T.C.
ANTALYA
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/546
KARAR NO: 2023/593
DAVA: Alacak
DAVA TARİHİ: 15/08/2023
KARAR TARİHİ: 27/10/2023
Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalının şirketleri arasında ekte sunulan ve iki tarafa borç yükleyen adi yazılı satış sözleşmesi imzalandığını, sözleşme gereğince davacı şirketin maliki olduğu ... İli, ... İlçesi, ..., Mah. ... Ada ... numaralı Parselin ... TL bedelle davalı tarafa satışının kararlaştırıldığını, ancak davalı tarafın ... tarihli satış sözleşmesinin 2. maddesinde yazılı satış bedelini ödemeyerek davacı şirketin mağduriyetine sebep olduğunu, Antalya ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edilerek davalıya sözleşmede yazılı yükümlülüklerin yerine getirilmesinin bildirildiğini, davalı tarafın ekte sunulan ... tarihli satış sözleşmesinin 2. maddesinde yazılı ödemeleri yapmayarak üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini ve aynı sözleşmenin 3. ve 4. maddesinde belirtilen tutarın ödemesinden de haksız bir şekilde kaçındığını, sözleşmede alıcının tapunun devri için satış bedelinin tamamını ... tarihine kadar ödeme yapmazsa, satıcı sözleşmeyi tek taraflı olarak fesih edebilir, bu halde verilen kaparo satıcıda kalacaktır, vazgeçen ya da sorumluluğunu yerine getirmeyen taraf diğer tarafa ... TL cezai şart ödeyecektir şeklinde düzenlendiğini, tarafların, bu sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirilmemesi veya aksine bir davranışta bulunulması halinde bu sözleşmeden doğan sorumluluklarını dondurma, durdurma, fesih etme, maddi zararı karşı taraftan tahsil etme hakkına sahip olduklarını, taşınmazın tapu devir masraflarının alıcı tarafından karşılanacağını, tapunun devrinin bir hafta içerisinde gerçekleştirileceğini, zira alacağın ödenmesi hususunda yaptıkları tüm girişimler neticesinde, borçlunun sözleşmede yazılı meblağı ödemediği gibi, borçlunun piyasada zor duruma düştüğü ve muvazaalı tertiplerle mal varlıklarını kaçırma çabası içinde olduğunun öğrenildiğini, bu nedenlerle borçlunun menkul, gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczini talep mecburiyeti hâsıl olduğunu, sözleşmenin 9. Maddesine göre her türlü anlaşmazlıkların çözümünde Antalya mahkemeleri ve icra daireleri yetkili bulunduğunu beyanla haklı davalarının kabulü ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile ... tarihli satış sözleşmesinin 3. maddesi gereğince borçlu tarafından davacıya ödenmesi gereken fakat ödenmeyen ...-TL bedelin avans faiziyle birlikte borçludan tahsiline, borçlunun piyasada zor duruma düştüğü ve muvazaalı tertiplerle mal varlıklarını kaçırma çabası içinde olduğu karşısında sonradan oluşabilecek hak kaybını önlemek maksadı ile alacağın tahsili amacıyla barca yetecek miktarda borçlunun taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarının ayrıca menkullerin muhafazasının uygun bir teminat karşılığı ihtiyaten haczine, yargılama, harç ve giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davaya konu ihtilafın çözümünde davacı tarafından, her ne kadar Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu saikiyle, derdest davayı ikame etmiş ise de; 6100 sayılı HMK’nın 2/2 maddesinde, Bu kanunda ve diğer kanunlarda, aksine bir düzenleme bulunmadıkça, Asliye Hukuk Mahkemesi, diğer dava ve işler bakımından da görevlidir denildiğini, HMK'nin 17. Maddesinde ifade edildiği üzere, tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabileceklerini, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, davanın sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılabileceğini, davaya konu geçersiz sözleşmeden kaynaklanan ve Mahkememizde ikame edilen davanın, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde açılabileceğini, sözleşme konusu taşınmazın ... ilçesinde bulunduğundan ... Asliye Hukuk Mahkemesinin yetkili ve görevli olduğunu işin ticari olmadığını; davaya konu arsanın davalının şahsına münhasır olarak satın alınacağı söylediğinden dolayı, bu durum itibariyle davanın ticari sayılmasının, hukuken mümkün olmadığını, taraflar arasında ticari işten kaynaklı düzenlenmiş; hukuka, usule ve yasalara uygun bir sözleşme mevcut olmadığından, işin niteliği itibariyle de ticari olmadığı kanaatiyle, derdest davanın, ... Asliye Hukuk Mahkemesinde ikame edilmesi gerektiğini, davacı tarafın ... tarihli dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların, yasal dayanaktan yoksun ve mesnetsiz olduğunu, reddini talep ettiklerini, her ne kadar davacı tüzel kişi tarafından 1512 Sayılı Noterlik Kanunu ile 6098 Sayılı TBK hükümlerine uygun düzenlenmemiş ... tarihli geçersiz sözleşme "iki tarafa borç yükleyen satış sözleşmesi" olarak nitelendirmiş ise de; esasen geçersiz olan bir sözleşmenin, hukuki olarak, davalıya borç yükleyen bir sözleşme olarak kabulü ve değerlendirilmesinin, yasal olarak mümkün olmadığını, 6098 sayılı TBK'nin 12/2, 29/2 ve 237/2. madde hükümlerine göre de, öngörülen şekil şartlarına haiz olmadığından, kurulan bu sözleşmenin geçersiz olduğunu, bu nedenle dava konusu sözleşme geçersiz olduğundan, sözleşmenin iptali ve buna bağlı tüm fer'ilerin de iptali gerektiğinden; davalının bu sözleşmenin ifasında, herhangi bir sorumluluğunun, söz konusu olmadığını, davacı ve yetkilisi dava dışı ...'ün, bu sözleşmeye istinaden, davalıdan ... TL tutarında, lehlerine ödeme aldıklarını, buna bağlı olarak, davalının maruz kaldığı ... TL tutarındaki zarar ile birlikte, toplam ... TL, davacı ve dava dışı yetkilisinden alacaklı olduğunu, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... sayılı dosyasıyla sabit olduğunu beyanla davacının geçersiz sözleşmeye dayalı, faiz ve cezai şarta ilişkin, ihtiyati haciz talebi dahil olmak üzere, tüm taleplerinin reddiyle Mahkememizin görevsiz ve yetkisizliğinin tespiti ile; davanın yetkili ve görevli ... Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine; HMK'nin 166. maddesi uyarınca, dosyanın ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... sayılı dosyamızla birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Taraflara duruşma gününü bildirir meşruhatlı davetiyeler tebliğ edilmiş, usulüne uygun taraf teşkili sağlanmıştır.
Antalya ... Noterliğinin ... tarih ... yevmiye nolu fesih bildirimin onaylı örneği celp edilmiştir.
Davalı asilin tacir olup olmadığı hususunda ... Vergi Dairesi Müdürlüğü, ... Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, ... Ticaret Odası Başkanlığı, ... Vergi Dairesi Müdürlüğü ve ... Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan müzekkerelere cevap verildiği, davalının şirket ortağı olduğu, ancak kendisine ait tacir sıfatıyla kaydının bulunmadığı, bilanço esasına göre defter tutmadığı gelen yazı cevaplarından anlaşılmıştır.
DEĞERLENLDİRME VE GEREKÇE: Dava, alacak istemine ilişkindir.
6100 sayılı H.M.K. 2. Maddesinde; "...Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir..."
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4.maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın, Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II.maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı, ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Buna göre işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Yine aynı kanunun 11. Maddesinde “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.'' 15.maddesinde de “İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11'inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır“ düzenlemesi bulunmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/11/2017 tarihli 2017/19-1658 Esas - 2017/1464 Karar sayılı emsal içtihatında; "...uyuşmazlık, davanın ticari dava niteliğinde olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi mi, yoksa asliye ticaret mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) yürürlüğe girdiği 01.11.2011 tarihinden sonra 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 5. maddesinde 6335 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olmasının yanında HMK'nın 114. maddesinde açıkça dava şartı olarak düzenlenmiş olduğundan, mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay'ca re'sen dikkate alınması gerekir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.
Ticaret mahkemelerinin görevi TTK'nın 5. maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1. bendinde "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." denilmiştir.
Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup, öğretide benimsenen görüşe göre de ticari davalar kendi aralarında mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar için tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken, nispi ticari davalarda dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığı kriter olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için öncelikle "ticari işletme", "ticari iş", "tacir" ve "ticari dava" kavramları üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır.
Belirtmek gerekir ki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasında esas itibariyle "ticari işletme" temelinden hareket edilmiş ve ticaret hukukunun önemli kurumları ticari işletme kavramı ile bağlantı kurularak tanımlanmıştır. Bu hususa TTK'nın 11. maddesinin gerekçesinde de değinilmiş ve "...ticari işletme kanunun temelidir; yani merkez kavramıdır; bu niteliği ile belirleyici, hatta tanımlayıcıdır..." denilmiştir.
Ticari işletme, TTK'nın 11/1. maddesindeki tanıma göre; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Esnaf işletmesi ile ticari işletme arasındaki sınırın ise Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak kararname ile belirleneceği hükme bağlanmıştır. Görüleceği üzere ticari işletmenin unsurları; esnaf işletmesi için öngörülen sınırın üzerinde bir gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık olarak düzenlenmiştir. Buradaki faaliyet iktisadi faaliyet olup, amacı gelir elde etmektir. Kanunda ticari işletme için herhangi bir miktarda gelir değil, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar düzeyde gelir sağlama amacı aranmıştır.
TTK'nın 3. maddesinde "ticari iş" kavramı açıklanmış ve "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." denilmiştir.
Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılmıştır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa ticari iş sayılmazlar (Eriş, G.: Ticari İşletme ve Şirketler, Ekim 2014, C. I, s.292).
Ticaret hayatının temel süjesi olan "tacir" de yine işletme kavramı bağlamında tanımlanmış ve "bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişi"ye tacir deneceği TTK'nın 12/1. maddesinde belirtilmiştir. Maddenin devam eden bentlerinde; bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimsenin, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılacağı ve bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır.
Türk Ticaret Kanunu tacir kavramını gerçek kişiler ve tüzel kişilerde ayrı ayrı ele almış, gerçek kişilerde tacir sıfatının kazanılması bir ticari işletmenin mevcut olması, bir ticari işletmenin işletilmesi ve ticari işletmenin kısmen de olsa o kişi adına işletilmesi unsurlarına bağlanmıştır. Tüzel kişi tacir kavramının kapsamı ise TTK'nın 16/1. maddesinde düzenlenmiştir.
Az yukarıda açıklandığı gibi ticari davalar, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez.
Bu genel kuralın yanında TTK'nın 4. maddesinin son cümlesindeki düzenleme nedeniyle yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale ve vedia gibi sözleşmelerden doğan davalarla fikri ve sınai haklara ilişkin davalar da ticari davadır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken, burada sayılan davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması yeterli görülmüştür.
... eldeki davanın ticari dava olarak kabulü için uyuşmazlık konusunun her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olması ve her iki tarafın da tacir olması gerekmektedir..." şeklinde belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen yasa maddesi ve emsal içtihatlar doğrultusunda yarpılan değerlendirmede; Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, adi yazılı gayrimenkul satış sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkindir.
Davaya dayanak dava dilekçesi ekindeki ... tarihli gayrimenkul satış vaadi başlıklı adi yazılı belgede satıcının davacı şirket olduğu, alıcının ise ... olduğu görülmüştür.
6102 sayılı TTK'nın 4. Maddesinde mutlak ve nispi ticari davaların belirlendiği, 5. Maddede ticari davaların Ticaret Mahkemelerinde görüleceği hususunun düzenlendiği, ancak mahkememiz dosyasında her iki tarafın tacir olmaması (davalı gerçek kişinin tacir olmaması) ve işin her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olmaması nedeniyle davanın nispi ticari dava da olmadığı görülmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.11.2022 tarih, 2021/10-448 Esas, 2022/1417 Karar sayılı emsal içtihadında; "...Diğer taraftan eski TTK’nın 14. ve 18. maddelerinde tacir sıfatı, gerçek ve tüzel kişiler bakımından ayrı ayrı tanımlanmış (yeni TTK’nın 12 ve 17. maddeleri); Kanun’un 20 ve devamı maddelerinde tacir olmanın hükümleri düzenlenmiştir (yeni TTK’nın 18 ve devamı maddeleri).
Tacir gerçek kişiler açısından bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kişiyi; tüzel kişiler açısından ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşları ifade eder (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, ... 2021, s. 1047).
Tacir olmanın nimetine göre külfeti de mevcuttur. Zira eski TTK’nın 20-25. maddelerinde (yeni TTK’nın 18-23. maddeleri) tacir sıfatına bağlanan yerine göre “hak” yerine göre “külfet” niteliği arz eden hukukî sonuçlar düzenlenmiştir. Bunların en önemlilerinden biri basiretli iş adamı gibi davranma zorunluluğudur (eski TTK. m. 20/II, yeni TTK. m. 18/II). Tacirin, ticari işletmesiyle ilgili tüm faaliyetlerinde kendi bilgi ve tecrübesinin ötesinde daha yüksek ve objektif bir özen göstermesi, basiretli bir iş adamı gibi tedbirli ve öngörülü davranması gerekir.
Açıklanan hükümler karşısında tüm ticaret şirketleri tacir sıfatına sahip olup şirketlerin ortakları da tacir olarak adlandırılmamaktadır. Zira işletme faaliyeti, tüzel kişiliği olan şirket adına yapılır..." şeklinde belirtilmiştir.
Davalı asil ... tarihli celsede alınan imzalı beyanında, sözleşmeyi kendi adına imzaladığını, şirketlerinden her hangi biri adına işlem yapmadığını, bir ticari işletmeyi kendi nam ve hesabına işletmediğini, başkaca şirketlerde ortak olduğunu beyan etmiştir. Davalı vekili de, sözleşmenin şekil şartlarına uyulmaması nedeniyle geçersiz olduğunu, ayrıca davalının şirket ortağı olsa da kendi adına bir ticari işletmesi bulunmadığını, şirket ortağı olmasının kendisine tacir sıfatı vermeyeceğini beyan etmiştir.
Yukarıda belirtilen kanun maddeleri ve emsal içtihat doğrultusunda yapılan değerlendirmede: davaya bakma görevinin Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait olduğu (kesin yetki hususunun ancak görevli mahkeme tarafından değerlendirilebileceği, mahkememizce kesin yetki hususunun doğrudan değerlendirilemeyeceği) ve dava şartlarından olan görev hususunun yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiği anlaşıldığından davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usûlden reddi ile Mahkememizin görevsizliğine, karar kesinleştiği tarihten, kanun yoluna gidilipte başvurunun reddi kararının tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde başvurulması halinde dosyanın görevli ve yetkili Antalya Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermek gerekmiş, oluşan vicdani kanaatle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere;
1-Davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE,
2-Davaya bakmaya Antalya Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'nin GÖREVLİ OLDUĞUNA,
3-HMK'nun 20/1 maddesindeki düzenleme uyarınca kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren iki hafta içinde istem olması halinde dava dosyasının görevli mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
4-Dava dosyasının süresi içinde görevli mahkemeye aktarılması durumunda, harç ve yargılama giderlerinin HMK'nun 331/2 maddesi uyarınca görevli mahkemece nazara alınmasına,
5-Dosyanın gönderilmesi için süresi içinde başvuru yapılmadığı takdirde, HMK'nun 20/1 ve 331/2 maddeleri gereğince yapılacak işlemin mahkememizce dosya ele alınarak değerlendirilmesine,
Dair; davacı vekilinin, davalı vekilinin ve davalı asilin yüzlerine yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 27/10/2023
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır