T.C.
ANTALYA
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2020/435 Esas
KARAR NO: 2024/579
DAVA: Alacak
DAVA TARİHİ: 21/03/2011
KARAR TARİHİ: 24/09/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Alacak davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... yılında davalı ile birlikte iki ortaklı serbest muhasebe ve mali müşavirlik ofisi açtığını, hisse oranlarının % 50 olarak belirlendiğini, her iki ortakta eşit sermaye koyarak emek sarf ettiklerini, ... yılına kadar ortaklık hissesine düşen gelirin cüzi olması sebebiyle ödenmesi konusunda her hangi bir talepte bulunmadığını, ... sonrasında vergi mükellefi sayısında artış olduğunu, kar durumunun da arttığını, ... yılı ... ayında taraflar arasındaki ortaklığın ihtilaflar nedeniyle sona erdiğini, müvekkilinin 10 senelik emeği karşılığı elinde her hangi bir gelirinin ve müşteri olarak adlandırılacak sermayesinin kalmadığını, davalıdan müvekkiline düşen payın ödenmesinin talep edildiğini, bu güne kadar her hangi bir ödeme yapılmadığını, ... yılından itibaren % 50 ortağı olduğu muhasebe işletmesinden hiçbir gelir almadığını, müvekkilinin davalıdan yaklaşık ...-TL civarında alacağı olduğunu, yapılacak bilirkişi incelemesi neticesinde müvekkiline düşecek payın belirlenebileceğini belirterek ...-TL alacağın tahakkuk tarihlerinden itibaren işleyecek ticari faizi ile, bu mümkün olmadığı takdirde yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, bu talebini duruşmada tekrarlamıştır.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tarafların ... yılında ailevi nedenlerden dolayı davacının fiilen başka iş yerinde sigortalı olarak çalıştığı halde kağıt üzerinde ortak muhasebe bürosu kurduklarını, fiilen büroyu çalıştıran kişinin müvekkili olduğunu, davacının ... yılından itibaren çeşitli otellerde ücretli olarak çalıştığını, davacını maddi ve fiili olarak büroya hiç bir katkısının ve emeğinin bulunmadığını, ... yılında bankadan ...-TL ödeme yapıldığını, bazı ödemeler yönünden de belge alınmadığını, davacının 10 yıllık süre zarfında iki adet ev aldığını, ... yılı ... ayında işsiz kalınca müvekkili ile birlikte çalışan diğer kardeş ...'nu da etkileyerek müvekkilini ortaklık bürosundan uzaklaştırdığını, müvekkilinin ... tarihinde büro tutarak ortaklıktan fiilen ayrıldığını, % 50 kazancı koruyacak şekilde adaletli olarak mükelleflerin paylaşıldığını, müvekkilinde ..., davacıda ise ... mükellefin kaldığını, ... yılı yıllık gelir beyannamesinde görüleceği üzere ortaklığın toplamda ...-TL zararının olduğunu, asıl mağdur olan müvekkilinin olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememizde yapılan yargılama sonucunda ... gün ve ... Esas, ... sayılı kararla davanın kısmen kabulü ile; ...-TL nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verildiği, kararın davalı tarafça temyiz edilmesi üzerine Yargıtay ... Hukuk Dairesinin ... gün ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar verildiği, dosyanın mahkememize gönderildiği, ... esasına kaydedildiği, bozma sonrası yapılan ilk duruşmada davacı vekilinin bozma ilamına direnilmesini , davalı vekilinin bozma ilamına uyulmasını talep ettiği, mahkememizce önceki kararda ısrar edilmesine karar verildiği, kararın davalı tarafça temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ... gün ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile direnme kararının bozulmasına karar verildiği, dosyanın mahkememize gönderildiği yukarıdaki esasına kaydedildiği ve yargılamaya devam olunduğu anlaşılmıştır.
DELİLLER VE GEREKÇE :
Dava taraflar arasında ... yılında kurulan adi ortaklığın ... yılında feshedilmesi sebebiyle davacıya düşen kâr payının tahsili istemine ilişkin olup, kâr payının tespiti için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 642. maddesi ve devamı hükümlerinde belirtilen tasfiye prosedürünün gerçekleştirilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle adi ortaklık, adi ortaklık sözleşmesinin niteliği, ile bu ortaklıkların tasfiyesi üzerinde kısaca durulması faydalı olacaktır.
Adi ortaklık doktrinde, “Adi ortaklık, emeklerini veya araçlarını herhangi bir müşterek amaç doğrultusunda birleştirerek, bu amaca ulaşma konusunda birlikte çaba göstermeyi sözleşmeyle birbirlerine karşı yükümlenen kişilerce oluşturulan, tüzel kişiliği bulunmayan bir kişi topluluğudur.” şeklinde tanımlanmıştır (Barlas, N.: Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, İstanbul 2016, s.18). bu nedenledir ki adi ortaklığa ilişkin düzenlemelere, Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) özel borç ilişkileri bölümünde yer verilmiştir.
BK’nın 520. maddesinde “Şirket, bir akittir ki, onunla iki veya daha ziyade kimseler, ... ve mallarını müşterek bir gayeye erişmek için birleştirmeyi iltizam ederler.” ve TBK’nın 620. maddesinde ise, “Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.” düzenlemesi ile tanım bulan adi ortaklıkların madde metinlerinden de anlaşılacağı üzere beş ana unsuru vardır: Sözleşme, şahıslar, ortakların katılma payları, ortak amaç ve bu ortak amacın gerçekleştirilmesi.
Adi ortaklık sözleşmesi az yukarıda belirtildiği gibi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri bir sözleşme olup, adi ortaklık ilişkisi mutlaka sözleşme temeline dayanır. Adi ortaklık sözleşmesi yazılı yapılabileceği gibi sözlü de yapılabilir.
Adi ortaklık sözleşmesi, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerden değildir. Zira karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan her biri, karşı taraftan kazandığı hak karşılığında, bir edim borçlanır. Oysa adi ortaklık sözleşmesinde, karşılıklı sözleşmelerde olduğu gibi karşılıklı ve uygun irade beyanları ile borç altına girilmesi söz konusu olmakla beraber; her ortağın borçlanma amacı diğer ortaklardan alacak hakkı kazanmak değil, ortak amacı gerçekleştirmek için edimleri birleştirmektir. Her ortak, taahhüdüyle birlikte, hem alacaklı hem de borçlu konuma gelir. Böylece edimler arasında karşılıklılık ilişkisi söz konusu olmaz (Şener, O.H.: Adi Ortaklık, Ankara 2008, s. 14-15; Barlas, s. 67 vd.). Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.12.1963 tarihli ve 4/26 E., 96 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere, adi ortaklıklar karşılıklı borçları kapsayan bir sözleşme olmayıp, herkesin belli bir amaca ulaşmak için birtakım borçlar altına girdiği ve fakat bu borçların birbirinin karşılığı olarak değerlendirilemeyeceği sözleşmelerdir. Bundan dolayı ortaklıkta bir tarafın sermaye koyma borcunu yerine getirmekten kaçınması diğer tarafa yalnızca ortaklığın feshini isteme yetkisi verir.
Hiçbir ortaklık sonsuza dek bir birleşme değildir. Nitekim adi ortaklıklar da ortak amacın kalmaması, ortaklardan birinin ölümü, kısıtlanması, iflası veya sözleşmede belirlenen sürenin dolması suretiyle kendiliğinden sona erebileceği gibi ortakların bu yöndeki iradeleri yahut haklı nedenlere dayanan ortağın ortaklığın sona erdiğine karar verilmesi isteminin yerinde görülmesi suretiyle mahkeme kararı ile de sonlanabilir (BK m.535).
Adi ortaklık, sona ermesiyle birlikte tasfiye aşamasına girer. Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik bir usuldür ve yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların katılımı ile yapılır. BK’nın 538. ve devamı (TBK m. 642 ve devamı) maddelerinde düzenlenen tasfiye; bütün hesapların görülüp, ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır.
TBK’nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 sayılı Kanun’un 1. maddesinde; TBK’nın yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşecek tasfiyenin, TBK hükümlerine tabi olacağı düzenlenmiştir. Bu durumda, tasfiye işlemleri gerçekleştirilirken; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın 620. ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, tasfiye işlemi TBK’nın 642. madde ve devamı hükümlerine göre gerçekleştirilmelidir. BK ve TBK’nın adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin düzenlemeleri arasında tasfiye memuru ile ilgili hükümler dışında önemli bir farklılık bulunmamaktadır. TBK’nın 642 ve devamı maddeleri hükümlerine göre adi ortaklığın tasfiyesindeki aşamalar şu şekilde gerçekleştirilecektir:
Birinci aşamada; (taraflarca veya anlaşamamaları hâlinde mahkemece atanacak) tasfiye memuru tarafından ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın aktif ve pasifi ile birlikte tüm mal varlığı belirlenerek hazırlanan mal varlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazlar toplanacak delillere göre değerlendirilmeli;
İkinci aşamada; tasfiye memuru tarafından ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi gerçekleştirilmeli;
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, tasfiye memurları tarafından öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hâkim, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyip, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Her ne kadar BK’nın adi ortaklığın tasfiyesi ile ilgili hükümlerinde tasfiyenin tarafların rıza ve anlaşmaları ile yapılması esas tutulmuş ve tasfiyenin mahkeme eliyle gerçekleştirilmesi gerektiği yönünde bir kural öngörülmemiş ise de; esasen aralarında bir defa uyuşmazlık çıktıktan sonra alacak-borç kalemlerinin belirlenmesinde yeniden mutabakata varmaları uzak ihtimal olan ortakların da tasfiyenin uzlaşamadıkları her safhası için ayrı ayrı davalar açıp mahkeme kararı eliyle üzerlerine düşen yükümlülüklerin ifasını sağlamaya çalışmak yerine, birçok davaya yer kalmadan tek bir dava ile ortaklık mallarının satışını ve taraflar arasındaki hesap durumunu tespit etmek üzere karar verilmesini sağlamak, Kanun’un ruhuna daha uygun olacaktır (Şener, s. 568). Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.07.2018 tarihli ve 2018/3-16 E., 2018/1315 K. sayılı kararında da yer verilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; taraflar arasında adi ortaklığa ilişkin yazılı bir sözleşme bulunmamakta ise de, ... tarihinde %50 hisseli muhasebe bürosu işletmek üzere ortaklığın kurulduğu ve bu ortaklığın ... yılı ... ayında sona erdiği uyuşmazlık konusu değildir. Ancak ne var ki, adi ortaklığın fiilen son bulması tasfiyenin yapıldığını kanıtlamaz. Ortaklığın tasfiye edildiği yasal delillerle kanıtlanamaması hâlinde ise tasfiyenin mahkemece yapılması gerekir.
Eldeki davada Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ... gün ve ... Esas, ... Karar sayılı bozma ilamı doğrultusunda ... tarihli duruşma ara kararı ile taraflar arasında yazılı bir ortaklık sözleşmesi bulunmadığından tarafların anlaşarak tasfiye memuru belirlemeleri ve iki haftalık süre içinde mahkemeye bildirmeleri istenmiş, davalı vekilinin ... tarihli dilekçesi ile ortak bir tasfiye memurunun belirlenemediği bildirilmiştir.
Mahkememizin ... tarihli ara kararı ile resen tasfiye memuru olarak mali müşavir ... tayin edilmiş, tasfiye memurunun ... tarihinde raporunda sonuç olarak : " Adi Ortaklık ...- ... yılları arasında toplam ... TL Brüt Kâr elde ettikleri, % 50 ortalıkta kişi başı brüt kârın; ... TL olduğu, Davacı ve davalı yanları ortaklıkla ilgili olmak kaydıyla ortaya koydukları iddialara göre; ... TL davacı ... lehine alacak kaldığı, Sayın Mahkeme kararları, Bilirkişilik Raporu ve Tarafımca belirlenen Somut Tespitler ile; ... TL davacı ... lehine alacağın bulunduğu tespit edilmiş, davalı vekilinin rapora karşı ... tarihli itiraz dilekçesinde özetle; raporun hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, bilanço dahi oluşturulmadan rapor verildiği, eksik deliller toplanarak yeniden konusunda uzman bir tasfiye memurundan rapor alınmasını talep etmiş, davacı vekili ... tarihli rapora karşı beyan ve itiraz dilekçesinde özetle; icra marifetiyle ödenen ... TL paranın tasfiyede dikkate alınmamasını, ... TL senet bedelinin davalı tarafından tahsil edildiğinin tasfiyede dikkate alınmasını, itirazlar doğrultusunda ek rapor alınması talep etmiştir. Mahkememizin ... tarihli duruşmasında raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığından başka bir mali müşavire dosyanın tevdii ile adi ortaklığa ilişkin malvarlığı bilançosunu sunmak üzere iki aylık süre verildiği, tasfiye memuru ... tarafından sunulan ilk raporda eksik hususların bildirildiği, dosyanın mevcut haliyle bilirkişi ... tarihli ek raporda sonuç olarak; davacı ...'nun ... TL alacağın bulunduğu tespit edilmiş, davalı vekili rapora karşı itiraz dilekçesi ibraz etmiş, tarafların itirazlarının değerlendirilmesi ve bu kapsamda rapor hazırlanması için aynı bilirkişiye tevdii edilmiş, bilirkişi ... tarihli 2. Ek raporda sonuç olarak; ... tarihli Bilirkişi Ek raporundaki sonuç bölümünde belirtilen tespit ve değerlendirmelerde herhangi bir değişikliğin olmadığı, ancak mahkemece ‘Ofis dağıldığında davacı ... tarafından senet verildiği’ iddiasının kabul edilmesi halinde verilen senet tutarının ... TL tutardan düşülmesi gerektiği, bu durumda Davacı ... lehine olan ... TL alacağın (... TL-...=) -... TL Davalı ... lehine alacak olarak hesaplanacağı, tespit edilmiş, davacı vekili ... tarihli ek rapora beyan ve itiraz dilekçesinde özetle; önceki itirazlarını tekrarla raporda maddi hata yapıldığı, tüm önceki raporların topluca değerlendirilerek itirazların giderilmesi için yeniden rapor alınmasını , davalı vekili ... tarihli ek rapora beyan ve itiraz dilekçesinde özetle; önceki itirazlarını tekrarla davacı uhdesinde olan ticari defterlin getirilerek incelenmesini, yeniden rapor alınmasını talep etmiş, dosya yeniden tarafların iddiaları doğrultusunda rapor alınmak üzere Mali Müşavir ...'a tevdii edilmiş, ... tarihli raporda sonuç olarak ; ...'nun, ...’na, ödenmeyen kıdem tazminatı sonrası (... -...=)... alacağının olabileceği, Mahkemenin davalı tarafından davacıya verildiği iddia edilen ... TL’lik senedinin verildiği kanaati oluşması halinde ...' nun (... -...)= ... TL alacağı olduğu, tespit edilmiş, davalı vekili raporu kabul etmediklerini beyan etmiş, davacı vekili haklı davanın tamamıyla kabulünü talep etmiştir.
Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; bozma ilamında belirtildiği üzere ortaklığın tasfiyesi için mahkememizce resen tasfiye memuru atanmış, atanan tasfiye memuru mali müşavir ... 'in raporunun itiraza uğraması sonucu mali müşavir ... 'tan rapor ve ek raporlar alınmış, alınan ... tarihli ek raporda tarafların itirazlarının değerlendirildiği, raporun gerekçeli ve denetime açık olduğu görülmüştür. Dosya kapsamında bozma ilamına uygun olarak adi ortaklığın tüm malvarlığının tespiti ile malvarlığı bilançosu hazırlanması sağlanmaya çalışılmış ise de; ortaklığın tüm varlığının net olarak tespitinin mümkün olmadığı, ancak ... yılından ... yılına kadar her dönem sonu tespit edilen kazanca yönelik bir ihtilafın olmadığı ve ortaklıkta kişi başı kar tutarının ... TL olduğu tespitinin bozma sonrası alınan diğer raporlarla da örtüştüğünden kar tutarının ... TL olduğu kabul edilmiştir. Bu tutara fazla ve yersiz ödendiği tespit edilen ... TL sigortalılık giderlerinin payı oranda eklenmesiyle toplam kar tutarı olan ... TL'den ortaklığın ... TL gideri düşülmek suretiyle davacının ... TL alacağı olduğu, bu tutardan da ödenmeyen kıdem tazminatından davacının payı oranında sorumlu olduğu gözetilerek ... TL nin düşülmesi suretiyle ... TL davacının alacaklı olduğu tespit edilmiş, her ne kadar davalı tarafından davacıya ... TL senet verildiği iddia edilmiş ise de; bu husus yazılı delillerle ispatlanamadığından davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Neden ve kanıtları yukarıda açıklandığı üzere,
1-Davanın kısmen kabulü ile; ...-TL alacağın dava tarihi olan ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-Alınması gerekli ... TL harçtan peşin alınan ... TL harcın mahsubu ile bakiye ... TL harcın davalıdan tahsiline,
3-Davacı tarafından bozma öncesi yapılan toplam ... TL yargılama gideri, bozma sonrası yapılan toplam ... TL yargılma gideri olmak üzere toplam ... TL' nin davanın kabul ve red oranı üzerinden hesaplanan ... TL'si ile peşin alınan ... olmak üzere toplam ... TL 'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlasının davacı üzerinde bırakılmasına,
4- Davalı tarafından yapılan toplam ... TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranı üzerinden hesaplanan ... TL 'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, fazlasının davalı üzerinde bırakılmasına,
5-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan ... TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan ... TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yatırılan gider avansı bakiyesinin karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 24/09/2024
Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)