(5941 S. K. m. 5) (2004 S. K. m. 345, 347, 349, 350, 351, 352, 353) (5271 S. K. m. 160, 161, 170, 174, 280, 286) (YCGK 02.12.2014 T. 2013/11-472 E. 2014/533 K.) (5237 S. K. m. 73) (YCGK 13.02.2007 T. 2007/17-16 E. 2007/28 K.)
İlk derece Mahkemesince verilen hükme karşı istinaf kanun yoluna başvurulmakla, başvurunun reddi sebepleri bulunmadığından işin esasına geçildi, dosya incelenip görüşüldü;
DOSYANIN İNCELENMESİNDE:
Sanık hakkında çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçundan yapılan şikayet üzerine açılan davada ilk derece mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, şikayet tarihi itibarı ile İcra Ceza Mahkemelerinin görevli olmadığından bahisle şikayetin reddine karar verilmiştir.
DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:
Somut olayda çözülmesi gereken mesele, şikayet tarihi itibarı ile İcra Ceza Mahkemelerinin görevli olmadığından bahisle verilen şikayetin reddi kararının hukuka uygun olup olmadığının ve dava koşullarının tespitine ilişkindir.
Keşide edilen çekin ibrazı tarihinde bankada karşılığının bulundurulmaması dolayısıyla karşılıksız çek keşide etme suçundan şikayet üzerine şikayetin reddine karar verilmiş ise de; Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 09/08/2016 gün ve 29796 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6728 sayılı kanunun 63. maddesi ile değişik 5941 sayılı Kanunun "Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı" başlıklı 5/1 madde fıkrasında; karşılıksız çek keşide etmek suçundan dolayı açılan davaların icra mahkemesinde görüleceğinin ve İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanacağının öngörülmesi karşısında, anılan madde hükmünün yayımlandığı tarihte yürürlüğe girdiği ve dolayısıyla karşılıksız olduğu tespit edilen çekle ilgili doğrudan icra mahkemesine yapılan şikayet üzerine, Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 30.03.2017 gün ve 2017/1189 Esas, 2017/2913 Karar sayılı ilamında da açıklandığı gibi icra mahkemesinin davaya bakmaya yetkili ve görevli olduğu nazara alınarak, mahkemece davaya bakılması gerektiği; ancak,
Müşteki tarafından verilen şikayet dilekçesinde, ........ Demir Çelik İnş. Taş. Paz. San. ve Tic. A.Ş. yetkilisi denilmek suretiyle şikayette bulunulduğu, tüzel kişinin çeki keşide eden gerçek kişi yöneticilerinin dilekçede ismen bildirilmediği ve buna ilişkin bir belge de sunulmadığı anlaşıldığından, davanın reddine karar verilmesi gerektiği gözetilerek, ilk derece mahkemesinin (görevli olmadığından bahisle) müşteki vekilinin şikayetinin reddine ilişkin kararı hukuka aykırı bulunduğundan ve yargılamaya konu olayın daha fazla araştırılması gerekmediğinden Dairemizce aşağıda yazılı şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Müşteki vekilinin istinaf başvurusu yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden ve yargılamaya konu fiilin daha ziyade aydınlanması gerekmediğinden, Ceza Muhakemesi Kanununun 280. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca Kayseri 3. İcra Ceza Mahkemesi'nin 2016/1333 esas, 2016/1368 karar sayılı ve 25/11/2016 tarihli kararından hüküm kısmının kaldırılarak; "Müşteki vekili tarafından açılan davanın reddine, yargılama giderlerinin müşteki üzerinde bırakılmasına" ibaresi yazılmak suretiyle hüküm düzeltilerek İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
2-Kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, bir örneğinin de istinaf başvurusunda bulunana tebliğine,
3-Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286/2-d maddesi uyarınca kesin olarak, 26.09.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Muhalefet Şerhi:
İstinaf incelemesine konu, çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçlarına ilişkin İcra Ceza Mahkemelerinin şikayet tarihi itibariyle görevli olmadıklarından bahisle verilen şikayetin reddi kararının hukuka aykırı olduğunu ilişkin çoğunluk görüşüne katılıyorum; ancak, şikayet dilekçesinde yetkili gerçek kişilerin isimleri belirtilmeksizin şikayette bulunulduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmek suretiyle hüküm düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Şöyle ki:
Müşteki vekili 17/11/2016 havale tarihli şikayet dilekçesi ile ........ Demir Çelik İnş. Taş. Paz. San. ve Tic. A.Ş. Yetkilisi hakkında çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçundan cezalandırılması talebinde bulunmuştur.
İİK'nun 345. maddesinde, "Bu kanunda yazılı suçlar, hükmi bir şahsın idare veya muamelelerini ifa sırasında işlenmiş ise ceza o hükmi şahsın müdürlerinden, mümessil ve vekillerinden, tasfiye memurlarından, idare meclisi reis ve azasından veya murakıp ve müfettişlerinden fiili yapmış olan hakkında hükmolunur"; 349. maddesinde, "Şikayet dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılır. Dilekçeyi veya dava beyanını alan icra mahkemesi duruşma için hemen bir gün tayin edip şikayetçinin imzasını alır ve maznuna celpname gönderir...", 351. maddesinde, "Şikayetçi dilekçe veya beyanında gösterilmiş olduğu delillerle bağlıdır..."; 5941 sayılı kanunun 5. maddesinde, "...Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır ..." hükümlerine yer verilmiştir. Bunun yanında, 5271 sayılı CMK'nun 170. maddesinde, Cumhuriyet savcısı tarafından mahkemeye hitaben düzenlenecek iddianamenin taşıması gereken unsurlar, aynı kanunun 174. maddesinde ise iddianamenin iadesinin koşulları ve sonuçları düzenlenmiştir.
İcra ceza mahkemelerine yapılacak şikayetlere ilişkin temel hükümleri düzenleyen bu maddeler incelendiğinde, CMK'nun 170. maddesindeki iddianamenin içeriğine ilişkin düzenleme ve İİK'nun 349. maddesindeki, şikayet dilekçesi alındığında sanığa davetiye gönderileceğine ilişkin hüküm dışında, şikayet dilekçesinde sanığın ismen gösterilmesi zorunluluğuna dayanak olarak gösterilebilecek bir hüküm bulunmadığı görülmektedir.
İcra ceza mahkemesine yapılacak şikayete ilişkin dilekçenin, CMK'nun 170. maddesindeki tüm şekil şartlarını taşıması gerekmeyeceği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 02/12/2014 tarihli 2013/11-472 esas 2014/533 karar sayılı ilamında açıkça belirtilmiş, aynı ilamda, şikayet dilekçesinde şirket yetkilisi hakkında şikayette bulunulmasının, ayrıca ilgili icra dairesi ve dosya numarasının bildirilmesinin yeterli olacağı, müşteki vekilinin ilgili şirket yetkilisinin ismini bilmemesi veya başka bir nedenle dilekçeye yazmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin isabetli olmadığı da belirtilerek davanın reddine ilişkin kararın bozulmasına karar verilmiştir.
CMK'nun 170. maddesinin, aynı kanunun Cumhuriyet savcısının görev ve yetkilerini düzenleyen 161. maddesinden bağımsız olarak düşünülmemesi gerekir. Bu maddeye göre, Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilecek, 160. maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilecek, kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlü olacaklardır.
Aynı yetkinin müşteki de ya da vekilinde bulunmadığı açıktır. Çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçlarında, tüzel kişiliğe ait çek hesabından keşide edilen çekin ibrazında karşılığının bulunmaması durumunda, müştekinin elinde bulunan çekte yalnızca keşide eden olarak tüzel kişiliğin ismi yazılı olduğundan, çek lehdarı dışında cirantaların çeki tüzel kişilik adına imzalayan yetkiliyi ismen bilmesi beklenemez. Çek lehdarının dahi, çek yanında keşide edilmemiş ise, çeki tüzel kişilik adına imzalayan yetkiliyi
ismen bilmemesi mümkündür. İİK'nun 345. maddesi, tüzel kişilik adına yapılan işlemden dolayı kimin sorumlu olduğunu ve fiili işleyenin cezalandırılacağını düzenlemektedir. 5941 sayılı kanunun 5. maddesi de çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında cezaya hükmolunacağını düzenlemektedir. Bu maddeler ceza sorumluluğuna ilişkin maddi mevzuat hükümleri olup, şikayet dilekçesinde sanığın ismen gösterilmesi zorunluluğuna ilişkin bir usul hükmü içermemektedirler. İİK'nun usule ilişkin 349. maddesindeki, şikayet dilekçesi veya beyanı alındığında sanığa davetiye gönderilmesi düzenlemesini ise, mutlak bir zorunluluk olarak almaya imkan bulunmamaktadır. İİK'nun 352. maddesinde, icra mahkemesinin iki tarafın ifadelerini ve bütün delillerini ve iddia ve müdafaalarını dinledikten sonra nihayet beş gün içinde kararını vereceği yönündeki düzenleme nasıl ki mutlak olarak değerlendirilmeyip, belirtilen işlemlerin tamamlanmasından, fiili koşullar nedeniyle beş günden sonra verilen kararlar da geçerli kabul ediliyorsa, aynı şekilde şirket yetkilisi ve fiili irtikap eden gerçek kişinin tespitinden sonra da bu şahsın sanık olarak davaya taraf olması ve hakkındaki usuli işlemlerin devamında yasal bir engel bulunmamaktadır. Şirket yetkilisinin tespiti icra dosyasından yapılabileceği gibi, icra dosyasında bu konuda bir bilgi yok ise ilgili ticaret sicil müdürlüğünden sorularak da öğrenilebilecektir. Bu konuda ilgili icra dairesi aracılığıyla şirket yetkilisi müşteki tarafça öğrenilebileceği gibi, 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu kapsamında da müşteki tarafça ilgili ticaret sicil müdürlüğünden talepte bulunulabilecektir. Ancak, 5941 sayılı kanunun 5. maddesi yollaması ile İİK'nun 347. maddesine göre şikayet süresinin fiili öğrenme tarihinden itibaren üç ay olduğu, TCK'nun 73/2 maddesinden farklı olarak, şikayet süresinin başlangıcı için fiilin yanında failin de öğrenilmesi koşulunun bulunmadığı, dolayısıyla fiili öğrenen bakımından, failin sonradan öğrenilmesinin, şikayet süresini yeniden başlatmayacağı, müşteki tarafın icra dosyası üzerinden şirket yetkilisini öğrenmeye yönelik talebinin süresinde karşılanıp karşılanmayacağının ya da ilgili ticaret sicil müdürlüğüne yapacağı bu konudaki başvurunun karşılanıp karşılanmayacağının, karşılanacaksa bunun belirtilen süre içinde olup olmayacağının belli olmadığı; kaldı ki, kanunda cezalandırma koşulu olarak sadece tüzel kişiliğin yasal temsilcisi olmanın yeterli sayılmadığı, bu yetkilinin aynı zamanda fiili işleyen kişi olması gerektiği, dolayısıyla tüzel kişilik yetkilisinin birden fazla kişi olması durumunda failin tespitinin imza sirkülerinin incelenmesini de gerektirebileceği; İİK'nun 351. maddesindeki şikayetçinin dilekçe veya beyanında göstermiş olduğu delillerle bağlı olduğu hükmünün, şirket yetkilisinin şikayet edildiğine ilişkin dilekçe kapsamı nazara alındığında, somut olayda uygulanma imkanı bulunmadığı; CMK'nun 170. maddesinin Cumhuriyet savcısının düzenleyeceği iddianame ile açacağı kamu davasına mahsus olduğu ve bu nedenle icra ceza mahkemelerine verilecek şikayet dilekçesinin, iddianamenin birebir karşılığı olamayacağı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 13/02/2007 tarihli 2007/17.HD-16 esas 2007/28 karar sayılı ilamının da (...Şikayete tabi olduğu belirtilen bu suçlarla ilgili olarak, şikayetin doğrudan İcra Ceza Mahkemesine yapılması gerektiğinden, 5271 sayılı Yasanın 170. maddesi uyarınca iddianame düzenlenmesine gerek bulunmadığı gibi, anılan Yasanın 170. ve devamı madde hükümlerinin de bu suçlar yönünden uygulanmasına olanak bulunmamaktadır) bu yönde olduğu; kaldı ki öyle kabul edildiği taktirde, iddianamenin iadesi prosedürünün ve eksikliğin giderilmesinden sonra yeniden iddianame düzenlenmesinin icra ceza yargılamasında karşılanmasının mümkün bulunmadığı nazara alındığında, yasada açıkça getirilmiş olmayan bir zorunluluk (tüzel kişilik temsilcisi olan, fiili işleyen gerçek kişinin ismen bildirilmesi) gerekçe gösterilerek tüzel kişilik yetkilisinin cezalandırılmasına yönelik, isim içermeyen, ancak talep kapsamını ifade eden şikayetin usule aykırı kabul edilmesi ve tüzel kişiliğin fiili işleyen temsilcisi durumundaki gerçek kişinin mahkemece belirlenmesini engeller bir yasa hükmü bulunmadığından, şikayet hakkının özüne zarar verecek nitelikte davanın reddine karar verilmesi hukuka aykırı olduğundan kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle, görev itibariyle şikayetin reddi kararı kaldırılarak, davanın reddine karar verilmek suretiyle istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum. (¤¤)