T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ:29/09/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
KARAR TARİHİ:13/09/2021
DAVANIN KONUSU:Rücuen Tazminat
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ:29/09/2025
İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili; dava dışı işçinin davalılar nezdinde çalıştığını ancak iş akdinin feshedilmesinden sonra asıl işveren olarak kendilerinden işçilik alacaklarının dava yoluyla talep edildiğini ve verilen karar ile girişilen takip sonucu işçilik alacakları ve dava masraflarının ödendiğini, müvekkili ile davalılar arasındaki sözleşmelerde işçilik alacaklarından alt işverenlerin sorumlu olduklarının belirlendiğini beyanla Antalya 3. İş Mahkemesi'nin 05.07.2019 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı ile dava dışı işçi olan ... 'ye ödenen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin, alt işveren konumunda bulunan davalı şirketlerden rücuen tazmini istemi ile 50.458,99.-TL’nin ödeme tarihi olan 18.09.2019 tarihinden itibaren, 732,58.-TL’nin ödeme tarihi olan 02.10.2019 tarihinden itibaren, 1.802,42.-TL'nin ödeme tarihi olan 02.10.2019 tarihinden itibaren, toplamda 46.124,01.-TL'nin ödeneceği tarihe kadar işletilecek mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalılardan rücuen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı... A.Ş. vekili; kendilerinin işçilik alacaklarından sorumlu olmadıklarını, sorumluluğun davacıda olduğunu, bunun aksi yönde olduğu iddia edilen sözleşme hükmünün ise genel işlem şartı niteliğinde olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece; "Eldeki dava asıl alt işveren ilişkisi nedeniyle rücu davasıdır. Davacı vekili davalıların da dava dışı işçinin işçilik alacaklarından çalıştırdıkları dönem kapsamında sorumlu olduğunu öne sürmüş davalılar ise asıl alt işveren ilişkisi olmadığını işçinin davacının işçisi olduğunu öne sürmüştür. Tarafların dahil olduğu iş mahkemesi dosyasında verilen ve kesinleşen karara göre taraflar arasında bir asıl - alt işveren ilişkisi olduğu sabittir. Davalının kesinleşen bu karar üzerine yaptığı savunmaya itibar etme olanağı yoktur. Bir borcun birden fazla borçlusundan borcun kendi payından fazlasını ödeyen taraf diğerlerine rücu edebilir. Bu konuda bir düzenleme yoksa rücu eşit oranda yapılacaktır. Ancak, işçilik alacaklarına ilişkin davalarda sorumluluk ancak işçinin çalıştığı dönemle sınırlı olduğundan farklı bir rücu hükmü getirilmiştir. Bu sebeple davalılar ancak dava dışı işçiyi çalıştırdıkları döneme denk gelen tazminat miktarından sorumlu olacaktır. Bu husus ile ilgili rapor alınmış hüküm kurmaya elverişli görülen rapora göre davalıların sorumluluk miktarı belirlenmiştir. Bunun yanında davacı ıslah dilekçesi ile onama harcının da davalılardan tahsilini talep etmiş ise de davanın ancak dava dilekçesinde ileri sürülen talepler kapsamında ele alınacağı yeni bir talep konusunun ancak yeni bir dava ile ileri sürülebileceği göz önüne alınarak davacının ıslaha konu talebi yönünden davanın reddine kalan kısım yönünden davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; 25.155,59 TL'nin 18.09.2019 tarihinden; 2.252,85 TL'nin 02.10.2019 tarihinden işleyecek avans faizi ile davalı ... Ltd. Şti.'den alınarak davacıya verilmesine, 25.303,40 TL'nin 18.09.2019 tarihinden; 282,15 TL'nin 02.10.2019 tarihinden işleyecek avans faizi ile davalı ... Ltd. Şti.'den alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İlk Derece Mahkemesi'nce verilen karara karşı, davacı vekili ve davalı... A.Ş. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararda ıslah dilekçelerinin dikkate alınmadığını, oysa ki ıslah ettikleri kısmın da dava konusuna dayanak İş Mahkemesi dosyasına ilişkin bir alacak kalemi olduğunu, işbu dava açıldıktan sonra davaya dayanak İş Mahkemesi kararının istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmesi neticesinde müvekkili idarece ödemek zorunda kalınan onama harcına ilişkin olduğunu, ıslah dilekçelerinin dikkate alınmamasının usul ve yasaya aykırı olup bu yönüyle Yerel Mahkeme kararını istinaf ettiklerini, Yerel Mahkemece ıslaha konusu talep yönünden davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek istinaf incelemesi neticesinde İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını, ıslah dilekçeleri dikkate alınarak, ıslah dilekçelerinin sonuç ve istem bölümündeki miktarlar üzerinden hüküm kurulmasını ve yine harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden de bu miktarlar üzerinden hüküm kurulmasını talep etmiştir.
Davalı... A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; kıdem tazminatı yönünden müvekkili şirkete sorumluluk yükletilmesinin hatalı olduğunu, kıdem tazminatından sorumluluğun ilgili kamu kurum veya kuruluşlarında olduğunun ve onlar tarafından ödenmesi gerektiğinin emredici düzenlemelerle hüküm altına alındığını, hem Kamu İhale Genel Tebliğinde yer alan düzenlemeler hem de İş Kanunu m. 112/2 gereğince kıdem tazminatından asıl sorumlunun asıl işveren kamu kurum ve kuruluşları olduğunun açık ve emredici olarak yasayla hüküm altına alınmış olduğu gözetilerek müvekkili şirketin kıdem tazminatından sorumluluğunun bulunmadığının ortada olduğunu, bu sebeple kıdem tazminatından sorumlunun davacı olduğunun kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacı ile imzalanan sözleşmenin müvekkili şirkete rücusu talep edilen alacaklarla ilgili bir sorumluluk yüklemediğini, bu alacakların dava dışı işçinin davacı nezdindeki çalışmasından doğmuş olup bu alacakların müvekkiline yükletilmesi halinde davacının sebepsiz zenginleşeceğini, davacı ile müvekkili şirket arasında ihale süresini kapsayan belirli süreli personel temini sözleşmesi imzalanmış olup dava dışı işçinin de bu kapsamda müvekkili şirket bünyesinde güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, sözleşmenin sona ermesiyle de işyerinin ihaleyi yeni alan şirkete devredildiğini, davacı ile imzalanan sözleşmenin müvekkili şirkete işin devamı süresince personelin SGK primleri, vergileri, ücreti gibi düzenli ve sürekli verilen haklarının teslimiyle ilgili sorumluluk verdiğini, feshe bağlı olan kıdem ve ihbar tazminatı gibi ücretlerden müvekkili şirketin bir sorumluluğu olmadığını, müvekkili şirketin ihale bedeli kapsamında bu bedellerin karşılığını da almadığını, müvekkili şirketin sözleşmeden kaynaklanan sorumluluğunu yerine getirdiğini, dava dışı işçiye ödenen bedellerin karşılığının ihale kapsamında müvekkili şirkete ödenmediğini, bu nedenle müvekkili şirketin karşılığını almadığı bir bedeli davacıya ödemesinin davacının sebepsiz zenginleşmesine, müvekkili şirketin ise zarara uğramasına sebebiyet vereceğini, taraflar arasındaki sözleşmede müvekkili şirketin ödenen kıdem tazminatından sorumlu olacağına dair hüküm bulunmadığından müvekkili şirkete sorumluluk yüklenemeyeceğini, Yerel Mahkeme tarafından bu hususun dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, sözleşme ile müvekkili şirkete sorumluluk yükletilmiş olsa dahi genel işlem koşullarına aykırılık dolayısıyla yazılmamış sayılması gerektiğini, iş bu sözleşmeler müzakereye açık olarak imzalanmadığından Borçlar Kanunu ve Sözleşmeler hukukunda yer alan genel işlem koşullarının uygulanmasının gerekeceğini, bu hükümlerin tarafları tacir olsun olmasın Borçlar Kanunu kapsamındaki tüm sözleşmeler hakkında uygulanacağının tartışmasız olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkilinin sorumluluğuna hükmedilecekse bile müvekkilinin bu tutarın en fazla yarısından sorumlu tutulması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan hesaplamanın hatalı olduğunu, idarece ödenen miktarın işçinin şirketlerde çalıştığı gün miktarına oranlanması suretiyle hesaplama yapılmış olup bu hesaplamanın hatalı olduğunu, hesaplama yapılırken işçinin müvekkili şirkette aldığı son ücret üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise bu husus dikkate alınmadan hesaplama yapıldığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun bu yönlerden hatalı olup hükmün bozulması gerektiğini, dava dışı işçi tarafından açılan davada müvekkili şirketin taraf olmadığı gibi davanın müvekkili şirkete de ihbar edilmediğini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin müvekkili şirkete rücu edilmesinin mümkün olmadığını, davacı idarenin bahse konu alacaklara ilişkin dava ve takip konusu yapılmadan ödeme yapmadığını, yargılama giderlerine kendisinin sebep olduğunu, davacının kendi kusuruyla sebebiyet verdiği yargılama giderlerini bu konuda hiçbir yetkisi ve kusuru olmayan müvekkili şirkete yükletmeye kalkmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının bu yöndeki talebinin dürüstlük ve iyi niyet kurallarına aykırı olup yargılama giderlerinin de rücu edilmesi yönünde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, Yerel Mahkeme kararının bu yönüyle de bozulması gerektiğini, hükmedilen alacağa ödeme tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebinin de yerinde olmadığını, bununla birlikte hükmedilen faiz oranının da fahiş olduğunu, müvekkili şirketin dava dışı işçilere yapılan bu ödemeden işbu dava ile haberdar olduğunu, söz konusu alacağa ödeme gününden itibaren faiz işletilmesine ilişkin verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, rücuya konu alacağa ilişkin müvekkilinin temerrüdünden söz edilemeyeceğini, temerrüt söz konusu olmadığından ödeme tarihi itibariyle faiz işletilmesinin mümkün olmadığını, rücu talebinde konu edilen alacağın dava dışı işçilere yapılan ödemeler olduğunu, işbu alacakların niteliği itibariyle ticari iş kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu husus dikkate alınmaksızın avans faizine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek itirazları doğrultusunda usul ve yasaya aykırı Yerel Mahkeme kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dairemizce de istinaf incelemesi bu çerçevede yapılmıştır.
Yargılamada ileri sürülen iddia ve cevaplar, mevcut deliller ve tüm dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;
Dava; davacı asıl işveren tarafından dava dışı işçiye ödenen işçilik alacaklarının sözleşme kapsamında davalı alt işverenlerden tahsili istemine ilişkin rücuen tazminat davası niteliğindedir.
Mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacı tarafın istinaf başvurusu yönünden yapılan değerlendirmede;
Dava, davacı tarafça dava dışı işçiye ödenen işçilik alacaklarının rücuen tazmini istemine ilişkin olup, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmakla istinaf incelemesine konu kararda reddedilen miktar davacı tarafça ıslah yoluyla artırılan 1.883,82 TL'dir. Davacı da bu miktar yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.
02 Aralık 2016 gün ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasanın 41. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu 6100 sayılı HMK'nın 341/2 maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 3.000,00 TL'ye çıkarılmıştır. Bu miktar 2018 yılı için 3.560,00 TL, 2019 yılı için 4.400,00 TL'dir, 2020 yılı için 5.390,00 TL, 2021 yılı için 5.880,00 TL, 2022 yılı için 8.000,00 TL'dir.
İstinafa konu karar anılan yasanın yürürlüğünden sonra 13/09/2021 tarihinde verildiğinden miktar itibariyle kesin niteliktedir.
İstinaf başvurusunun kesin nitelikte bir karara yönelik olup olmadığını denetleme görevi öncelikli olarak İlk Derece Mahkemesine aittir. Ancak İlk Derece Mahkemelerinin bu hususu gözetmeden dosyayı Bölge Adliye Mahkemesine göndermesi halinde, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ne şekilde bir karar verileceği 6100 sayılı HMK'nın 352. maddesinde gösterilmemiş, sadece gerekli kararın verileceği ifade edilmiştir.
Bu konuda kanunda bir açıklık bulunmamakla birlikte 01/06/1990 tarih ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın bu tür olaylarda kıyasen uygulanması mümkündür. Sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararı, İlk Derece Mahkemelerinden verilen bir kararın kesin nitelikte olmasına rağmen temyiz edilmesi ve İlk Derece Mahkemesi tarafından bu konuda bir karar verilmeksizin dosyanın Yargıtay'a gönderilmesi halinde Yargıtay'ın, İlk Derece Mahkemesine bu konuda geri çevirme kararı verilmeksizin, temyiz talebinin reddine karar vermesinin mümkün olduğu yönündedir.
İlk Derece Mahkemesince Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 8/11 maddesi gereğince kanun yolu formu hazırlanmak suretiyle istinaf dilekçesiyle birlikte dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesi halinde, İlk Derece Mahkemesinin istinaf kanun yoluna başvurulan kararın kesin nitelikte olmadığı kabulüne ulaşarak dosyayı Bölge Adliye Mahkemesine göndermiş olduğunu kabul etmek gerekir. Zira İlk Derece Mahkemesince kararın kesin nitelikte olmadığı kabulüne ulaşılması halinde ayrı bir karar yazılmamaktadır. Bu nedenle, İlk Derece Mahkemesinin kararın kesin nitelikte olmadığı kabulüne ulaştığı kabul edilerek, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 6100 sayılı HMK'nın 352/1-b maddesi gereğince gerekli kararın (ret kararının) verilmesi gerekecektir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karar 6100 sayılı HMK'nın 341/2. maddesi uyarınca davacı yönünden kesin nitelikte olduğundan, davacının karara karşı istinaf kanun yoluna başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 352/1-b maddesi gereğince kararın miktar itibariyle kesin nitelikte olması nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Davalı... A.Ş.'nin istinaf başvurusu yönünden yapılan değerlendirmede ise;
Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş yüklenici işçisi tarafından yerine getirilecektir. İş aktinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu ihtilaflı değildir. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur. İşveren ile yüklenicinin İş Kanunu’na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir. İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir.
6100 sayılı HMK'nın 359/3. maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgiler, yasaya uygun gerektirici nedenler, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunun ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli, usul ve yasaya uygun olduğu, davacı tarafça dava dışı işçiye ödenen kıdem tazminatından davalının kendi dönemiyle sınırlı olarak sorumlu olduğu kabul edilerek yapılan hesaplamanın doğru olduğu, dosyada mevcut Teknik Şartname, Hizmet İşleri Genel Şartnamesi ve diğer belgelere göre işçilik alacaklarından davacının sorumlu olacağına ilişkin açık hüküm bulunmadığı, Teknik Şartname ve Hizmet İşleri Genel Şartnamesi hükümlerine göre ödenen işçilik alacakları ile ferilerinden davalıların kendi dönemleri ile sorumlu olduğunun anlaşıldığı, Teknik Şartnamede yer alan hükümlerin genel işlem şartı niteliğinde olduğunun ileri sürülemeyeceği, sözleşmenin 11/09/2014 tarihinden önce imzalandığı nazara alındığında 4857 Sayılı İş Kanunu'nda 21/02/2019 tarih 7166 Sayılı Yasa'nın 11. ve 12. maddeleri ile yapılan değişikliğin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiş olması nedeniyle bu maddelerin uygulanma kabiliyetinin kalmadığı, feri mahiyetindeki ödemelerinin de rücu kapsamında kaldığı, davalı alt işverenin dava dışı işçiye yapılan ödemelerin yarısından sorumlu olacağına dair bir düzenlemenin de mevcut olmadığı, rücu hakkı başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelen tazminat niteliğinde olup davacının mal varlığındaki eksilme için ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmesinde de bir isabetsizlik bulunmadığı, yine her iki taraf da tacir olup Yerel Mahkemece avans faizine hükmedilmesinde de bir isabetsizlik bulunmadığı, HMK'nın 355/1. maddesi gereği inceleme istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmakla, re'sen gözetilmesi gereken kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, bu itibarla davalı... A.Ş.'nin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşıldığından davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 341/2 ve 352/1-b maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,
2-Davalı... A.Ş.'nin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
3-Davacının istinaf başvurusu açısından davacı tarafça yatırılan peşin istinaf karar harcının talep halinde davacıya İADESİNE,
4-Davalı... A.Ş.'nin istinaf başvurusu açısından Harçlar Kanunu'na bağlı tarife uyarınca alınması gerekli 1.872,27 TL istinaf karar harcından peşin olarak alınan 468,10 TL harcın mahsubuyla bakiye 1.404,17 TL istinaf karar harcının davalı... A.Ş.'den tahsiliyle HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
5-Taraflarca istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde BIRAKILMASINA,
6-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi'nce ilgilisine İADESİNE,
7-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından taraflar lehine istinaf vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
8-Kararın tebliği ve harç tahsili işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince YERİNE GETİRİLMESİNE,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 29/09/2025
...