(5237 S. K. m. 85, 89)
Yerel Mahkemece verilen mahkumiyet hükümlerine karşı sanık ...... müdafii, katılan sanık ...... ve katılanlar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 20/05/2019 tarih, 2017/10003 Esas, 2019/6395 Karar sayılı kararı nazara alındığında; olay tarihinde …. İl Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olan sanık ......'ın, görevi sırasında resmi araçla seyrederken ölüm ve yaralanma ile sonuçlanan trafik kazasının meydana geldiği, sanığın görevi nedeniyle gerçekleşen taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma eyleminin 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturmasının izne tabi olduğu, ilgili merciden soruşturma izni istenip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi, aynı şekilde olay tarihinde …. İl Tarım Müdürlüğünde kadrolu şoför olan sanık ......'ın, il müdürü ile müdür yardımcısını İzmir iline götürme şeklindeki görevi sırasında resmi araçla seyrederken ölüm ve yaralanma ile sonuçlanan trafik kazasına neden olduğu dikkate alınarak, görev yaptığı kurumu ile gerekli yazışmaların yapılarak sanığın kamu görevlisi olup olmadığı ve görevin ifası nedeni ile işlediği eyleminin 4483 sayılı Kanun uyarınca yapılması gerekip gerekmediğinin tespit edildikten sonra 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturmasının izne tabi olduğunun tespiti durumunda, ilgili merciden soruşturma izni istenip sonucuna göre hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmeyerek, yargılamaya devam ile her iki sanığın mahkumiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirdiğinden,
Denizli 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 08.09.2020 tarih, 2017/503 Esas, 2020/279 Karar sayılı kararının belirtilen sebeplerden dolayı CMK'nın 280/1 maddesi gereğince BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
CMK'nın 286/1 maddesi uyarınca kesin olmak üzere 04.02.2021 tarihinde oy çokluğu ile başkan ......'nin (......) muhalefeti ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2015/10781 Esas, 2016/8123 Karar ve 2014/11632 Esas, 2015/6727 Karar sayılı örnek ilamları nazara alındığında; 5237 sayılı Kanun'un 6-c maddesinde, kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi olarak tanımlanmaktadır. Maddi ceza hukukuna ait bu tarifin, suçun unsurları ile cezanın arttırılıp indirilmesine dair hükümler için geçerliliğini sürdüreceği tabiidir.
Genel yargılama usulünü düzenleyen 5271 sayılı Kanun'da ise kamu görevlisinin tanımlanmasına ihtiyaç görülmemiştir.
4483 sayılı Kanun, memurlar ve kamu görevlileri için soruşturma ve yargılama usulünü düzenleyen özel bir düzenleme olmakla birlikte, tüm kamu görevlilerine ve kamu görevlilerinin bütün suçlarına ait hükümler getirmemiş, gerek failler, gerekse fiiller için sınırlandırıcı hükümlere yer verilmiştir. Nitekim 2. maddesinde, kanunun, tüm kamu görevlileri hakkında uygulanmayacağını, yalnızca: Devletin yada kamu tüzel kişilerinin, genel idare esaslarına göre yürüttüğü kamu hizmetlerini, asli ve sürekli şekilde ifa eden görevlilerin işledikleri suçlar hakkında uygulanacağını öngörmüştür. İlk bakışta da anlaşılacağı üzere, 4483 sayılı Kanunun süjesini oluşturan kamu görevlileri, kaynağını 765 sayılı TCK'nın 279/1. ve Anayasa'nın 128. maddelerinden alan çok sınırlı sayıda bir gruptan oluşmaktadır.
Maddi ceza hukukuna dair norm, kişinin kamusal faaliyete katılmasını yeterli görerek, kişiyi kamu görevlisi olarak tanımlarken, 4483 sayılı Kanun, kamusal faaliyete katılmak koşuluna ilaveten, kamusal faaliyetin genel idare esaslarına göre yürütülmesini, faaliyetin Devletin asli görevlerinden olmasını ve sürekli hizmet şartlarını zorunlu görmektedir. İdare hukukunda, genel idare, Cumhurbaşkanı dahil, bakanlıklar ve bağlı kuruluşları ifade etmekte, asli görev ise Anayasa ile Devlete verilen sağlık, eğitim, güvenlik yargı gibi yükümlülükler olarak tanımlanmaktadır. Süreklilik ise kadrolu yada kadrolu sözleşmelileri kapsayan statü olarak anılmaktadır.
Bu değerlendirmeler ışığında, genel idare esaslarına göre hizmet yürüten herhangi bir bakanlığın, taşra ya da merkez teşkilatında kadrolu şoför yada hizmetli olarak çalışan kişi, maddi ceza hukukuna göre kamu görevlisi sayılırken, araç kullanmak, ya da temizlik yapıp evrak taşımak biçiminde tezahür eden hizmetlerinin, Devlet'in asli hizmeti kapsamında kabul edilmemesi nedeniyle, 4483 sayılı Kanun'da tanımlanan kamu görevlisi olarak kabulü mümkün görülmemektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27.05.2014 tarih ve 2014/120 Esas 2014/291 Karar sayılı ilamı da esas alınmak suretiyle, somut olay değerlendirildiğinde, suç tarihinde …. İl Tarım Müdürlüğünde -dosya içerisinde bulunan katılım belgesine göre işçi statüsünde - şoförlük yapan sanık ......'ın, il müdürü ile müdür yardımcısını İzmir iline götürme şeklindeki görevi sırasında resmi araçla seyrederken ölüm ve yaralanma ile sonuçlanan trafik kazasına neden olduğu olayda, sanığın memur olup olmadığı fark etmeksizin, 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma izni alınması gerekmediğinden çoğunluğun sanık ...... hakkında vermiş olduğu bozma kararına katılmıyorum. (¤¤)