T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ : 14/03/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
KARAR TARİHİ: 04/10/2021
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ: 14/03/2025
İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili; davalılar ile dava dışı ... arasında imzalanan kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan krediye ilişkin borcunun ödenmemesi üzerine borçluya kat ihtarnamesinin gönderildiğini, ihtarnameye rağmen borcun ödenmemesi nedeniyle borçlu/borçluların temerrüde düştüğünü ve aleyhlerinde Antalya Genel İcra Dairesi'nin... Esas sayılı dosyası ile (eski esası...Esas) icra takibi başlatıldığını, her iki borçlu tarafça dava konusu icra takibine, takip sürecinin uzaması amacıyla kötü niyetle itiraz edildiğini, itirazın kendilerine 10/11/2019 tarihinde tebliğ olduğunu, alacaklarının tahsilini sağlamak üzere 6352 sayılı yasa ile getirilen zorunlu arabuluculuk sürecinin başvuru yaparak başlattıklarını, Antalya Arabuluculuk Bürosu kanalıyla atanan arabulucu tarafından düzenlenen tutanakları incelendiğinde davalı taraflarca müvekkilinin alacaklarının ödenmeyeceğinin beyan edildiğini, sürecin olumlu sonuçlanmadığını, davalının haksız yere ve kötü niyetli olarak takibi uzatmaya yönelik itirazına karşı işbu davayı açmak mucburiyetinin doğduğunu belirterek borçlu tarafından yapılan haksız itirazın iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı ...vekili; davanın görevli mahkemede açılmadığını, taraflar arasında mevcut uyuşmazlıkta görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğunu, davacı tarafça başlatılmış olan takibe 16.05.2014 tarihinde itiraz ettiklerini, bu itirazın üstünden 6,5 yıl sonra huzurdaki davanın açıldığını, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davaya esas değerin belli olmadığını, bu sebeple borç miktarı üzerinden harcın tamamlattırılması gerektiğini, davacı şirketin temlik nedeniyle alacaklı konumunda bulunduğundan harç istisnasının anılan hüküm kapsamında değerlendirilmesinin de hukuken mümkün olmadığını, müvekkilinin icra takibine konu olan 21.02.2008 ve 11.07.2008 tarihli genel kredi sözleşmelerinin asıl borçlusu olan ...in eski işçisi olduğunu...tarafından işveren-işçi ilişkisi kullanılarak söz konusu kredi sözleşmeleri imzalatılmak suretiyle müvekkilinin kredi sözleşmelerinin kefili yapıldığını, söz konusu kefalet işleminin butlanla sakat olduğunu, zira kefalet işlemlerinde eşin rızasının arandığını, kredi sözleşmesinin yapılmış olduğu tarihte evli olan müvekkilinin eşinin rızası olmadığından söz konusu kefalet işleminin geçersiz olduğunu, müvekkilinin eşi tarafından sonradan sunulan bir rızanın da bulunmadığını, yapılan kefalet işlemi hükümsüz olup reddi gerektiğini, genel kredi sözleşmesi metninden anlaşılacağı üzere kefil olunacak meblağların 3. kişiler tarafından sonradan doldurulduğunu, kefaletin yasal şekil şartları bulunmadığından geçersiz olduğunu, bu hususta yapılacak olan inceleme sonucunda kefil olunacak meblağların müvekkili tarafından doldurulmadığını, genel kredi sözleşmesi sebebiyle yapılan kefalet işleminin geçersiz olduğu kabul edilmese dahi taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi metninde müvekkilinin kefalet üst limitinin 5.000,00-TL olduğunu, davacı tarafın fazlaya ilişkin taleplerinin haksız olduğunu, davacı tarafça başlatılmış olan takibe konu edilen gayrinakdi kredilerin istenmesinin haksız ve kötüniyetli olduğunu, genel kredi sözleşmesinin gayrinakdi kredileri içermediğini, genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan 5.000,00-TL meblağındaki nakdi kredi tutarına istinaden kefil olduğunu, kefalet sözleşmelerindeki belirlilik ilkesi göz önüne alındığından müvekkilinin gayri nakdi kredilerden sorumlu tutulmaması gerektiğini, müvekkilini bu tutardan sorumlu tutmanın usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davaya konu kredi sözleşmesinin asıl borçlusunun...olduğunu, müvekkilinin adi kefil olduğunu ve kredi sözleşmelerine konu kredi borçların ödememesi sebebiyle asıl borçluya başvurulmaksızın müvekkili ve diğer kefile icra takibi başlatıldığını, asıl borçluya icra takibi başlatılmadan müvekkili aleyhine icra takibi başlatılamayacağını, kefil olacak kişi tarafından "müteselsil kefil" ibaresinin yazı ile yazılmasının şekil şartı olduğunu, aksi halde söz konusu kefalet işleminin "adi kefalet" kabul edileceğini, Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarının da bu yönde olduğunu, davacı tarafın kötü niyetli bir şekilde asıl borçluya gitmeden adi kefillere başvurduğunu, müvekkili ile dava dışı genel kredi sözleşmesinin asıl borçlusu ...şirketi arasındaki işveren-işçi ilişkisinin bitmesi akabinde 28.05.2014 gün 9818 yevmiye sayılı istifanamesi ile kefillikten vazgeçtiğini ve istifa ettiğini bildirdiğini, müvekkilinin süresiz düzenlenen kefalet sözleşmesine bağlı kalmayacağını ihtar ettiğini, bu istifaname ile söz konusu kefalet ilişkisi sebebiyle herhangi bir sorumluluğunun kalmadığını, davada takibe konu edilen genel kredi sözleşmesine bağlı kredi borçlarının asıl borçlu tarafından ödenip ödenmediğinin belirlenmesi için bankacılık alanında uzman bilirkişiler tarafından incelenmesi gerektiğini, haksız davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, öncelikle davanın dava şartı noksanlığından usulden reddine, müvekkili hakkında açılmış bulunan itirazın iptali davasının esastan reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...'ın cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece,"Dava dışı şirket ile dava dışı banka arasında bir genel kredi sözleşmesi imzalandığı ve bundan doğan alacağın davacıya devredildiği uyuşmazlık dışıdır. Sorun davalıların sorumluluklarının devam edip etmediği ediyorsa miktarı noktasında toplanmaktadır.
Genel kredi sözleşmesi çerçeve nitelikte bir sözleşme olup limit dahilinde birden fazla ayrı kredi kullanılabilir. Genel kredi sözleşmesine kefalet kullanılan kredileri de kapsar. Davalıların kefaleti şirkete ortak oldukları dönemde verdikleri ve kefalet nedeniyle sorumluluklarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan kredi borçlusunun çek yaprakları nedeniyle gayri nakdi depo bedelinden sorumlu oldukları söylenebilirlerse de öncelikle bu gayri nakdi riskin doğması gerekir. Rapora göre ilgili çek yaprakları için garanti tutarı ödenmesi için öngörülen azami sürenin geçtiği anlaşılmakla davacının böyle bir riski bulunmamakta böylelikle davalıların da sorumluluğu bulunmamaktadır. Davalıların çek garanti bedellerinden sorumlu olmadığı ve fakat GKS kapsamında sorumlu oldukları buna ilişkin yapılan itirazın yerinde olmadığı anlaşılmakla rapor kapsamında davanın kısmen kabulüne" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davacı ve davalı...vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; öncelikle davalılar ile dava dışı .... arasında imzalanan kredi sözleşmesine istinaden borcun ödenmemesi üzerine borçlulara kat ihtarnamesi gönderildiğini, ihtarnameye rağmen de borcun ödenmemesi üzerine borçluların temerrüde düştüklerini ve aleyhlerinde Antalya Genel İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı icra dosyası ile icra takibi başlatıldığını, Yerel Mahkemece dava dışı ....'ye müzekkere yazıldığını ve kredi sözleşmesine ilişkin tüm bilgi ve belgelerin temininin sağlandığını, dava dışı .... tarafından gönderilen sözleşme içeriğinde dava dışı... ile dava dışı asıl borçlu .... Şti. arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını, davalı borçluların da kefil sıfatıyla sözleşmeyi imzaladıklarını, davalı borçluların hali hazırda kredi sözleşmesindeki imzaya herhangi bir itirazlarının bulunmadığını, icra takip dosyasının 16.05.2014 tarihinde başlatıldığını, ayrıca GKS'ye bağlı kefalet sözleşmesinin geçerli bir sözleşme olduğunu, dava konusu icra takibinin, davalı borçluların 21.02.2008 tarihli ve 11.07.2008 tarihli genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan borçları nedeniyle başlatıldığını, iş bu sözleşmelerin davalıların doğmuş, doğacak tüm kredi borçlarını kapsadığı ve temerrüt halinde hangi oranda faiz işletileceğinin açıkça düzenlendiğinin davalıların kabulünde olan hususlardan olduğunu, yerel mahkeme dosyası kapsamında tanzim edilen 17.07.2021 tarihli bilirkişi raporuna karşı itirazları değerlendirilmeksizin hüküm kurulduğunu, dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporuna itirazlarında da açıkça belirttikleri üzere davalıların takip dayanağı genel kredi sözleşmelerinin imzalandığı dönemde şirketin ortakları olduğunu, dolayısıyla müşterek borçlu/müteselsil kefil sıfatına haiz olan davalıların kefilliklerinin geçerli ve süresiz olup davalıların dava dışı asıl borçlu şirket olan ...ile aralarındaki ilişkinin davalı beyanlarının aksine işçi-işveren ilişkisinden ibaret olmadığını, Yerel Mahkemece bu hususta herhangi bir araştırma yapılmadığını, Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak bu durumun aydınlatılmadığını, davalıların takip dayanağı genel kredi sözleşmelerini dava dışı şirketin ortakları olarak müşterek borçlu/müteselsil kefil sıfatıyla ticari iş kapsamında imzaladıklarını, davalılara hesap kat ihtarının 21.04.2014 tarihinde gönderildiğini ve davaya konu icra takibinin 14.05.2014 tarihinde başlatıldığını, davalıların borçlarını ödemeyerek hesaplarının kat edildiği ve aleyhlerinde icra takibinin başlatıldığı tarihte çeklerin zamanaşımına uğramasının söz konusu olmadığını, bilirkişi raporunda 5941 sayılı Yasa ve 3176 sayılı Yasa kapsamında takip dayanağı çeklerin zamanaşımına uğradığı ve vekil eden şirketin gayri nakit alacağının bulunmadığı şeklinde görüş bildirilmişse de davalıların gerek borca itiraz gerekse cevap dilekçelerinde zamanaşımı define karşı bir itirazları mevcut olmamakla birlikte mahkemenin de kabulünde olduğu üzere zamanaşımı defi ilk itiraz olup bilirkişi tarafından bu hususun ayrıca değerlendirilmesi konusunda takdiri mahkemeye bıraktıklarını, zamanaşımının bir itiraz değil defi olup davalı borçlular tarafından açıkça ileri sürülmesi gerektiğini, davalılarca açıkça ileri sürülmeyen zamanaşımı definin mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınamayacağını, davalıların da gerek cevap dilekçesinde gerekse yargılama aşamasında zamanaşımı itirazları bulunmamasına karşın davanın kısmen kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, çekin tarihinin çok eski olduğunun söylenilmesi veya çek tarihinden itibaren uzunca bir sürenin geçmiş olduğunun belirtilmesinin de zamanaşımı defi olarak kabul edilmeyeceğini, dosya kapsamında tanzim edilen bilirkişi raporunda çeklerin zamanaşımına uğradığı şeklinde görüş bildirerek bilirkişinin bilirkişilik görevini aşmak suretiyle adeta bir mahkeme gibi değerlendirme yaptığını, Yerel Mahkemece bu rapor doğrultusunda davanın kısmen kabul edilmiş olmasının kabul edilemeyeceğini, bilirkişinin şahsi yorumunun huzurdaki davada bir geçerliliği bulunmadığını, sadece 17.07.2021 tarihli bilirkişi raporu dikkate alınarak hüküm kurulmasının eksik ve hatalı olup davanın kısmen kabulüne şeklinde karar verilmesinin kabul edilemeyeceğini, kararın müvekkili şirketin alacağının tamamını tahsil etme olanağını ortadan kaldırdığını beyanla usul ve yasaya aykırı iş bu kararın ortadan kaldırılarak talepleri gibi karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı müvekkilinin gayri nakdi sorumluluğunun bulunmadığını, Yasal mevzuat gereğince gayri nakdi kredilerin deposundan kefilin sorunlu tutulabilmesi için sözleşmede bu yönde açıkça bir hüküm bulunmasına bağlı olduğunu, aksi halde bu hususun çek yaprakları bulunması sebebi ile mümkün olmadığını, müvekkilinin bu durumda çek yapraklarının varlığı sebebi ile gayri nakdi sorumluluğu doğmadığını, genel kredi sözleşmesinde kefilden depo isteminde bulunabilmesi için sözleşmede bu konuda açıkça hüküm bulunması gerektiğini, kefilin ilgili dönemde kefili olduğu ... kendisinin işvereni olduğunu, kefil olma iradesi bulunmadığını, kendisinin işini kaybetme endişesinden ötürü ilgili kefaleti imzaladığını, kendisinin ilgili şirketten ayrılmasından çok sonra ilgili kredilerin çıktığını, kefilin eşinin izni bulunmadığını, Türk Borçlar Kanunu'nun 584/I madde hükmüne göre; “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır” hükmünü içerdiğini, müvekkilinin ilgili tarihte evli olduğunu ve eşinin rızasının alınmadığını, işlemin butlanla sakat olduğunu, kefaletin türü bakımından bir ayrım yapılmadığını, kefaletin bütün türleri açısından geçerliliğinin diğer eşin rızasına bağlandığını, eş rızasının müteselsil kefalete ilişkin olduğunun rıza beyanında açıkça belirtilmesi gerekli olduğunu, eğer açıkça belirtilmemişse kefalet sözleşmesinin geçersiz sayılmasının hükümle amaçlanan sonuca ulaşmayı sağlayacağını, davacı tarafından gönderilen ödeme emrine 2014 yılında itiraz edildiğini, davacının 6 yıl sonra itirazın kaldırılmasını talep etmesinin gerek yasal mevzuata gerek ise hakkaniyet ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu, kredi sözleşmelerinin imzalandığı tarih itibari ile alacak hakkının talep süresinin 10 yıl olduğunu, sözleşmenin 21.02.2008 ve 11.07.2008 tarihli olduğunu, haliyle sözleşmeye ilişkin hak ve alacaklarının zamanaşımına uğradığını, ilgili çeklerin tanzim ve ibraz tarihi sebebi ile zamanaşımına uğradığını, sözleşmenin, genel kredi sözleşmesi olması hasebi ile çerçeve niteliğinde bir sözleşme olduğunu, gayri nakdi riskler doğmamış olup davalı müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, 5941 sayılı Kanun'un 3/9. maddesinde çekin üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren 5 yıl içinde ibraz edilmemesi halinde muhatap bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğunun sona erdiğini, bu hüküm uyarınca bankaların sorumluluklarının süre ile sınırlandırıldığını, lakin bankaların ilgili maddeyi haksız kazanç sağlamak amacıyla kullandıklarını, ilgili çeklerin gayri nakdi kısmı için nakde dönüşmeyerek henüz banka riskini oluşturmayan ve tedbir için deposu istenen bu çeklerin 5 yıllık zamanaşımı süresi bulunduğunu, hal böyle olunca 14.05.2014 tarihli icra takibinin üzerinden 5 yıldan fazla zaman geçtiğinden verilen çekler için bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğunun 30.06.2018 tarihinde sona erdiğini, bu sebeple gayri nakit banka alacağının kalmadığının aşikar olduğunu, davacının istinaf sebeplerinin redinin gerektiğini beyan ederek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Davacı vekilinin istinaf isteminin incelenmesinde;
Davacı tarafça Antalya Genel İcra Müdürlüğü'nün ... takip dosyası ile 13.440,00-TL gayrinakdi kredi kapsamında iade edilmemiş çek yapraklarından kaynaklı depo talebinde bulunulduğu, İlk Derece Mahkemesince söz konusu çek yaprakları için azami garanti süresinin geçmesi sebebiyle bu talebin reddedildiği anlaşılmıştır.
Her ne kadar davacı vekilince, davalıların gerek borca itiraz gerekse cevap dilekçelerinde zamanaşımı define karşı bir itirazları mevcut olmamakla birlikte zamanaşımı definin ilk itiraz olduğu, zamanaşımı bir defi olup davalı borçlular tarafından açıkça ileri sürülmesi gerektiğini, davalılarca açıkça ileri sürülmeyen zamanaşımı definin mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınamayacağından bahisle istinaf isteminde bulunulmuşsa da; dava dışı temlik eden banka nezdinde bulunan dava dışı asıl borçlu .... ait ... numaralı vadesiz TL mevduat hesabına bağlı teslim edilen çek yapraklarına ait hangi çeklerin müşterinin elinde ve boş olduğu, hangilerinin karşılıksız olarak belgelendiğine ilişkin çek takip kaydının dosya kapsamına sunulmadığı, ancak temlik eden bankaca 21.04.2014 tarihli kat ihtarnamesinde ve 14.05.2014 tarihli takip talebinde 13.440,00-TL depo talep edildiğinden 5941 sayılı yasanın 3.9. maddesinde “Çekin üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren beş yıl içinde ibraz edilmemesi halinde, muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu sona erer.” hükmü gereğince nakde dönüşmeyerek henüz banka riskini oluşturmayan ve tedbir için deposu istenen bu çeklerle ilgili olarak 5941 sayılı yasa uyarınca bankanın sorumluluğunun çekler üzerinde yazılı baskı tarihine göre 5 yıllık zamanaşımı süresi bulunduğu, 5941 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden sonra 03.02.2012 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan değişiklikler kapsamında geçici 4. maddede bankaların müşterilerine verdikleri 3167 sayılı yasa kapsamında eski çek defterleriyle ilgili olarak muhatap bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğunun 30.06.2018 tarihinde sona ereceği düzenlemesinin yeni çeklerin üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren beş yıl içinde ibraz edilmemesi halinde bankanın ödeme sorumluluğunun sona ereceği düzenlenmesiyle ilişkili olduğu, eski çekler için teslim tarihinden itibaren 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin geçerli olduğu ve her halde eski çeklere ilişkin sorumluluğun 30.06.2018 tarihinde sona ereceği, somut uyuşmazlıkta; 21.04.2014 tarihli kat ihtarı ve 14.05.2014 tarihli icra takibinin üzerinden 5 yıldan fazla zaman geçtiğinden ve 5941 sayılı yasa kapsamında oldukları değerlendirilen çeklerin 5 yıllık zamanaşımı sürelerinin geçtiği, 3176 sayılı yasa kapsamında verilen çekler oldukları varsayıldığında dahi bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğunun 30.06.2018 tarihinde sona erdiği, bu sebeple davacı yanın dava tarihi iribariyle gayri nakit banka alacağına ilişkin riskin bulunmadığı anlaşılmakla davacı yanın gayrinakdi alacağa ilişkin depo talebinin reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur.
Davalı ... vekilinin istinaf isteminin incelenmesinde;
818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 484. maddesinde kefaletin sıhhati, tahriri şekle riayet etmeğe ve kefilin mes'ul olacağı muayyen bir miktar iradesine mütevakkıftır.
6098 Sayılı TBK'nın "şekil" başlığını taşıyan 583. maddesinin 1. fıkrasıyla, kefalet sözleşmesinin, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini, müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu hususları hüküm altına alınmıştır.
Davalı vekili tarafından 21.02.2008 ve 11.07.2008 tarihli genel kredi sözleşmelerinde kefalet tarihi ve miktarının müvekkilinin el yazısıyla yazılı olmadığı ve eş onayının alınmadığından bahisle kefaletin geçerli olmadığı iddia edilmiştir. Davalının kefaleti bulunan davaya konu her iki genel kredi sözleşmesi de 818 sayılı Borçlar Kanunu zamanında düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanunun'un 484. maddesi gereğince sözleşmede kefaletin geçerli olması için, yazılı olması, sözleşme içeriğinden kefil olunan miktarın belirlenebilir olması yeterli olup, bu sözleşmelerde eş rızası aranmadığı gibi kefilin kefalet tarihini, kefalet miktarını ve kefalet türünü kendi el yazısıyla yazması koşulu aranmadığından davalının her iki sözleşmedeki müteselsil kefaleti geçerli olup davalı yanın kefaletinin geçerli olmadığına ilişkin istinaf itirazları bu nedenle yerinde değildir.
HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmasına, davaya konu alacak kat ihtarı ile muaccel olup takip ve dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmamasına, HMK m. 355/1. gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; taraf vekillerinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İstinaf edenler vekillerinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 784,60-TL nispi istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 196,20-TL harcın mahsubu ile bakiye 588,40-TL istinaf karar harcının davalı ...'ndan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA,
4-Tarafların istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
5-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
6-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
7-Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 14/03/2025
...