T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:ANTALYA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
DAVANIN KONUSU: Maddi ve Manevi Tazminat
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ: 31/12/2024
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili (ilk olarak) Antalya 1. Tüketici Mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı taraftan 23.01.2023 tarihinde ... plakalı ... marka aracı noterden düzenledikleri sözleşme ile satın aldığını, aracı satın alırken davalı aracın motor aksamında ve yürüyen aksamında, şanzımanında sorun olmadığını, bakımlarının yeni yapıldığını, aracın sorunsuz olduğunu masraf çıkarmayacağını belirttiğini, müvekkilinin daa konusu aracı aldıktan sonra aracın motorunda sorun olduğunu farkettiğini, ... servisine götürdüğünde aracın yağında katkı maddeleri olduğunun tespit edildiğini, araç için müvekkilinin masraflar yapmak zorunda kaldığını belirterek, ıslah etme hakları saklı kalmak kaydıyla araç satış sözleşme tarihi olan 23.01.2023 tarihinden itibaren olmak üzere bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte; 34.750,00-TL servis ve malzeme ücreti, 7.500,00-TL ulaşım bedeli, 7.500,00-TL Konya ilinden Alanya ilçesine ulaşım bedeli, 5.250,00-TL dava konusu araç ticari yönden alındığından dolayı 16 günlük ikame araç bedeli ve ticarethanelerindeki maddi zarar bedeli olarak toplamda 55.000,00-TL maddi tazminat talebimizin davalı yandan alınarak davacıya ödenmesine, müvekkilinin uğramış olduğu manevi zararlar için 23.01.2023 tarihinden itibaren olmak üzere bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalı yandan 30.000,00-TL manevi tazminatın alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle dava konusu edilen aracın davacının ticari işletmesi için satın almış olduğu bir araç olduğunu, bu nedenle görevli mahkemelerin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, bu nedenle görev itirazlarının bulunduğunu, davacının iddia ettiği ayıbın müvekkiline ihbarına ilişkin herhangi bir ihtarname söz konusu olmadığı gibi, araçtaki ayıbın varlığının müvekkilimize bildirildiğine dair de en ufak bir delilin de söz konusu olmadığını, haksız ve dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; tarafların tacir olup olmadığının tespiti için Gelir İdaresi Başkanlığı'na, Ticaret Sicili Müdürlüğüne, Ticaret ve Sanayi Odası'na ve Esnaf ve Sanatkarlar Odasına müzekkereler yazıldığı, cevabi yazılarda tarafların yolcu taşımacılığı yaptıkları, vergi kaydının olduğu, ancak basit usulde vergilendirilmeleri ve Gelir Vergisi Kanununa 7338 sayılı kanun ile eklenen mükerrer 20/A maddesine göre gelir vergisinden istisna edildikleri, ticaret sicil kaydının ve tacir kaydının bulunmadığının anlaşıldığı; buna göre, tarafların tacir olduğuna dair bir belgenin mevcut olmadığı, ticaret sicil müdürlüğünce gönderilen cevaba göre tarafların tacir kaydına rastlanmadığı, vergi dairesi müdürlüğünce gönderilen yazıda tarafların basit usulde vergilendirildikleri ve esnaf ve sanatkar sicil müdürlüğü cevabi yazısından esnaf odasına kayıtlı oldukları, TTK 4.maddesi anlamında mutlak ve nispi ticari davanın söz konusu olmadığının anlaşıldığı, görev hususunun kamu düzenine ilişkin olup yorum yolu ile genişletilemeyeceği, tarafların tacir olmaması ve davanın da mutlak ticari dava özelliğinin bulunmaması nedeniyle mahkemenin görevsizliğine, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğuna dair hüküm kurmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükmün, kararı, usul ve yasalara aykırı olarak verildiğini ve davanın kabulü gerektiğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, ayıplı mal satışı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyaya bakıldığında, davanın ilk önce, Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin ... esas sayısında görüldüğü, mahkemece 08/05/2024 tarihli hükümle özetle; " davacı ile davalı arasında araç alım satımı suretiyle ticari bir ilişkinin oluşturulduğu, uyuşmazlığın davalıdan alınan aracın ayıplı olduğu iddiasından kaynaklı olduğu, dava konusu aracın ticari nitelikte olduğu, davacının Uyap kayıtlarında faal vergi kaydının bulunduğu, davacının tüketici konumunda olmadığı, davanın Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilemeyeceği, hukuki işlemin ticari, tarafların ticari işletmesiyle ilişkili olduğu" gerekçesiyle, ticaret mahkemelerinin görevli olduğundan görevsizlik yönünde hüküm kurulduğu, sonrasında davanın Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayısına kaydedildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemelerin görevi dava şartıdır. Mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için varlığı ve yokluğu gerekli olan hallere ise dava şartları denir (KURU/Baki// ARSLAN/Ramazan/YILMAZ/Ejder., Medeni Usul Hukuku (Ders Kitabı), Ankara 2005, s. 303) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 115'e göre; mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.
Görev kuralları kamu düzenindendir ve re'sen dikkate alınır, dava şartıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ... esas, ... karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hâlinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir.
Belirtmek gerekir ki; Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir (TTK m. 11) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir.(TTK m. 12). TTK’nin Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesine göre, TTK’nin 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen Cumhurbaşkanı kararı (Bakanlar Kurulu kararı) çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanır.
Yine önemle belirtmek gerekir ki; Taraflardan birinin ticari işletmesini ilgilendiren sözleşmeler, her ne kadar TTK m. 19/2 uyarınca diğer taraf için de ticari sayılırsa da, bu durum TTK m. 4/1'e göre davanın, nispi ticari dava sayılmasını gerektirmez.(ARKAN, SABİH., Ticari İşletme Hukuku, 25. Baskı, Ankara 2019, s.115) Yani, TTK m. 19/2 hükmüne dayanarak, davaya ticari dava nitelemesi yapılamaz.
Somut dosyaya bakıldığında; Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince tacir araştırması yapıldığı anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut, Alanya Ticaret Sicil Müdürlüğünün 02/08/2024 tarihli yazı cevabında, tarafların ticaret sicil kayıtlarının olmadığı belirtilmiştir. Antalya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliğinin 26/07/2024 tarihli yazı cevabında tarafların esnaf sicil müdürlüğünde kayıtlarının olduğu belirtilmiş, ekte kayıtlar gönderilmiştir. Buna göre, davacının, Alanya Minibüsçüler Otobüsçüler ve Servis Araçları İşletmeleri Esnaf Odasında, "Kara yolu şehir içi ve şehirler arası havaalanı servisleri ile yolcu taşımacılığı" faaliyet alanında sicilde kayıtlı olduğu; davalının, Antalya Servis Araçları İşletmecileri Esnaf Odasında, "Şehir içi, banliyö ve kırsal alanlarda kara yolu ile personel, öğrenci, vb grup taşımacılığı (şehir içi personel ve okul servisleri, vb)" faaliyet alanında sicilde kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay 3.Hukuk Dairesi'nin ... Esas, ... Karar sayı ve 28.06.2018 tarih; Yargıtay 13.Hukuk Dairesi'nin ... Esas, ...Karar sayı ve 16.12.2014 tarih vb. içtihatlarında öngörüldüğü üzere; "Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez." Mahkemece, dosyada, vergi dairesi ile de yazışma yapılmış ve Alanya Vergi Dairesi Müdürlüğünün 29/07/2024 tarihli yazısında özetle; davacının basit usulde vergilendirmeye tabi olduğu, bu usule tabi olan mükelleflerin ticari kazançları üzerinden 2022 yılından itibaren yıllık gelir vergisi beyannamesi veremeyecekleri için ilgili dönem beyannamesinin olmadığı; Düden Vergi dairesi Müdürlüğünün 29/07/2024 tarihli yazısında özetle; davalının basit usul kazanç mükellefi olduğu, bu usulde kazanç elde edenlerin 01/01/2021 tarihi itibariyle beyan erme zorunluluklarının olmadığı, mükellefin 2023 yılı beyanının olmadığı belirtilmiştir. Tarafların tacir olmadığı yazı cevaplarından anlaşılmaktadır.
Dava konusu aracın ticari araç olarak sicilde tescilli olduğu anlaşılmaktadır. Trafik tescil kayıtlarında aracın "ticarî" olarak nitelendirilmesi, davayı kendiliğinden ticarî dava haline getirmez. İdarenin araçları trafik siciline tescil ederken yaptığı sınıflandırma, davanın ticarî dava olup olmadığının tespitinde tek başına belirleyici değildir.(Benzer yönde; Yargıtay 20. HD, 2020/308 E, 2020/710 K; 2016/9958 E, 2016/9959 K)
Somut davada, mutlak ticari dava olarak nitelendirilecek bir husus yoktur. Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması/her iki tarafın tacir olması gibi bir durum da yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin bir dava da söz konusu değildir.
Diğer yandan, davacının, dava konusu aracı mesleki amacı için satın aldığı tarafların kabulündedir. Davacının esnaf odası kaydı da bunu göstermektedir.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) “Amaç” başlıklı 1 inci maddesi; “Bu Kanunun amacı; kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir.” şeklinde olup, “Kapsam” başlıklı 2 nci maddesinde; “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar.” hükmüne yer verilmiştir.
Tüketici mahkemelerinin görevleri, TKHK’nın 73 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.” denilmek suretiyle belirlenmiştir. Buna göre, TKHK’nın kapsamının ne olduğunu belirlemek gerekir. THKK’nın “Tanımlar” başlıklı maddesinde tüketici, sağlayıcı ve tüketici işlemlerinin ne olduğu açıklanmıştır. Buna göre, tüketici; “Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi,” (m. 3/k); sağlayıcı; “Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi,” (m. 3/ı); tüketici işlemi; “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi,” (3/l); ifade etmektedir. Bir hukuki işlemin, 6502 sayılı TKHK kapsamında kaldığının kabul edilmesi için, kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında kurulan bir sözleşme veya hukuki işlemin olması gerekir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; davada ticari bir uyuşmazlık olmaması, davacının mesleki amaçla hareket ettiği uyuşmazlık dışı olduğundan davada tüketici mahkemesinin de görevli olmadığının anlaşılması, bu haliyle davaya genel görevli olarak Asliye Hukuk mahkemesince bakılması gerektiği anlaşılmıştır.
HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK'nın 355/1 maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 427,60 TL maktu istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yaptığı yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
6-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince dava değerinin 378.290,00 TL'nin altında olması nedeniyle kesin olarak karar verildi.31/12/2024
...