T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ:09/09/2021
DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ:18/02/2025
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkil şirket aleyhine Antalya Genel İcra Müdürlüğü ... esas sayılı dosya ile genel haciz yolu ile takip başlatılmıştır, tebligatın usulsüz şekilde muhtara teslim edilmiş olması nedeni ile ödeme emrine süresi içerisinde itiraz edilemediğinden takibin kesinleştiğini, davaya konu icra dosyasındaki borcun hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığını, alacağın dayanağının diğer olarak gösterildiğini, zira ortada davalı şirket ile gerçekleştirilmiş bir ticaret, fatura, sözleşme ve evrakın bulunmadığını, alacaklının kendisini neye göre alacaklı addettiğinin belli olmadığını, taraflar arasındaki tek ilişkinin sonucu itibari ile geçekleşmemiş olan 25/09/2019 tarihli organizasyon hizmet sözleşmesi olduğunu, komisyon alacağının doğması için gerekli olan ve kendileri namına tanzim edilmiş bir komisyon faturası yahut başka nam ve isim altında herhangi bir fatura bulunmadığını, bu nedenlerle davanın kabulü ile davacı şirketin davalı şirkete borçlu olmadığının tespitine, ilgili icra dairesindeki takibin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamayacağını, bu halde, borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı olmadığını, bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki, bu da istirdat davası olduğunu, tespit davalarında davacının davanın açılmasında hukuki yararı bulunması gerektiğini, oysaki tebligatın usulsüzlüğüne dayanarak süreyi kaçıran davacı itiraz hakkını yitirdiğini, dosya bedelinin tamamını ödendiğini, süreyi kaçırdığı için dosyanın kesinleştiğini, tebligatın usulsüzlüğüne yapmış olduğu itirazın da mahkemece reddedildiğini, davacı tarafından icra dosyasına 114.688,6 TL depo edildiğini, her ne kadar icra takibinin durdurulmasına yönelik bir karar olmasa da, icra veznesine yatırılan paranın taraflarına ödenmemesine yönelik verilen ara karar nedeniyle depo edilen 114.688,6 TL yani teminat harici kalan miktarında ödenmediğini, oysa ki mahkemenin sadece 18.731,76 TL'nin teminat altına alınmasına yönelik ara karar oluşturduğunu, ancak oluşturulan ara karar nedeniyle icra dairesince kalan bedelinde alacaklıya ödenmeyecek algısı oluştuğunu, takip devam ettiği halde yapacakları haciz işlemi taşkın hacize girme ihtimalinden dolayı işlem yapmalarının kısıtlandığını, mahkemenin takibin durdurulmasına yönelik bir karar olmamasına rağmen mağdur edildiklerini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla en azından teminat bedeli icra kasasında kalacak şekilde ara kararın değiştirilmesini talep ettiklerini, ayrıca hali hazırda davacı borçlunun tebligatın usulsüzlüğüne yönelik itirazı üzerine Antalya İcra Mahkemesi ... E. Ve ... K sayılı ilamı ile davacının davasını reddedildiğini, davanın usulden reddini ve %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Tarafların ticari defterlerine göre fatura kaydı bulunmadığı gibi davalının fatura düzenleyerek davacı şirkete tebliğ edilmediği de görülmüştür. Bu nedenle sözleşme gereği davalı şirket edimini ifa etmemiş olmakla davacının borçlu bulunmadığı kanaatine varılmış, davalı tarafa yemin delili hatırlatılmış ancak verilen kesin süre içerisinde yemin deliline başvurulmadığı anlaşılmakla davanın kabulüne, davalının kötüniyetli olarak takip yaptığı ispat edilemediği görülmekle kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...." şeklindeki gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme kararının usuli hatalarla dolu ve haksız olduğunu, mahkemenin gerekçesinde, "organizasyonun gerçekleştirilmediği tarafların kabulündedir" demekle maddi hata yaptığını, organizasyonun gerçekleştiğinin haberlere bile konu olduğunu ve taraflarınca dosyaya fotoğrafların sunulduğunu, müvekkilinin sözleşmeye uygun olarak tüm sorumluluklarını fazlasıyla yerine getirdiğini, mahkemenin 02/06/2021 tarihli duruşmada oluşturduğu ara karar ile yemin deliline dayanıp dayanmadıkları hususuna ilişkin taraflarına beyanda bulunmaları amacıyla iki hafta kesin süre verdiğini, katılamadıklarından duruşma zaptının taraflarına 03/06/2021 tarihinde e-tebliğ olarak geldiğini, 07/06/2021 tarihinde sürelerinin başladığını, 21/06/2021 tarihinde beyanda bulunulduğunu, yani yasal sürenin son günü beyanda bulunmuş olmalarına rağmen süresinde beyanda bulunmadıklarının belirtildiğini, bu durumunda sehven yazıldığını düşündüklerinden gerekli açıklamayı beyan dilekçesi ile yapmış olsalar da mahkemece dikkate alınmadığını, süresinde yemin deliline dayanacaklarını zaten bildirmiş olduklarını, kaldı ki yemin deliline kadar bir çok başka delili de dosyaya sunduklarını, zorunlu arabuluculuğa başvurulmadığından davanın usulden reddi gerektiğini, davacının kötü niyetli olduğunu ve müvekkilini zarara uğrattığını, davacının davada hukuki yararının olmadığını, ispat külfetinin davacıda olduğunu beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2006, s. 302).Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233 ).
İstinaf incelemesine konu dava dosyasına bakıldığında, taraflar arasında hukuki ilişkinin olduğu açıktır. Dava dilekçesinde, davacı vekili, taraflar arasındaki tek ilişkinin "organizasyon hizmet sözleşmesi" olduğunu ifade ederek, bu hususu doğrulamaktadır. Ancak, davacı anılan bu sözleşmenin sonucu itibari ile gerçekleşmediğini ileri sürmektedir. Davalı taraf, dosya kapsamına göre, organizasyonun gerçekleştiğini ve bu sözleşmeden dolayı alacaklı olduğunu ispatlamalıdır.
İlk derece mahkemesince tarafların ticari defterlerinin incelenmesi yönünde ara karar kurulmuştur.
Davacı ticari defterlerinin incelenmesi sonucu düzenlenen 30/03/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle; ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, icra takibi ve dava tarihi itibariyle, davalı taraf ile ticari ilişkinin olmadığı, davalı tarafça düzenlenen bir faturanın kayıtlarında yer almadığı, davacının, 2019 eylül dönemine ait BA formunda, icra takibinin dayanağı olan 25/09/2019 tarihli diğer açıklamalı 86.868,78 TL (asıl alacak) tutarında bir beyan bulunmadığı belirtilmiştir.
Davalı ticari defterlerinin incelenmesi sonucu düzenlenen 18/02/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle; ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, davalı tarafından davacıya bir fatura düzenlenmediği, ticari defterlerinde ise sözleşmeye istinaden 86.868,78 TL alacağı için bir tahakkuk kaydı yaptığı, yevmiye defterinde 86.868,78 TL alacaklı şeklinde tek düzen hesap planına uygun bir muhasebe kaydının görüldüğü, her hangi bir tahsilat kaydına rastlanmadığı, davalının inceleme esnasında dayanak belge olarak sunduğu hesap ekstresinde 86.868,78 TL alacaklı olduğunun görüldüğü belirtilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının gerekçesinde, organizasyonun gerçekleştirilmediği hususunun tarafların kabulünde olduğunu belirtmesi dosya kapsamına uygun değildir. Davalı taraf organizasyonun gerçekleştirildiğini ileri sürmektedir. Mahkemece, davalının bu yönde sunduğu bilgi ve belgeler, deliller tam olarak incelenmemiştir. Yine, dosyada davalı tarafça sunulan e-posta kayıtlarına yönelik bir değerlendirme (delil başlangıcı vs. yönünden) de yapılmamıştır. Ayrıca, sözleşmenin 4'üncü maddesi gereği delil değerlendirilmesine esas olacak şekilde, davalının savunmalarında geçtiği üzere, davacı ticari defterlerinin incelenmesinde, ...'dan (... Derneği) yapılan bir tahsilat olup olmadığı, bunun dayanağı ve taraflar arasındaki sözleşme ile ilişkisinin olup olmadığı, var ise bunun uyuşmazlığa etkisi değerlendirilmemiştir. Davalının cevap dilekçesinde bildirdiği delilleri içinde, otel kayıtları da mevcut olmakla, bu hususta bir inceleme yaptırılmamıştır. Yargıtay kararlarında da bahsedildiği üzere, eksik inceleme ile hüküm verilemez.
Mahkemece, davacı ticari defterlerinde, ...'dan (... Derneği) yapılan bir tahsilat olup olmadığı, bunun dayanağı ve taraflar arasındaki sözleşme ile ilişkisinin olup olmadığı yönünde inceleme yapılması, davalının organizasyonun gerçekleştirildiğine yönelik savunmalarına dayanak delillerinin değerlendirilmesi, bu hususta otel kayıtlarının ve ... (... Derneği) kayıtlarının bilirkişi marifeti ile yerinde inceleme yetkisi de verilerek incelettirilmesi ve sonucuna göre davalının alacak hakkı olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde, esasen vergi hukukunu ilgilendiren yönü de bulunan, medeni usul hukuku anlamında ispat külfeti yönünden değerlendirilmesi gereken, sadece faturanın düzenlenmemiş olmasına ve yemin deliline dayanılmamış olmasına dayanarak, ret kararı verilmesi yerinde olmamıştır.
Davalı vekili, ayrıca, yemin deliline süresinde dayandıklarını bildirmelerine rağmen mahkemece dikkate alınmadığını, zaten yemin delilinden önce diğer delillerinin de değerlendirilmesi gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.
İlk derece mahkemesince, 02/06/2021 tarihli 4'üncü celsede, davalı vekilinin, cevap dilekçesinde yemin deliline dayandığı tespiti ile yemin deliline dayanıp dayanmayacakları konusunda beyanda bulunmak üzere iki haftalık kesin süre verilmesine, beyanda bulunulmaz ise bu delilden vazgeçmiş sayılacaklarının ihtarına karar verildiği, davalı vekili duruşmada hazır olmadığından, ihtarın duruşma tutanağının tebliği suretiyle yapılmış sayılacağının duruşma tutanağına geçirildiği anlaşılmaktadır. Uyaptan yapılan kontrolde, söz konusu ihtarı içeren duruşma tutanağının, UETS hesabına 03/06/2021 tarihinde yapıldığı, 07/06/2021 tarihinde tebligat alıcı tarafından açılmakla birlikte, 08/06/2021 tarihinde tebligatın tebliğ edilmiş sayıldığı, davalı vekilince 21/06/2021 uyap tarihli dilekçe ile süresinde yemin deliline dayanacaklarının bildirildiği anlaşılmaktadır. Mahkeme tarafından ise, 09/09/2021 tarihli 5'inci celsede, davalı vekiline verilen kesin sürede yemin deliline dayanacaklarını bildirmedikleri, dilekçenin 02/09/2021 tarihli olduğu duruşma tutanağına geçirilmiştir. Uyap sisteminden yapılan kontrolde, 02/09/2021 tarihli dilekçenin davacı vekili tarafından verildiği ve içeriğinde davalının yemin edeceklerini beyan ettiği dilekçeye karşı beyanlarını içerdiği anlaşılmaktadır. Esasen, 02/09/2021 tarihli dilekçe içeriği de davalı vekilinin yemin deliline dayanacakları yönünde dilekçe verdiğini doğrulamaktadır.
Davalı vekilince verilen 21/06/2021 uyap tarihli dilekçede yemin deliline dayanacakları bildirilmiş ancak yemin delili niteliğine, davacı vekilinin, 02/09/2021 tarihli dilekçesinde haklı olarak belirttiği üzere, kanuna aykırı anlam verilerek, müvekkilinin her şeyi anlatacağı beyan edilip mümkün ise talimat yolu ile duruşmaya katılması talep edilmiştir. İspat yükü altında bulunan tarafın başvurabileceği delillerden biri de yemin delilidir. Yemin, taraflardan birinin davanın çözümlenmesine etkili olan bir vakıanın doğru olup olmadığı hakkında kanunun belirlediği şekilde mahkeme (hakim) önünde beyanda bulunmasıdır. Bir başka deyişle; Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK). Medeni Usul Hukukumuzda yemin delili kesin delil niteliğindedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2015/22-2376 Esas, 2019/370 Karar) Somut olayda da davalı yemin deliline dayanmakla, kabul ederse, karşı taraf olan davacı (temsilcisi) yemin edecektir. Davalı vekili, bu hususta yanılgılı beyanda bulunmuş olsa da sonuç olarak, yemin deliline dayandığını beyan etmiştir.
Mahkemece, verilen kesin sürede, davalı taraf, yemin deliline dayandıklarını bildirmelerine rağmen, mahkemenin süresinde beyanda bulunmadıkları gerekçesiyle, yemin deliline davalının dayanmadığına ilişkin kabulü yerinde değildir. Ayrıca, kabule göre de, yemin delili, son olarak başvurulması gereken bir kesin delildir. Yukarıda da bahsedildiği üzere, davalının delilleri dosyada tam olarak toplanmamıştır. Taraf delilleri değerlendirilip sonuca ulaşılmadığı taktirde bir yerde son çözüm şekli (çare) olarak yemin delili gündeme gelebilir. Tüm delilleri toplanmadan, davalıya yemin teklif etme hakkını kullanması yönünde kesin süre verilmesi de hukuka uygun değildir.
Davalı vekili, davanın zorunlu arabulucuk başvurusuna tabi olduğunu, dosyada böyle bir başvuru olmadığından, davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini öne sürmüştür.
Dava menfi tespit davasıdır ve dava tarihi, 21/10/2020'dir.
7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 31'inci maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesine göre; TTK'nın, 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 31'inci maddesi ile maddenin birinci fıkrasında yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilmiştir. Ancak, bu maddenin yürürlük tarihi, 01/09/2023 tarihidir. Dava tarihinde, bu madde yürürlükte değildir. Yürürlük tarihinde önceki dönemde, Yargıtay 19. HD., ... Esas, ... Karar sayılı, 04.06.2020 Tarihli, "Bölge Adliye Mahkemeleri'nin Kesin Nitelikteki Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesine Yönelik" vermiş olduğu ilamda; ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığına ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığına karar vermiştir (Benzer yönde Yargıtay 11. HD., 2020/4396 E, 2021/3198 K; 2020/6050 E, 2021/4519 K). Bu nedenlerle, dava tarihi itibariyle, somut uyuşmazlık zorunlu arabuluculuk başvuru şartına tabi olmamakla, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde değildir.
Davalı vekili, davacının hukuki yararının olmadığını da istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması anlamına gelir. Davacının dava tarihi itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. Hukuki yarar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-h maddesi gereğince dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir (Emel Hanağası: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 19-21). Bir davada menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Hakan Pekcanıtez; Medeni Usul Hukuku, C.II, İstanbul 2017, s. 946-949).
Bir kimsenin, gerçekte var olmayan bir borç nedeniyle hâlihazırda icra tehdidi altında olması veya icra takibine maruz kalması, hukuki durumunun bu sebeple zararına yol açacak düzeyde belirsizlik içinde olması hâlinin, böyle bir borcunun bulunmadığına dair bir hüküm ile ortadan kaldırılabileceği durumlarda menfi davası açmakta hukuki yararın mevcut olduğu kabul edilebilir (Yargıtay HGK, 2021/11-479 E, 2023/492 K).
İstinaf incelemesine konu dosyaya bakıldığında; davacı tarafça tedbir talebinde bulunulduğu, mahkemece, teminat karşılığında, icra veznesine girecek paranın davalıya ödenmemesine karar verildiği anlaşılmıştır. 09/09/2021 tarihli celsede, davacı vekilinin beyanından da, mallarının haczedilmesinin veya satılmasının durdurulabilmesi için, alacağın tamamını karşılayacak miktarda paranın nakit olarak icra dairesine yatırıldığı anlaşılmaktadır. Davacının, takip konusu borcu, rızaen, ihtirazi kayıtsız ödediğine ilişkin bir bilgi ve belge dosyada mevcut değildir. Tedbir almak için yapılan teminat amaçlı ödeme ise bu anlama gelmez. Bu nedenle, davacının, iş bu menfi tespit davasını açmakta hukuki yararı mevcuttur. Davalının bu yöne ilişkin istinaf sebepleri de yerinde değildir.
Sonuç olarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile şu aşamada kötü niyet tazminatı, masraf ve vekalet ücretine ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,
2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 09/09/2021 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde davalıya İADESİNE,
5-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA,
6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE,
8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi.
...