T.C.
ANTALYA
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/126
KARAR NO: 2024/501
DAVA: Alacak (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Sebepsiz İktisab Nedeniyle)
DAVA TARİHİ: 01/09/2023
KARAR TARİHİ: 17/07/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Sebepsiz İktisab Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Davalı alacaklının, müvekkil aleyhine Antalya Genel İcra Dairesi ... Esas Sayılı dosyası üzerinden başlattığı takip ile, aslen hakkı olmadığı bir alacağı, kötü niyetle ve müvekkili zarara uğratmak kastıyla tahsil ettiğini, davalı alacaklının kötü niyetli olarak başlattığı ve haksız biçimde tahsil etmeye çalıştığı çeke konu borcun bulunmadığının tespit edilmesi ve devamında tahsil edilen miktarın istirdadı için iş bu davayı açmak gerektiğini, şöyle ki; davalı alacaklının, müvekkil aleyhine, aslen hak kazanmış olmadığı sözde alacağı için kötü niyetle ... Tarihinde icra takibi başlattığını, davacı tarafından ... tarihinde icra takibinden feragat edildiğini, feragat sonrasında icra takibine devam ettiğini, bu süreçte Antalya ... İcra Hukuk Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı dosyası ile icra takibine itiraz davası açıldığını, davanın yerel mahkemece reddedildiğini, müvekkilin aracının 1 sene kadar otoparkta kaldığını, kaldığı sürede aracın yıprandığını, yağmur güneş yemiş ve kullanılmadığından dolayı bir çok parçası küflenmiş ve zorunlu tamir yapıldığını, müvekkilinin haciz baskısında mali durumu da iyi olmadığından ödemek zorunda olmadığı ücreti mecburen ödediğini, müvekkilinin dosya borcunu haciz-satış tehdidi altında ödediğini; aracının daha fazla da bozulmasını istemediğini, davalının, davacı müvekkilden sözde alacağını bu yolla tahsil ettiğini, icra dosyasına konu borcun, unsurlarını taşımadığından borç niteliği kazanmadığını, bu sözde borcun tahsilinin yasaya ve usule aykırı olduğunu, müvekkilin aracının bağlı olduğu süre boyunca araçtan mahrum kaldığını, araçtan mahrum kalma tazminatı olarak da fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik ... TL tazminat talep ettiklerini, müvekkilinin bir yıl kadar haciz baskısı altında yaşadığını ve aracı da ... na çekildiğinden manevi olarak yıprandığını, ticaretinin sekteye uğradığını, ticari olarak kayıp yaşadığını, ticaretinin sekteye uğraması sebebiyle derin acı ve elem duyduğunu, bu sebeple ... TL manevi tazminat taleplerinin olduğunu, neticeten, yukarıda izah ettikleri üzere, müvekkilin bahsi geçen şekilde bir borcu bulunmadığı halde ödemiş olduğu miktar ile davalı alacaklının haksız kazanç elde ettiği açık olup, bu durumun tespit edilerek müvekkilin haksız yere uğradığı zararın giderilebilmesi için davayı açmak zorunda kaldıklarını beyan ederek; davanın kabülü ile müvekkilin borçlu olmadığı halde cebri icra takibi neticesinde ödemek zorunda kaldığı ... TL’nin ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte istirdatına, araç bakım ve tamir masrafları için şimdilik ... TL'nin yasal faiziyle verilmesine, ...dan çıkarıldıktan sonra, yapılan tamir masraflarının yasal faizi ile birlikte masraf tarihi itibariyle şimdilik ... TL'nin davalıdan alınarak müvekkile verilmesine, ...'na ödenen ücretin fiili ödeme tarihi itibariyle şimdilik ... TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkile verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesinde arabuluculuk itirazında bulunduklarını, davanın süresinde olmadığını beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, ilk önce, Antalya ... Asliye Hukuk mahkemesinin ... esasında açılmış olup, mahkemece görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş ve dosya mahkememize tevzi olmuştur.
İstirdat isteminini de içine alan davanın temelindeki icra takibinin kambiyo senedi (çek)'e dayalı kambiyo senetlerine özgü icra takibi olması, uyuşmazlığın da kambiyo senedinden kaynaklanması, 6102 sayılı TTK.'nın 4.Maddesine göre, bu kanunda düzenlenen hususlardan doğan davaların mutlak ticari davalardan olması ve asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerekmesi karşısında davada mahkememiz görevlidir.
Dava, alacak/istirdat/tazminat talebinden ibarettir.
Davalı vekili, davacının istirdat talebi yönünden hak düşürücü süre itirazında bulunmuştur.
Bilindiği üzere; kendisine karşı ilamsız icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz etmemiş veya itiraz etmiş olup da, itirazının icra mahkemesince kaldırılmış olması sonucu kesinleşen icra takibi ile; menfi tespit davası da açmaması nedeniyle, gerçekte borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kalırsa, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (İİK.m.72/VII).
Öte yandan, borçlunun menfi tespit davası açmış olması halinde, bu dava sırasında ihtiyati tedbir kararı verilmemesi nedeniyle borç alacaklıya ödenmiş olursa, artık menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (İİK.m.72/VI).
İstirdat davası, İcra ve İflas Kanununda düzenlenmiş olmasına rağmen, uyuşmazlığı maddi hukuk bakımından sona erdirme amacına yönelik bir davadır. İstirdat davası, normal bir eda davası olup, bununla icra takibi sırasında sebepsiz olarak ödendiği iddia edilen paranın geri verilmesi istenir.
İstirdat davasının biri takip hukukuna, diğeri maddi hukuka ilişkin olmak üzere iki şartı vardır. İstirdat davası açılması için ilk şart, geri verilmesi istenen paranın icra takibi sırasında ödenmiş olmasıdır. Borçlunun, ödeme emrine itiraz etmemesi veya itiraz etmiş olmasına karşın itirazının kesin kaldırılması nedeniyle, kesinleşmiş olan icra takibi dolayısıyla, bu parayı gerek nakden, gerek mallarının haczedilip satılması suretiyle cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalmış olması gerekir.
İstirdat davasının açılmasının ikinci şartı ise, maddi hukuk bakımından, aslında borçlu olmadığı bir parayı cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalmış olmasıdır (İİK.m.72/VII). Borçlar Kanununun 62. maddesinin aksine, burada davacı (borçlu), yalnız borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kaldığını ispat etmekle yükümlü olup; bu parayı hataen, kendisini borçlu sanıp ödemiş olduğunu ispat etmek zorunda değildir.
Önemle vurgulanmalıdır ki; istirdat davasının, borç olmayan paranın tamamen ödendiği tarihten itibaren 1 (bir) yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekir (İİK.m.72/VII). Dolayısıyla, borçlunun bu parayı doğrudan doğruya alacaklıya veya icra dairesine ödediği veya borçlunun haczedilen mallarının satılıp, bedelinin icra dairesine ödendiği tarihte, 1 yıllık istirdat davası açma süresi başlar. Paranın icra dairesince alacaklıya ödendiği an, 1 yıllık istirdat davası açma süresinin başlaması bakımından önemli değildir. Borcun ödenmesi takside bağlanmışsa, 1 yıllık dava açma süresi son taksidin ödendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Kanunda öngörülen 1 yıllık süre, hak düşürücü süre olduğundan; taraflarca ileri sürülmese bile mahkemece re’sen göz önüne alınır. Eş söyleyişle Mahkemenin, yargılamanın her aşamasında hak düşürücü süreyi kendiliğinden dikkate alması ve İİK m.72/VII’de öngörülen bir yıllık dava açma süresini geçiren borçlunun açtığı istirdat davasını reddetmesi gerekir.
Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28.03.2007 gün ve E:2007/3-186 K:2007/171; 28.03.2007 gün ve E:2007/3-188 K:172 sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir.
İstirdat talebi yönünden, kurum hakkında yapılan bu genel açıklamalardan sonra davalının hak düşürücü sürenin geçtiği itirazına bakıldığında, dosyadaki icra müdürlüğünün mahkememize verdiği cevap yazısında özetle; dosyada borç ödemesi olduğu kısmi bakiye dosya borcunun olduğu belirtilmiştir. Dosyada ödenmeyen kısmi borç olduğundan, istirdat davasının süresinin başlangıcı için şart olunan borcun tamamen ödenmesi şartının henüz gerçekleşmediği anlaşılmıştır. Antalya BAM 11. HD'nin 2020/815 Esas, 2021/1215 Karar sayılı emsal ilamında da bahsedildiği üzere; icra takip dosyasının borç ve ferileri ( icra masraf ve harcı dahil ) tamamen yatmadıkça İİK' nın 72/7.maddesine göre istirdat davası açma süresi işlemeye başlamayacağından davacının açtığı istirdat davasının İİK' nın 72/7.maddesindeki yasal süresi içinde açıldığının kabulü gerekir. ( aynı yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin emsal 2015/3784 Esas 2015/15625 Karar sayılı ilamı) Bu nedenle, hak düşürücü sürenin geçtiği itirazı yerinde değildir.
Davalı, aşamalarda, davacının zorunlu arabuluculuk sürecinin Asliye Hukuk mahkemesinde davanın açılma tarihi (01/09/2023)ile aynı tarihte (01/09/2023) başlatıldığı, ... tarihinde bitirildiği, bu nedenle, dava tarihinden önce bir zorunlu arabuluculuk başvurusu yapılmadığı ve davanın usulden reddinin gerektiği itirazında bulunmuştur. Dava, ilk önce, Antalya ... Asliye Hukuk mahkemesinin ... esasında açılmış olup, mahkemece görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş ve dosya mahkememize tevzi olmuştur. Davalının söylediği gibi, davanın Asliye Hukuk mahkemesinde açılma tarihi 01/09/2023'tür. Süresi içinde görevli mahkemeye başvuru halinde, yeni mahkemede görülmeye başlayan dava, görevsiz mahkemede açılan davanın devamıdır. (KURU, Baki/ARSLAN, Ramazan/ YILMAZ, Ejder., Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Genişletilmiş 16. Baskı, Ders Kitabı, s. 156)
Süresinde başvuru sonucu dava görevli mahkemede devam ettiğinden, dava tarihi görevsiz mahkemedeki dava tarihidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5/A maddesine göre Kanun'un 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartıdır. 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun gereği Ticari davalardan, konusu bir miktar para olan itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında arabuluculuğun zorunlu dava şartı olduğu hüküm altına alınmıştır. Kanunun sert uygulanmasının hak kayıplarına yer vereceği ihtimaline binaen bazı uygulamalar Yargıtay kararları ile şekillenmiştir. Örneğin, Yargıtay, görevsizlik kararından sonra ancak dosya görevli mahkemeye gelmeden önce zorunlu arabuluculuk tutanağının sunulması halinde dava şartının yerine getirildiğini içtihat etmiştir.
"....İş bu davada, yukarıdaki kanuni düzenlemeler doğrultusunda davacı tarafından verilen görevsizlik kararı kesinleşmeden arabulucuya başvurulduğu ve son tutanagın bir örneğinin görevli asliye ticaret mahkemesinde davanın açıldığı tarih olan ... tarihinden önce dosyaya sunulduğu anlaşılmakla, mahkemece dosyaya sunulu bu tutanağın ilk dava açılmasından önce sunulması gerekçesi ile davanın dava şartı yokluğundan reddine dair verilen karar usul veyasaya aykırı olup, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğundan somut davaya ilişkin yerinde bulunan kanun yararına temyiz itirazlarının kabulü ile aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir...." (Yargıtay 11. HD, 2022/4240 E, 2022/6367 K)
Somut olayda da, Asliye Hukuk mahkemesinde açılan dava tarihi ile aynı tarihte zorunlu arabuluculuk sürecinin başlatıldığı anlaşılmaktadır. Ancak, görevli mahkeme ticaret mahkemesidir. Asliye hukuk mahkemesinde açılan davanın tarihinden önce zorunlu arabuluculuk başvurusu olmasa da bu haliyle, görevli mahkeme ticaret mahkemesi olduğu anlaşıldığından, yukarıdaki emsal ilam gereği dosya mahkememize gelmeden önceki safhada zorunlu arabuluculuk süreci tamamlandığından, dava şartı yokluğundan davanın reddedilmesi yönündeki davalı taraf talebi yerinde bulunmamıştır.
Dosyaya dönüldüğünde; Dilekçelerde de geçen Antalya ... İcra Hukuk mahkemesinin ... esas sayılı dosyasına bakıldığında, iş bu mahkememiz dosyasının davacısının icra hukuk mahkemesi dosyasının da davacısı, iş bu mahkememiz dosyasının davalısının icra hukuk mahkemesi dosyasının da davalısı olduğu, konunun, icra takibine itiraz olduğu, icra mahkemesi dosyasında davacı tarafın, takibe konu çekin bedelinin ödendiğini izah ederek hacizlerin kaldırılmasına, icra takibinin iptaline, karşı tarafın %20’dan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine ve % 10 dan aşağı olmamak kaydı ile para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesini talep ettiği; davalı tarafın, dava dilekçesine ek olarak ödeme dekontu sunduğunu ve çek bedeli açıklaması ile para gönderilen kişi ... isimli biri olduğunu ancak ... isimli kişinin çek ile herhangi bir ilgisi bulunmadığını izah ederek; davacı borçlunun itirazının reddine, itiraz ettiği bedel üzerinden %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ettiği, Mahkemece; Davacı takip konusu çeke ilişkin ödeme belgesi sunmuş ancak dekontun açıklama kısmında banka ismini yazarken sehven hata yaptıklarını, çekle ilgili diğer bilgilerin ise doğru olduğunu iddia ettiği, yapılan incelemede çek numarası ve vadesinin takip konusu çekle uyuştuğu görülmüş ise de ödemenin dava dışı ... isimli kişiye yapıldığı, takip alacaklısına yapılmış bir ödeme olmadığından hamili bağlamayacağı, bu nedenle sunulan delilin İ.İ.K. 169/a maddesi kapsamında bir belge olarak kabul edilemeyeceği anlaşıldığından davanın reddine, takip bir süreliğine olsa da durdurulduğundan asıl alacağın % 20'si oranında tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verildiği, hükme karşı istinaf kanun yoluna gidildiği, Antalya BAM ... HD'nin ... E, ... K sayılı ilamı ile özetle; "... HMK 311 maddesi gereğince feragatin kesin hüküm gibi sonuç doğuracağı davalı tarafından ... tarihinde icra takibinden feragat edilmiş olup, dosya içerisindeki tebligat evrağına göre feragatin tebliğ tarihinden önce yapılmış olduğu, icra müdürlüğünce tebliğ edildiğinden bahisle harç alınmasına karar verilmiş ise de, feragat tarihinden sonra ödeme emri tebliğ edilmiş olduğundan icra müdürlüğünün kararı doğru olmadığı gibi, feragat kesin hüküm sonucunu doğuracağından, feragat tarihinden sonra asıl alacaktan vazgeçilmediği durumlarda dahi aynı takip dosyası üzerinden takibe devam edilmesinin mümkün olmadığı, davalı tarafından ... tarihinde takibin devamı talep edilerek icra müdürlüğünce işlem yapılmış ve borçlu tarafından borca itiraz edilmiş ise de, ortada devam eden bir takip bulunmadığından davacının borca itirazında hukuki yarar bulunmadığı gibi devam eden bir takip bulunmadığından ve feragatten feragat mümkün olmadığından, daha sonra takibe devam edilmesi ve davacıya ödeme emrinin tebliğ edilmesi usulsüzdür. Ödeme emrinin usulsüz tebliğ edilmesi nedeniyle davacının takibin durdurulmasını talep etmesinde ve başvuru tarihi itibariyle konulmuş bir haciz bulunmadığından hacizlerin kaldırılması talebinde hukuki yararı bulunmamaktadır. Mahkemece borca itirazın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği...." gerekçesiyle davacının istinaf başvurusu kabul edilerek; Davacının borca itirazının hukuki yarar yokluğundan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Kararın esasa ilişkin değil, özünde usule ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
İcra mahkemesi yargılaması ve devamında Bölge Adliye Mahkemesinin kesin kabulü gereği, davalının, takipten feragat ettiği, asıl alacaktan feragat etmediği anlaşılmıştır. BAM ilamı usuli hususa ilişkindir ve açıklamanın bir kısmında; " feragat tarihinden sonra asıl alacaktan vazgeçilmediği durumlarda dahi " diyerek, söz konusu somut olayda asıl alacaktan feragat olmadığını, olsa dahi devamında belirttiği usulün uygulanacağını beyan etmiştir.
Dava, kambiyo senedi çek'e dayalı olarak başlatılan takipten dolayı borçlu olunmadığı iddiasına ilişkindir.
Önemle söylemek gerekir ki; Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspat yükü ise,bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden yargıcın aleyhte bir kararıyla karşılaşmak tehlikesidir(YILMAZ,Ejder; İspat Yükü, 1980, s. 3). Kendisine ispat yükü düşen taraf için ispat yükü bir yükümlülük değil(mükellefiyet), yüktür(külfettir). İspat konusu, 6100 sayılı kanunun ise 187 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. İspat konusunda yapılan bu genel açıklamalardan tekrar sonra dosyaya dönüldüğünde; Hukukumuzda, senet delilinin uygulanma alanı oldukça geniştir çünkü hukukumuzda, hukuki işlemler için "senetle ispat" kuralı mevcuttur. Esasen, "senetle ispat kuralı" kavramı yerine "kesin delille ispat" kuralı denilmesi daha doğrudur. Çünkü, senetle ispatı zorunlu olan bir hukuki işlem, diğer kesin delillerle de (ikrar, yemin, kesin hüküm) ispat edilebilir. Senetle ispat zorunluluğu, "tanıkla ispat yasağı" olarak da ifade edilmesine rağmen, bunun da esasen "takdiri delille ispat yasağı" olarak belirtilmesi daha uygundur. Senetle ispat kuralı, kendisini iki temel durumda gösterir. Bunlardan birincisi olarak; Belli bir meblağı aşan hukuki kural olarak yalnız senetle ispat olunur. Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri kanunla belirlenen miktarı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir Senetle ispat kuralının kendisini gösterdiği ikinci durum ise, senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler kanunda belirtilen miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz olmasıdır.
Somut dava da, esasen senetle ispat kuralına tabidir.
Burada ayrıca, çek'in hukuki niteliğine değinmek gerekirse;
Çek, Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. Türk Ticaret Kanununun 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, A /Göle, C: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s:221, 6102 sayılı TTK' nın 778 ve 6762 sayılı eTTK.’nın 690, 730. Maddeleri) Çek, Türk Ticaret Kanunu’nda tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir:Çek, kanunun öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., E/ Göç Gürbüz, D: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s:268). Çek bir kıymetli evraktır.(Öztan, F., Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2012,s.278 vd.)
Bu genel açıklamalar ışığında bakıldığında; davacı taraf aşamalarda çekten dolayı borçlu olmadığını ileri sürmüştür ve iddiasını kesin delille ispat külfeti altındadır. Delillerinde, tanık delili mevcuttur ancak açık bir muvafakat olmadığından tanık dinlenmesi usulen mümkün değildir. İcra mahkemesindeki yargılamada takip konusu çekin ödendiğinden davacı bahsetmiştir. Ödemeyi ispat külfeti de bunu ileri süren üzerindedir. Takip alacaklısına ödemeyi gösterir bir delil de dosyada yoktur. İş bu dosyada da davacı taraf, davalının hakkı olmadığı halde takip yaptığını, borcun yasal unsurlarının olmadığını, borcun hukuki dayanaktan şoksun olduğunu ileri sürmüş ise de değinildiği üzere bu iddiaların da kesin delille ispatlanması gerekir. Senetle ispat kuralının istisnasını oluşturan bir hukuki durum da somut olayda mevcut değildir.
Davacı taraf, bu haliyle, dosya kapsamına göre iddiasını ispat edememiştir. Ancak, dava dilekçesinde, "yemin" deliline de dayanmıştır.
İspat yükü altında bulunan tarafın başvurabileceği delillerden biri de yemin delilidir. Yemin, taraflardan birinin davanın çözümlenmesine etkili olan bir vakıanın doğru olup olmadığı hakkında kanunun belirlediği şekilde mahkeme (hakim) önünde beyanda bulunmasıdır. Bir başka deyişle; Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK).
Medeni Usul Hukukumuzda yemin delili kesin delil niteliğindedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2015/22-2376 esas, 2019/370 karar)
Bir ispat vasıtası olan yeminin konusu HMK'nın 225. maddesine göre, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Görüleceği üzere yemin, tarafın kendisinden kaynaklanan (ondan sadır olan) vakıalar hakkında verilebilir.
Mahkememizce, ... tarihli celsede, davacıya, "yemin" teklif etme hakkı hatırlatılmış, davacı vekili süre istemiş ve verdiği dilekçede yemin deliline dayanmadıklarını beyan etmiştir.
Tüm dosya kapsamı, kesin delille ispat kuralı, yukarıdaki açıklamalar ışığında, takibin haksızlığı ispatlamadığından, davacının diğer alacak talepleri de bu temele dayandığından, bir bütün olarak ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Son olarak belirtmek gerekir ki; davalı zorunlu arabuluculuk görüşmesine katılmamıştır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin (11) numaralı fıkrası şöyledir:
“(11) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmez. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.”
Anayasa mahkemesi 2023/160 E, 2024/77 K sayılı ilamı ile; 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 6/12/2018 tarihli ve 7155 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen 18/A maddesinin (11) numaralı fıkrasının; Birinci cümlesinin “...bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur.” bölümünün iptaline, iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince kararın resmî gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Henüz yürürlüğe girmeyen iptal hükmü gereği, yürürlükte olan hükme göre, yargılama giderlerinin, davanın reddine karar verilse dahi davalı üzerine yüklenmesi gerekir. Burada, hüküm iptal edilse de anayasaya aykırılığın tespitine rağmen hükmün mahkememizce uygulanıp uygulanmayacağının tespiti gerekir.
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Yasa maddelerinin uygulamaya etkileri konusunda yüksek mahkeme kararlarına bakıldığında;
Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağı açıktır. (Yargıtay İçtihatları Birleştirme 10.03.1969 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçe bölümünden)
Yargıtay Dairelerinin geriye yürümez cümlesinin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin dayanak olarak gösterdikleri Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 gün ve 1989/11 Esas, 1989/48 sayılı Kararı aynen şöyledir: "...Aynı durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. İptal kararlarının ileriye yönelik "derhal" etkisi tartışmasız biçimde ortaya çıkar. Böylece, Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen bir yasanın geleceğe yönelik tüm etkilerinin kaldırılması ve iptal kararına uyulması tüm devlet kuruluşlarınca kaçınılmaz bir zorunluluktur. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasanın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulanma alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece ortaya çıkmakta ve "İptal kararları geriye yürümez." kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır.
Anayasanın 153 üncü maddesinde "iptal kararları geriye yürümez" hükmü, iptal kararlarının kesinleşen işlemlere etki etmeyeceği anlamında olup, elde bulunan uyuşmazlığın sürdüğü davalarda "geriye yürümeme kuralı" uygulanamaz. Diğer bir anlatımla; bir davada uygulanması gereken Kanun maddesi başka bir dava vesilesi ile iptal edilmiş ise, bu madde artık eldeki davada da uygulanamaz. Zira davanın yasal dayanağı kalkmıştır ve davacının iptal edilen maddeden dolayı sağlayacağı hukuki yararı da kalmamış olur (Hukuk Genel Kurulunun 17.05.1989 tarihli ve 1989/10-250 Esas, 1989/361 Karar)
Anayasanın 153/5 inci maddesi uyarınca "iptal kararları geriye yürümez" hükmü kesinleşen işlem ve kararlara ilişkin olup elde bulunan uyuşmazlığın sürdüğü davalarda "geriye yürümeme kuralı" uygulanmaz. Diğer bir deyişle, bir davada uygulanması gereken bir kanun maddesi iptal edilmiş ise eldeki davada artık uygulanmaz. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 01.03.2017 tarihli 2016/12107 Esas, 2017/3022 Karar )
Anayasanın 153 üncü maddesine göre yasama, yürütme ve yargı organları için bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararının, bu karardan önce açılmış bulunan ve henüz sonuçlanmamış olan tüm davalara uygulanması gerekmektedir. (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 29.04.2015 tarihli ve 2013/826 Esas, 2015/1654 Karar )
Danıştay uygulamasında yerleşik içtihat, yürürlüğü ertelenen iptal kararlarının, erteleme süresi dolmadan uygulanmaya başlanması yönünde olmuştur. (ÖZVERİ, Kübra Cemre, Anayasa Mahkemesi İptal Kararlarının Zaman Yönünden Uygulanması
, Yüksek Lisans Tezi, s. 71 ve devamında anılan Danıştay kararları, ...)
Yine emsal olarak bakıldığında; Anayasa Mahkemesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemlere ilişkin 20. maddesinin 1. fıkrası birinci cümlesinde yer alan “bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten” ibaresinin, mahkemeye erişim hakkını ve dolaysısıyla hak arama özgürlüğünü, amacını aşacak şekilde sınırlandırdığına ve bu nedenle Anayasa’nın 13 ve 36. maddelerine aykırı olduğuna karar vermiştir. Kararın iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.
İptal kararından sonra Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin iptal kararının uygulanmasına ilişkin ilk kararları, iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmadan önce uygulanmaya başlayacağı yönünde olmuştur. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2016/32782, K. 2017/243, T. 11.1.2017, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2018/8156, K. 2018/8050, T. 17.9.2018; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2018/13573, K. 2019/703, T. 22.1.2019//Anılan makaleden; s. 78'den dipnotlardaki içtihatlar)
Bu açıklamalar ışığında, somut olayda 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 6/12/2018 tarihli ve 7155 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen 18/A maddesinin (11) numaralı fıkrasının; Birinci cümlesinin “...bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur.” bölümünün iptaline karar verilmiş ve henüz iptal kararı yürürlüğe girmemiş ise de sonuçta anayasaya aykırılık hüküm altına alındığından, bu tespiti yapılan kanun hükmünün uygulanmasının hak kaybına neden olacağı anlaşıldığından; Anayasa mahkemesi tarafından verilen sürenin , kanun koyucuya anayasaya uygun yeni kanun maddesi hazırlanması için verilmiş süre olduğunun kabulü ile, mahkememizce iptal hükmünün uygulanması gerektiği, genel kurallar gereği somut dava reddedildiğinden, zorunlu arabuluculuk ücretinin de davacıya yükletilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Davacı tarafça yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına,
3-Hükmün niteliği ve tarihi dikkate alınarak, alınması gerekli ... TL peşin maktu karar harcının, davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL'den mahsup edilerek hazineye gelir kaydına, bakiye kalan harcın karar kesinleştiğinde istek halinde davacıya iadesine,
4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; ... TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine,
Dair, davacı asil, davacı vekili ... ve davalı vekili ...'ın yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.17/07/2024
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır