(5237 S. K. m. 2, 3, 58, 62, 63, 109, 125, 302, 314) (3713 S. K. m. 5) (5271 S. K. m. 100, 108, 134, 250, 283) (4721 S. K. m. 10) (16.CD. 28.09.2016 T. 2016/5731 E. 2016/4926 K.) (9. CD. 07.06.2011 T. 2011/4205 E. 2011/3247 K.)
Yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı bulunan sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince verilen karar ile dosya kapsamına göre davanın yeniden görülmesine karar verilmiş olmakla, Dairemizce yapılan açık yargılama sonunda;
İDDİA:
Sanık E. A. hakkında Bolu Cumhuriyet Başsavcılığının 15.02.2016 tarih ve 2016/474 esas sayılı iddianamesi ile özetle;
Soruşturma evrakı kapsamının değerlendirilmesinde şüphelinin, mağdur B. C.'un PKK Terör Örgütünün Dağ Kadrosuna götürülmesi için mağduru 03.09.2015 tarihinde Esenyurt HDP İlçe binasından teslim aldığı ve Gazi Mahallesinde bulunan ikametine götürerek 1 gün konaklattığı ve şüphelinin annesi ile birlikte mağdura yönelik terör örgütünün dağ kadrosuna katılması yönünde iknaya çalıştıkları, 04.09.2015 tarihinde mağdurun ismini A. D. olarak göstererek M. otobüs firmasının Gazi Mahallesinde bulunan satış bürosundan 49 ve 50 numaralı otobüs koltuklarını Erzurum iline gitmek üzere satın aldığı, daha sonra otobüse binerek muavine ve şoföre tanımadığı bayan ile yan yana bilet kesildiğini iddia ederek tartıştığı ve farklı koltuklara mağdur ile oturdukları, şüphelinin mağdura yolda herhangi bir aksilik olması durumunda veya polis çevirmesi olması durumunda kendisini tanımadığını söylemesini istediği, yaşı küçük mağdurun şüphelinin baskı ve tehditlerine boyun eğdiği, terör örgütünün ve şüphelinin kendisine zarar verebileceği endişesi ile şüphelinin talimatlarını uyguladığı ancak otobüsün Bolu ili Dörtdivar ilçesinde konaklaması neticesinde mağdurun bir yolunu bularak dinlenme tesisindeki görevlilere durumu anlattığı ve jandarmanın şüpheliyi yakaladığı,
Şüphelinin PKK Terör Örgütü üyesi olduğu ve örgütün dağ kadrosuna yaşı küçük şahısları işbirliği içerisinde bulunduğu örgüt üyeleri ile birlikte götürülmesini planladığı, aynı suçlardan daha önce hakkında yasal işlemler yapıldığı, şüphelinin İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/134 Esas sayılı ve Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/519 esas sayılı dosyalarında Terör Örgütüne üye olmak suçundan yargılandığı, soruşturma evrakının tüm kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde, şüphelinin yaşı küçük (13 yaşında) mağdureyi TCK 109/2 maddesi kapsamında cebir ve tehdit ile hürriyetinden yoksun kıldığı, yine TCK 314. maddesi kapsamında terör örgütüne üye olduğu iddia edilerek, TCK'nin 314/2, 109-1-2-3.f, 3713 sayılı TMK'nin 5. maddeleri gereğince cezalandırılması amacıyla kamu davası açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KABUL VE UYGULAMASI :
Tüm dosya kapsamı içeriği birlikte değerlendirildiğinde; sanığın mağdureyi hürriyetini tahdit ederek terör örgütünün dağ kadrosuna katmak gayesiyle naklederken yakalandığı hususunun sabit olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı kabul edilerek;
Sanığın PKK/KCK yapılanması yapılanması içerisinde yer aldığı, örgütün militan kadrosu içerisinde yer alarak terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu, örgütün kırsal alanına eleman temin ettiği konusunda çalışmalar yaptığı kanaatine ulaşılarak, alt sınırdan ayrılmak suretiyle eylemine uyan TCK'nin 314/2, 3713 sayılı TMK'nin 5/1 maddesi, TCK'nin 62. maddesi gereğince sonuç olarak sekiz yıl dokuz ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Örgüt üyeliği suçu temadi eden suçlardandır. Temadinin kesilmesi için hem hukuki kesintinin hem de fiili kesintinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, yakalanıp beyanına başvurulan ve hakkında iddianame düzenlenen sanıkların temadisi kesilecek ve bu tarihten sonraki eylemler ayrı bir suçun konusu olacaktır. Sanık hakkında İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/134 esasında kayıtlı olan bir davanın bulunduğu ve yargılamanın halen devam ettiği anlaşılmıştır. Söz konusu davaya ilişkin iddianame örneği dosya içerisine alınmıştır. Fakat, söz konusu davaya konu eylemin suç tarihinin 2012 Yılı olduğu ve sanığın anılan dava nedeniyle yakalamasının yapıldığı anlaşılmıştır. Düzenlenen iddianamenin tarihi de 29.05.2012 tarihidir. Dolayısıyla, sanık hakkında İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava bakımından hukuki ve fiili kesinti, görülmekte olan davanın eylem tarihinden önce gerçekleştiğinden, önceki iddianame tarihinde temadinin kesildiği ve bu tarihten sonraki eylemlerin ayrı bir örgüt üyeliği suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, dosyaların birleştirilmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır.
Sanığın, henüz 14 yaşını dahi doldurmayan mağduru terör örgütünün üyesi yapmak gayesiyle yanında tutan sanığın eyleminin, mağdurun rızası dahilinde gerçekleştiğini düşünmenin olanaklı olmadığı değerlendirilerek, mağdureyi bir terör örgütünün korkutucu gücünden yararlanmak maksadıyla, kanuni temsilcilerinin rızası dışında yanında alıkoymak şeklindeki eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna vücut verdiği değerlendirilerek, eylemine uyan TCK'nin 109/1, 109/3-f maddesi, 3713 sayılı TMK'nin 5/1, TCK'nin 62. maddeleri gereğince sonuç olarak iki yıl yirmi bir ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
İSTİNAF İNCELEMESİ AŞAMASI:
Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 11.10.2016 tarihli hükmüne karşı, sanık müdafi tarafından istinaf talebinde bulunulması üzerine yapılan inceleme neticesinde; dosya kapsamı, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve belgeler ile istinaf dilekçesi içeriğine göre, hastane doğumlu olmayan mağdurenin gerçek yaşının tespiti ile sanığın silahlı terör örgütüne üye olma ve özgürlüğü kısıtla eylemlerinin nitelendirilmesi ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden yıl ve ay olarak hükmedilen hapis cezasından TCK 62. maddesi gereğince indirim sırasında uygulama hatası yapılması nedenleriyle, duruşma açılmasına ve davanın yeniden görülmesine karar verilerek yargılama yapılmıştır.
SAVUNMA:
a)Sanık 05.09.2015 tarihinde kollukta verdiği ifadesinde özetle; Suçlamaya kabul etmeyerek, mağduru tanımadığını, 1995 tarihinden beri HDP'nin mahalle, ilçe ve genel merkez düzeyinde yönetim kadrolarında çalıştığını, Esenyurt HDP ilçe başkanı M. Ç.'ın Malazgirtten çocukluk arkadaşı olduğunu, bu vesile ile sürekli yanına gidip geldiğini, partinin gençlik merkezi adında bir yapılanmasının olmadığını, en küçük birim olarak mahalle temsilcilikleri ve ilçe başkanlıkları olarak faaliyet gösterdiklerini, kendisine iftira atıldığını beyan etmiştir.
b)Sanık 05.09.2015 tarihinde C. Savcılığında verdiği savunmasında; B. C. isimli şahsı tanımadığı, daha önce kendisini hiç görmediği, İstanbul'da geçimini inşaatlarda çalışarak sağladığı, Gazi mahallesinde bulunan ikametimde eşim ve 2 çocuğumla yaşadığı, aynı binada anne ve 3 kardeşim başka dairede kaldığı, HDP ilçe başkanı M. Ç. memleketten arkadaşı olması nedeniyle HDP ilçe teşkilatına uğradığı, B. C. isimli şahsı hiç görmediği, görse bile kendisini tanımadığı, mağdurenin ifadesinde geçen S. ve M. isimli şahısları tanımadığı, mağdureyi rızası dışında Gazi mahallesinde bulunan annemin ikametinde tutmadım ve B.'ı PKK terör örgütünün dağ kadrosuna götürmek üzere zorla yola çıkarmadığını bildirmiştir. Tam saatini hatırlamamakla beraber 15:30-16:00 sıralarında Gazi mahallesinde bulunan M. turizmin acentesinden Erzurum yönüne 50 numaralı bileti satın aldığı, sadece bir bilet satın aldığı ancak, araca bindiğimde 49 numaralı koltukta bir bayan şahsın oturduğunu gördüğü, otobüsün şoförüne durumu ilettiği, siz Dudulllu'ya kadar idare edin daha sonra durumu düzeltelim cevabını aldığı, otobüs boş olduğu için tam hatırlayamadığım ortalarda bir koltuğa oturduğu, bayanın ne yaptığını nereye oturduğunu bilmediği, Malazgirt'te bulunan tarlalarının icara (kira) verildiği, kira bedelini almaya gittiği ve kayınbiraderi V. A.'ın Erzurum üzerinden gitmesini ve otoparka bıraktığı aracını memlekete teslim etmesini istediğini bildirmiştir. İstanbul'dan hareket eden otobüsün Gerede ilçesine gelesiye kadar altı kere durup yolcu aldı kısa süreli konaklama ve mola verdiği, eğer mağdurun iddia ettiği gibi suç kastı ile hareket etmiş olsa neden kaptana biletlerin yanlış olduğu konusunda çıkışayım veya neden bu bayan şahsın iddia ettiği gibi bu şahsı kendi ikametimde konaklatıyım. Hatta 6 kere mola verdiği esnada neden otobüsten inip uzaklaşmayım. HDP'nin Esenyurt teşkilatında çalışmadığı, HDP'nin çeşitli il ve ilçelerinde bulunan kadrolarında görev aldığı, PKK terör örgütü üyesi olmak ve örgüt propagandası yapmak suçundan yargılanarak 5 ay hapis yattığı ve dava sonucunda beraat ettiği, HDP'nin parti tüzüğü dışında illegal bir faaliyette bulunmadığı, B. C.'u rızası hilafına zorla PKK terör örgütünün dağ kadrosuna götürmeye çalışmadığı, üzerime atılı suçlamaları kabul etmediği, bunun kendine karşı yapılmış bir komplo olduğu, B. C.'un ailesinin Gazi mahallesinde bulunduğuna dair bilgiye nereden ulaştığını bilemediği, üzerime atılı suçlamaları kabul etmediği şeklinde beyanda bulunmuştur.
c)Sanık 05.09.2015 tarihinde Gerede Sulh Ceza Hakimliğinde verdiği savunmasında; Ben o kızı ömrümde görmedim. Sadece arabada gördüm. Şu anda da görsem tanımam. Kızın kaç yaşında olduğunu bilmiyorum. Kadın olduğu için çok dikkatli bakmadım. Aynı yerden bilet almış olmamız tesadüftür. Ben bilet aldığımda o orada yoktu. Bilet alınan yerin kamerası vardır. Oradan kontrol edilebilir. Benim kızı dağ kadrosuna götürecek demesi tamamen iftiradır. Böyle bir şeyin olması mümkün değildir. Ben arabaya binerken o kız orada oturmuştu. Otogarda her yer polis kaynıyordu. Neden otogarda polise ağlamamış da dinlenme yerinde polise ağlamış bunu bana izah etsin. Esenyurt ilçesinde çaycı biri vardır. Bana savcı beyin sormuş olduğu çaycının bu olma ihtimali vardır, şeklinde beyanda bulunmuştur.
d)Sanık 28.04.2016 tarihinde Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde; Yazılı olarak hazırladığı 2 sayfalık ifadesini tekrar ettiği, müştekinin söylediklerinin tamamen mantıksız olduğu, bu şekilde bir düşüncesi olsa müştekiyi ailesini de öğrenecek şekilde içeri sokmayacağı, ayrıca daha İstanbul'dan çıkmadan dahi otobüsün 8-9 yerde durduğu dikkate alındığında ve İstanbul gibi kalabalık bir yerde zorla otobüse bindirme gibi bir olay dikkate alındığında alıkoyma suçlamasının tamamen hayal ürünü olduğu ve müştekinin ruh halini yansıttığını, belirterek önceki ifadelerini tekrar etmiştir.
e)Dairemizce yapılan yargılama sırasında alınan savunmasında; Ben yüklenen suçu kabul etmiyorum, kendisini örgüte kazandırmak için kırsala götürdüğüm iddia edilen B. C. isimli kişiyi önceden tanımıyorum, ismini yargılama sürecinde öğrendim, bu kişiyi yargılama sürecinde cinsel saldırı suçundan dolayı da başka bir dosyada mağdur olarak öğrendim. B. C. ailesiyle birtakım sıkıntılar yaşayarak dosyadan öğrendiğim kadarıyla cinsel saldırıya maruz kalmış ve bu nedenle psikolojik durumu dengeli olmayan ifadeleri baştan sona çelişki içeren bir kişi olarak görülmektedir, ayrıca bu kişinin görüntü itibariyle ve tam teşekküllü bir hastanede kemik grafikleri çekilmediği için 15 yaşından büyük olduğunu da düşünüyorum. Bu kişinin ifadelerinde belirttiği gibi ben kendisine otobüs bileti almadım, otobüse binmeden öncede evimizde ağırlamadım.
Ben başka davalarda iki kez yargılandım ve takip edildiğimi düşünüyorum, buna rağmen yargılamayı bilen birisi olarak safça örgüte eleman kazandırma amacıyla takip edilen birisinin evinde yukarıda belirttiğim gelgitler yaşayan bir bayanı barındırmam saçma olacaktır, ayrıca yaşlı annemi de bu işe dahil edecek kadar da mantıksız davranmam yerinde değildir. Bu kişi ile sadece aynı otobüste seyahat etme dışında bir tanışıklığım yoktur.
15 Temmuz darbesini hepimiz yaşadık, asker ve polisin ne tür komplolar yapabileceğini gördük, bu bayanında benim vasıtamla örgüte kazandırılmak için kırsala götürülmesi tamamen bir kurgudur. Çünkü terminalden yakalandığı yere kadar hemen hemen her noktada polis bulunmaktadır eğer böyle bir kurgu olmasaydı mağdur hareket noktasında bile beni ihbar etmesi mümkündür. Yüklenen suçlar asılsızdır kabul etmem de olanaklı değildir.
İddianame ve gerekçeli karar çelişkilerle doludur, benim beraat ettiğim başka bir dosya bile bu mahkumiyete delil olarak gösterilmiştir, şeklinde beyanda bulunmuştur.
f)Ek savunmasında; örgüt suçlamasını ve TCK'nin 302. Maddesinde düzenlenen suça ilişkin gerçekleştirilmiş bir eylemim yoktur. Sadece kürt olduğumdan yargılanıyorum, yüklenen suçlamaları kabul etmiyorum, vekilim ayrıca ayrıntılı savunma yapacaktır, şeklinde beyanda bulunmuştur.
g)Sanık müdafii savunmasında; Müvekkilim olaya ilişkin ayrıntılı biçimde savunma yapmıştır, bende bu savunma üzerine bazı noktaları ilave etmek istiyorum, mağdur olarak nitelendirilen kişi talimat mahkemesinde değil mahkeme huzurunda dinlenmelidir ve bu kişi resmen 15 yaşından küçük olsa da fiilen 15 yaşından büyüktür. Yerel mahkemede tevsii tahkikat talebimiz dikkate alınmamıştır bu konulara ilişkin tevsii tahkikat talebimizi yeniliyoruz. Müvekkilim çelişkili ifadelere dayanan bir bayanın ifadeleri doğrultusunda da 1,5 yıla yakın bir süredir tutukludur, Ceza Muhakemesi Kanununda tutuklama bir tedbirdir, ancak bu dosyada tedbir boyutunu aşmıştır, müvekkilimin tahliyesini talep ediyoruz şeklinde beyanda bulunmuştur.
h)Sanık müdafii esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasında; Adli Tıp raporu ile 15 yaşından küçük olduğu belirlenen ve dosyamıza konu olaydan önce cinsel saldırıya uğrayan bir küçük yaştaki kızın İstanbul gibi büyük bir metropolde bir ilçeden alınıp başka bir semte götürülmesi İstanbul'dan da örgüte kazandırılmak için kırsala götürülmesi eyleminde bu kızcağız nasıl cinsel saldırı suçundan dolayı kendini koruyup şikayette bulunuyorsa bizim olayımızda da kendini savunması gerekirdi ve eğer müvekkilim kendisini tutup evinde ikamet ettirip kırsala götürme eylemi sırasında şikayette bulunabilirdi. Böyle bir şikayette bulunmamıştır. Dosyada elle tutulur tek delil mağdurenin beyanıdır. Ancak geçmişte yaşadığı travmalar sebebiyle ruhsal durumu bozulan kişinin beyanı hükme esas alınmamalıdır.
Müvekkilim siyasi bir kişiliğe sahip olup bundan dolayı İstanbul ve Mardin'de halen derdest olan davalarda yargılanmaktadır. Müvekkilimin kriminal geçmişi esas olmaması gerekirken bu davaya esas alınmıştır.
Yüklenen suçların yasal unsurları oluşmamıştır. Müvekkilimin beraatine karar verilmesini, ayrıca tutuklama tedbirinin artık tedbir olmaktan çıkması nedeniyle cezalandırılma aşamasına geçtiğini düşünerek tahliyesini talep ediyoruz şeklinde beyanda bulunmuştur.
İDDİA MAKAMININ ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASI:
Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; sanığın 04.09.2015 tarihinde Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 26.04.2017 tarihli raporuna göre 15 yaşından küçük olduğu anlaşılan mağdure B. C.'u PKK / KCK terör örgütünün dağ kadrosuna götürmek üzere 03.09.2015 tarihinde teslim alarak bir gece kendi ikametinde tuttuğu, sanığın aldığı 49 ve 50 numaralı otobüs biletleri ile 04.09.2015 günü İstanbul'dan Erzurum'a giden yolcu otobüsüne binerek mağdure ile birlikte yola çıktıkları, mağdurenin Bolu/Dörtdivan dinlenme tesislerinde mola sırasında kolluk kuvvetlerine sığındığı, sanığın bu şekilde hukuki ve fiili ehliyeti bulunmaması nedeniyle geçerli bir rızasından bahsedilemeyecek mağdureyi hürriyetinden yoksun kıldığı, sanığın 15 yaşından küçük mağdureyi örgütün dağ kadrosuna götürmesi eyleminin Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 28.09.2016 tarih 2016/5731 esas ve 2016/4926 sayılı kararında da belirttiği üzere, Devletin Birliği ve Ülke Bütünlüğünü Bozma suçunu oluşturduğu sabit olmakla;
Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 11.10.2016 gün ve 2016/61 esas 2016/171 karar sayılı hükmünün CMK’nin 280. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kaldırılmasına,
Sanığın üzerine atılı Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçunu işlediği sabit olduğundan eylemine uyan TCK'nin 109/1, 109/3-f, 3713 sayılı TMK'nun 5/1, TCK'nin 53/1, 2, 3, 58/9, 63. maddeleri gereğince cezalandırılmasına, CMK'nin 283/1. maddesi gereğince istinaf yoluna sanık aleyhine bozma talebi bulunmadığından ceza yönünden kazanılmış hak ilkesinin gözetilmesine karar verilmesi,
Sanığın üzerine atılı Devletin Birliği ve Ülke Bütünlüğünü Bozma suçunu işlediği sabit olduğundan eylemine uyan TCK'nin 302/1, 3713 sayılı TMK'nun 5/1, TCK'nin 53/1, 2, 3, 58/9, 63. maddeleri gereğince cezalandırılmasına, CMK'nin 283/1. maddesi gereğince istinaf yoluna sanık aleyhine bozma talebi bulunmadığından ceza yönünden kazanılmış hak ilkesinin gözetilmesine karar verilmesi;
Sanığa yüklenen suçların sabit görülmesi ve niteliği karşısında CMK'nin 100/3-a-9 ve 108. maddeleri gereğince tutukluluk halinin devamına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunmuştur.
DELİLLER:
A-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılamada elde edilen deliller:
1) 05.09.2015 tarihli olay tutanağı; Jandarma 156 imdat telefonunu arayarak kendisini D. Dinlenme Tesisleri görevli otobüs kontrolü M. olarak tanıtan şahsın, tesise gelen bir kız çocuğunun kendisini takip eden şahıslardan kaçtığını ve yardıma ihtiyacı olduğunu belirterek kendilerine sığındığını ihbar ettiği. Jandarma görevlileri tarafından saat 00.55 de tesise gelinerek kız çocuğu ile irtibata geçildiği, yapılan mülakatta B. C.'un; İstanbul Erzurum seferini yapmakta olan M. Turizme ait otobüsün 49 nolu yolcusu olduğunu, 50 nolu bilet sahibi yolcu tarafından, zorla PKK dağ kadrosuna katılmak üzere kaçırıldığını, örgüte katılmak istemediğini belirttiği. B. C.'un ibraz ettiği bilete göre 34 EG … plaka sayılı otobüsün halen dinlenme tesislerinde olduğu belirlenerek, otobüs muavini U. K. vasıtasıyla, 50 nolu bilet yolcusunun 25 nolu koltukta oturduğu belirlenerek, C. Savcısından alınan talimat gereği sanık E. A.'ın yakalanarak göz altına alındığı ve hakkında soruşturma başlatıldığı.
2)Bilgi sahibi beyanları;
a)M. A. 05.09.2015 tarihinde bilgi sahibi sıfatıyla kollukta verdiği ifade,
b)U. A. 05.09.2015 tarihinde bilgi sahibi sıfatıyla kollukta verdiği ifade,
c)S. T. 05.09.2015 tarihinde bilgi sahibi sıfatıyla kollukta verdiği ifade,
3)Arama ve el koyma;
a)Sanığa ait cep telefonu üzerinde CMK'nin 134 maddesi gereğince inceleme yapılmasına dair Gerede Sulh Ceza Hakimliği'nin 08.12.2015 tarih ve 2015/1380 D. İş sayılı kararı.
b)Cep telefonunun Kriminal inceleme için Jandarma Krimanal dairesine gönderilmesine dair yazı.
4)Gerede Sulh Ceza Hakimliği'nin 07.09.2015 tarih ve 2015/1000 D.İş sayılı kararı; Sanık E. A.'ın kullandığı ………….. nolu GSM hattının 05.06.2015 ve 05.09.2015 tarihi aralığında arayan, aranan numaralar ile görüşme yapıldığı baz istasyonlarının CMK'nin 135 ve devamı maddeleri gereğince iletişiminin tespitine karar verildi.
5-)Bolu İl Jandarma Komutanlığının 09.12.2015 tarihli analiz raporu;
a)Şüpheli E. A. adına kayıtlı 553 … …. numaralı telefon ile 03 Eylül 2015 günü saat 17.28.30 ve 17.58.15'de F. K. (A. ve A. oğlu, 17.04.1983 Hınıs doğumlu, Hınıs/Erzurum nüfusuna kayıtlı) adına kayıtlı 546……. numaralı telefon arasında iki telefon görüşmesi yapılmış olup, bu görüşmelerde şüpheli E. A. "43429125 Avcılar Küçük Çekmece Bağlantı Yolu İSKİ Arazisi Avcılar/İstanbul ve 4341018543 Yenikent Mah. Balıkyolu Cad. No:11/B Esenyurt/İstanbul" baz istasyonları bölgesinde olduğu, karşı baz bilgisinin ise "Çiğli/İzmir" olduğu,
b)Şüpheli E. A. adına kayıtlı 553 ….. numaralı telefon ile 03 Eylül 2015 günü saat 18.04.39 ve 18.30.44'te 7 ve 103 saniyelik M. Z. E. adına kayıtlı 543 631 6150 ve M. I. adına kayıtlı 544 …… numaralı telefon kullanıcıları ile iki telefon görüşmesi yaptığı, bu görüşmelerde şüphelinin sırasıyla "4341018549 Yenikent Mah .Balıkyolu Cd.No:11/B Esenyurt/İstanbul ve 4341012232 Yenikent Mh. 470 Sk.471 Sk.Köşesi A.Koyun Market Üstü TEM Bağlantı Yolu Kenarı Esenyurt/İstanbul" bazı istasyonları bölgesinde olduğu, M. Z. E.'ın baz bilgisinin "1041153794 İnönü Mh.Balıkyolu Mh.Kocasinan Cd.G-9 Sk.No:87 Ataşehir/İstanbul" olduğu, (şüpheli E. A. ile M. Z. E.'ın aynı baz istasyonu bölgesinde bulundukları)
Ayrıca, şüpheli E. A. adına kayıtlı 553 112 ………. numaralı telefon ile M. Z. E. adına kayıtlı 543 …… numaralı telefon arasında 03 Eylül 2015 günü saat 15.13.01, 15.13.30 ve 17.21.51'de 9, 24 ve 27 saniyelik üç telefon görüşmesi yapıldığı, bu görüşmelerde M. Z. E. adına kayıtlı 543 ….. numaralı telefon kullanıcısının "1041153794 İnönü Mh. Balıkyolu Cd. No: 11 Esenyurt/İstanbul" baz istasyonu bölgesinde olduğu, (mağdur ifadesinde, hdp gençlik merkezinde çalışan m. (başkan), s. ve m. isminde üç kişinin kendisine örgüte katılması yönünde söylemlerde bulunduklarını beyan etmiştir)
Sonuç olarak, olayda bahsi geçen Esenyurt HDP İlçe binasının internet adresine bakıldığında Yenikent Mah. Doğan Araslı Cad. 603 sk. No: 3 Esenyurt/İstanbul olduğu, şüpheli E. A. ve M. Z. E. adına kayıtlı 543 …… numaralı telefon kullanıcısının yaptığı telefon görüşmelerindeki baz bilgileri ile Esenyurt HDP ilçe binasının adres bilgilerinin aynı bölgede olduğu görülmektedir. şüpheli E. A. Dörtdivan İlçe J.K.K'lığında alınan ifadesinde, 03-04 eylül 2015 tarihlerinde Esenyurt İlçesine hiç uğramadığını beyan etmiştir. Yapmış olduğu telefon görüşmelerindeki baz bilgileri ile ifadesindeki beyanının tutarsız olduğu görülmektedir.
c)Şüpheli E. A. adına kayıtlı 553 ….. numaları telefon ile 03-05 Eylül 2015 tarihleri aralığında F. K. adına kayıtlı 546 ….. numaralı telefon arasında yakalama anına kadar 36 telefon görüşmesi yapıldığı, F. K.'ın baz bilgisinin Çiğli/İzmir ve Kula/Manisa, telefon adres bilgisinin, "Aşağıkaya Mah.1.Aşağı Afetkonutları Sk. 5. Afetkonutları No:40 Hınıs/Erzurum" olduğu,
ç)Şüpheli E. A. adına kayıtlı 553 ….. numaralı telefon ile M. P. (S. ve M. kızı 15.01.1992 Erzurum doğumlu, Tekman/Erzurum nüfusuna kayıtlı) adına kayıtlı 539……….. numaralı telefon arasında, 03 Eylül 2015 günü saat 20.51.51, 20.59.02, 21.15.39, 21.22.26 ve 23.31.34'te 170, 814, 14, 863 ve 1994 saniyelik beş telefon görüşmesi, 04 Eylül 2014 günü saat 10.47.49, 16.11.15, 16.14.06, 18.04.11 ve 18.20.18'de 347, 34, 348, 948 ve 1054 saniyelik beş telefon görüşmesi, 05 Eylül 2015 günü saat 00.46.02 (olayın meydana geldiği saat) ve olaydan sonra 13.47.54, 13.48.12, 15.35.23 ve 16.34.25'te beş olmak üzere toplam 15 telefon görüşmesi yapıldığı, baz bilgisine bakıldığında M. P. adına kayıtlı telefon kullanıcısının "Palandöken/Erzurum" baz istasyonları bölgesinde olduğu, (Şüpheli ve mağdurun seyahat biletleri incelendiğinde, İstanbul'dan Erzurum'a yolculuk ettiklerinin anlaşıldığı, yolculuk öncesi ve devamında karşı baz bilgisi "Palandöken/Erzurum" olan M. P. isimli şahıs adına kayıtlı bir telefon kullanıcısı ile görüşme yapıldığı tespit edilmiş olup, görüşme sıklığı ve süreleri dikkat çekmektedir)
d)Şüpheli E. A. adına kayıtlı 553 112 5764 numaralı telefon ile M. P. adına kayıtlı 539 …….. numaralı telefon arasında 05 Haziran-06 Eylül 2015 tarihleri arasında toplam 608 telefon görüşmesi yapıldığı görülmüş olup (Şüpheli ifadesinde, kayınbiraderi V. A.'ın rahatsız olan çocuğunun Muş/Malazgirt'ten Erzurum'a oradan da İstanbul'a getirdiğini, bu sırada arabasını Erzurum ilinde bıraktığını ve Erzurum'a aracı almak maksadıyla gittiğini beyan etmiştir. Şüpheli E. A. ile karşı baz bilgisi "Palandöken/Erzururum" olan M. P. adına kayıtlı 539 ….. numaralı telefon kullanıcısı arasındaki görüşme sayısının fazlalığı dikkat çekmektedir)
6)Gerede C. Başsavcılığının 2015/228 sayılı emanet makbuzu:
………………. imei numaralı üzerinde 553 …… nolu sim kartı bulunan sanığa ait Sony experia marka cep telefonu.
7)İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 07.01.2016 tarihli araştırma raporu;
18.03.2011 günü İstanbul Emniyet Müdürlüğünce PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne yönelik yapılan çalışmalarda 21 Mart Nevruz etkinlikleri esnasında eylem yapacağı değerlendirilen A. E., E. A. ve İ. A. isimli şahısların Sultangazi ilçesi 75. Yıl Mahallesi İstiklal caddesi üzerinde 07 ….. plakalı beyaz renkli araç içerisinde örgütsel dökümanlar ile birlikte yakalanarak gözaltına alındıkları, E. A. sevk edildiği İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/39 sayısına kayden tutuklandığı, diğer sanıkların serbest bırakıldıkları,
25.01.2015 günü Mardin ili Kızıltepe İlçe Emniyet Müdürlüğünce PKK/KCK terör örgütüne yönelik yapılan çalışmalarda, İstanbul ilinden gelen otobüste yapılan aramada poşet içerisinde 50 adet üzerinde Abdullah Öcalan'ın resminin ve YDG-H ASAYİŞ yazısı bulunan tişörtler ele geçirildiği, olayla ilgili olarak T. S. ve E. A. isimli şahıslar yakalanarak gözaltına alındıkları, sevk edildikleri adli makamlarca serbest bırakıldıkları,
Y. B. isimli örgüt mensubuna 18.11.20114 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne yaptırılan fotoğraf teşhisinde ..28 nolu fotoğraftaki şahsı E. olarak tanıdığını (E. A.), bu şahsın 2011 yılında Sultangazide PKK/KÇK terör örgütüne müzahir şahıslar tarafından yapılan korsan gösteri eylemlerine katıldığını duyduğunu...beyan ettiği,
Terör örgütüne üye olmak suçundan İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/134 esas sayısına istinaden hakkında işlem yapıldığı,
Terör örgütüne üye olmak (terör örgütüne yardı etme) suçundan Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/519 esas sayısına istinaden hakkında işlem yapıldığının belirlendiği bildirilmiştir.
8)İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığının 22.12.2015 tarihli araştırma raporu;
Edirne İl J.K.lığınca 07.04.2011 tarihinde gönderilen, "Edirne F Tipi Kapalı Cezaevinde bölücü terör örgütüne üye olmak suçundan tutuklu olarak bulunan, aralarında E. A. isimli şahsında bulunduğu (65) hükümlü/tutuklunun, askeri operasyonlara son verilmesi, tutuklanan siyasetçilerin serbest bırakılması, Kürt halkının dili ve kültürü üzerindeki baskıların kaldırılması amacıyla 07 Nisan 2011 saat 12.00 da başlattıkları açlık grevine, 09 Nisan 2011 saat 12.00 da son verdikleri"
Edirne İl J.K.lığınca 29.06.2011 tarihinde gönderilen "Edirne F Tipi Kapalı Cezaevinde bölücü terör örgütüne üye olmak suçundan hükümlü/tutuklu olarak bulunan, aralarında E. A. isimli şahsında bulunduğu 38 hükümlü/tutuklunun, adaletin siyasallaştırılması, verilen kararların taraflı olduğu, anadilde savunma yapamadıkları ve dillerinin tanınmadığı iddiasıyla 27 Haziran 2011 tarihinde başladıkları duruşmalara katılmama eylemlerine 08 Temmuz 2011 tarihinde de devam ettikleri,
İstanbul İl J.K.lığınca 28.01.2015 tarihinde gönderilen "İstanbul’da mukim, yaşları küçük Z. K, İ. K ve D. A isimli 3 bayan şahıs ile S. K ve E. B isimli şahısların 05.02.2015 tarihinde Şanlıurfa/Viranşehir'de gözaltına alınmaları ile sonuçlanan kırsala aktarım faaliyetinin, PKK/KCK mensubu T. S ve E. A. tarafından orgarize edildiği" şeklinde istihbari bilgiler tespit edildiği bildirilmiştir.
9)Jandarma Genel Komutanlığınca düzenlenen 21.01.2016 tarihli uzmanlık raporu; sanığa ait telefon üzerinde yapılan incelemede delil elde edilemediği bildirilmiştir.
10)Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/519 esas sırasında görülmekte olan davaya ilişkin iddianame örneği; Sanıklar E. A. ve T. S. haklarında 28.01.2015 tarihinde 50 adet Abdullah Öcalan ve YDG-H ASAYİŞ ibaresi yazılı 50 adet tişört yolcu otobüsünde bulundurmaları eylemleri nedeni ile 01.09.2015 tarihinde terör örgütü propagandası yapmak suçundan cezalandırılmaları için Mardin Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, mahkemece sanık E.'ın 11.11.2015 tarihinde savunmasının alındığı aynı celsede sanık E. hakkında terör örgütüne yardım etme suçundan TCK'nin 314/3, 220/7 delaletiyle TCK'nin 314/2, TMK'nin 5/1, TCK'nin 35 ve 62 maddeleri gereğince sonuç olarak 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
11-)İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. madde ile yetkili) 29.05.2012 gün 2012/11261 soruşturma, 2012/358 esas 2012/268 sayılı iddianamesi ile sanık E. A. ve diğerleri hakkında İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesine (CMK 250 madde ile görevli ve yetkili) birleştirme talepli açtığı iddianame örneği; Sanık E. A.'ın silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmasının talep edildiği, suç tarihinin iddianamede 18.02.2012 olarak gösterildiği, 18.02.2012 tarihinde gözaltına alınan sanığın 20.02.2012 tarihinde serbest bırakıldığı, iddianame içeriğinden sanığın savunmasının alındığı ve sanıklar hakkındaki davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/134 esas sırasında devam ettiği anlaşılmıştır.
12)Mağdur B. C.'a ait nüfus kaydı.
13)Müşteki ve mağdur beyanları.
a) Mağdure B. C. 05.09.2015 tarihinde kollukta verdiği ifadesinde;
İstanbul ilinde çevremin etkisiyle zaman zaman Esenyurt'da bulunan HDP Gençlik Merkezine gidiyordum. Burada yaşı küçük insanları toplantı salonunda toplayıp konuşma yapıyorlardı. Özgürlükten bahsedip, İstanbul ili içerisinde HDP ve PKK'nin yapmış olduğu eylemlerden bahsedip, polisi kötülüyolardı. Daha sonda bu toplu görüşmeler bireysel görüşmelere döndü. Bu görüşmelerde PKK'nin özgürlük savaşçıları olduklarını örgütü katılmanın bizi özgürleştireceğini anlatıyorlardı ayrıca bizim ailelerimizle sorunlarımız olup olmadığını eğer örgütün silahlı kadrosuna katılırsak bu sorunlardan kurtulacağımızı anlatıyorlardı. Bu konuda özellikle tacize uğrayan kızları seçiyorlardı. Bende 01.05.2015 tarihinde aile dostumuz olan A. G. tarafından tecavüze uğradığım için HDP Gençlik Merkezi yöneticileri benim üzerime yoğunlaştı. HDP Gençlik Merkezinde benimle konuşma yapanlardan hatırladıklarım M. (başkan), bina sahibi M. ve çalışan S.'dir. Bu kişileri görsem teşhis edebilirim. 02.09.2015 günü Gençlik Merkezine gittiğimde bana oradakiler yarın kimliğinle gel dediler. 03.09.2015 günü Gençlik Merkezine tekrar gittim, kimliğim yanımda yoktu. PKK'nin dağ kadrosuna katılacağımı söylediler, kabul etmedim. Bunun üzerine dağ kadrosuna katılmam halinde daha özgür olacağımı, her istediğimi yapabileceğimi, tecavüze uğrayan kızların dağ kadrosuna katıldığını söyleyerek beni ikna etmeye ve üzerimde baskı kurmaya çalıştılar. Ben bu teklifi kabul etmezsem beni zorla dağ kadrosuna katacaklarını veya bana zarar vereceklerini biliyordum. Daha önce çevremden tanıdığım isminin B. olduğunu bildiğim benden daha küçük kişinin ikna edilerek dağ kadrosuna götürüldüğünü biliyorum. Önce kendi aralarında beni dağ kadrosuna kimin götüreceğini tespit etmeye çalıştılar, benim yanımda kimliğimin olmadığını öğrenmeleri üzerine hakkında ihbar ve şikayete bulunduğum, isminin Jandarmada E. A. olduğunu öğrendiğim kişiye beni teslim ettiler. Bu kişi beni aynı gün saat 17.00 sularında annesinin evine götürdü. Beni eve bıraktı. Baskın olması halinde param olmadığı için burada kalmam gerektiğini, yarın ailemi arayıp beni aileme teslim edeceklerini burada kendi rızamla kaldığımı söylememi istedi. Ben o geceyi E. A.'ın evinde annesi, erkek kardeşi ve erkek kardeşinin eşiyle geçirdim. Annesinin ismini bilmiyorum, yengesi kendisini Ç. olarak tanıttı, erkek kardeşi ile görüşmedim. Gece boyunca E.'ın annesi PKK'yi överek, dağ kadrosuna katılmam gerektiğini, orada özgür olacağımı söyledi. Evin adresini bilmiyorum, ancak gitsem çıkarabilirim. Geceyi orada geçirdikten sonra 04.09.2015 günü saat 18.00 sularında E. A. geldi ve beni aldı. Alibey köydeki otobüs terminaline gittik. M. Turizme ait otobüse bindik. Binmeden önce bana 49 koltuk nolu bileti verdi. Otobüste bir sorun olduğu zaman birbirimizi tanımadığımızı, çevirme olması halinde ablamın yanına gittiğimi söylememi, kimliğin nerede diye sorarlarsa unuttuğumu söylememi ve kesinlikle kendisini tanımadığını ve ihbar etmemem gerektiğini söyledi. Otobüse bindik benim biletim 49 E..'ınki ise 50 koltuk nolu idi. E. otobüse binince bilinçli olarak muavini çağırdı ve "benim yanıma bayan yolcu için bilet kesmişsiniz, bu durumu düzeltin dedi. Bunu kasıtlı olarak yaptı. Sebebi ise otobüste beni tanımadığı imajı yaratmaktı. Muavinle bir süre konuştu ve bayanla yolculuk yapmak istemediğini söyledi, muavin E.'a beni tanıyıp tanımadığını, akraba olup olmadığımızı sordu, E. tanımadığını söyledi, muavin beni 47 nolu koltuğa, E.'ı da ön koltuğa oturttu. D. M. tesislerine kadar kimseyle konuşmadım. Dörtdivanda mola olunca E. benden önce otobüsten indi, E.'ı kontrol ettiğimde otobüsün etrafında beni arıyordu, bir yolunu bulup ona gözükmeden otobüsten indim ve içeriye kaçarak danışmada bulunan şahsın yanına gidip polisi sordum. Beni kaçırıyorlar, peşimdeler, yardım edin dedim. Jandarma geldi ve beni teslim aldı. Beni kandırarak PKK terör örgütü propagandası yapan HDP Gençlik Merkezindeki soy ismini bilmediğim M., M. ve S. isimli kişilerden, beni örgütün dağ kadrosuna götürmeye çalışan E. A.'dan ayrıca 01.05.2015 tarihinde bana tecavüz eden A. G. isimli kişiden şikayetçiyim. Aileme teslim edilmem halinde can güvenliğim olmayacaktır. Zaten tecavüze uğradıktan 1 ay kadar sonra aileme durumu anlattığımda beni günlerce yalan söylediğimi düşünerek dövdüler. Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne teslim edilmek istiyorum şeklinde beyanda bulunmuştur.
b)Mağdure B. C. 05.09.2015 tarihinde Gerede C. Savcılığında verdiği ifadesinde; Ben İstanbul ilinde ailemle yaşarım. 2015 yılı Mayıs ayından itibaren zaman zaman Esenyurt'ta bulunan HDP Gençlik Merkezine gidiyordum. Burada PKK terör örgütü ile ilgili konuşmalar oluyordu. Bu konuşmalarda bize özgürlükten bahsedip PKK terör örgütünde özgürlük savaşçıları olduklarını söylüyorlardı. Ben bu konuşmaların da etkisiyle örgütün dağ kadrosuna katılmak istediğimi söyledim. Çok emin olamamak ile birlikte Haziran ayında ailemin haberi olmadan Esenyurt HDP binasında çalışan ismini bilemediğim şahıslar beni İstanbul'da Kanarya olarak adını bildiğim İstanbul'un bir bölgesine götürdüler Burada 1 hafta kadar kaldım. Daha sonra ben bu kararımdan pişman oldum. Beni oraya götüren HDP görevlileri beni ailemin yanına gönderdiler. Daha sonra ben zaman zaman HDP'nin Esenyurt'taki binasına gitmeye başladım. Orada bulunanlar bana ailem ile olan sorunlarımı ve problemlerimi soruyorlardı. Ben aile dostumuz olan A. G. tarafından 01.05.2015 tarihinde tecavüze uğramıştım. Bu tecavüz olayından dolayı A. G. hakkında İstanbul'da Esenkent Çocuk Şube Müdürlüğü'nde ailemle birlikte şikayetçi oldum, ancak ailem bu tecavüz olayından dolayı beni sorumlu tutuyorlardı, bana inanmıyorlardı. Bu sebeple ailemle problem yaşıyordum. HDP'de binanın sahibi olan M. isimli şahıs bana " eğer PKK terör örgütü dağ kadrosuna katılırsan ailenle olan sorunların biter, daha büyük ailen olur " şeklinde bana telkinlerde bulunuyordu. HDP'nin Esenyurt İlçe teşkilatının başkanı olan soyadını bilemediğim M. isimli şahıs bana kimliğimin olup olmadığını sordu. Ben kimliğimin olmadığını söyledim. Daha sonra kendi aralarında bir şeyler konuştular. Bahsi geçen bu konuşmalar 03.09.2015 tarihinde oldu. Daha sonra adını E. A. olduğunu öğrendiğim ancak bana kendisini M. olarak tanıtan şahıs geldi. Beni alarak Gazi mahallesinde bulunan annesinin evine götürdü. Evde annesi, 4 erkek kardeşi ve bir de isminin Ç. olduğunu bildiğim bir bayan vardı. E. bana "eğer eve polis baskını olursa paranın olmadığını, ailenin bu gecelik kendisini burada misafir ettiğini, yarın da aileme teslim edeceklerini" söylememi istedi. E. A.'ın annesi PKK terör örgütünü överek dağ kadrosuna katılırsam özgür olacağımı söyleyerek örgütü bana övüyordu. O gece o evde kaldım. 04.09.2015 tarihinde E. A. geldi beni alarak otogara götürdü. Otobüs biletlerini daha önceden almıştı. Hatta otobüs biletinde benim ismim A. D. olarak geçmiş. E. A. bana ne sen beni tanıyorsun ne de ben seni tanıyorum dedi. Eğer polis çevirmesi olursa da ablanın yanına gideceğini söyle dedi. Arabaya binince E. A. muavine bana bayanla yan yana bilet kesmişsiniz diyerek tartıştı, muavinlerde bizi ayrı koltuklara oturttu. Muavin biletlerin aynı yerden kesildiğini anlayınca sanırım şüphelenmiş, bana E. A.'ı tanıyıp tanımadığımı sordu. Ben de tanıdığımı hatta kaçırıldığımı söyledim muavine de araması için ailemin telefon numarasını verdim, ancak muavin ben arayamam suç altına girerim dedi, aramadı. Araç Bolu'da mola verince ben hemen arka kapıdan aşağıya indim. Danışmaya gittim ve durumu anlattım. Hatta E. A. o sırada beni arıyordu. Beni kandırarak PKK terör örgütünün propagandasını yapan HDP gençlik merkezindeki soy ismini bilmediğim M., S. ve M. isimli kişilerden beni örgütün dağ kadrosuna götürmeye çalışan E. A. isimli şahıstan şikayetçiyim. Ayrıca 01.05.2015 tarihinde bana tecavüz eden A. G.isimli şahıstan şikayetçi ve davacıyım. Ben yaşadıklarımdan dolayı aileme teslim edilmek istemiyorum, eğer aileme teslim edilirsem can güvenliğim yoktur. Sosyal hizmet merkezine teslim edilmek istiyorum şeklinde beyanda bulunmuştur.
c-)Mağdure B. C. 18.09.2015 tarihinde Burdur C. Savcılığında verdiği ifadesinde; Tarafıma okunan çocuk gelişimcisi ile yaptığım görüşmede verdiğim bilgiler doğru olduğu, İstanbul İli Esenyurt İlçesi Selahattineyyübü Mahallesinde annem babam ve altı kardeşim ile birlikte ikamet ederken, 2015 yılı Nisan ayının son haftasında böbrek yetmezliği nedeniyle rahatsızlandığı, ailecek tanıdıkları A. G.'in tedaviye yardım etme bahanesiyle evine götürüp kendisiyle zorla ilişkiye girdi bu olay nedeniyle davacı ve şikayetçi olduğu; 2015 yılı Ağustos ayı içerisinde İstanbul ili Esenyurt mahallesinde A. kırathanesinde çalışırken T. A. ile tanıştığı, kendi rızasıyla T. A. ile bir kez cinsel ilişkiye girdiği, bu olaya yönelik herhangi bir dava ve şikayetinin olmadığını bildirmiştir.
Gerek A. G.'in de gerek T. A. ile aralarında yaşanan olaylardan sonra ailesi ile aralarının bozulduğu, 2015 yılı Eylül ayı başında İstanbul HDP Esenyurt İlçe Teşkilatına gittiği, Teşkilat Başkanı M. isimli şahıs ile görüştüğü. PKK'ya katılma konusunda ikna çalışmaları yapıldığı, PKK'nın büyük bir aile olduğu, ailevi sorunlarını unutabileceği, Kandil'de sorunlarımın kalmayacağını, PKK özgürlük savaşçılarına katılmasının iyi olacağı söylenerek, Kandil'e götürme üzere kendisinin sanık E.'a teslim edildiği, M. firmasına ait Erzurum'a giden otobüse Alibeyköy Terminalinden bindikleri, E.'ın numaradan erkek yanı aldığını ancak bayan yanına bilet satıldığını söyleyerek muavine yerini değiştirttiği, ancak otobüs Bolu ile Gerede ilçzesine gelince Kandil'e gitmekten vazgeçtiği, kaçarak Jandarmaya sığınarak durumu anlattığı ve sanık E.'ın orada yakalanarak hakkında işlem yapıldığını bildirmiştir.
Psikolog Bilirkişi: Mağdurun fiziksel ve zihinsel gelişimi yaşı ile uyumludur. Beyanlarına itibar edilebilir. Kendine karşı olan olumlu olumsuz davranışları ayırt edebilecek düzeydedir. Ancak yaşı ve fiziki özellikleri itibariyle bir yetişkinin kendisine karşı yaptığı dosyadaki gibi bir eyleme fiziksel ve ruhsal bakımdan karşı koyması mümkün değildir, şeklinde mütalaada bulunmuştur.
d) Mağdur B. C. 15.06.2016 tarihinde talimat yolu ile Büyükçekmece 11. Asliye Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesinde; (Mağdur'un yaşı nedeniyle zorunlu vekil ve sosyal çalışma görevlisi huzurunda görüntü ve ses kaydı alınacak şekilde beyanını alınmıştır)
Ben bu olaydan önce evden kaçmıştım. Parka gittim. Bir bayan karşıma çıktım. Ne arıyorsun burada dedi. Ben de evden kaçtım dedim. Eşini aradı gizli iş var görüşmem gerekiyor dedi. Görüştü eşi ile bayan beni evine götürdü. Daha sonra PKK dan iki kişi geldi beni aldılar.
"Gelen kişilerin PKK'dan olduklarını nereden biliyorsunuz" diye soruldu. PKK'yı aradılar çünkü. İki kişi geldi beni alıp götürdüler. Benimle konuştular. Ailen ile olan sorunlarını çözeceğiz dediler. Ben de tamam dedim. Daha sonra 10 gün Kanarya'da kaldım".
Kanaryaya onlar mı götürdü? Evet onlar götürdü. 10 gün Kanarya'da kaldım dedi.
O bayanın adı ne? Adını bilmiyorum. Adını söylemedi. Ben 10 gün bu bayanın evinde kalmadım. Daha sonra bu bayanı hiç görmedim. 10 gün kanarya'da kaldım. Daha sonra pişman oldum. Geri geldim. Aradan bir iki hafta geçti sonra tekrar PKK'ya gittim.
PKK dediği yerin neresi? HDP ilçe binası,
Neden PKK diyorsun? Öyle olduğunu düşünüyorum.
Sen kendi isteğin ile mi gittin? Seninle hiç telefon bağlantısı kuran neden gelmiyorsun neden buradan gittin diyen olmadı mı? Yok hayır. Gittim oraya orada M. Ç. benimle görüştü.
M. Ç.'ın kim? HDP ilçe başkanıdır. Benimle görüştü. Aile sorunların var. Seni götüreceğiz kaç gün misafirimiz olacaksın. Ondan sonra ailene teslim edeceğiz seni dedi. Ben de tamam dedim gittim bir kaç gün. Ondan sonra akşamüzeri E. Aslan geldi. Esenyurt ilçe merkezine geldi. Beni oradan aldı. Annesinin evine götürdü. Annesinin evinde bir gece kaldım. Ertesi gün akşamı geldi hadi gidiyoruz dedi. Ben de sandım eve gidiyoruz. Gittik Erzurum arabasına biniyorduk. Ben orada bilet verenlere gitmek istemediğimi söyledim. Biletim önceden alınmıştı. Ben Alibeyköy m. tesislerinde söyledim.
Ne dediler? Polisi arayalım mı dediler. Ben yok dedim. Bolu'ya kadar gittim Bolu Dörtdivan'da kaçtım. Hatta arabanın içinde muavine ve şoföre kaçırılıyorum ailemi veya polisi arayın diye söyledim, aramadılar.
Ne dediler sana? Şoför elimizden bir şey gelmez. Samandıra' dan kaç dedi, ben ormanlık yerden kaçamam dedim. Arabaya bindim. Zaten E. A. sürekli beni takip ediyordu gözetimi altındaydım. Sonra Bolu'ya geldim. Otobüs Bolu Dörtdivan' da yarım saat mola verdi. Ben oradan kaçtım. Gittim çay falan içtim. Sonra danışmaya gittim. Danışmanın yanında dedim jandarma ya da polis var mı dedim. Jandarmayı aradılar. Jandarma geldi. Benim biletimi aldılar ve yanımdaki adamı tutukladılar.
Yanındaki adam kimdi? E. A.. Beraber karakola gittik. Karakolda bir gece kaldım. Ertesi gün psikolog geldi. İfadem falan alındı avukatım falan geldi. Ondan sonra yurda gittim E. A. 'da cezaevine gitti
Sen ailemin yanına gidersem hayatım tehlikede can güvenliğim yok yurtta kalmak istemiyorum demişsin. Ailen ile sorunlarını hallettin mi? Evet. Benim şuan ailem ile sorunlarım yok .
Ailenden sana zarar gelmeyecekmi? Yok hayır.
Yurtta kalmaya devam ediyor musun? Yakın zamanda ailemin yanına geçeceğim,
Okula gidiyormusun? İlkokul 4'e kadar gittim.
05.09.2015 tarihli Gerede C. Başsavcılığında alınan ifadeni okundu, soruldu" Bu ifadelerim doğrudur dedi.
Bu ifaden ile önceki ifaden arasında biraz çelişki olduğu, şimdi verdiğin ifadende beni aileme teslim edeceklerini söylediler ama otobüse bindirdiler diyorsun ama buradaki ifadende seni dağ kadrosuna göndereceklerini biliyormuşsun gibi bir anlam çıkıyor burada biliyor muydun?
Ne zaman anladın oraya götüreceklerini? Onların evindeyken öğrendim.
Gitmek istemediğini söyledin mi? Annesine söyledim. Annesi yapacak bir şey yok dedi.
E. A.'ın evi olduğunu nereden biliyorsun? Kendisi annesinin evi olduğunu söyledi.
E. A. seni nerede gördü? HDP ilçe binasında.
Seni parkta otururken gören kadın sana sorduğunda ondan sonramı devreye girdi ? Biraz zaman geçti ondan sonra devreye girdi.
Sen, sana bilet alındığını biliyormuydun? Bilmiyordum akşamüzeri öğrendim.
Sana A. D. adına bilet almışlar. A. D. adına kimlik çıkardılar mı senin için. Sana herhangi bir kimlik verdiler mi? Yok hayır.
Yolda hiç kimlik kontrolü falan yapılmadı herhalde? Yok hayır yapılmadı.
05.09.2015 tarihinde Jandarmada verdiği ifadesi okundu soruldu, Jandarmada verdiğim ifademi kabul ediyorum.
Bu diğer şahıs ile ilgili olarak tecavüz ile ilgili olarak devam eden bir dava var mı? Evet var ."
İddianamede anlatıldığı kadarıyla sanık ifadeleri okundu ve mağduru tanımadığı yönündeki sanık ifadeleri mağdurdan soruldu: Sanığın önceden beni tanımadığı ifadesi şöyle doğrudur. Beni HDP ilçe Binasından almaya gelmesinden önce ben onu hiç görmedim dedi.
Soruldu: Benim M. olarak adını bildiğim kişi ile gitmem gerektiğini bana M. Ç. ve orada adını bilmediğim bir şahıs söyledi dedi.
Erzurum'a giden sadece bir bilet aldım Ancak 49 numaralı koltuğa bir bayan yolcunun oturduğunu gördüm diyor buna ne diyorsun? Yalan konuşuyor. Bileti o aldı bana. Akşam üzeri aynı arabaya bindik. E. A.'ın anlatımlarını kabul etmiyorum.
Seni zorladılar mı? Bana orada daha büyük bir ailem olacağını, ben ilk başta bilmiyordum oraya gideceğimi ondan sonradan pişman oldum yani.
Pişman olduktan sonra beni evime götürün dedin mi? Hayır demedim. Yolda çevirme olur ümidiyle gittim.
E. Aslan'dan şikayetçi misin? Evet şikayetçiyim.
Başka kimlerden şikayetçisin? M. Ç.'dan şikayetçiyim.
Ondan neden şikayetçisin? Benimle konuştu, beni götürmek istedi.
Başka kimden şikayetçisin? -Başka kimseden şikayetçi değilim.
Mağdur vekilinden soruldu: Cebir, şiddet, silah, hakaret tehdit kullandı mı, zorlayan oldu mu, ailene zarar veririz şeklinde tehditler oldu mu diye mağdura sordu: Bu saatten sonra geri dönmek olmaz dedi.
Kim dedi bunu? Orada benimle konuşan biri vardı o söyledi bana. Bu saatten sonra geri dönmek olmaz. Gidersen düşmanın eline düşersin bizi de yakarsın kendi başını da yakarsın dedi.
Ailene herhangi bir zarar vereceklerini söylediler mi? Hayır şeklinde beyanda bulunmuştur.
e) Müşteki B. C. 15.06.2016 tarihinde talimat yolu ile Büyükçekmece 11. Asliye Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesinde; Şikayetçiyim. Davaya katılma talebim vardır. B. evden gitti. Ben parklarda geziyordum bulamadım. Bir telefon geldi. Kızlar ilçe bina da PKK ya katılıyor. Ben ilçe binaya gittim sordum haberim yok buraya gelmedi dediler. Karakola gittim şikayetçi oldum 2-3 gün geçti haber geldi yakalandı, şeklinde beyanda bulunmuştur.
14)Burdur Adli Tıp Şube Müdürlüğü Tarafından 18.09.2015 tarihinde düzenlenen rapor; Mağdurenin bakire olmadığı, hymendeki yırtığın 15 günden daha eskiye ait olduğu belirtilmiştir.
15)10.09.2015 tarihli Z. P. Çocuk Destek Merkezi Müdürlüğünün görüşme raporu.
16) E. A. adına düzenlenen 50 nolu bilet ve A. D. adına düzenlenen 49 nolu bilet fotokopileri; E. A. adına düzenlenen 50 nolu ve A. D. adına düzenlenen 49 nolu yolcu taşıma biletlerinin fotokopilerinin alındığı. 50 numaralı koltuğa ait biletin 14:47 de, 49 numaralı koltuğa ait biletin ise 14:49 da Gazi Mahallesinde satış bürosundan alındığının tespit edilmiştir.
B-Dairemizce yapılan yargılama sırasında elde edilen deliller;
1)Büyükçekmeçe C. Başsavcılığının 2015/18767 soruşturma sayılı dosyası;
Mağdur B. C.'un babası müşteki M. C.'un 27.05.2015 tarihli müracaatı üzerine şüpheli A. G. haklarında cinsel istismar suçundan, mağdur Berivan'ın 27.05.2015 tarihli ifadesi nedeniyle de şüpheliler F. A. ve S. K. haklarında soruşturma başlatıldığı.
Müşteki M. C. 27.05.2015 tarihli kollukta verdiği ifadesinde özetle; 02.05.2015 tarihinde şüpheli A. G.'in kızı mağdur B.'a organ sokmak suretiyle cinsel istismarda bulunduğunu iddia ettiği,
Adli Tıp Kurumu 6 İhtisas Kurulu tarafından 13.01.2016 tarihinde düzenlenen rapor ile; "....B. C.'un beyanlarına itibar edilmesine engel teşkil edecek mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı yada zeka geriliği tespit edilmediği, dolayısıyla beyanlarına itibar edilebileceği" oybirliği ile mütalaa olunmuştur.
2)Mağdur B. C.'a ait doğum tutanağı,
3)Mağdure B. C.'un suç tarihi olan 04.09.2015 günü itibariyle yaşının tespiti amacıyla, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas kurulu tarafından 26.04.2017 tarihinde düzenlene rapor ile; "....kurulumuzca yapılan radyolojik kemik yaşı değerlendirilmesinde; genetik, hormonal, çoğrafik yaşam alanı, beslenme farklılıkları gibi etkenlere bağlı olarak değişkenlik gösterebilmekle birlikte, Mahmut kızı 04.05.2002 doğum kayıtlı B. C.'un, Gök ve Greulich-Pyle atlasları referanslarına göre, grafi çekim tarihinde (27.03.2017) -15-yaşını bitirmiş olup, 16 (onaltı) yaşı içerisinde olduğu ve olay tarihinde (04.09.2015) -13-yaşını bitirmiş olup 14 (ondört) yaşı içerisinde olduğu ve 14 yaşını bitirmediğinin kabulünün uygun olacağı " oy birliği ile mütalaa olunmuştur.
4)İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/134 esas sayılı dosya örneği; Sanık E. A. hakkında silahlı terör örgütü üyeliği (PKK/KCK) suçundan yargılamanın devam ettiği, suç tarihinin 18.02.2012 ve öncesi olduğu, şüpheli E. A.'ın 19.02.2012 tarihinde kollukta, 20.02.2012 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında (CMK'nin 250 maddesi ile yetkili) savunmasının alındığı, 20.02.2012 tarihinde ise İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde (CMK'nin 250 maddesi ile yetkili) sorgu'sunun yapıldığı, sanık E. A. hakkında terör örgütü üyeliği suçundan düzenlenen iddianame tarihinin ise 29.05.2012 olduğu görülmüştür. Dolayısıyla İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava bakımından hukuki ve fiili kesinti, terör örgütü üyeliği suçundan sorgusu yapılan sanık E. A. hakkında iddianame tarihi olan 29.05.2012 tarihinde kesildiğinden, Dairemizce istinaf incelemesi nedeniyle görülmekte olan 04.09.2015 tarihli eylemin ayrı bir suç oluşturduğu anlaşılmıştır.
5)Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/519 esas sırasında görülmekte olan davaya dosyası; Sanıklar E. A. ve T. S. haklarında, 28.01.2015 tarihinde elli adet A. Ö. ve YDG-H ASAYİŞ ibaresi yazılı tişörtü yolcu otobüsünde bulundurmaları eylemleri nedeniyle, terör örgütü propagandası yapmak suçundan cezalandırılmaları amacıyla 01.09.2015 tarihinde Mardin Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, sanık E.'ın 28.01.2015 tarihinde Kızıltepe Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce savunmasının alındığı, iddianamenin kabul tarihinin 03.09.2015 olduğu, mahkemece sanık E.'ın 11.11.2015 tarihinde savunmasının alındığı aynı celsede sanık E. hakkında terör örgütüne yardım etme suçundan TCK'nin 314/3, 220/7 delaletiyle CK'nin 314/2, TMK'nin 5/1, TCK'nin 35 ve 62 maddeleri gereğince sonuç olarak 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, temyiz incelemesinde Yargıtay 16. Ceza Dairesi 05.04.2016 gün ve 2016/1438-2081 sayılı kararı ile "...terör örgütüne yapılan yardımın miktar ve niteliğine göre, TCK'nin 220. maddesinin 7. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan düzenleme uyarınca indirim yapılmaması" nedeniyle kararın bozulduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava bakımından hukuki ve fiili kesinti, yakalanarak ifadesi alınan sanık E. A. hakkında, 03.09.2015 tarihinde iddianamenin kabul edilmesiyle, iddianame tarihi olan 01.09.2015 tarihinde kesildiğinden, Dairemizce istinaf incelemesi nedeniyle görülmekte olan 04.09.2015 tarihli eylemin ayrı bir suç oluşturduğu anlaşılmıştır.
6)Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/6991 sayılı soruşturma dosyası örneği; Mağdure B. C.'un 05.09.2015 tarihli ifadesinde geçen şüpheliler hakkında, mağdureyi PKK/KCK terör örgütünün kırsal yapılanmasına katılma girişiminde bulunma suçundan soruşturma başlatıldığı, mağdure B.'ın ifadesinde geçen şüphelileri teşhis ettiği, yine yapılan araştırmada mağdur B.'ın ifadesinde geçen Ç.'in, sanık E.'ın yengesi olan Ç. A. olduğunun belirlendiği ve soruşturmanın devam ettiği anlaşılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, OLUŞ, KABUL VE GEREKÇE
PKK/KCK'nin Türkiye Cumhuriyetinin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını silahlı mücadele vererek devlet idaresinden ayırıp, Marksist-Leninist ilkelere dayalı bir Kürt Devleti kurmayı amaçlayan silahlı bir terör örgütü olduğu yargı kararlarıyla kabul edildiği gibi, uluslararası platformda da terör örgütü olarak kabul edildiği konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Cinsel istismara maruz kalmış olması nedeniyle mağdure B. C.'un ailesiyle arasının açıldığı ve sanığın siyaset yaptığı partinin ilçe teşkilatına gidip gelmeye başladığı, parti teşkilatında bulunan şahısların mağdureyi terör örgütün dağ kadrosuna katmak için propaganda yapmaya başladıkları, örgütü katıldığı takdirde daha geniş bir ailesi olacağının yanı sıra özgür olacağı yönünde ikna çalışmaları yapıldığı, bu süreç sonrasında mağdure B.'ın PKK Terör Örgütünün dağ kadrosuna götürülmesi için sanık E. A.'a 03.09.2015 tarihinde teslim edildiği, sanık E. A.'ın mağdure B.'ı İstanbul İli Gazi Mahallesinde bulunan kendi ikametine götürdüğü, bir gece kendisini Ç. olarak tanıtan yengesi, annesi ve erkek kardeşleri ile aynı evde tuttuğu, sanık E.'ın annesi ve ailesinin mağdura PKK Terör Örgütünü överek dağ kadrosuna katılırsa özgür olacağını söyledikleri; sanığın M. Firması Gazi Mahallesinde satış bürosundan Erzurum'a gidecek otobüsten 49 ve 50 nolu koltukları ilişkin biletleri aldıktan sonra, 04.09.2015 tarihinde mağdureyi Alibeyköydeki M. otobüs firmasına götürdüğü ve 34 EG …. plakalı otobüse binerek Erzuruma gitmek üzere yola çıktıkları, otobüsün Bolu ili Dörtdivan ilçesinde mola vermesi üzerine mağdurenin kaçarak güvenlik güçlerine sığındığı ve bu nedenle B.'ın örgüt mensuplarına teslim edilmesi planının gerçekleştirilemediği anlaşılmıştır.
Sanık, siyaset yaptığı partiye yönelik topyekün bir siyasi saldırı bulunduğu ve hakkındaki kovuşturmanın da siyasi sebeplerle yapıldığını savunarak, mağduru tanımadığını beyan etmekteyse de, mağdurenin ifadelerinde geçen ve sanığın üyesi bulunduğu siyasi partinin İstanbul/Esenler İlçesi Teşkilatında bulunan "Mahmut" isimli kişiyi tanıdığına yönelik ikrarı, mağdurenin, sanığın evinde kendisini "Ç." olarak tanıtan sanığın yengesi ve kardeşleri ile bir gece kaldığı yönündeki beyanının, dosya içerisine alınan sanığın nüfus kayıtları içeriğinden ve Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/6991 sayılı soruşturma dosyası üzerinden yapılan araştırma sonucu, sanığın abisinin eşinin "Ç." olduğu belirlenerek doğrulanması, mağdurenin ifadesinde ismi geçen M. ve diğer kişilerin Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/6991 sayılı soruşturma dosyası ile tespit ve teşhis edilmesi, sanığın bahsedilen tarihlerde Esenlerde bulunmadığını söylemesine karşın, mağdurenin Esenler İlçesinde sanığa teslim edildiğine ilişkin beyanının, sanığın 03.09.2015 tarihinde Esenler İlçesinde bulunduğuna ilişkin baz istasyonu kayıtları ile ortaya çıkarılması, sanığın savunmasının aksini kanıtlamakta ve mağdurenin beyanlarının doğruluğunu göstermekte olup, sanığın mağdureyi tanımadığına yönelik savunmalarının gerçeği yansıtmadığı sonucuna varılmıştır.
Sanık ile mağdure B.'ın, İstanbul'dan Erzurum'a giden otobüsün 49 ve 50 nolu koltuklarda yolculuk ettikleri dosya içerisinde bulunan bilet örneklerinden anlaşılmaktadır. Her iki biletin de aynı acenteden ve yalnızca iki dakika arayla alınmaları, istek olmadığı sürece bilet acentelerinin akraba ve yakın olmayanlar dışındaki bayan ve erkekler için yan yana bilet düzenlemedikleri de bilindiğinden, biletlerin sanık tarafından alındığına yönelik mağdur beyanının doğru olduğunu göstermektedir. Sanığın, biletlerin bir yanlışlık sonucu yan yana düzenlenmiş olduğuna ilişkin savunmasının da, biletlerin aynı acenteden ve yalnızca iki dakika arayla düzenlendiği yönelik bilgi nedeniyle doğru olmadığı sonucuna varılmıştır.
Yukarıda izah edilmeye çalışılan ve mağdur beyanıyla uyumlu olup, sanık savunmalarının aksini gösteren deliller birlikte değerlendirildiğinde; iddianın aksini sanığın savunmasına itibar edilmesinin olanaklı olmadığı değerlendirilmiş ve izah edilen hususlar Dairemizin kanaatinin oluşmasına gerekçe yapılmıştır.
Tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde; sanığın mağdureyi hürriyetini tahdit ederek terör örgütünün dağ kadrosuna katmak gayesiyle naklederken yakalandığı hususunun sabit olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmaktadır.
Her ne kadar sanık, mağdurenin beyanlarında geçen ve üyesi olduğu siyasi partinin Esenler teşkilatında bulunan şahısların tanık olarak dinlenilmesini talep etmişse de, anılan şahısların yargılaması yapılan eyleme iştirakçi oldukları, bu nedenle haklarında tefrik edilen bir soruşturma bulunduğu, dosyadaki mevcut delillerin sanığın mahkumiyetine yeterli olduğu, bu şahısların CMK'nin 50/1-a maddesi uyarınca yeminli tanıklıklarına baş vurulamayacağından beyanların dosyanın esasına herhangi bir katkısının olmayacağı değerlendirilerek dinlenilmemiş, yine 15 yaşından küçük mağdurenin ilk derece mahkemesince sesli ve görüntülü kayıt sistemi ile beyanının alınması nedeniyle Dairemiz huzurundan dinlenilmemiş, dosya kapsamına göre soruşturma sırasında bilgi sahibi olarak dinlenilenlerin beyanları hükme esas alınmamıştır.
05.09.2015 tarihli olay tutanağı, mağdure B. C.'un aşamalarda değişiklik göstermeyen bir biriyle uyumlu ve yapılan araştırmalar ile doğrulanan beyanları, sanık ve mağdurenin Erzurum'a giden otobüse aynı noktadan binmeleri, yolcu biletlerinin aynı yerden ve peş peşe alınmış olmaları, mağdurun beyanlarına itibar edilebileceğine dair Adli Tıp Kurumu raporu ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanığın bir siyasi partide siyaset yaptığı, öncesinde terör örgütü PKK/KCK yapılanması ile bağlantısı bulunduğundan bahisle hakkında soruşturma ve kovuşturmalar icra edildiği, sanık hakkında İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/134 sırasında ve Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/519 sırasında görülen davalar bakımından, sanığın savunması alınarak hakkında iddianame düzenlenmiş olmakla bu davalara ilişkin iddianame tarihinde temadinin kesildiği, sanığın istinaf incelemesine konu eylemlerinin bu davalara ilişkin iddianame tarihinden sonraki bir tarihe ait olması nedeniyle ayrı bir suç oluşturduğu anlaşılmıştır.
SANIĞIN ÜZERİNE ATILI SUÇLARIN İNCELENMESİ:
Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçu:
TCK'nin 302. maddesinde düzenlenen "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçunun faili olabilmek için özgü bir nitelik aranmamakta, herkes tarafından işlenebilen suçun failinin bir örgüt mensubu olması da zorunlu olmadığı, buna karşın niteliği gereği suçun ancak bir silahlı örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesinin olanaklı bulunduğu söylenmelidir. Nitekim Yüksek Yargıtay yerleşik uygulamalarında suçun elverişli fiille gerçekleştirildiğinin kabul edilebilmesi için, silahlı örgüt tarafından işlenmesi gerektiği görüşündedir.
Suçun meydana gelebilmesi için failin, maddede sayılan Devlete ait değerlere yönelik bir fiilde bulunması zorunlu olup maddede sayılan değerlerden başka bir şeye yönelik olarak işlenen fiil, bu suçu oluşturmayacaktır. Fiilin yönelmesi gereken bu değerler ve suçu meydana getiren seçenek eylemler şunlardır:
a. Devlet topraklarının tamamı veya bir kısmını yabancı devletin egemenliği altına koymaya yönelik fiil,
b. Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik fiil,
c. Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya yönelik fiil,
ç. Devletin birliğini bozmaya yönelik fiil.
Madde gerekçesinde suçun yalnızca ‘cebri fiillerle’ işlenebileceği belirtilmiş olup dolayısıyla suçun niteliği gereğince cebri fiiller dışındaki hareketlerin elverişli sayılamayacağı ifade edilmiştir. Şu halde 302 inci maddedeki suç, korunan değerlere yönelik olarak tehdit veya şiddet içeren baskı, korkutma, yıldırma, sindirme gibi yöntem ve eylemlerle işlenebilir. Dolayısıyla, Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya ya da topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik olarak işlenen şiddet eylemlerinin bu suçu oluşturacağı kabul edilmelidir.
Suç, Devlete ilişkin maddede belirtilen değerlere yönelik olarak işlendiğinden, failin bu değerlere yönelik kastla hareket etmesi gereklidir. Bu bakımdan özel kast aranmalıdır. Dolayısıyla doğrudan kastla işlenebilen bir suç olarak düzenlenmiştir.
Suçun oluşması için maddi bir neticenin veya zararın meydana gelmesi aranmamıştır. Madde de belirtilen fiillerin zarar tehlikesine yol açacağı kanun koyucu tarafından kabul edilmiştir. Dolayısıyla sırf hareket suçu (şekli suç) vasfındadır. Aynı şekilde, maddi bir neticenin meydana gelmesi aranmadığından, tehlike suçu niteliğinde düzenlenmiştir. Tehlikenin somut ve belirli bir biçimde meydana gelmesi aranmadığından, soyut tehlike suçu vasfındadır.
Suçla korunan değerleri tehlikeye düşürmeye elverişli herhangi bir hareketle işlenebilir. Bu nedenle serbest hareketli bir suç tipi olarak düzenlenmiştir.
Eylemin maddede korunan değerlere yönelik neticeleri gerçekleştirmeye ‘elverişli’ bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Yargıtay kararlarında da suçun oluşabilmesi için fiilin amaca elverişli olması şartı süregelen uygulamalarda aranmıştır. Yargıtay, maddede gösterilen tehlikeyi oluşturmaya yönelik eylemde, sonuca uygun ve elverişli araçları aramakta ve bunu suçun işlendiği yer, zaman ve neticeleri ile birlikte değerlendirmektedir. Yargıtay suçun elverişli fiille işlendiğinin kabul edilebilmesi için, silahlı örgüt tarafından işlenmesi gerektiği görüşündedir.
Uygulamada; ülke bütünlüğünü bölmeyi amaçlayan örgütün, amacı doğrultusunda kolluk görevlilerine veya sivil halka saldırı, terör ortamı yaratmak için kamu veya özel kişilere ait araç, bina ..vb yerlerin yakılması, silahlı taciz, yaralama, öldürme, yağma, vb eylemler; örgüte gelir temini maksadıyla kişilerin alıkonulması, hürriyetten yoksun bırakma, güvenlik güçleriyle silahlı çatışmaya girilmesi, köy basılması, silahla ve roketle saldırıda bulunulması, öldürme eylemi için eleman temin edip eyleme katılmalarının sağlanması, kasten öldürme amaçlı molotof ile içerisinde insan olduğu bilinen bireysel araç, toplu taşım araçlarının ve yine bir evin yakılması Devletin ülkesine, egemenliğine ve birliğine yönelik önemli nitelikte eylemler olarak kabul edilmektedir.
Yargıtay Yüksek 16. Ceza Dairesi 28.09.2016 gün ve 2016/5731-4926 sayılı kararında, "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma suçları" yönünden yaptığı değerlendirmede;
"Sanıkların mensubu bulunduğu silahlı çete niteliğindeki PKK/KCK terör örgütünün ülke topraklarından bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vahamet arz eden eylemler gerçekleştirmesi halinde 5237 sayılı TCK'nın 302. maddesinde tanımlanan suç oluşacaktır.
Dosya kapsamındaki delillere uygun yerel mahkemenin kabulüne göre, sanıkların eylem ve faaliyetleri bakımından silahlı terör örgütünün üyesi olduklarına kuşku yoktur. Tartışılması gereken husus suç tarihinde nüfus kaydına göre 13 yaşında bulunan mağdur D.K'nin örgüt üyesi olarak istihdam edilmek üzere bu örgütün kırsal alanındaki kamplarına hukuka aykırı şekilde veya zorla götürülmesinin amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli araç suç (vahim eylem) oluşturup oluşturmadığıdır.
..............Hürriyeti tahdit suçunda ilgilinin rızasının hukuki değer ifade edebilmesi için, üzerinde tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olması, rıza açıklayanın olayları algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişmiş olmasının yanında, 15 yaşını bitirmiş bulunması ve fiilden önce en azından fiilin işlendiği sırada rızayı açıklaması gereklidir. Aksi takdirde geçerli bir rızanın varlığından söz etmek olanaklı değildir. Bu durumda 15 yaşını bitirmeyen kişinin cebir, şiddet, tehdit ya da hile kullanmaksızın hukuka aykırı şekilde hürriyetinin sınırlanması halinde hürriyeti tahdit suçunun basit şekli oluşacaktır. Rıza hukuki değer ifade etmeyecektir.
Bu suçun, amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığına gelince, kusurluluk yeteneği tam olarak gelişmemiş, Medeni Hukuk bakımından ergin olarak kabul edilmediğinden fiil ehliyetin bulunmayan çocukların, silahlı terör örgütlerinin emrine verilip, onların savaşçı olarak yetiştirilmesi örgütün amaçları doğrultusunda silahlı çatışmalara sürülerek gerek kendileri için gerekse başka şahıslar bakımından tehlikeli, suç makinesi haline dönüştürülmeleri, amaç suçu işlemeye elverişli kabul edilebileceğinden mahkemenin kabulünde isabetsizlik yok ise de; kayden 18.02.2001 doğumlu olan, ancak aynı zamanda Anadolu Lisesi 11. sınıfında öğrenci olan mağdurun yaşının tespiti suçun vasıflandırılması açısından önem arz edecektir. Mağdur D.K'nin doğum kayıtları getirtilip incelenerek hastanede doğup doğmadığı ve mağdurun Adlı Tıp Kurumuna sevki sağlanarak suç tarihindeki kemik yaşı tespit edildikten sonra, 15 yaşından küçük ise yukarıda açıklanan kriterlere göre karar verilmesi, 15 yaşından büyük olması durumunda ise mağdurun velisinin şikayetçi olmaması nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun oluşmayacağı ve sanıkların TCK’nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmalarının gerekeceği gözetilerek, sonucuna göre hukuki durumun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmasından dolayı hükmün bozulmasına..." şeklinde karar verilmiştir.
Maddede sayılan Devlete ait değerlere yönelik eylemlerin elverişli hareketle icrasına başlandığı anda suç tamamlanmaktadır. Bu bakımdan, suçun meydana gelebilmesi için, korunan değerlere ilişkin bir zararın doğması veya somut bir tehlikenin oluşması gerekli değildir. Dolayısıyla, amaca yönelik olarak işlenen diğer suç (örneğin kasten öldürme suçu) teşebbüs halinde kalsa dahi TCK'nin 302. maddedeki suç tamamlanmış sayılır.
Suç tarihi, amaca yönelik olarak işlenen eylemin tarihidir. Amaca yönelik birden fazla eylem bulunması halinde, son eylem tarihinin suç tarihi olduğu kabul edilir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 10.10.2011 gün ve 2010/3969-2011/27876 sayılı kararında, “765 sayılı TCK'nın 125 ve 5237 sayılı TCK'nın 302/1. maddesinde tanımlanan Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunda suç tarihinin, amaç suçun işlenmesi doğrultusunda işlenen ve vahamet arz eden araç suçun gerçekleştirildiği tarih olup, sanık Ş.A’nın sübutu kabul edilen eylemlerinin 01.06.2005 tarihinden önce gerçekleştirilmiş olması karşısında, hakkında, 765 sayılı TCK'nın 125, 31. maddeleri gereğince uygulama yapılması gerektiğine" işaret ederek suç tarihini somutlaştırmıştır.
Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunması gereklidir. Devlete ilişkin korunan değerlere yönelik eylemler bu suç bakımından amaç suç niteliğindedir. TCK'nin 302. maddesindeki amaç suçu işlemek için gerçekleştirilen diğer suçların da ayrıca oluşacağına ilişkin maddenin ikinci fıkrasındaki gerçek içtima vasfındaki düzenleme dolayısıyla, fail her iki suçtan da cezalandırılacaktır. Ancak amaç suçun işlenmesi doğrultusunda işlenen araç suçların kendi aralarında fikri içtima ve bileşik suça konu olmalarını engelleyen bir hükmün bulunmamaktadır.
Örgüt faaliyeti kapsamında işlenen eylemlerin niteliğine göre TCK 302. maddedeki suçtan ayrıca 314. maddedeki silahlı örgütü kurma, yönetme ve Terörle Mücadele Kanununun 7/2. maddesinde düzenlenen terör örgütünün propagandasını yapma suçlarının meydana gelmesi de olasıdır. Bu halde 302 ve ilgili suçlardan ceza verilir. Buna karşın Yargıtay, 302. maddedeki suçun vahametinin ancak amaç suç doğrultusunda işlenen artı suçun bir örgütün faaliyeti kapsamında örgüt üyesi tarafından işlenmiş olmasından ileri geleceği düşüncesindedir. Başka bir anlatımla, örgüt üyesi tarafından amaç suç (m.302) doğrultusunda işlenen çeşitli suçlar (insan öldürme, kaçırma vb.) nedeniyle fail 302/1 ve ilgili suçlardan (m.81, 109) cezalandırılacak, fakat 314/2. madde ile cezalandırılamayacaktır.
“5237 sayılı TCK'nin 314. maddesinde tanımlanan suç, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlerin kurucularını, yöneticilerini ve üyelerini cezalandırmaya yönelik hazırlık hareketlerini suç sayan ve yaptırıma bağlayan özel bir suç tipi olup; amaç suç işlendiğinde fail geçitli suçlardaki özellik nedeniyle amaç suç ile amaç suça yönelik olarak gerçekleştirilmiş bulunan araç suçlardan ilgili hükümlere göre cezalandırılacak, ancak örgütün kurucusu, yöneticisi ve üyesi olmaktan ceza verilmeyecektir…”, (Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.06.2011 gün ve 2011/4205-3247 sayılı kararı).
TCK'nin 302. maddesinde iştirake ilişkin özel bir düzenleme yapılmadığından, TCK'nin 37 ve 40. maddeleri arasında düzenlenen genel hükümler burada da geçerli olup, eylemin işlenmesinde fiile hakimiyet kuracak nitelikte katkısı bulunan kişiler müşterek fail olarak sorumlu tutulmalıdır. Yargıtay amaç suçun işlenmesi sırasında eylemde bulunanlara destek olma amacıyla destek grubunda yer almayı, eylemde telsizci olarak yer almayı veya tepede gözetleme yaparak iştirak etmenin fail sıfatıyla sorumlu olmayı gerektirdiğini kabul etmektedir.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu:
TCK'nin 109. maddesinde, "Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişi" cezalandırılmakta, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, temel cezanın daha fazla belirlenmesi gerektiği ve maddenin üçüncü fıkrasında gösterilen hallerin gerçekleşmesi halinde verilecek cezanın bir kat artırılması öngörülmüştür..
"....Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20.11.1989 tarihinde kabul edilen Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 17, 29 ve 30. maddeleri hükümlerini T.C. Anayasası, 1923 tarihli Lozan Antlaşması hükümlerine ve ruhuna uygun olarak yorumlama hakkı saklı tutulmak suretiyle TBMM onaylanarak, 27.01.1995 tarih ve 22184 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak iç düzenleme haline dönüşmüştür. Sözleşme hükümlerine göre “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır”. (B.M.Ç.H. s/1. madde) Aynı doğrultuda 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu 3/1-a, TCK'nin 6/1-b maddelerinde hüküm bulunmaktadır.
Taraf devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler. Çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler (a.g.s. 6. md.),
Her ne nedenle ve hangi biçimde olursa olsun, çocukların kaçırılmaları, satılmaları veya fuhuşa konu olmalarını önlemek için ulusal düzeyde devletler her türlü önlemleri alır (a.g.s. 35. md.), Esenliğine herhangi bir biçimde zarar verebilecek her türlü sömürüye karşı çocuğu korurlar. (a.g.s 36. md.)
15 yaşından küçük çocukların çatışmalara doğrudan katılmaması için uygun önlemler alınır (a.g.s. 38. md.),
Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere, sözleşmeyle çocukların temel yaşama hakkının sağlanması her türlü müdahale, saldırılara ve sömürüye karşı korunması, özellikle 15 yaşından küçük çocukların çatışmalara doğrudan katılmasının engellenmesi için devletlere pozitif yükümlülük yüklenmiştir.
Ceza hukukumuzda, yaş küçüklüğü ceza sorumluluğunu azaltan nedenlerdendir. Çocuklarda 12-15 yaş diliminde, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama davranışlarını yönlendirme yeteneği yeterince gelişmemiş ise ceza sorumluluğu yoktur. Bu yetenek gelişmiş ise yaşın kusurluluğu azaltıcı etkisi nedeniyle kanun koyucu cezada indirim öngörmüştür.
4721 sayılı TMK'nin 10. maddesi gereğince “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır”. 11. maddede ise erginlik yaşı 18 olarak kabul edilmiştir. 15 yaşını bitiren çocuk kendi isteği, velisinin rızası ve mahkeme kararı ile ergin kılınabilir. Görüldüğü üzere Medeni Hukukumuzda ergin kılınmak için 15 yaşın bitirilmesi kriter alınmıştır. Ceza Hukukunda ise kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı haklar yönünden rıza açıklamada 15 yaşın esas alındığı anlaşılmaktadır. Nitekim hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilen ilgilinin rızasına ilişkin TCK'nin 26/2 maddesindeki düzenlemede, geçerli bir rızanın varlığının kabulü için;
a-Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edeceği bir hakka ilişkin olması gerektiği,
b-Kişinin rıza açıklamaya ehliyetinin bulunması,
c-Rızanın fiilden önce, en azından fiilin işlendiği sırada açıklanması koşullarının gerektiği vurgulanmıştır.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda ilgilinin rızasının hukuki değer ifade edebilmesi için, üzerinde tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olması, rıza açıklayanın olayları algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişmiş olmasının yanında, onbeş yaşını bitirmiş bulunması ve fiilden önce en azından fiilin işlendiği sırada rızayı açıklaması gereklidir. Aksi takdirde geçerli bir rızanın varlığından söz etmek olanaklı değildir. Bu durumda onbeş yaşım bitirmeyen kişinin cebir, şiddet, tehdit ya da hile kullanmaksızın hukuka aykırı şekilde özgürlüğünün sınırlanması halinde hürriyeti tahdit suçunun basit şekli oluşacaktır. Rıza hukuki değer ifade etmeyecektir. (Yargıtay 16. C.D. 28.09.2016 gün ve 2016/5731-4926 sayılı kararı)
Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi:
Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi başlığını taşıyan CMK'nin 225. maddesi, hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilebileceği, mahkemenin fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı olmadığını düzenlenme altını almıştır.
Maddenin gerekçesinde, mahkemenin dava edilmeyen bir fiil hakkında kendiliğinden yargılama yapamayacağı ve hüküm veremeyeceği, bunun doğal sonucu olarak da, sadece iddianamede gösterilen fiil hakkında hüküm kurulabileceği belirtilmiştir.
Hükmün konusu; iddianamede sınırları belirtilerek dava nedeni yapılan maddi olay (fiil) oluşturur. Diğer bir anlatımla, kamu davasının konusu ile hükmün konusu maddi olay (fiil) bakımından aynıdır. Hüküm iddianamede gösterilen sanık ve ona yükletilen fiil hakkında kurulur. Ancak mahkeme, fiilin hukuki yorumunda, değerlendirmede tamamen serbesttir. İddia ve savunma mahkemeyi bağlamayacak fakat, mahkeme iddianamedeki fiili başka şekilde yorumlayabilecektir.
AİHS'nin 6/3-a maddesine göre sanık; kendisine yöneltilen suçlamanın netiliği ve sebeplerini ayrıntılı olarak öğrenme hakkına sahiptir. Sanığın savunmasını hazırlayabilmesi için, isnat edilen suç ve sayılan maddi fiiller, fiillerin hukuki nitelendirilmesi, suçun yeri ve zamanı, mağduru açıkça gösterilmeli, hukuki nitelendirilmesi yapılan fiilin, kanunda karşılığı olan suç ve cezası hakkında bilgilendirilmelidir.
İddianame, sanığın yargı merci önündeki eylemini sınırlandırarak bu yönüyle güvence fonksiyonu teşkil ederken, hükümde ancak iddiaya konu suç ve fail hakkında verilecek yargılamada iddia dışına çıkılmasını, açılmamış davadan hüküm kurulmasın engeller.
CMK'nin 225. maddesi birinci fıkrasına göre, hükmün konusunu iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin eylem/eylemler oluşturur. İddianamede açıklanan eylem/eylemlerin çizdiği sınırlar dışına çıkılarak hüküm kurulamaz. Hükümdeki eylem ile iddanamedeki eylem aynı olmalıdır. Bu durumlar ve kesin hükmün önleyici etkisi karşısında, iddianame ile hükmün konusunun tıpa tıp aynı olması beklenmemeli ve ileri sürülen olayların aynı hukuksal konuya ilişkin olması koşuluyla, iddianamede bulunduğu ve hükmün konusunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Ancak sonradan ileri sürülen olaylar, ayrı hukuksal konuyu ortaya çıkarıyorsa, hükme konu olmayacaklardır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarına göre, iddianamede bir olay açıklanırken başka bir olaydan söz edilmesi, ikinci bir olaydan dolayı dava açıldığını göstermemekte ve ikinci bir eylemden de dava açılacaksa bunun bağımsız olarak ve bunun başka bir olaya dayalı olmadan açıklanması öngörülmekte ve tersi durumda hangi eylemden dolayı dava açıldığının ve hangi iddiaya karşı savunma yapılacağı hususunda karışıklık çıkacağı belirtilirken, ikinci fıkraya göre mahkeme iddianamede gösterilen eylem ile bağlı ise de, bu eylemleri iddia ve savunmalara bağlı olmaksızın özgürce niteleyebilir.
Niteleme yapılırken mahkeme iddianame ile bağlı değildir. İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılamaz. Davaya konu edilmeyen fiil ve olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturur. Suç oluşturan fiilin iddianamede açıkça tanımlanması gerekir. Öğretide "davasız yargılama olmaz" ve "yargılamanın sınırlılığı" olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hakim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır. İddianamede yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiç bir tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklanması zorunludur.
Suçun niteliğinin değişmesi başlığını taşıyan CMK'nin 226. maddesi gereğince, sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulması gerektiği, bu yapılmadığı müddetçe, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm kararı verilemeyeceği düzenleme altına alınmıştır.
SANIĞIN HUKUKİ DURUMUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ;
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden:
Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu tarafından 26.04.2017 tarihinde düzenlene rapora göre; mağdur B. C.'un suçun işlendiği 04.09.2015 tarihinde, onüç yaşını bitirmiş olup ondört yaşı içerisinde olduğu ve ondört yaşını bitirmediği,
Ve yine Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu tarafından 13.01.2016 tarihinde düzenlenen rapora göre; mağdur B. C.'un beyanlarına itibar edilmesine engel teşkil edecek mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı ya da zeka geriliği tespit edilmediği, dolayısıyla beyanlarına itibar edilebileceği belirlenmiştir.
"4721 sayılı TMK'nin 10. maddesi gereğince “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır”. 11. maddede ise erginlik yaşı 18 olarak kabul edilmiştir. 15 yaşını bitiren çocuk kendi isteği, velisinin rızası ve mahkeme kararı ile ergin kılınabilir. Görüldüğü üzere Medeni hukukumuzda ergin kılınmak için 15 yaşın bitirilmesi kriter alınmıştır. Ceza Hukukunda ise kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı haklar yönünden rıza açıklamada 15 yaşın esas alındığı anlaşılmaktadır. Nitekim hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilen ilgilinin rızasına ilişkin TCK'nin 26/2 maddesindeki düzenlemede, geçerli bir rızanın varlığının kabulü için;
a-Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edeceği bir hakka ilişkin olması,
b-Kişi rıza açıklamaya ehliyetinin bulunması,
c-Rızanın fiilden önce, en azından fiilin işlendiği sırada açıklanması gerekli olduğu şartlarına tabi tutulmuştur.
Hürriyeti tahdit suçunda ilgilinin rızasının hukuki değer ifade edebilmesi için, üzerinde tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olması, rıza açıklayanın olayları algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişmiş olmasının yanında, 15 yaşını bitirmiş bulunması ve fiilden önce en azından fiilin işlendiği sırada rızayı açıklaması gereklidir. Aksi takdirde geçerli bir rızanın varlığından söz etmek olanaklı değildir. Bu durumda 15 yaşım bitirmeyen kişinin cebir, şiddet, tehdit ya da hile kullanmaksızın hukuka aykırı şekilde hürriyetinin sınırlanması halinde hürriyeti tahdit suçunun basit şekli oluşacaktır. Rıza hukuki değer ifade etmeyecektir." (Yargıtay 16. Ceza Dairesi 28.09.2016 gün 2016/5731-4926 sayılı kararı)
Suç tarihi itibariyle 15 yaşından küçük olan mağdure B.'ın geçerli bir rızasının varlığından söz etmek olanaklı bulunmadığından, sanığın 15 yaşından küçük mağdureyi PKK/KCK'nin dağ kadrosunu götürmek üzere İstanbul ilinde bir gece evinde tutarak, ertesi günü otobüse bindirerek Erzurum iline götürmek üzere yola çıkması, mağdurenin Bolu /Gerede Dörtdivan dinlenme tesislerinde, otobüsten inerek kolluk kuvvetlerine sığınması şeklinde gerçekleşen olayda; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun tamamlandığı anlaşılmakla, sanığın TCK'nin 109/1 maddesi uyarınca, suçun işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin amaç ve saiki ile failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı dikkate alınarak alt sınırdan ayrılmak suretiyle cezalandırılmasına karar verilmiş, mağdurenin 15 yaşından küçük olması nedeniyle, hükmedilen cezada TCK'nin 109/3-f maddesi gereğince artırım yapılmıştır.
Sanık hakkında verilen hapis cezası iki yıldan fazla olduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 231/5 ve 5237 sayılı TCK'nın 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurarak, TCK'nin 62/1. maddesi gereğince cezasından indirim yapılmış, CMK'nin 283/1 maddesi gereğince istinaf yoluna sanık lehine başvurulduğundan, yeniden verilen hükmün önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağından, kazanılmış hak ilkesi gözetilerek karar verilmiştir.
Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak suçu yönünden:
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 26.12.2014 gün ve 2014/5758-12630 sayılı kararında belirtildiği üzere, "Terör örgütlerinin yurtiçi ve yurtdışındaki kamplarına örgüte katılmak üzere eleman göndermenin, bu örgütlere üye sağlamanın başlıca yollarından biri olduğu, terör örgütlerinin amaç suçun işlenmesi yolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren iş bölümüne dayalı, hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik ve denetim konularında duyarlı oldukları, işleyiş ve yapılanma itibariyle bu özellikleri gösteren terör örgütlerinin, örgütün "hiyerarşik yapısına" dahil edilmek üzere gönderilen elemanları, irtibat halinde olmadıkları, güvenilir bulmadıkları, denetlemedikleri kaynaklardan kabul etmeyecekleri gibi, gizlilik ve güvenlik kuralları ile hiyerarşiye uymayan kişilerin bu tür faaliyetlerine de izin vermeyecekleri, terör örgütlerine yeni eleman temin etme, barındırma, gönderme veya ulaşımını sağlama gibi faaliyetlere ilişkin organizasyonun örgütsel yapı dışında değerlendirilemeyeceği" kabul edilmiştir.
Yukarıda izah edilen gerekçeli kabul ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin anılan kararındaki açıklamalarına göre, sanığın mağdure B.'ı PKK/KCK terör örgütünün dağ kadrosuna götürmeye yönelik faaliyetleri nedeniyle PKK/KCK yapılanması içerisinde yer alarak terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu kabul edilmiştir.
Tartışılması gereken husus, nüfus kaydı ve Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu raporuna göre suç tarihinde 14 yaşında bulunan mağdure B.'ın, silahlı terör örgüt üyesi olarak istihdam edilmek üzere, hukuka aykırı şekilde bu örgütün kırsal alanındaki kamplarına götürülmesinin, amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli araç suç (vahim eylem) oluşturup oluşturmadığıdır:
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 28.09.2016 gün ve 2016/573-4926 sayılı kararında belirtildiği üzere; ".....15 yaşını bitirmeyen kişinin cebir, şiddet, tehdit ya da hile kullanmaksızın hukuka aykırı şekilde hürriyetinin sınırlanması halinde hürriyeti tahdit suçunun basit şekli oluşacaktır. Rıza hukuki değer ifade etmeyecektir. Bu suçun, amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığına gelince, kusurluluk yeteneği tam olarak gelişmemiş, medeni hukuk bakımından ergin olarak kabul edilmediğinden fiil ehliyetin bulunmayan çocukların, silahlı terör örgütlerinin emrine verilip, onların savaşçı olarak yetiştirilmesi örgütün amaçları doğrultusunda silahlı çatışmalara sürülerek gerek kendileri için gerekse başka şahıslar bakımından tehlikeli, suç makinesi haline dönüştürülmeleri, amaç suçu işlemeye elverişli kabul edilebileceğinden", sanığın suç tarihi itibariyle 14 yaşında olan mağdureyi hürriyetini tahdit ederek terör örgütünün dağ kadrosuna katmak gayesiyle naklederken yakalanması eylemi TCK'nin 302/1. maddesinde düzenlenen Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak suçu" olarak kabul edilmiştir.
5271 sayılı CMK'nin 225/1. maddesinde öngörülen "hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir" biçimindeki düzenlemeye göre, dava konusu yapılacak eylemlerin açıkça ve bağımsız olarak iddianamede gösterilmesi gerekmekte ise de; mahkemelerin, fiilin hukuki yorumunda, değerlendirmede tamamen serbest olmaları gerektiği, iddia ve savunmanın mahkemeyi bağlamayacağı, mahkemenin aynı fiili başka surette yorumlayabileceği kabul edilmiştir.
Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianamede sanığın eylemi açıkça "...şüphelinin mağdur B. C.'un PKK Terör Örgütünün Dağ Kadrosuna götürülmesi için mağduru 03.09.2015 tarihinde Esenyurt HDP İlçe binasından teslim aldığı ve Gazi Mahallesinde bulunan ikametine götürerek 1 gün konaklattığı ve şüphelinin annesi ile birlikte mağdura yönelik terör örgütünün dağ kadrosuna katılması yönünde iknaya çalıştıkları, 04.09.2015 tarihinde mağdurun ismini A. D. olarak göstererek M. otobüs firmasının Gazi Mahallesinde bulunan satış bürosundan 49 ve 50 numaralı otobüs koltuklarını Erzurum iline gitmek üzere satın aldığı, daha sonra otobüse binerek muavine ve şoföre tanımadığı bayan ile yan yana bilet kesildiğini iddia ederek tartıştığı ve farklı koltuklara mağdur ile oturdukları, şüphelinin mağdura yolda herhangi bir aksilik olması durumunda veya polis çevirmesi olması durumunda kendisini tanımadığını söylemesini istediği, yaşı küçük mağdurun şüphelinin baskı ve tehditlerine boyun eğdiği, terör örgütünün ve şüphelinin kendisine zarar verebileceği endişesi ile şüphelinin talimatlarını uyguladığı ancak otobüsün Bolu ili Dörtdivar ilçesinde konaklaması neticesinde mağdurun bir yolunu bularak dinlenme tesisindeki görevlilere durumu anlattığı ve jandarmanın şüpheliyi yakaladığı, ...şüphelinin PKK Terör Örgütü üyesi olduğu ve örgütün dağ kadrosuna yaşı küçük şahısları işbirliği içerisinde bulunduğu örgüt üyeleri ile birlikte götürülmesini planladığı..." şeklinde nitelendirildiği, Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma suçunun iddianamede hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıkça tanımlandığı anlaşıldığından; TCK'nin 302/1. maddesinde düzenlenen suç yönünden sanığa CMK'nin 226 maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınarak, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, güdülen amaç ve saik ile kasta dayalı kusurun ağırlığı dikkate alınarak ceza tayin edilmiştir.
Sanığın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle; verilen cezanın; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1. maddesi gereğince, yarı oranında artırmasına karar verilmiş, sanığa verilen ceza ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olduğundan, aynı miktar üzerinden ceza tayin edilmiştir.
Sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurarak, cezasından TCK'nin 62/1. maddesi gereğince indirim yapılmış, CMK'nin 283/1 maddesi gereğince istinaf yoluna sanık lehine başvurulduğundan, yeniden verilen hükmün, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağından, kazanılmış hak ilkesi gözetilerek karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A-) Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 11.10.2016 gün ve 2016/61 esas 2016/171 karar sayılı hükmünün CMK’nin 280. maddesi 2. fıkrası uyarınca KALDIRILMASINA,
B-) Sanığın üzerine atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediği sabit olduğundan, eylemine uyan 5237 Sayılı TCK'nin 109/1 maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin amaç ve saiki ile failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı dikkate alınarak, takdiren ve teşdiden 1 YIL 6 AY Hapis Cezası ile cezalandırılmasına,
2-Mağdurun çocuk olması nedeniyle TCK'nin 109/3-f maddesi uyarınca, hükmedilen cezanın bir kat arttırılarak, sanığın 2 Yıl 12 Ay Hapis Cezası ile cezalandırılmasına,
3-Suçun 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 4. maddesinde belirtilen terör amacı ile işlenen suçlardan olması ve terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması nedeniyle; sanığa verilen cezanın, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1 maddesi gereğince, yarı oranında artırılarak, sanığın 3 Yıl 18 Ay Hapis Cezası ile cezalandırılmasına,
4-Sanığın, cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurularak TCK’nin 62/1. maddesi gereğince, cezasının taktiren 1/6 oranında indirilerek; 3 Yıl 9 Ay Hapis Cezası ile cezalandırılmasına,
5-İlk derece mahkemesi mahkumiyet hükmü aleyhine istinaf kanun yoluna başvurulmadığından, CMK'nin 283/1 maddesi gereğince oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek, sanığa verilen cezanın 2 Yıl 21 Ay Hapis Cezası olarak infazına,
6-Sanık hakkında takdiren, yukarıdaki kanun maddelerinden başka lehe ve aleyhe kanun maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
7-Sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Anayasa Mahkemesi'nin hak yoksunluklarına ilişkin 08.10.2015 gün ve 2014/140-2015/85 sayılı kararı gözetilerek, TCK’nin 53. madde 1-2-3. fıkralarının uygulanmasına,
8-Sanığa verilen hapis cezanın; kısa süreli olmaması nedeniyle 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 50. maddesi ile seçenek yaptırımlara çevrilmesine yer olmadığına,
9-Sanık hakkında verilen hapis cezası iki yıldan fazla olduğundan, 5271 sayılı CMK'nin 231/5, 5237 sayılı TCK'nin 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına,
10-Sanığın karar öncesinde şahsi hürriyetini kısıtlayan sebeplerin TCK'nin 63. maddesi uyarınca hükmolunan cezadan mahsubuna,
11-TCK'nin 58/9 maddesi gereğince; hükmolunan cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve ayrıca; sanık hakkında, cezanın infazından sonra, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
C-) 1-Sanık E. A.'ın üzerine atılı Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak suçunu işlediği anlaşılmakla, eylemine uyan TCK'nin 302/1 maddesi gereğince, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, güdülen amaç ve saik ile kasta dayalı kusurun ağırlığı dikkate alınarak Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezası ile cezalandırılmasına,
2-Sanığa verilen cezanın, müsnet suçun 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde sayılan mutlak terör suçu olması nedeniyle aynı Kanunun 5/1 maddesi gereğince, yarı oranında artırılarak, sanığın Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezası ile cezalandırılmasına,
3-Sanığın, cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurularak TCK’nin 62/1. maddesi gereğince Müebbet Hapis Cezası ile cezalandırılmasına,
4-İlk derece mahkemesi mahkumiyet hükmü aleyhine istinaf kanun yoluna başvurulmadığından, CMK'nin 283/1 maddesi gereğince oluşan usulü kazanılmış hak gözetilerek sanığa verilen cezanın, 8 Yıl 9 Ay Hapis Cezası olarak infazına,
5-Sanığa hükmolunan cezadan başkaca artırım ve indirim yapılmasına takdiren yer olmadığına,
6-Sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Anayasa Mahkemesi'nin hak yoksunluklarına ilişkin 08.10.2015 gün ve 2014/140-2015/85 sayılı kararı gözetilerek, TCK’nin 53. madde 1-2-3. fıkralarının uygulanmasına,
7-Sanığa verilen hapis cezasının; kısa süreli olmaması nedeniyle TCK'nin 50 maddesi ile seçenek yaptırımlara çevrilmesine yer olmadığına,
8-Sanık hakkında verilen hapis cezası iki yıldan fazla olduğundan CMK'nin 231/5, TCK'nin 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına,
9-Sanığın karar öncesinde şahsi hürriyetini kısıtlayan sebeplerin TCK'nin 63. maddesi uyarınca hükmolunan cezadan mahsubuna,
10-TCK'nin 58/9 maddesi gereğince hükmolunan cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve ayrıca sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
D-) Gerede Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanetinin 2015/228 sırasında kayıtlı sanığa ait cep telefonu ve sim kartın sanığa iadesine,
E-) CMK'nin 325/1. maddesi gereğince, ilk derece mahkemesinde yapılan 1 adet davetiye gideri 11,00 TL ile istinaf aşamasında yapılan 9 adet davetiye gideri 99,00TL, posta gideri 15,015 TL ile rapor gideri 600 TL olmak üzere toplam 724,015 TL yargılama giderinin sanıktan tahsili ile maliye hazinesine gelir kaydına,
F-) Sanık E. A.'a yüklenen suçun sabit görülmesi, atılı suçun CMK'nin 100/3-a-10 maddesinde öngörülen suçlardan oluşu, verilen ceza miktarı karşısında kaçma şüphesinin varlığı, adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı ve atılı suç bakımından tutuklama tedbirinin orantılı bir tedbir niteliğini taşıması, tutukluluk halinin devamının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5 ve 6. maddesindeki koşullara uygun olması anlaşılmakla CMK'nin 100/3-a-9 ve 108. maddeleri gereğince TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA,
Tutukluluğun devamına ilişkin bu karara karşı tefhim tarihinden itibaren 7 gün içerisinde Dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilip hâkime onaylatmak üzere zabıt katibine beyanda bulunmak veyahut da bir başka ilk derece ceza mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe göndermek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevi müdürlüğüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle CMK'nin 267 ve devamı maddeleri uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi Başkanlığına İTİRAZ edilebileceğine,
Sanığın tutukluluk halinin devamına dair verilen kararın sanık yakınlarından birine veya belirlediği bir yakınına CMK'nin 107/1 maddesi gereğince kolluk marifetiyle tebliğine,
Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, bir örneğinin katılan vekili ile katılan'a tebliğine, bir örneğinin de temyiz başvurusunda bulunması halinde sanık müdafii tebliğine, kararın kesinleşmesinden sonra dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,
Dair sanık ve müdafii Av. S. Ç.'ın yüzüne karşı, katılan B. C. vekili Av. A. M.S. ve katılan B. C.'un yokluğunda, BAM Cumhuriyet Savcısı E. Ü.'in katılımıyla, mütalaaya uygun olarak, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan dolayı kurulan hüküm yönünden CMK'nin 286/2-b maddesi uyarınca KESİN olarak, Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak suçundan verilen hüküm yönünden, Cumhuriyet Başsavcılığı ve istinaf başvurusunda bulunan sanık yönünden tefhim tarihinden itibaren yedi gün içerisinde hükmü veren Dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup hâkime onaylatmak veya bir başka ilk derece ceza mahkemesi ya da bölge adliye mahkemesi ceza dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin ceza evinde bulunması halinde, ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, CMK'nin 286/1 maddesi uyarınca Yargıtay ilgili ceza dairesinde TEMYİZ kanun yolu açık olmak üzere 07.07.2017 tarihinde oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. (¤¤)