T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
KARAR TARİHİ: 05/07/2021
DAVA: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ : 30/01/2025
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ: 30/01/2025
Taraflar arasında görülen davada yukarıda esas ve karar numarası yazılan İlk Derece Mahkemesi kararı istinaf edilmiş olmakla Üye hakimin görüşü dinlendikten sonra dosyadaki belgelerin Dairemizce incelenmesi sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında özel güvenlik hizmet sözleşmesi akdedildiğini ancak bu sözleşmenin davalı tarafından haksız şekilde feshedildiğini, müvekkilinin de bu sözleşmeden bakiye kalan alacakları ile sözleşme kapsamında peşin ödeme yerine çek ile yapılan ödemeler nedeniyle katlanılan finans maliyetlerine ilişkin fatura alacağı için takip yaptığını, davalının sözleşmeye dayalı iki fatura borcunu takipten sonra ödediğini ancak bu borca ilişkin takip vekalet ücreti ile finans maliyet faturasına ilişkin borcun devam ettiğini belirterek takibe yapılan itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı vekili; yapılan takibin haksız ve kötü niyetli olduğunu, tarafların kabulü ve anlaşması ile ödemelerin zaman zaman çek ile yapıldığını bu sebeple finans maliyeti iddiasını kabul etmediklerini, yapılan ödemelerin ise fatura karşılığı olduğu için değil alınan hizmet nedeniyle ödendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece; "Eldeki dava faturaya dayalı icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. Davacı vekili sözleşme gereği bir kısım fatura bedelinin ödenmediğini ayrıca ödemelerin çekle yapılması nedeniyle katlanılan maliyetlere ilişkin kesilen fatura bedeli icra vekalet ücretinin ödenmediğini öne sürmüş davalı ise davanın reddini talep etmiştir.
Taraflar arasında bir hizmet sözleşmesi olduğu uyuşmazlık dışıdır. Takibe konu alacak kalemleri sözleşmeye dayalı iki fatura ve finans maliyeti faturasıdır. Davalı taraf takibe itiraz etse bile takipten sonra sözleşmeye dayalı iki fatura bedelini ödemiştir. Davalı taraf bunun fatura karşılığı olmadığını iddia etse de hem sözleşmenin inkar edilmemesi hem de fatura bedeli kadar ödeme yapılması bu fatura içeriği borcun kabul edildiğin göstermektedir. Bu sebeple davalının bu itirazı yerinde görülmemiştir.
Diğer yandan davalı finans maliyeti adı altında bir fatura kesmiş ve mahkememize açıklamasında bunun çeklerin tahsilatı sırasında ödenen bedeller olduğunu öne sürmüştür. Dinlenen tanık beyanlarına göre taraflar ödemelerin bazen çekle yapılması konusunda anlaşmışlardır. Davacının ödeme aşaması ve sonrasında da bu ödeme şekline itiraz etmemesi dikkate alındığında muhtemel finans maliyetini göze aldığını göstermektedir. Kaldı ki bahsi geçen tutarda bir finans maliyeti olduğu da ispatlanamamıştır. Banka cevaplarına göre alınan tutarlar cüzi tahsilat bedelleri olup finans maliyeti olarak nitelenemez. Bu sebeple davacının finans maliyetine ilişkin talebi yerinde görülmemiştir.
Davacının takibe itiraz etmesi ve buna rağmen borcu ödeyerek alacağın varlığını kabul etmiş sayılacağı dikkate alınarak icra takibi yapılmasına sebep olduğu kanaatine varılmış ve davacının takip vekalet ücreti talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. Fakat icra inkar tazminatı asıl alacağın ödenmemesi nedeniyle öngörülen bir tazminat olup masraf ve sair takip sonrası bedeller buna dahil değildir. Bu sebeple icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir." gerekçesiyle davanın 4.891,17 TL üzerinden kısmen kabulüne; Antalya Genel İcra Dairesi ... esas sayılı takibine yapılan itirazın bu tutar üzerinden iptaline karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İlk Derece Mahkemesi'nce verilen karara karşı, davacı ve davalı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkeme tarafından verilen finansal maliyet alacağına ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu, taraflarca akdedilen 31.10.2018 tarihli ve 17.12.2018 tarihli 2 adet Özel Güvenlik Hizmetleri Sözleşmesi'nin 9. maddesinin "...yüklenici tarafından her ayın son günü tanzim edilerek Müşteri’ye intikal ettirilen fatura bedelleri, fatura tarihini izleyen en geç 10 (on) iş günü içinde Yüklenici’ye banka aracılığı ile nakden veya nakit ödenecektir..." hükmünü içerdiğini, müvekkili şirket tarafından hizmet tam ve eksiksiz olarak verilmesine ve hizmet faturaları zamanında düzenlenmesine rağmen davalı-borçlunun sözleşmede kararlaştırıldığı üzere ödemeleri süresinde ve nakden yapmadığını, çek ile hizmet bedellerinin ödendiğini, süresinde ödeme yapılmaması ve ayrıca ödemelerin nakden yapılmayıp çek ile uzun vadeli olarak yapılması üzerine bu çekleri bankalarda kullanıp nakit ihtiyacını karşıladığı için müvekkilinin finansman maliyet zararına girdiğini ve faturalandırıldığını, müvekkili şirketin ekonomik olarak kendini finanse etme güçlüğü çekmesi dolayısı ile söz konusu ödemeleri çek ile almak zorunda kaldığını, davalının sözleşme hükümlerine aykırı bir nitelikte ödeme yapmasına rağmen müvekkilinin iyi niyet göstergesi olarak ve kendi ticari hayatını sürdürebilmesi adına bir kısım ödemenin çek ile tahsil edilmesinin finansal maliyetin müvekkiline yükleneceği anlamını doğurmadığını, finansal maliyet alacağının ödenmemiş olduğunun açık olduğunu, Yerel Mahkeme tarafından yargılama aşamasında davalı tarafça yapılan usul hatasına ilişkin itirazlarının dikkate alınmadığını, davanın basit yargılama usulüne göre yürütüldüğünü, tensip zaptı ile her iki tarafa da delillerin sunulması için süre verildiğini, ancak davalı tarafın tensip zaptı ile verilen süre içerisinde tanık isim ve adreslerini Mahkemeye bildirmediğini, tensip zaptı ile beraber tanık isim ve adresi bildirilmemesine rağmen ve ön inceleme zaptında açıkça davalı tarafça bildirilecek tanıklara davetiye çıkarılması hususunda ara karar kurulmamasına rağmen celse arası her nasılsa davalı tanıklarına davetiye çıkarıldığını, böyle bir usulün kabul edilemez olduğunu, süresinde bildirilmeyen tanıkların beyanlarının da hükme esas alınamayacağını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi'nin finansal maliyet alacağına ilişkin vermiş olduğu kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının dava açarken dava değerini toplamda 20.161,17 TL göstermesine rağmen bunun karşılığı olan harcın tamamının alınmadığını, sadece maktu başvuru ve maktu peşin harç alındığını, öncelikle nispi harcın tamamlattırılması gerekmekte olup İlk Derece Mahkemesine bu konuda itiraz edilmişken bu hususların göz ardı edilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, itirazın iptali davasına konu olamayacak olan ve takip miktarına dahil olmayan 4.891,17 TL icra vekalet ücreti itirazın iptaline konu olamayacağı için bu kısım için de ayrıca bir başvuru harcı yatırması gerekirken yatırılmadığından bu kısma yönelik de harç tamamlattırılmadan işin esasına girilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, itirazın iptali davası ile alacak davası birlikte açılabilecekse de ayrıca bunun belirtilmesi ve harçlandırılarak talep edilmesi gerektiğini, davacının takip miktarına dahil olmayan icra vekalet ücretine yönelik davasının reddi gerekmekte iken kabulü ve bu konuda itirazın iptaline karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacının 15.270 TL' lik fatura açısından itirazın iptalini, 4.891,17 TL açısından ise davalı müvekkilinden tahsilini(alacak) talep ettiğini, somut davada bileşik dava yani itirazın iptali ve alacak davasının birlikte görülmesinin söz konusu olduğunu, icra dosyası vekalet ücreti takip miktarına dahil olmayan bir alacak olup bu alacağın ancak ayrı bir dava ile talep edilebileceğini, lakin davacının sanki bu talep etmiş olduğu ve asıl alacak davası olan icra vekalet ücreti sanki takip miktarına dahil bir alacakmış gibi ve ayrıca harçlandırmadan dava açıldığını ve mahkemece de bu yönde davanın kabulüne ve bu miktar üzerinden itirazın iptaline hükmedildiğini, bu durumun hatalı olduğunu, davanın reddi gerektiğini, icra vekalet ücretine yönelik tümden red talepleri kabul edilmese de Mahkemece kısmen red verilmesi gerektiğini, itirazlarında haklı kabul edildikleri 15.270 TL' lik kısım açısından kurulan hükme yönelik icra vekalet ücretinin de kısmen reddi gerekmekte iken sanki davacı hepsinde haklı bulunmuş gibi icra vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, dava konusu edilen icra vekalet ücretinin esas alacağa dahil edilmeksizin icra dairesinden tahsiline karar verilmesi gerektiğini, aksi takdirde feri alacak olan icra vekalet ücretine yine icra vekalet ücreti işlemesi gibi bir durum söz konusu olacağını, hükümde buna ilişkin açıklama yapılmaması ve infazda tereddüte yol açılmasının doğru olmadığını, davacının müvekkili tarafından itiraz ve iade edilmiş, müvekkilinin carisinde kayıtlı olmayan faturalar için haksız ve kötü niyetli olarak takip yaptığını, davacının bu faturaların kendisine iade edildiğini bilmesine rağmen haksız ve kötü niyetli takipte bulunulmuş olup davacının davasının reddi gerekmekte iken salt müvekkilinin ödeme yapması sebebiyle aleyhe hüküm ve kabulün hatalı olduğunu, davacıya yapılan ödemenin faturalar ve/veya haksız takip için değil dekont açıklamasından da anlaşılacağı üzere sözleşme gereği hizmet bedeli olarak ödendiğini, asıl davacının müvekkiline cariden borcu bulunmakta olup halen fatura kesmiş olmadığını, dolayısıyla davacının tüm talep ve davalarının reddi gerekmekte iken aksi yönde hatalı şekilde kabule yönelik verilen hükmün hatalı olduğunu, takip haksız ve kötü niyetli olup müvekkilinin sözleşmede belirlenen süre içerisinde ödeme yapma hakkına sahipken bu süre beklenmeden takip yapılmasının usule, hukuka, sözleşmeye aykırı ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının tüm dava ve taleplerinin reddine, Mahkeme aksi kanaatte olursa itirazda haklı bulundukları kısım açısından davacının davasının kısmen reddine, dava konusu icra vekalet ücretinin herhangi bir fer' i işletilmeksizin tahsili yönünde çelişki ve infazda tereddüt yaratmayacak şekilde belirtilmesine, davacının eldeki davasında haksız ve kötü niyetli olmasından dolayı dava değerinin %20' sinden az olmamak üzere davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dairemizce de istinaf incelemesi bu çerçevede yapılmıştır.
Yargılamada ileri sürülen iddia ve cevaplar, mevcut deliller ve tüm dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;
Dava; İİK'nın 67. maddesine dayalı itirazın iptali davasıdır.
Mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı tarafın istinaf sebepleri açısından yapılan değerlendirmede;
Dava, itirazın iptali istemine ilişkin olup, istinafa konu kararda kabul edilen miktar 4.891,17 TL'dir. Davalı da bu miktar yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.
02 Aralık 2016 gün ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasanın 41. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu 6100 sayılı HMK'nın 341/2. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 3.000,00 TL'ye çıkarılmıştır. Bu miktar 2018 yılı için 3.560,00 TL, 2019 yılı için 4.400,00 TL'dir, 2020 yılı için 5.390,00 TL, 2021 yılı için 5.880,00 TL'dir.
İstinafa konu karar anılan yasanın yürürlüğünden sonra 05/07/2021 tarihinde verildiğinden miktar itibariyle kesin niteliktedir.
İstinaf başvurusunun kesin nitelikte bir karara yönelik olup olmadığını denetleme görevi öncelikli olarak İlk Derece Mahkemesine aittir. Ancak İlk Derece Mahkemelerinin bu hususu gözetmeden dosyayı Bölge Adliye Mahkemesine göndermesi halinde, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ne şekilde bir karar verileceği 6100 sayılı HMK'nın 352. maddesinde gösterilmemiş, sadece gerekli kararın verileceği ifade edilmiştir.
Bu konuda kanunda bir açıklık bulunmamakla birlikte 01/06/1990 tarih ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın bu tür olaylarda kıyasen uygulanması mümkündür. Sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararı, İlk Derece Mahkemelerinden verilen bir kararın kesin nitelikte olmasına rağmen temyiz edilmesi ve İlk Derece Mahkemesi tarafından bu konuda bir karar verilmeksizin dosyanın Yargıtay'a gönderilmesi halinde Yargıtay'ın, İlk Derece Mahkemesine bu konuda geri çevirme kararı verilmeksizin, temyiz talebinin reddine karar vermesinin mümkün olduğu yönündedir.
İlk Derece Mahkemesince Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 8/11 maddesi gereğince kanun yolu formu hazırlanmak suretiyle istinaf dilekçesiyle birlikte dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesi halinde, İlk Derece Mahkemesinin istinaf kanun yoluna başvurulan kararın kesin nitelikte olmadığı kabulüne ulaşarak dosyayı Bölge Adliye Mahkemesine göndermiş olduğunu kabul etmek gerekir. Zira İlk Derece Mahkemesince kararın kesin nitelikte olmadığı kabulüne ulaşılması halinde ayrı bir karar yazılmamaktadır. Bu nedenle, İlk Derece Mahkemesinin kararın kesin nitelikte olmadığı kabulüne ulaştığı kabul edilerek, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 6100 sayılı HMK'nın 352/1-b maddesi gereğince gerekli kararın (ret kararının) verilmesi gerekecektir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karar 6100 sayılı HMK'nın 341/2. maddesi uyarınca davalı yönünden kesin nitelikte olduğundan, davalının karara karşı istinaf kanun yoluna başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 352/1-b maddesi gereğince kararın miktar itibariyle kesin nitelikte olması nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Davacı tarafın istinaf sebepleri açısından yapılan değerlendirmede ise;
Davacı tarafından davalı aleyhine sözleşmeden bakiye kalan alacak ve sözleşme kapsamında peşin ödeme yerine çek ile yapılan ödemeler nedeniyle katlanılan finans maliyetlerine ilişkin alacak nedeniyle faturaya dayalı takip yapıldığı, davalının sözleşmeye dayalı iki fatura borcunu takipten sonra ödediği ancak bu borca ilişkin takip vekalet ücreti ile finans maliyet faturasına ilişkin borcun devam ettiğini beyanla takibe yapılan itirazın iptali istemiyle işbu davanın açıldığı, her ne kadar davacı vekili müvekkili şirket tarafından hizmet tam ve eksiksiz olarak verilmesine ve hizmet faturaları zamanında düzenlenmesine rağmen davalı-borçlunun sözleşmede kararlaştırıldığı üzere ödemeleri süresinde ve nakden yapmadığını, çek ile hizmet bedellerinin ödendiğini, süresinde ödeme yapılmaması ve ayrıca ödemelerin nakden yapılmayıp çek ile uzun vadeli olarak yapılması üzerine bu çekleri bankalarda kullanıp nakit ihtiyacını karşıladığı için müvekkilinin finansman maliyet zararına girdiğini, müvekkili şirketin ekonomik olarak kendini finanse etme güçlüğü çekmesi dolayısı ile söz konusu ödemeleri çek ile almak zorunda kaldığını, davalının sözleşme hükümlerine aykırı bir nitelikte ödeme yapmasına rağmen müvekkilin iyi niyet göstergesi olarak ve kendi ticari hayatını sürdürebilmesi adına bir kısım ödemenin çek ile tahsil edilmesinin finansal maliyetin müvekkiline yükleneceği anlamını doğurmadığını, finansal maliyet alacağının ödenmemiş olduğunu, Yerel Mahkeme tarafından verilen finansal maliyet alacağına ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu iddia etmiş ise de; Yerel Mahkemece 17/03/2021 tarihli ön inceleme duruşmasında davacının finans maliyeti talebinin açıklatıldığı ve davacı vekilinin finansman maliyetinden kastının çeklerin bankalar aracılığıyla tahsil edilmesi sırasında ödenen tahsilat bedeli olduğunu beyan ettiği, Mahkemece ilgili bankalardan çek ödemeleri sırasında alınan tahsilat bedelleri sorulmuş olup ...'ın 5,25 TL, ...'in 18,90 TL tahsilat masrafı aldığını, ...'ın ise herhangi bir ücret alınmadığını bildirdiği, yine mahkeme huzurunda dinlenen davalı tanıklarının ödemelerin çekle yapılması konusunda tarafların anlaştıklarını, davacının buna bir itirazının olmadığını ayrıca çek bedellerinin asıl borçtan fazla belirlendiğini beyan ettikleri, dinlenen tanık beyanlarına göre tarafların ödemelerin bazen çekle yapılması konusunda anlaştıkları, davacının ödeme aşaması ve sonrasında da bu ödeme şekline itiraz etmemesi dikkate alındığında muhtemel finans maliyetini göze aldığının kabulü gerektiği, davacının taraflar arasındaki sözleşme feshedildikten sonra finans maliyeti faturası düzenlediği, kaldı ki davacı tarafça fatura kesilen tutarda bir finans maliyeti olduğunun da ispatlanamadığı, banka yazı cevaplarına göre alınan tutarlar cüzi tahsilat bedelleri olup finans maliyeti olarak nitelendirilemeyeceği, bu sebeple davacının finans maliyetine ilişkin talebinin yerinde olmadığı anlaşıldığından Mahkemece finansal maliyet alacağı talebi yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yine davacı vekili davanın basit yargılama usulüne göre yürütüldüğünü, tensip zaptı ile her iki tarafa da delillerin sunulması için süre verildiğini, ancak davalı tarafın tensip zaptı ile verilen süre içerisinde tanık isim ve adreslerini Mahkemeye bildirmediğini, tensip zaptı ile beraber tanık isim ve adresi bildirilmemesine rağmen ve ön inceleme zaptında açıkça davalı tarafça bildirilecek tanıklara davetiye çıkarılması hususunda ara karar kurulmamasına rağmen celse arası her nasılsa davalı tanıklarına davetiye çıkarıldığını, böyle bir usulün kabul edilemez olduğunu, süresinde bildirilmeyen tanıkların beyanlarının da hükme esas alınamayacağını istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de; Yerel Mahkemece 17/03/2021 tarihli ön inceleme duruşmasında verilen ... nolu ara karar ile taraflara dava ve cevap dilekçelerinde gösterdikleri ancak Mahkemeye sunmadıkları delilleri ibraz etmeleri veya getirtilecek yerler hususunda açıklamada bulunmaları için HMK'nın 140/5 mad. gereğince 2 haftalık kesin süre verildiği, davalı tarafça 19/03/2021 tarihli dilekçe ile verilen kesin süre içerisinde delil ve tanıklarının bildirildiği, Mahkemece celse arasında usul ekonomisi ilkesi uyarınca dilekçe üzerine yapılan hakim havalesi üzerine tanıklara duruşma gün ve saatini bildirir davetiye çıkartıldığı, yapılan işlemlerde usul ve yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı, kaldı ki tek başına tanık beyanlarının hükme esas alınmasının da söz konusu olmadığı anlaşıldığından davacı tarafın bu husustaki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.
Sonuç olarak; 6100 sayılı HMK'nın 359/3. maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgiler, yasaya uygun gerektirici nedenler, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, HMK'nın 355/1. maddesi gereği inceleme istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmakla, re'sen gözetilmesi gereken kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, bu itibarla davacı tarafın istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşıldığından davacı tarafın istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Davalının İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 341/2 ve 352/1-b maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,
3-Davacının istinaf başvurusu açısından Harçlar Kanunu'na bağlı tarife uyarınca alınması gerekli 615,40 TL istinaf karar harcından peşin olarak alınan 59,30 TL harcın mahsubuyla bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiliyle HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
4-Davalının istinaf başvurusu açısından davalı tarafça yatırılan peşin istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,
5-Taraflarca istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde BIRAKILMASINA,
6-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi'nce ilgilisine İADESİNE,
7-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından taraflar lehine istinaf vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
8-Kararın ...liği ve harç tahsili işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince YERİNE GETİRİLMESİNE,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.30/01/2025
...