T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANTALYA 1.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 15/12/2022
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit
KARAR TARİHİ: 27/04/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 12/05/2026
Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15/12/2022 tarih ve .... Esas ....Karar sayılı dosyası üzerinden istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dairemize intikal eden dosya incelendi;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine alacaklısı davalı ..., borçluları davacı ... ve .... olan 04/03/2016 tanzim tarihli 14.03.2016 ödeme tarihli 35.594,60 TL bedelli bonoya dayalı Antalya 9. İcra Müdürlüğü' nün ....Esas sayılı dosyası ile icra takibine başlandığını, müvekkilinin psikolojik sorunları olduğunu ve ilaçlar kullandığını, suistimale elverişli bir yapısı bulunduğunu, müvekkilinin evlenmek amacıyla ....ile konuşmaya başladığını, 10 gün telefonda konuştuklarını, ....' ın kendisini zengin evlenmek isteyen birisi olarak tanıttığını, daha sonrasında isminin ....olduğunu öğrendikleri bir şahsın, müvekkilinin evine gelerek evlenmek istediğini, ancak müvekkilinin annesinin bu duruma onay vermediğini, bunun üzerine müvekkilinin kimseye haber vermeden evden ayrıldığını, ... ve ....isimli şahısların davacıyı rent a car işi yapan davalı ...' ın yanına götürdüğünü, müvekkiline araba alma vaadi ile evraklar imzalattıklarını, müvekkiline yine ....Bankası' nda bulunan hesaptan 4.280,00 TL çektirdiklerini, şahıslar ile ilgili olarak Alanya Cumhuriyetbaşsavcılığı' na suç duyurusunda bulunduklarını, davalının müvekkilinden aldığı bonoyu aldatarak, davacının iradesinin sakatlanarak aldığını, müvekkilinin psikolojik rahatsızlığı nedeniyle işlem yapma ehliyetinin bulunmadığını, davalı ile müvekkili arasında bono vermesini gerektirecek bir ticari ilişki olmadığını belirterek Antalya 9. İcra Müd.' nün .... E sayılı dosyasına konu bonodan müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ... ve .... isimli şahsın müvekkiline ait aracı kiraladığını ve bu araçla kaza yaptıklarını, 04/03/2016 tanzim tarihli bononun ödenmemesi nedeniyle 23/03/2016 tarihinde icra takibi başlattıklarını, 07/05/2016 tarihinde davacının kendisinin vesayet altına alınması için Alanya 2. Sulh Hukuk Mahkemesi' ne başvurduğunu, bu nedenle Alanya Devlet Hastanesi'nden alınan 16/06/2016 tarihli raporda davacının akli dengesinin yeterli olduğunun, kendi işlerini görebileceğinin, yardıma muhtaç olmadığının, vasi tayinini uygun olmadığının belirtildiğini, davacının davaya konu bononun tanzim tarihinde hukuki ehliyeti olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İSTİNAFA KONU KARAR:Mahkemece yapılan yargılama sonucunda;
"Davanın REDDİNE, " karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; vekil edenin UYAP sorgu ekranında da görüleceği üzere kısıtlandığını, ayrıca vekil edeninin dolandırıcılık iddiasıyla bulunduğu suç duyurusu nedeniyle Alanya 1. Asliye Ceza Mahkemesi ... Esas sayılı dosyada kamu davası açıldığını ve davanın halihazırda devam ettiğini, yerel mahkemede, davalının derdest olan davada cevap dilekçesi sunmadığını, ayrıca davalının usulen geçerliliği olmayan ıslah dilekçesinde de hangi savunma sebeplerini ıslah ettiğinin de belli olmadığını, daha öncede beyan ettikleri üzere vekil edeni ...'in fiiil ehliyetine sahip bulunmadığını, söz konusu bononun anlam ve sonuçlarını bilmediğini, davalı tarafından dosyaya sunulan ... plakalı aracın sözleşmesinde dönüş tarihi 04/03/2016 iken daha sonra "0" çizilerek "1" yapıldığını ve 14/03/2016 tarihinin dönüş tarihi olarak yapıldığını, buradaki düzeltmede müvekkilinin imzası bulunmadığını ve müvekkilini ilgilendirmediğini, söz konusu kazada iddia edildiği gibi davalının bir zararı bulunmadığını, sunulan evraklarda ... plakalı aracın kazaya ilişkin zorunlu sigortası ... Sigorta A.Ş'nin bir rucu ettiği iddia edilen alacağın hem miktar olarak çok az olduğunu, hem de bu icra takibinin tarafının davalı ... değil, dava dışı ... olduğunu, davalının 09/03/2018 tarihinde olan kaza için sözde 04/03/2016 tarihinde bono düzenlendiğini, davalının ileri sürdüğü vakıaları ispat edemediğini, yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLER:Dava; icra dosyası, bono örneği, ATK raporu ve tüm dosya kapsamı.
GEREKÇE:Dava, davacının avalist(kefil) olarak imzaladığı bonoya dayalı olarak başlatılan icra takibinde borçlu olunmadığının tespiti istemine yönelik olup, mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır.
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince; istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.
Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denilmektedir. (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346).
Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
Kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de mevcuttur; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 201. maddesinde "Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz" hükmü düzenlenmiştir.
Senede karşı ileri sürülen hukukî işlemlerin senetle ispatı zorunludur (HMK m. 200). Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukukî işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir.
Somut olay kapsamında yapılan değerlendirmede; yerleşik Yargıtay İçtihatlarında ve öğretide de kabul edildiği gibi, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Yinelemek gerekirse "bedel kaydı" kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında Kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması, şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel defi nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır.
Bonoda kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı "malen" kaydıyla ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı "nakten" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin ta'lili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedi ta'lil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. Senette borcun nedeni "mal" ya da "nakit" olarak belirtilmişse, tarafların yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, lehine olan senet karinesi çürümüş sayılacak, bunun sonucu olarak da, iddiası paralelinde ispat yükünü de üstlenecektir. Buna senedin ta'lili denmektedir. Bu anlamda ta'lil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 700. maddesine göre aval poliçede yazılı bulunan borcun kısmen veya tamamen teminat altına alınmasını sağlayan bir nevi kefalettir. Bu kefaleti veren şahsa, aval veren denir (Bozer A./Göle C.: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2017, s. 161).
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 700. maddesinin 2. fıkrasına göre aval, üçüncü bir kişi veya poliçede imzası bulunan başka bir kişi tarafından da verilebilir. Bu şekilde poliçe borçlularından biri lehine aval verilmek suretiyle poliçenin ödenmesi güvence altına alınacağından o poliçenin tedavülü kolaylaştırılmış olur (Bozer/Göle, s. 161 ).
Türk Ticaret Kanunu’nun avalin şekline ilişkin 701. maddesi;
“(1) Aval şerhi, poliçe veya alonj üzerine yazılır.
(2) Aval “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve aval veren kişi tarafından imzalanır.
(3) Muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır.
(4) Kimin için verildiği belirtilmemişse aval, düzenleyici için verilmiş sayılır” şeklindedir.
Bu düzenlemeye göre poliçenin ön yüzünde avale ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmaması ancak imzanın bulunması hâlinde, muhatabın veya düzenleyenin imzaları dışında poliçenin ön yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. Poliçenin ön yüzüne atılan aval şerhinin kimin için verildiği belirtilmez ise aval düzenleyici için verilmiş sayılır.
Avale ilişkin hükümler TTK’nın 778. maddesinin 3. fıkrası gereğince bonolar hakkında da uygulanır. TTK’nın 776. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ile aynı Kanunun 778. maddesinin atfı ile uygulanması gereken TTK’nın 701. maddesi birlikte değerlendirildiğinde bononun geçerli olması için tek imza yeterlidir ve senet ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır. Ne var ki, poliçenin ön yüzüne düzenleyen tarafından iki imza atılmış olsa dahi, bu imzalar TTK’nın 700. maddesine göre aval olarak kabul edilemez. Ancak, keşideciden başka bir kişi tarafından aval veya benzeri sözler kullanılarak imzalanmışsa aval olarak sayılır.
Aval verenin borcu bağımsız bir borçtur, bir diğer ifade ile feri nitelikte değildir. Aval ile teminat altına alınan borç geçersiz olsa bile, aval verenin sorumluluğu devam eder. Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin taahhüdü geçerlidir. Yani lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile, aval veren bu geçersizliği ileri süremez. Lehine aval verilenin mevcut olmaması, ehliyetsiz olması ya da imzasının sahte olması hâlinde de aval verenin sorumluluğu devam eder. TTK’nın 702. maddesinin 2. fıkrası gereğince aval veren, sadece kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliğini ileri sürebilir (20.04.2018 tarihli ve 2017/4 E., 2018/5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.10.2020 tarihli ve 2017/12-268 E., 2020/729 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki davada, davacının aval veren(kefil) olarak imzalamış olduğu bononun, keşidecisinin dava dışı .... , lehdarının ise davalı ... olduğu, keşideci ile davalı arasında hukuki bir ilişkinin bulunmadığı, davacının bononun düzenlendiği tarihte fiil ehliyetinin bulunmadığı ve hile ile imzalattırıldığı iddialarının bulunduğu, mahkemece ATK'dan aldırılan rapor doğrultusunda, davacının dava konusu bononun düzenlendiği tarih itibariyle fiil ehliyetine haiz olduğunun anlaşıldığı, bononun hile ile imzalatıldığı hususunun da ispatlanamadığı, aval veren konumundaki davacının dava konusu bonoda yazılı borçtan sorumlu olacağı hususları göz önünde bulundurulduğunda; ilk derece mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,
2-Alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 427,60-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 304,40-TL'nin istinaf kanun yoluna başvuran davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,
3-Yapılan istinaf yargılama giderlerinin istinaf kanun yoluna başvuran davacı üzerinde bırakılmasına, bakiye istinaf gider avansının talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran davacıya iadesine,
4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27.maddesi ile aynı kanunun 359/4 maddesi uyarınca kararın Dairemizce taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 04/06/2025 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanununun 20.maddesi ile 6100 Sayılı HMK'nın Ek 1.maddesinin 2.fıkrasında parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınacağına dair yasal değişikliğin yapıldığı, usule ilişkin bu düzenlemenin HMK'nın 448. maddesi uyarınca kanunun yürürlük tarihi olan 04/06/2025 tarihinden sonra verilen kararlar yönünden uygulanması gerektiği, göz önünde bulundurularak, dava tarihi itibariyle (2016) temyiz kesinlik sınırı dikkate alındığında HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde verilecek dilekçe ile temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.27/04/2026
...