ise de davalı sigorta şirketi tarafından genişletilmiş kasko poliçesi de yapılmış olup, sigorta şirketi maddi tazminatının tamamı yönünden davalı şahıs ile müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.
Davalı ... Sigorta Şirketi vekili istinaf dilekçesinde; maluliyetin oluşmadığının ve illiyet bağı bulunmadığının Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesinden alınan raporlarda tespit edildiğini belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
İstinaf talebinde bulunan davacı, davalı ... Sigorta Şirketi ve ... vekillerinin istinaf sebepleri doğrultusunda, kamu düzenine aykırılıklar resen gözetilerek, dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonunda;
Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesine uygun olmayacak şekilde kurulması ve bu şekilde kurulan hükmün denetlenemeyecek mahiyette olması (gerekçesiz olması gibi), gerekçeli olmakla birlikte hükmün esasına etki edecek veya tarafların adil yargılanma hakkını kısıtlayacak şekilde çelişkili olması (kısa karar ve gerekçeli kararın çelişmesi, gerekçe ile hüküm fıkrasının çelişmesi gibi) kamu düzenine aykırılık oluşturacağından, ilk derece mahkemesi kararının öncelikle bu çerçevede değerlendirilmesi gerekmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki 6100 sayılı HMK'nın 297/1-c maddesinde hükmün gerekçe bölümünün, 2. fıkrada ise hükmün sonuç bölümünün kapsayacağı hususlar düzenlenmiştir. Anılan 297/1-c maddesinde, hükmün, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri de kapsaması gerektiği öngörülmüştür. HMK'nın 297/2. maddesinde, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu öngörülmüştür. Kararın hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, arasında çelişki bulunmaması gerekmektedir.
Öte yandan, tarafların tüm delilleri toplanıp, inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, HMK'nın 298/3. maddesi uyarınca kararı, gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu HMK'nın 294/3. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK'nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, HMK'nın 294/3. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. HMK'nın 298/2. maddesi uyarınca, gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması, yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2011 tarih 15-708 Esas - 737 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re'sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder; Medeni Usûl Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK'na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler.
Kanunda belirtilen sınırlar ve kurallar çerçevesinde hem maddi, hem de hukuki denetim yapılan istinaf kanun yolunda, HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesi, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verileceği düzenlemesini içermekte ise de, gerekçe ile hüküm fıkrasının veya kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olması durumunda hâkimin hangi hükmü oluşturmak istediği belli olmadığından, maddi ve hukuki denetime elverişli bir hüküm bulunduğundan söz edilemez.
Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya bakıldığında; mahkemece yapılan yargılama neticesinde kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, " -Manevi tazminat davasının KISMEN KABULÜNE; 20.000TL manevi tazminatın davalı şahın yönünden kaza tarihinden itibaren, sigorta şirketi yönünden 29/05/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine," karar verilmiş, hükmün gerekçesinde; "20.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren talep gibi yasal faiziyle birlikte davalı araç maliki ve haksız fiil sorumlusu ...'den tahsili gerektiği " denilmek suretiyle gerekçe ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki meydana getirtilmiştir.
Bu nedenle de, gerekçe ile hüküm fıkrasının çelişmesi nedeniyle, denetime elverişli bir karar bulunmadığından taraf vekillerinin buna ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.
Kabule göre de, maluliyete ilişkin olarak, Ankara Üniversitesinden alınan raporda, kaldırıldığı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Ortopedi Servisince düzenlenen kaza tarihi olan 27.04.2015 tarihli Konsültasyon raporunda eski spondilolistezisinin olduğu, acil servis tarafından düzenlenen genel adli muayene raporunda bel bölgesinde ağrı veya hassasiyetten bahsedilmediği, sonuç olarak şahısda mevcut olan spondilolistezis (omurların eklem seviyesinden kayması) hastalığının kaza tarihinden önce mevcut olduğu ve kaza nedeniyle ortaya çıkmadığı ve ağırlık derecesininde bu bölgeye olan her hangi bir travma tarif edilmediğinden ilerleme olmayacağı, bu nedenle 27.04.2015 tarihli kaza ile hastada mevcut spondilolistezis hastalığı arasında illiyet bağı olmadığı belirtilmiştir.
Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda ise, kişiye ait olay öncesi tıbbi belgelerde L4-L5 vertebra spondilolistezisine yönelik herhangi bir tıbbi belge görülemediği, her ne kadar dava konusu olay öncesinde kişinin L4-L5 vertebra spondilolistezisine yönelik kayıt bulunmasa da söz konusu hastalığın klinik bulgu vermeden de kişinin kendisinde bulunabileceğinin tıbben bilindiği, dolayısıyla kişinin yaşı, mesleği, mevcut tıbbi bilgiler, olay tarihli konsültasyonda eski spondilolistezis olarak belirtilmesi ve olay tarihli grafilerin temin edilememesi birlikte değerlendirildiğinde kişideki L4-L5 vertebra spondilolistezisinin dava konusu olayla illiyet bağının kurulamadığı belirtilmiş olup, maluliyet raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığı gözetilerek, mahkemece davacının geçirdiği iddia edilen iş kazasına ilişkin tedavi evrakı ve MEDULA kayıtları da getirtilmek suretiyle Adli Tıp Üst Kurulundan; kaza tarihindeki yönetmelik hükümlerine göre kaza nedeniyle davacıda hangi arızalar nedeniyle ve hangi oranda maluliyet oluştuğu ve maluliyet ile kaza arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı konusunda, açık net, denetime elverişli nitelikte yeniden maluliyet raporu alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu durumda; 10.04.1992 tarih ve 1991/7 Esas - 1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere önceki verilen karara bağlı olmaksızın kısa karar ve gerekçeli karar hüküm fıkrası ile karar gerekçesi arasındaki çelişkiyi giderecek şekilde, taraf iddia ve savunmalarının tartışıldığı ve değerlendirildiği (bu kapsamda karara etki edecek toplanılmayan deliller var ise toplanarak ve değerlendirilerek) denetime elverişli, tarafların hak ve borçlarının tereddüte neden olmayacak şekilde tespit edildiği bir karar verilmesi için kararın HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 17/02/2023 tarihli 2016/615 Esas - 2023/95 Karar sayılı kararın, HMK’nın 353/1-a-4. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
Kararın kaldırılma sebebine göre, taraf vekillerinin sair istinaf taleplerinin İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf eden taraflarca yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf eden davalılara iadesine,
4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine,
5-İİK'nın 36. maddesi gereğince Ankara 2. İcra Dairesi'nin 2023/5802 Esas sayılı dosyasına depo edilen 886.639,82 TL tutarlı teminat mektubunun yatırana iadesine,
6-İİK'nın 36. maddesi gereğince Ankara 2. İcra Dairesi'nin 2023/5802 Esas sayılı dosyasına depo edilen 874.288,71 TL olan nakit teminatın yatırana iadesine,
7-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 23/10/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.