T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
KARAR TARİHİ:15/11/2021
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ:03/03/2025
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili, müvekkili şirket tarafından satılıp davalıya teslim edilen mallar için düzenlenen fatura bedellerinin ödenmediğini, tahsili için girişilen takibe de icra dairesinin yetkisi ve borç yönünden itiraz edildiğini belirterek itirazın iptaline ve tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı vekili, müvekkili hakkında girişilen takip sebebiyle açılan itirazın iptali davasının müvekkilinin adresi olan Biga Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılması gerektiğini, davacı şirketin ... A.Ş. olarak faaliyetini sürdürdüğü sırada ... Antalya A.Ş. ile birleştiğini ve bu birleşmenin müvekkillerine bildirildiğini, 02/07/2020 tarihi itibariyle tüm ticari bakiyelerin davacı adına virman yapıldığını, 31/12/2019 tarihli şirketler arasında yapılan mutabakatta müvekkili şirket borç bakiyesinin 263.241,33 TL olduğuna mutabakata varıldığını, bundan sonra çeklerle yapılan ödeme sonucu müvekkilinin bakiye borcunun 21.172,59 TL kaldığını, davacının, müvekkili tarafından ödemeler yapılmaktayken bu kez müvekkiline gönderdiği ihtarname ile 192.242,39 TL vade farkından kaynaklanan fatura düzenleyip ödenmesi için ihtarname çıkardığını, oysa vade farkı hakkında fatura düzenlenebilmesi için TBK'nın 131. maddesine göre taraflar arasında buna imkan veren bir sözleşmenin yapılmış olması gerektiğini, dolayısıyla asıl borç sona erdiğinde vade farkı talep etmeyen davacının sonradan ihtarname göndermesi ya da bunun için bir fatura düzenlemesinin mümkün olmadığını, davacının talep ettiği 43.406,03 TL'nin bu vade farkına ilişkin olduğunu, davacının ancak ihtar tarihinden itibaren vade farkı talep edebileceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda;"...taraflar arasında davacının davalıdan sattığı ürün bedelinden dolayı alacağı olduğu konusunda uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık sadece bunun miktarının 1,06 TL'sine tekabül etmektedir. Mahkememiz davalı defterlerindeki kayda itibar etmiştir. Bundan sonra davacının talep ettiği vade farkı alacağının davalıdan istenip istenemeyeceği konusuna gelince davacı dayanağı olduğunu belirttiği sözleşme örneğini dosyaya sunmuş ise de bu sözleşme örneğinde davalının imzasının olmadığı görülmüştür. Bu durumda malın teslimi tarihinden itibaren aylık % 5 oranında vade farkı talep edilmesinin bir dayanağının olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu takdirde davacının talep edebileceği vade farkından kaynaklanan faiz alacağının ne kadar olduğu sorunu ortaya çıkmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre; iddianamenin tebliğ tarihine göre takip tarihi arasında tebliğ tarihindeki borç üzerinden yapılan hesaplamada davacının talep edebileceği faiz miktarının 15.939,44 TL olacağı anlaşıldığından, davanın bu miktar üzerinden kabulüne karar vermek gerekmiş, bu hesaplamaların davalı defteri üzerinden yapılabilir olması karşısında alacak likit bulunup itiraz haksız görüldüğünden tazminata hükmedilmiş, yine reddedilen miktar asıl alacak itibariyle 6.294,00 TL olduğundan bu miktar üzerinden belirlenen tazminatın da davalı lehine hükmedilmesine" gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, itirazın kısmen iptali ile takibin 21.172,59 TL asıl alacak 15.939,44 TL işlemiş faiz olmak üzere toplan 37.112,03 TL üzerinden takipte belirtilen diğer şartlar ile aynen devamına, davacının talebi, itirazın kısmen haksız ve alacağın likit oluşu gözetilerek kabul edilen alacağın % 20'si oranındaki 4.234,51 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının talebi takibin kısmen haksız oluşu ve haksız olan kısmın likit oluşu gözetilerek bu kısmın % 20'si oranındaki (43.406,03- 37.112,03= 6.294 TL ) 1.258,80 TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece, taraflar arasındaki sözleşme değerlendirmesinin yanlış yapıldığını, taraflar arasında vade farkı uygulamasına dair bir teamülün olup olmadığının değerlendirilmediğini, faiz alacağı ile vade farkının birbirine karıştırıldığını, vade farkının müstakil bir alacak, faizin ise asıl alacağın ferisi olduğunu, müvekkili aleyhine yükletilen kötüniyet tazminatının kaldırılması gerektiğini beyan ederek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporu ile ihtarname tarihi olan 24/03/2020 tarihindeki hesap bakiyesinin 71.172,59 TL olduğu hususunun doğru olduğunu, ihtarname tarihinden sonra 02/07/2020 tarihli 50.000,00 TL bedelli çek verilerek bakiyenin 21.172,59 TL'ye düştüğünü, bu bedelin mahkemenin kısmi kabul kararı içerisinde yer alan bedelde yer aldığını, takip tarihinin 08/07/2020 olduğunu, davacının takip tarihinden sonra 17/07/2020 tarih ... numaralı temel fatura ile 15.939,44 TL bedelli vade farkı faturasını müvekkiline tebliğ ettiğini, müvekkili şirketin de 21/07/2020 tarih ... numaralı 15.939,44 TL bedelli iade faturası keserek bu faturayı iade ettiğini, davanın alacak davası olmadığını, icra takibine bağlı itirazın iptali davası olduğunu, bu nedenle belirtilen ve kabul kararı içinde yer alan 15.939,44 TL bedelli alacak iddiasının dava konusu olmadığını, faturalardan önce açılmış icra takibine konu edilmiş olmasının imkansız olduğunu, müvekkilinin 21.172,59 TL asıl alacak borcunun bulunduğunu, bu hususun cevap dilekçesi ile de kabul edildiğini, 16/03/2020 tarih ... yevmiye numaralı ihtarname ile temerrüt şartlarının oluştuğunun bilirkişi raporu ile belirtilmesine rağmen 15.939,44 TL faizin hangi hesap yöntemine göre belirlendiğinin anlaşılamadığını, müvekkili ile imzalanmış, onayı alınmış bir sipariş sözleşmesinin mevcut olmadığını, ihtarnamede gösterilen faiz hesabının da bu nedenlerle müvekkili açısından bağlayıcı değil iken, temerrüt tarihi olan 16/03/2020 ile takip tarihi olan 08/07/2020 tarihi arasındaki 4 aylık dönemde alacağa 15.939,44 TL vade farkı işlemesinin olanaksız olduğunu, itiraz edilen vade farkı faturasının takip tarihinden sonra kesildiğini, hesaplanması gereken faiz oranının aylık %1 olmadığını, işlemde ancak ticari temerrüt faizi uygulanmasının mümkün olup, bu açıdan verilen karara itiraz ettiklerini, alacağın likit ve belirli bir alacak olduğundan söz etmenin olanaksız olduğunu, ihtarname ile müvekkilinden talep edilen bedel ile icra takibi ile talep edilen bedelin ve karara konu edilen bedellerin açık şekilde farklı olduğu ortada iken müvekkili aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin olanaksız olduğunu, müvekkili aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan ederek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, ticari satımda satılan malların bakiye bedeline ilişkin cari hesap alacağı ile vade farkı alacağının tahsili amaçlı başlatılan ilamsız takipte vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Davaya esas takipte, davacının 43.406,03 TL asıl alacak, 1.721,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 45.127,03 TL alacak üzerinden ilamsız takip başlattığı, borcun sebebi olarak cari hesap ekstresi ve ihtarnamenin gösterildiği, takip dayanağı Antalya 17. Noterliği'nin 16/03/2020 tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde davacının, davalıdan, satın alınan ürünlerin bedelinin zamanında ödenmediği gerekçesiyle vadeden itibaren 148 gün geçtiğinden, bu döneme isabet eden 192.242,39 TL vade farkının tebliğ tarihinden itibaren 3 gün içerisinde ödenmesini talep ettiği, ihtarnamenin 16/03/2020 tarihinde davalıya tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
Davacı taraf davasını sadece asıl alacak miktarı üzerinden harçlandırmış ve 23/02/2021 tarihli beyan dilekçesinde, takip konusu asıl alacağın 21.173,65 TL'lik kısmının bakiye satış bedeline, kalan 22.232,38 TL'lik kısmının ise vade farkına ilişkin olduğunu açıklayarak alacağını somutlaştırmıştır.
Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulü ile, takibin 21.172,59 TL asıl alacak, 15.939,44 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 37.112,03 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; mahkemece davalının ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, usulüne uygun tutulan defter kayıtlarına göre, satımdan kaynaklı davalı tarafça, davacıya ödenmeyen tutarın 21.172,59 TL olduğu anlaşılmakla, mahkemenin bu defter kaydına itibar ederek, hükümde takip konusu satımdan kaynaklı borcu 21.172,59 TL olarak kabul ettiği, tarafların istinaf dilekçelerinde bu yönden herhangi bir başvurularının bulunmadığı, uyuşmazlığın, hükümde işlemiş faiz olarak karar verilen 15.939,44 TL tutarlı vade farkından kaynaklandığı anlaşılmıştır.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalının, takip tarihi itibariyle cariden kaynaklı 21.172,59 TL ödenmeyen ürün bedeli, 15.939,44 TL vade farkı faturası olmak üzere 37.112,03 TL borçlu olduğu belirtilmiş, sipariş sözleşmesinde davalının imzasının bulunmadığı, bu nedenle sözleşmede belirtilen tarihte ödeme yapılmamasıyla temerrüdün oluştuğundan söz edilemeyeceği, ihtarnamenin tebliği ile davalının temerrüde düştüğü, bu nedenle ihtarnamenin tebliğ edildiği tarih itibariyle davalının, davacıya olan borcu üzerinden vade farkının hesaplanacağı belirtilerek, ihtarname tarihi itibariyle davalının, davacıya cariden kaynaklı 71.172,59 TL olan borcundan kaynaklı istenebilecek vade farkının 913,36 TL olduğu ifade edilmiştir. Raporda, davalının sözleşmeyi kabul etmemesi sebebiyle sözleşmedeki vade tarihi ile bağlı olmadığı belirtilmekle birlikte, 15.939,44 TL vade farkının niçin hesaplamaya dahil edildiğinin ayrıntısıyla açıklanmadığı, bu vade farkı faturasının davalı defterlerinde yer alıp almadığı, ne şekilde yer aldığı, bu faturanın iade edilip edilmediği ile ilgili herhangi bir açıklamanın olmadığı, ihtarname tarihi itibariyle istenebilecek vade farkı olarak yapılan hesaplamanın da temerrüt faizi hesaplaması olduğu, bu haliyle ilgili raporun denetime elverişsiz olduğu, mahkemece hükme esas alınmasının hatalı olduğu, diğer taraftan, mahkemenin raporu hükme esas alırken 15.939,44 TL'lik tutarı işlemiş temerrüt faizi gibi değerlendirip (takipte istenen işlemiş faiz alacağı da dava konusu edilmemişken) hükmü bu şekilde kurduğu, gerekçede raporda yer alan bu tutarın ihtarnamenin tebliğ tarihinden, takip tarihine kadar işleyen temerrüt faizi gibi hesaplandığı yönünde yanılgılı değerlendirmeye yer verilerek karar verildiği anlaşılmaktadır.
Öncelikle, temerrüt faizi hakkında kısa ve genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır.
Uygulama ve öğretide baskın görüş olarak, temerrüt (gecikme) faizinin hukuki niteliği, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetinde varlığını sürdüren, alacaklının zararın varlığını ve miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın borçlunun ödediği ve miktarı yasalarla belirlenmiş asgari, maktu bir tazminat olduğu kabul edilmektedir (Dr. Becker:İsviçre Medeni Kanunu Şerhi, Borçlar Kanunu, Fasikül IV, s.5 Dr.S.Özkök Çevirisi; A.Von Tuhr: Cilt 1-2 s.617, C.Edege Çevirisi; Nami Barlas: Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, Kazancı Hukuk Yayınları, İstanbul 1992, s.127 vd.; Reisoğlu, Safa: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1998, s.297 vd.;Oğuzman, Kemal-Öz, Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Filiz Kitabevi, İstanbul 1995, s.373 vd.) Bu tanımın, gecikme zammını da içerdiği kabul edilmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.6.1997 gün ve 1997/11 E.-278-529 K.; 18.11.2009 gün ve 2009/21-435 E. - 544 K. sayılı ilamlarında aynı ilkeler kabul edilmiştir).
İşlemiş bulunan temerrüt faizlerinin toplam tutarını para borçlarının ifasına ilişkin genel hükümler çerçevesinde alacaklıya ödemek zorunda olan borçlu, bu ödemeyi rızaen yapmadığı takdirde, alacaklı temerrüt faizi alacağını tahsile yönelik olarak icra takibi veya dava yoluna başvuracaktır. Temerrüt faizi, asıl alacağa ilişkin dava veya takip çevresinde istenebileceği gibi, asıl alacaktan bağımsız olarak ayrı bir dava veya takibe de konu edilebilir (Nami, Barlas: age., s.181).
Bu noktada “vade farkı” kavramı üzerinde de durulmalıdır.
Vade farkı, enflasyonun ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi sonucunda yargı kararları ile uygulama bulmuş ve bu kavram ile, para borcunun ifasında gecikmeden zarar gören alacaklının korunması amaçlanmıştır.
Nitekim, 27.06.2003 gün ve ... E, ... K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda vade farkının “veresiye veya taksitle satışlarda ilk satış bedeline yani semen'e belirli oranlarda yapılan ilave başka bir anlatımla … mal ve hizmet satım sözleşmesinde kararlaştırılan veya ticari teamüllere göre vade tarihinden başlayarak fiili ödeme tarihindeki mal ve hizmet bedeline ekleme yapılmak suretiyle semen'in ulaştığı miktarı ifade ettiği” belirtilmiştir. Vade farkı, başta sözleşme ilişkisi kurulurken ya da daha sonradan tarafların ortak iradeleri ile kararlaştırılabileceği gibi, var olan ticari teamüller sonucu da ortaya çıkabilir. Vade farkının sözleşmede kararlaştırıldığı ya da sonradan sürekli uygulama nedeniyle sözleşmenin bir unsuru kabul edildiği durumlarda alacaklı bu yöndeki istemini doğrudan sözleşmeye dayandıracaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.09.2003 gün ve 2003/19-449 E.- 2003/491 K.; 28.04.2004 gün ve 2004/19-205 E. - 2004/246 K.; 06.10.2004 gün ve 2004/19-470 E. - 2004/462 K. ; 02.10.2013 gün 2013/19-199 E. 2013/1418 K. sayılı ilamları).
Vade farkının istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme ya da teamül halini almış fiili bir uygulamanın mevcudiyetinin kanıtlanması gerekir ( Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamı).
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Davacının vade farkı talebini dayandırdığı sözleşmede, davalının imzasının bulunmaması ve davalının bu sözleşmeyi kabul etmemesi karşısında, başkaca kesin bir delil sunamayan davacı, taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin bulunduğunu kanıtlayamamıştır. Hal böyle olunca, Mahkemece tarafların BA BS formları, dosyaya kazandırıldıktan sonra, ticari ilişkilerinin başladığı yıldan bu yana tüm ticari defterlerinin, konusunda uzman mali müşavir bilirkişi aracılığıyla inceletilerek; geç ödeme olup olmadığı, geç ödeme varsa davacının ödemeleri ihtirazı kayıtsız kabul edip etmediği, geç ödemeden kaynaklı vade farkının ödenmesi hususunda taraflar arasında teamül halini almış fiili bir uygulamanın bulunup bulunmadığı, davacı tarafça kesilen vade farkı faturalarının davalı defterlerinde yer alıp almadığı, süresinde itiraza uğrayan ve iade edilen vade farkı faturası olup olmadığı, vade farkına ilişkin fiili uygulama var ise takibe konu edilen vade farkı tutarının hangi faturaya dayandığı ve takip tarihi itibariyle davalıdan talep edilip edilemeyeceği konularında somut ve denetime elverişli rapor alınması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz bulunmuş, tarafların bu yönlere ilişen istinaf başvuruları kabul edilmiştir.
Kabule göre de; davacının takibinde kötü niyetli olduğu kabul edilemeyeceğinden davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi isabetsiz olmuştur.
Sonuç olarak, davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Taraf vekillerinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının ESASTAN KABULÜNE,
2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/11/2021 tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harçlarının ilk derece mahkemesince talepleri halinde taraflara İADESİNE,
5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA,
6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE,
8-Davacı tarafından tehiri icra talebi kapsamında Biga İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra dosyasına mehil vesikası için ibraz edilen 22/12/2021 tarihli ve ... numaralı 6.756,64 TL tutarlı nakdi teminatın yatırana İADESİNE,
9-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi.
...