(5237 S. K. m. 62, 103) (5271 S. K. m. 223, 231, 280)
Yukarıda açık kimliği yazılı sanık hakkında Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının 07/10/2016 gün ve 2016/8524 esas sayılı iddianamesiyle açılan kamu davası üzerine, yapılan yargılama sonunda Denizli 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/301 Esas ve 2017/29 Karar sayılı kararına ilişkin istinaf başvurusu yapılması üzerine,
Dairemizce duruşma açılmasına karar verilmesi sonucunda;
Gereği düşünüldü;
Sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılması talebiyle Denizli 4. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasının yargılamasında;
Sanık M. Ö. ilk derece mahkemesinde alınan savunmasında; 20 yıldır Denizli'de çalıştığını, 22 yıllık hekim olduğunu, 2015 Nisan ayından beri de Sarayköy'de aile hekimi olduğunu, olayla ilgili olarak, mağdurun annesiyle birlikte ilk kez 26/04/2016 tarihinde aile hekimi olması münasebetiyle kendisine müracaat ettiklerini, müracaatları sırasında odada beraber çalıştığı ebe E. C.'in olduğunu, mağdurun sıkıntısını ilk kez annesinin anlatmaya başladığını, kızının içine kapandığını, odasından hiç çıkmadığını, kimseyle konuşmak istemediğini, birşey söylendiğinde hemen parladığını ifade ettiğini, bu sırada çocuğun annesinin sözünü kestiğini ve kendisinin konuşmak istediğini söylediğini, kendisinin aslında neşeli biri olduğunu, içine kapalı birisi olmadığını, son zamanlarda böyle olmaya başladığını söylediğini, bunun sebebini sorduğunda, ailesinin kendisi üzerinde çok baskısı olduğunu, özellikle babasının, abisinin kendisini sürekli kısıtladığını söylediğini, hatta müdahalede bulunarak annesi yanında olduğu için rahat konuşamıyorsa kendisi ve annesiyle ayrı ayrı ebe hanım da varken görüşebileceklerini söylediğini, mağdurenin gerek olmadığını kendisinin anlatabileceğini ifade ettiğini, ailevi sıkıntılarından dolayı kendini kötü hissettiğini, hayattan zevk almadığını, yaşamanın ona ağır geldiğini ifade ettiğini, özellikle adet döneminde sıkıntılarının daha çok olduğunu söylediğini, bunun üzerine mağdurenin yaşı gereği ergenlik döneminde olduğundan, kendi büyük kızının da yaşadığı ergenlik problemlerinden dolayı edindiği tecrübe ile ona telkinlerde bulunmaya başladığını, hiçbir ailenin kendi çocuğu için kötü birşey istemeyeceğini söylediğini, ailesinin hissettiği baskılarının onu korumacı bir tavırla yapıldığını dile getirdiğini, olaylara farklı açılardan bakmasını, gerekirse kendisini anlayan dinleyen bir arkadaşıyla paylaşmasını, böylelikle farklı bir bakış açısı geliştirebileceğini söylediğini, mağdurun "yaşamak dahi istemiyorum, hayattan hiçbir zevk almıyorum" demesi üzerine kendisine düşük dozlu bir antidepresan ilaç yazdığını, adet dönemlerinde rahat geçirmesi amacıyla da bir ağrı kesici ilaç yazdığını, kendisiyle konuşma dışında fiziki bir muayenesinin olmadığını, bu ilaçları kullanmasını, ilaçlar bitince tekrar görüşebileceklerini söyleyerek muayeneyi sonlandırdığını, bu olaydan kısa bir zaman sonra 04/05/2016 tarihinde bu sefer yalnız olarak geldiğini, sabah saatleri olduğunu, polikliniğin yoğun olduğunu, konuşmak istediğini söylediğini, yoğunluktan dolayı zaman ayıramayacağını, daha sonra gelmesini söylediğini, öğleden sonra tekrar geldiğini, 1 hafta önceki reçeteyi kaybettiğini, ilaçları almadığını, kendisine bulunduğum telkinlerden istifade ettiğini söylediğini, hatta tekrar konuşmak için geldiğini söylediğini, kendisinin 1 hafta içerisinde söyleyeceklerinin çok fazla değişmeyeceğini söylediğini, ilaçları alması için tekrar aynı reçeteyi düzenlediğini, yine fiziki bir muayenesi olmadığını, ikinci geldiğinde sabah ebe hemşirenin yanında olduğunu ama öğleden sonraki dilimde yanında olup olmadığını hatırlamadığını, 02/08/2016 tarihinde tekrar müracaat ettiğini, müracaatı sırasında aradaki dönemde bir psikiyatriste gittiğini, psikiyatristin ona ilaç verdiğini, ilacı kullanınca kendisini iyi hissettiğini, şu an bu ilacı kullanmayı bıraktığını, kendini kötü hissettiğini, nefes almakta zorlandığını, "boğazımı sıkıyorlarmış" gibi hissediyorum dediğini, ilacı keşke bırakmasaydın dediğini, "nefesim daralıyor bunun ilaçla ne alakası" var dediğini, bu tip gerginlik, depresyon durumlarında kişinin kendini farklı hissedebileceğini söylediğini, bu muayenede ebe hemşirenin yanında olup olmadığını hatırlamadığını, kendisinin tekrar psikiyatriste gitmesini söylediğini, psikiyatristin verdiği ilaçla nefes alamadığını, onun bu konuda kendisine yardımcı olamadığını söylediğini, kendisine yine aynı şeyleri söylediğini, mağdurun kendisini muayene etmeden nereden biliyorsunuz nefesimle ilgili sıkıntım olmadığını dediğini, kendi çalışma ortamlarında vatandaşların sürekli Sağlık Bakanlığını arayıp doktor bize bakmadı, muayene etmedi şeklinde şikayetler olduğunu, böyle bir durum oluşmasın diye düşündüğünü, peki sırtını aç muayene edelim dediğini, akciğer seslerini dinlediğinde herşeyin normal olduğunu, bu nedenle herhangi bir ilaç önermediğini, tekrar psikiyatri ile görüş dediğini muayeneyi sonlandırdığını, mağdurun sırtını dinlediğinde bir ebe ve bir doktor olarak çalışmakta olduklarını, o sırada ebenin yanlarında olup olmadığını tam olarak hatırlamadığını, 08/08/2016 tarihinde tekrar sinirli bir şekilde mağdurun odaya girdiğini, "geçen geldiğinde bana birşeyin yok dediniz ama ne oldu biliyor musunuz" dediğini, "hayırdır noldu" dediğinde kendisinin kötü olduğunu ve hastaneye acile götürdüklerini söylediğini, ne bulgularla geldin diye sorduğunda, orada EKG nin çekildiğini, onların da herhangi birşeyi olmadığını söylediğini, kalbinde çarpıntısının olduğunu, nefes alamadığını, kimsenin onunla ilgilenmediğini söylediğini, ailesinin sıkıntılarının artarak devam ettiğini söylediğini, abisinin yakında düğününün olduğunu, düğününe dahi gelmesini istemediğini, onu hiç kimsenin sevmediğini söylediğini, muayene sırasında ebe hanımın yanlarında olduğunu, ebe hanımın yan tarafta dolaplarından sigara almaya yöneldiğini, dışarı çıktığını, bu esnada çocuğun yine imam hatipte okuduğunu, ama burada okumak istemediğini, doktor olmak istediğini ama bu gidişle doktor olamayacağını, hiç kimsenin onu önemsemediğini söylediğini, kendisinin tekrar psikiyatriste gitmesini önerdiği için "gittin mi" diye sorduğunda, "gitmedim" dediğini, psikiyatristin kendisine yapabileceği hiç birşey olmadığını söylediğini, "beni anlayan dinleyen siz varsınız" dediğini, kendisinin de yapabileceklerinin sınırlı olduğunu, problemin onu aştığını söylediğini, "kalbim ağrıyor siz beni muayene dahi etmiyorsunuz" dediğini, onu hemen savuşturduğunu söylediğini, yan taraftaki görevli doktor arkadaşın ebesinin aşı barkodlarını almak için odaya girdiğini, dışarıdan hastaların hadi artık diye sözler söylediğini duyduğunu, kendisinin muayeneyi sonlandırmak istediğini, tekrar psikiyatriste gitmesi gerektiğini kendisinin yapacak birşeyi olmadığını söylediğini, siz beni muayene dahi etmediniz dediğini, "ölse gitse kimsenin umurunda olmayacağını" söylediğini, "peki şikayetin nedir" dediğini, çarpıntısının olduğunu söylediğini, kalbini dinlemek için sedyeye uzandığını, gömleğinin birkaç düğmesini açtığını, steteskop ile kalbinin dinlenmesi gereken noktaları steteskop ile dinlediğini, herhangi bir anormallik olmadığını, bu sırada ebe hemşirenin olmadığını, daha önceden psikiyatristin kullandığı ilacı sistemden bakarak gördüğünü, o ilacın yarım dozunu, bir tane de çarpıntı ilacı ekleyerek reçete düzenlediğini, kendilerinin de bu ilaçları yazabildiklerini, tamam artık dediğini, mağdurun ne olacağım nasıl olacağım diye sürekli odada kalmak ister bir görüntüsü olduğunu, hastalarının çok olduğunu söylediğini, yeterince ona zaman ayırdığını söylediğini, yerinden kalkarak kapıya doğru yönlendirmek istediğini, o esnada yine "ben kimsenin umurunda değilim" dediğini, "ölsem sanki herkes mutlu olacak, doktor da ilgilenmiyor, size güveniyordum, siz de ilgilenmiyorsunuz" dediğini, kendisinin de psikiyatriste gitmesinin daha iyi olacağını söyleyerek omzundan kapıya doğru yönlendirdiğini, sadece kendisinin omzunu tuttuğunu, bu esnada ne yapıyorsunuz dediğini ve dışarı çıktığını, dışarıda çok bir zaman geçmediğini belki 15-20 saniye sonra bağırmaya başladığını, "doktor beni öptü, taciz etti" diye bağırmaya başladığını, bu esnada kendisinin de dışarı çıktığını, yan taraftaki odalarında acil müdahalede odalarındaki A.hanımın çocuğu o odaya aldığını gördüğünü, "ne yapıyorsun sen dediğinde" kendisine tekrar bağırdığını, kendisinin de tekrar odasına geçtiğini, olaylara anlam veremediğini, kayıtlarından ailesinin telefonunu bulduğunu, annesini aradığını, annesine "burada bir takım olaylar oldu yakındaysanız gelin" dediğini, annesinin ne olduğunu sorduğunu, "H. olay çıkardı gelin" dediğini, annesinin "o sizi seviyordu nasıl böyle birşey yaptı" dediğini, "bıktım bu kızın davranışlarından" dediğini, kendisinin de sağlık ocağına gelmesini söylediğini, annesinin sağlık ocağına geldiğini, yan tarafta isminin M. olduğunu öğrendikleri bir bayanla geldiklerini, annesinin kızının bu tip davranışlarının olabildiğini, psikolojik tedavi gördüğünü söyleyerek, "sizden bu nedenle özür dileriz" dediğini, "Sarayköy küçük yer bu tip olayların duyulması hoş olmaz" dediğini, kendisinin de kendi açısından da hoş olmayacağını söylediğini, böyle kalsın bu olay dediklerini ve ayrıldıklarını, kendisinin hekimlik görevi dışında herhangi bir fiilde bulunmadığını ifade etmiştir.
Mağdur H. D. ilk derece mahkemesinde alınan beyanında; kendisinin lise 2. sınıfa gittiğini, kendisinin aslında aile hekiminin M. Ö. olmadığını, sürekli kalbinin sıkıştığını, bu nedenle annesiyle birlikte doktora gittiğini, kendi aile hekiminin A. Bey olduğunu, annesiyle gittiğinde A. Bey'in izinde olduğunu öğrendiklerini, M. Ö.'a gitmelerini söylediklerini, annesiyle gittiklerini, muayene olduğunu, ilaç yazdığını, kalbinin ağrıdığını söylediğini, 8.sınıftan beri kalbinin ağrıdığını söylediğini, kendisinde panik atak olduğun, önceki doktorunun teşhis ettiğini, annesinin doktor beye "benim kızım çok sinirleniyor, önereceğiniz birşey var mı" dediğini, orada biraz konuştuklarını, kendisinin ara ara canı sıkıldığında gelmesini aile hekimleri olduğunu, yanına gidip konuşabileceğini söylediğini, ebenin bu sırada yanlarında olduğunu, ilk gittiklerinde kalbinin sıkışması konusuyla ilgili bir muayene yapmadığını, ilaç da yazmadığını veya psikiyatriste gidin diye bir tavsiyede de bulunmadığını, ilk muayenenin böyle bittiğini, ikinci muayene için kendisine çarşamba günü gel konuşuruz dediğini, ikincisinde de annesinin yanında olduğunu, A. Bey'in izinden dönüp dönmediğini bilmediğini, M. Ö.'ın yanıma gel konuşuruz dediği için yanına gittiğini, ikinci muayenede neler olduğunu hiç hatırlamadığını, annesinin yanında olduğunu, ebenin de yanlarında olduğunu, üçüncü muayene tarihini hatırlayamadığını, annesinin akrabasının öldüğünü, bu nedenle annesi olmadan kendisinin gittiğini, odada ebe olmadığını, bir önceki gün bayıldığı için korktuğu birşey mi oldu acaba diye doktora sormak istediğini, kendisini muayene ederken sırtını dinlediğini ve belini tuttuğunu, ebe hemşirenin bu sırada içeride olmadığını, birşeyin yok dediğini ve eve gönderdiğini, sesini çıkartmadan eve gittiğini, dördüncü muayenede ise kendisinin sivilcesi olduğu için ve karnının adet sancısından dolayı ağrıdığı için ilaç yazdırmaya gittiğini, dördüncüde kendisine ilaç yazdığını, arada kalbinin ağrıdığını söylediğini, kendisinin kalbini dinlediğini, çok iyi hatırladığını, gömleğini aç dediğini, o gün kendisinde gömlek olduğunu, biraz tedirgin olduğunu, ebenin odada olmadığını, kalbini iki dakika boyunca, olması gerekenden daha uzun bir süre dinlediğini, kendisinin sütyenimi çıkarmadığını, kendisine istiyorsan sütyeni çıkarabilirsin dediğini ama kendisinin çıkarmadığını, steteskopla göğsünün üzerine kadar dokundurarak göğsünü dinlediğini, o sırada eliyle başka bir yerine dokunup dokunmadığını hatırlamadığını, göğsünü sıkıp sıkmadığını hatırlamadığını, beşinci muayenede ilaç yazdırmaya 1-2 ay sonra kuzeniyle gittiğini, kuzeninin arkada telefonla konuştuğunu, kendisinin de arkasından geldiğini düşündüğünü, odaya girdiği zaman sedyeye oturduğunu, ebe hemşirenin olmadığını, izinli olduğunu, kendisinin sedyeye oturduğunu, yanına oturduğunu, yanağına makas attığını, sen ne kadar tatlı şeysin öyle dediğini, sonra kendisine sarıldığını, kendisinin de sedyeden indiğini, gelip bir daha sarıldığını, eliyle sırtına vurduğunu, gelip yanağından öptüğünü, ittirmeye çalıştığını, belinden tutup kendisine doğru çektiğini, sonra alnını falan öptüğünü, sonra dudağından öptüğünü, sonra kendisinin zaten odadan çıktığını, bağırdığını, öncesinde kapıyı kilitlemiş olduğunu, hemşirenin odaya girdiğini, kendisinin sedyenin üzerinde otururken hemşirenin girdiğini, hemşirenin içeri baktığını, doktor bey "kimse bizi rahatsız etmesin" dediğinde hemşirenin dışarı çıktığını, bunun üzerine gidip kapıyı kilitlediğini, kendisinin hatta olaylar olduktan sonra kapıyı açmaya çalıştığını, biraz zorlandığını, kendisinin kapıyı açmaya çalışırken kendisinin güldüğünü, kapıyı açar açmaz yanlış anladın demeye başladığını, kendisinin çığlık attığını, elinde gözlük olduğunu onu fırlattığını, dudağını yıkadığını, silmeye çalıştığını, hemşirelere polisi arayın diyerek bağırmaya başladığını, hemşirelerin "sen yanlış anlamışsındır senin yaşın küçük" demeye başladıklarını, sonra orada bulunan terzi bayanın geldiğini, kendisinin çığlık atınca geldiğini, doktorun o sırada dışarıya çıktığını, kendisinin bağırdığını "defol git" dediğini, ağlamaya başladığını, hatta kapısını kilitleyerek annesini aradığını, senin kızın beni yanlış anladı demeye başladığını, sonra da kendisinin yandaki terzide olduğunu, annesinin kendisini hiç görmeden doktora gittiğini, sonrasında annesinin doktordan özür dilediğini, kendi kızının sinirli olduğu gibisinden sözler söylediğini, kendisinin henüz annesine olayı anlatmamış olduğunu, sonradan olayı annesinin kendisinden dinlediğini, aradan 1,5-2 ay kadar zaman geçtikten sonra rehber öğretmenle konuyu paylaştığını, rehber öğretmenin tutanak düzenlediğini, olay hakkında bilgi verdiğini, kendisinin bu süre içerisinde sağlık ocağının önünden dahi geçmediğini, sanığın anlattığı olayları kabul etmemesi konusunda ise yalan söylediğini belirtmek istediğini, önceki ifadesinde göğsünü ellediği şeklinde söylemde bulunduğunu tam olarak hatırlamadığını, kendisinin bu olay olduktan sonra aslında pek birşey de hatırlamadığını, gözündeki herşeyin sonradan belirginleşmeye başladığını, doktor beyin ilk ilaçları yazdığı dönemde reçeteyi babasına verdiğini, cebine koyduğunu fakat pantolonu yıkanınca reçetenin silindiğini ilaçları alamadıklarını, sonradan doktordan tekrardan ilaçları vermesini söylediğini, aynı reçeteyi yine yazdığını, o ilaçların alındığını, ilaçların sadece sivilce kremi ve adet sancısı ilacı olduğunu, doktor beyin "psikiyatriste gerek yok gel konuşalım" diye kendisine söylediğini, bir kez psikiyatristle görüştüğünü onun da 8. sınıftayken olduğunu, doktor bey ile tanıştığı dönemden sonra Sarayköy Devlet Hastanesinde bir kez psikiyatrist ile görüştüğünü, sanıktan şikayetçi olduğunu, cezalandırılmasını talep ettiğini, davaya katılmak istediğini, doktorun eşi ve avukatının kendi okuluna gelerek hakkında bilgi istediklerini, kuzeninin de yanına gittiklerine, kendisinin bu durumdan çok rahatsız olduğunu, bu olaydan hiçkimsenin haberi yokken doktorun eşi yüzünden herkesin haberi olduğunu, Sarayköy'de okula dahi gidemediğini, şu an 5-6 gün kadar devamsızlığı olduğunu, doktorun eşinin her yerde aracı kişi koyduğunu, "söyleyin şikayetini geri çeksin" dediğini, anne ve babasının şikayetten vazgeçme konusunda onların görüşü olduğunu, onların kendisinin iyiliğini istediklerini, toplumsal baskı altında kaldığı için anne babasının şikayetinden vazgeçtiklerini düşündüğünü ifade etmiştir.
Müşteki K. D. ilk derece mahkemesinde alınan beyanında; aile doktorlarının M. Ö. olduğunu, kızı H.'ın ilk olarak "kalbim ağrıyor" dediğinde aile doktorlarıyla görüştüklerini, doktor kızını tedavi ettikten sonra, bu durumun psikolojik olabileceğini düşünerek sakinleştirici verdiğini, doktor M. Ö.'ın kızının psikoloğa gitmesine gerek yok haftada bir sefer yanıma gelsin, ben onunla görüşür, ona danışmanlık yaparım dediğini, 2016 yılı Temmuz ayında H. evdeyken anne kalbim sıkışıyor, doktora görünmem gerekiyor diyerek kuzeni F. ile sağlık ocağına gittiklerini, bir müddet sonra kendisini doktor M. Ö.'ın cep telefonuyla arayarak "K. hanım çabuk gel buraya, H. ortalığı birbirine kattı, Sarayköy küçük yer benim adımı çıkarmasın" dediğini, kendisinin hemen sağlık ocağına gittiğini, H.'ın kapının önünde titriyor olduğunu, kendisini görür görmez "anne" diye bağırarak kendisine sarıldığını, kızına hiç bir şey soramadan doktorun yanına gittiğini ve doktorla görüştüğünde, "bana bir şey yok K. hanım, H.'ın kalbini dinlemek için aleti kalbine koydum, birden bağırdı, bende niye bağırıyorsun H. dedim" şeklinde söylediğini, kendisinin bu olan bitene hiç anlam veremediğini, H. ile birlikte eve gittiklerinde, kızına ne olduğunu, açık açık kendisine anlatmasını istediğini, kızının da kendisine "anne doktor hemşiresini beni tedavi ederken dışarı çıkarttı, önce kalbime baktı, daha sonra kalk H. sen çok güzel ve tatlı bir kızsın" diyerek belini sardığını, yanağından öptüğünü, "noldu doktor" diye sorduğunu, onun da bu sefer dudağından öpmeye başlayınca kendisinin de bağırarak doktoru ittirdiğini, doktorda kapıyı kilitleyerek kendisini dışarı bırakmadığını söylediğini, daha sonra doktoru kendisini aradığı numaradan arayarak "lan sen ne biçim doktorsun, biz sana çocuğumuzu güvenerek tek başına senin yanına yolluyoruz, sen aile doktorusun, utanmaz herif" dediğini, kızının kendisine bu olaydan başka bir şey anlatmadığını, M. Ö.'dan kızına cinsel saldırıda bulunması sebebiyle şikayetçi olduğunu beyan ettiğini, kızının bir ay boyunca hep ağladığını, kızının genç kız olduğunu, bu nedenle kimse duymasın diye şikayetinden vazgeçtiğini ifade etmiştir.
Müşteki N. D. ilk derece mahkemesinde alınan beyanında; olaydan sanık tutuklandıktan sonra haberi olduğunu, olay hakkında hiçbir bilgisi olmadığını, ayrıntıyı mahkemede öğrendiğini, sanıktan şikayetçi olmadığını, intihar meselesi olayı için ise kızının tarım işine gittiğini, gündüz güneş yanmasından dolayı akşam aç karnına ilaç içtiğini, bu yüzden zehirlendiğini, intihar olayı olmadığını ifade etmiştir.
Tanık N. B. ilk derece mahkemesinde alınan beyanında; kendisinin Sarayköy Aile Sağlığı Merkezinin 5 Nolu biriminde ebe olarak çalıştığını, H. D.'i eski hasta olduğu için tanıdığını, Temmuz ayı içerisinde olayın olduğu anda üst katta olduğunu, bağırma sesi duyması üzerine aşağıya indiğini, H. D.'in A. Ç. bulunduğu odaya girmesiyle birlikte M. Ö.'ın da odadan çıkarak H.'ın arkasından gittiğini, H.'ın tekrar bağırarak M. Ö.'a hitaben yaklaşma bana diye bağırarak koridorun çıkışına doğru giderek yere düştüğünü, kendisinin A. ile birlikte H.'a müdahale etmeye çalıştığını, müdahale ederken sürekli "benim alnımdan ve dudağımdan doktor M. Ö. öptü" diye söylendiğini, H.'ın bunları söylerken de sürekli dudağını iki eliyle silip durduğunu, M. Ö.'ın H. D.'in yanına geldiğinde ise doktora hitaben "git seni görmek istemiyorum, seni şikayet edeceğim, seni mahvedeceğim" diye söylediğini ifade etmiştir.
Tanık A. Ç. ilk derece mahkemesinde alınan beyanında; Sarayköy ASM 3 nolu birimde enjeksiyon görevlisi olarak görev yaptığını, 2016 yılı yaz aylarında tam tarihini hatırlamadığı dönemde 15:00 sıralarında koridordan bağırma sesi duyduğunda odanın dışına çıktığında 15-16 yaşlarındaki bir kızın "bana dokunma beni elledi sen ne biçim doktorsun" gibi şeyler söylediğini, bunun üzerine sakinleştirmek için kendi odasına alıp elini yüzünü yıkarken doktor M. Ö.'ın geldiğini, bu sırada kızın kendi arkasına geçerek ve kolundan tutarak "abla bu adamla beni yalnız bırakma, korkuyorum" gibi şeyler söylediğini, bu sırada doktor beyin bir şey söyleyecek diye odadan çıkacağı sırada kızın bu şekilde söylemesi üzerine odada kaldığını, doktor M. Ö.'ın kızım sen beni yanlış anladın diye söylediğini, bunun üzerine kızın bir anda odadan dışarıya çıktığını, ASM girişinde kızın yere düştüğünü, yanına gidip kaldırdığını, ASM'deki banka oturttuğunu, H. isimli kızın kendisine "abla doktor beni öpmeye çalıştı, önce yanağımdan sonra dudağımdan öpmeye çalıştı" diye söylediğini ve sürekli bunları söylediğini, sonradan alnından da öpmeye çalıştı dediğini, bu sırada sürekli her iki eliyle dudağını sildiğini, kendisine "anne babana söyledin mi haber verdin mi" dediğinde, H.'ın yanında bulunan kızın herkese haber verdiğini belirttiği, bunun üzerine yanlarından ayrıldığını ifade etmiştir.
Tanık E. C. ilk derece mahkemesinde alınan beyanında; M. Ö. isimli şahıs ile birlikte 2015 yılı Nisan ayından beri Sarayköy ASM 3 nolu biriminde ebe olarak çalıştığını, kendisinin gebe, bebek ve aşıların girişlerini yapmak için M. Ö.'ın bulunduğu odadaki bilgisayarından bakanlığa bildirilmek üzere giriş yaptığını, aynı odada dosyalarının bulunduğunu, doktor bey ve hastayla bir ilgisinin olmadığını, odada bulunma sebebinin sadece kendi dosyalar ve girişlerini yapmak olduğunu, doktorun hastalarıyla ilgili bir yardımcısı olmadığını, poliklinikle ilgili bir ilgi ve görevinin de bulunmadığını, H. D. isimli şahsı daha önceden tedavi ve muayene amaçlı gelip gitmesi sebebiyle tanıdığını, olay günü bilgisayara giriş yaptığını ve odada olduğunu, duyduğuna göre kalp çarpıntılarının devam ettiğini, geçen günlerde kalbinin sıkıştığını, acil polikliniğine gittiğini, doktorun herhangi bir ilaç vermediğini, çarpıntısının devam ettiğini, doktor beyin de kızın şikayetini dinlediğini, işi bittiğinde odadan ayrılarak üst kata çıktığını, bir müddet sonra aşağıdan bağırma sesleri duyduğunu, merdivenlere doğru indiğinde H. isimli kızın olduğunu gördüğünü, çalışan arkadaşlarının kızla ilgilenmesi üzerine tekrar yukarıya çıktığını, neden bağırdığını bilmediğini, olaya herhangi bir şahitliğinin olmadığını, odadan çıkarken doktorun kapı kilitlemesini görmediğini, duymadığını, yukarı kata çıktıktan sonra kilitleyip kilitlemediğini bilmediğini, odadan ayrılıp yukarıya çıktıktan yaklaşık 15 dakika sonra kızın bağırdığını duyduğunu, 2016 yılı içerisinde okulların kapanma döneminde H. D.'in annesiyle birlikte geldiğini, annesinin doktora kızının sıkıntılarından bahsettiğini, kız anlatınca, doktor beyin konunun ayrıntılı olması, dışarıda bekleyen çok hastasının olduğunu için müsait olduğu bir gün gelip çözüm bulabileceklerini söylediğini, annesiyle birlikte odadan ayrıldığını, doktorun H. D.'in annesine "psikoloğa gerek yok, her hafta yanıma gelsin ben ona danışmanlık yaparım" gibi bir şey söylediğini hatırlamadığını, H. D. isimli şahsın 3 kez geldiğini bildiğini, ilki annesiyle birlikte gelişi, bu gelişinden bir iki hafta içerisinde kızın tek başına geldiğini, odaya girip çıkarken kızın doktorla görüştüğünü gördüğünü, ne konuştuklarını bilmediğini, sadece kızın sandalyede oturup konuşuyor olduğunu, herhangi bir muayene yaptığını görmediğini, son olarak da kızın bağırdığı günkü gelişi olduğunu, bunun haricinde de başka da görmediğini, H. ile doktor M. Ö. arasında herhangi bir fiziki temasa şahit olmadığını ifade etmiştir.
Tanık M. A. ilk derece mahkemesinde alınan beyanında; 2016 yılının yaz aylarında dükkanda bulunduğu sırada ağlama sesi duyduğunu, sağlık ocağı önünde bir kızın ağladığını ve yanında da hemşirelerin olduğunu, baktığında daha önceden tanıdığı H. D. olduğunu, dükkana getirip ne olduğunu sorduğunda kendisinin "M. Bey beni öptü, göğüslerimi elledi, beni taciz etti" diye söylediğini ve sürekli ağladığını, ellerini tuttuğunda da titrediğini, annesini çağırdığını, annesinin bu olayı kapatalım kimseye söylemeyelim kızım tedavi görüyor, doktordan da özür diledim dediğini ifade etmiştir.
Tanık S. E. ilk derece mahkemesinde alınan beyanında; telefonla öğrenmesi üzerine doktor beye ne olduğunu sorduğunda, onun da H. isimli kızın sürekli muayene olduğunu, ilaç aldığını, ilaç yazdırmaya geldiğini, kızın ağlamaya başladığını söylediğini ve kızı sakinleştirmeye çalıştığında da kızın odadan çıkıp gittiğini ve evin yan tarafında M. A.'ın işyerine gittiğini doktor beyin kendisine söylediğini, M. A.'ın işyerine gittiğinde kızın olmadığını ve kızı hiç görmediğini, M. A.'ın kendisine, kendi kızının arkadaşı olduğunu, kızın psikolojisinin bozuk olduğunu, tedavi gördüğünü ve böyle bir şey olacağına da inanmadığını söylediğini, annesinin de gelip konuyu kapatalım dediğini kendisine anlattığını ifade etmiştir.
Tanık F. K. ilk derece mahkemesinde talimatla alınan beyanında; Sarayköy Aile Sağlık Ocağında hemşire olarak görev yaptığını, olayın olduğu gün OPA isimli çocuk aşısına ait barkodun orada olup olmadığına bakmak için Doktor M. Ö.'ın odasına girdiğini, odaya girdiğinde M. Ö. ve ismini daha sonra öğrendiği H. D.'in olduğunu, her ikisinin de ayakta ve birbirleriyle konuşma mesafesi kadar yakın olduklarını, herhangi bir temas hallerini görmediğini, barkoda baktıktan sonra odadan hemen ayrıldığını ve çalıştığı diğer doktor odasına geçtiğini, aradan bir süre sonra bağırtı sesini duyduğunu ama dışarı çıkıp bakmadığını, olayı kızın gitmesinden sonra diğer çalışma arkadaşlarından öğrendiğini ifade etmiştir.
Tanık F. B. ilk derece mahkemesinde talimatla alınan beyanında; H.'ın dayısının kızı olduğunu, olay sabahı kahvaltı yaparken ev sahiplerinin iyi bir doktor olduğunu, ona gitmesini söylediğini, H.'ın M. Ö. isimli doktorun kendisiyle ilgilendiğini söylediğini, hatta annesinin biraz bekleyin birlikte gidelim dediğini, H.'ın beklemediğini, birlikte sağlık ocağına gittiklerini, H.'ın nefes darlığı olduğu için sağlık ocağına gittiklerini, H.'da panik atak hastalığı da olduğunu, H.'ın doktorun odasına girdiğini, 3 dakika sonra hemşirenin çıktığını, H.'ın doktorun odasında toplam 5-6 dakika, hemşire çıktıktan sonra ise 3 dakika kaldığını, dışarı çıkınca H. ile göz göze geldiklerin, sonra H.'ın ağlamaya başladığını, H.'ın "öptü, elini omzuma koydu" dediğini, ağabeyimi, babamı ara dediğini, bu sırada hemşirenin de geldiğini, daha sonra doktorun da geldiğini, "ben sen dışarı çık diye elimi omzuna koydum" dediğini, H.'ın "dokunma" dediğini, daha sonra doktorun annesini aradığını, hemşirenin de burası küçük yer konuşmayın dediğini, annesinin bu konu kapansın dediğini, ifade etmiş; sanık müdafinin talebi üzerine sorulduğunda; H.'ın bu olaylar öncesinde doktorun kendisini herhangi bir davranışından bahsetmediğini, olay günü gittiklerinde doktorun kapısında iki kişi olduğunu, H.'ın hiç beklemeden içeri girdiğini, hatta orada bulunan 2 kişinin "sıra bizdeydi" diyerek söylendiklerini, daha sonra 2 kişinin daha geldiğini, bekleyenlerin 2 defa kapıyı açtıklarını, sıra bizde dediklerini, kapının kilitli olmadığını, daha önce H.'ın etkisiyle kapı kilitli dediğini, şimdiki ifadesinin doğru olduğunu, H. içeriden çıktığında göz göze geldiklerinde titrediğini, "ağabeyimi ara" dediğini, ifade etmiştir.
Tanık A. Ç. U. ilk derece mahkemesinde talimatla alınan beyanında; Karaca Eczanesinde çalıştığını, olay günü eczaneye doktor M. Ö.'ın reçetesinin bir hasta tarafından getirildiğini, e - reçete numarası çıkmadığı için öğleden sonra Sağlık Ocağına gittiğini, gittiğinde, kapıyı çaldığını, kapısını açtığında "müsait misiniz diye sorduğunu" onun da "bekleyiver" dediğini, dışarıda bir süre doktoru beklediğini, bir süre sonra F. T.'ın geldiğini, onun da kapıyı çaldığını ve açtığını bir şey demeden gelip yanına oturduğunu, beklemeye başladıklarını, bir süre sonra içeriden yani doktorun odasından başörtülü birisinin çıktığını, kapıyı kapattığını kendilerine doğru dönüp baktığını, ardından bağırmaya başladığını, ne diye bağırdığını şuan hatırlayamadığını, Fikret abi ile birlikte ayağa kalktıkların ardından hemşirelerin odalarından çıktıklarını, ifade etmiş; sanık müdafinin talebi üzerine sorulduğunda; bir hastanın daha kapıya çaldığını ve kapıyı açtığını, bir süre baktığını, içeride hasta olduğunu gördüğünü düşündüğünü, beklediği sırada doktorun odasından gelen herhangi bir ses duymadığını, ayrıca odadan çıkan bayanın ilk başta gayet sakin olduğunu ifade etmiştir.
Tanık F. T. ilk derece mahkemesinde talimatla alınan beyanında; olay günü sağlık ocağına ilaç yazdırmak için gittiğini, doktor M. Bey'in kapısını çaldığını içeride türbanlı bir bayan olduğunu, sonra geri çıktığını, içerde gördüğü bayanın gayet sakin olduğunu; dışarıda oturup beklemediğini, bir iki dakika oyalandığını, sonra sağlık ocağından ayrıldığını, kızı odadan çıkarken görmediğini ifade etmiştir.
Yerel Mahkemece yapılan yargıla sonunda tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek; Denizli ili Sarayköy ilçesinde bulunan Anadolu İmam Hatip Lisesinde 10. sınıf öğrencisi olan 21/11/2000 doğum tarihli mağdure H. D. tarafından, suç tarihi itibariyle okulun psikolojik danışmanlık ve rehberlik öğretmenine sanık aile hekimi ile ilgili kendisini cinsel yönden istismar ettiğini belirten anlatımlarını dile getirmesi üzerine, düzenlenen tutanağın İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Sarayköy Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesiyle başlayan soruşturma sürecinde mağdurenin avukat ve aile görüşmecisinin de bulunduğu bir ortamda ayrıntılı beyanı elde edilmiş, mağdure beyanında; "ergenlikten dolayı Haziran ve Temmuz ayları itibariyle Sarayköy Sağlık Ocağına giderek, aile hekimine muayene olmak istediklerini, sanık olan doktorun odasına girdiğinde kalbinin ağrıdığını söylediğini, hatta doktorun kendisine ve annesine psikolojik olabileceğini söylemesi üzerine, annesinin doktora kızının ergenlikte olduğundan sinirli davranışlarının olması nedeniyle bir psikolog önerir misiniz diye soru yöneltmesi üzerine, sanığın annesine psikoloğa gerek yok, her hafta yanıma gelsin ben ona danışmanlık yaparım şeklinde teklifte bulunduğu, bunun üzerine kendisinin aile hekimini ziyarete gitmeye başladığı, ilk ziyaretinde kalp ağrısının devam ettiğini söyleyince, odada kimsenin olmadığı bir sırada sırtını açarak, akciğerini dinleyeyim diyerek steteskopla sırtını dinlemeye başladığını, fakat bu sırada beline dokunarak okşadığını, ikinci gidişinde yine muayenehanede kimsenin olmadığını, kalp ağrısının devam ettiğini söylemesi üzerine, sanığın kalbini dinleyelim diyerek, kendisinden sütyenini çıkarmasını istediğini ve kalbini dinlerken steteskopu tutar iken göğsüne dokunmaya başladığını, bunun üzerine kendisinin yeter diyerek, sedyeden kalktığını, son gittiğinde doktorun kendisine olumsuz bir davranışı olur düşüncesiyle kuzenini de yanında götürdüğünü, kuzeni dışarıda beklerken kendisinin muayene odasına girdiğini, sanık doktorun hemşireye odadan çıkmasını söylediğini, kapıyı kilitleyerek, kendisinin oturduğu sedyede yanına yaklaşarak, kendisine abinle aran nasıl diye sorduğunu, bu sırada yanağından makas aldığını, kendisinin sedyeden kalktığı sırada doktorun sırtını sıvazladığını, alnını kendi alnına koyarak, sakin ol korkma dediğini, devamında alnından öptüğünü, bunun üzerine kendisini iteklediğini, bu sırada doktorun yanağından öptüğünü, doktoru iteklemeye çalışırken belinden kendisine doğru çekerek, dudağından öptüğünü, hatta bağırmaya başladığında doktorun kendisine güldüğünü, odadan çıkarak, yanına gelen hemşireye olayı anlattığını, hatta hemşireye kendisinin polisi ara dediği halde hemşirenin kendisine yanlış anlamışsındır polisi katma işin içine dediğini, bu sırada doktorun yanına gelerek, beni yanlış anladın demeye başladığını, kendisinin doktora yaklaşma bana defol git diye bağırmaya başladığını, hatta doktorun kendi annesine telefon ederek, kızının psikolojik sorunları var, dediğini ve annesini çağırdığını, o günden sonra geceleri uyuyamadığını, sanıktan şikayetçi olduğunu" dile getirdiği; yapılan soruşturma sırasında, sağlık ocağı içerisinde kamera olmadığından güvenlik kamera görüntüsü elde edilememiş, tanıkların ayrıntılı beyanları elde edilmiş, sanığın savunması alınmış, Sarayköy Sulh Ceza Hakimliğine sanığın sevkiyle birlikte sanık olan aile hekimi tutuklanmış; açılan kamu davasıyla birlikte, yargılamaya başlandığında, tutuklu olarak yargılanan sanığın ayrıntılı savunması elde edilmiş, savunması incelendiğinde; "kendisinin 22 yıllık hekim olduğunu, mağdurenin annesiyle birlikte kendisine müracaat ettiğini, kızının içine kapanık olduğunu söylediğini, bu sırada mağdurenin araya girerek, ailesinden büyük baskı gördüğünü kendisine söylemesi üzerine ve annesi yanındayken rahat konuşamadığını anladığı için yanında görevli olan ebe hanım varken kendisiyle görüşebileceğini söylediğini, mağdurenin ve annesinin anlatımlarından mağdurenin ergenlik problemleri yaşadığını, ailesinin korumacı tavırları nedeniyle ve kurulan baskı nedeniyle bir kısım sıkıntılar yaşadığını öğrendiğini, hayattan zevk almadığını kendisine söylediğini, bunun üzerine psikolojik sorununu gidermek için düşük dozlu bir antideprasan ilaç yazdığını, kendisini hiç fiziki olarak muayene etmediğini, muayeneden bir süre sonra bu kez mağdurenin yalnız geldiğini, poliklinik yoğun olduğundan kendisiyle fazla ilgilenemediğini, hatta öğleden sonra gel diye kendisini yönlendirdiğini, sonraki gelişinde ebe hemşirenin sabah yanında olduğunu fakat öğleden sonraki dilimde yanında olup olmadığını hatırlamadığını, ilaçları kullanıp kullanmadığını sorduğunda mağdurenin kendisine ilacı kullanınca kendisini iyi hissettiğini söylediğini, nefes almakta zorlandığını dile getirdiğini, kendisinin bunun üzerine depresyon durumunda bulunan kişilerin bu şekilde davranışlar gösterebileceğini söylediğini, bir psikiyatriste gitmesini önerdiğini, bunun üzerine mağdurenin kendisine siz beni muayene etmeden nasıl sıkıntılarımı anlıyorsunuz şeklinde tepki gösterdiğini, sıklıkla vatandaşlar tarafından yeterince muayene edilmedikleri düşüncesiyle şikayete maruz kaldıklarından, yeniden şikayet edilmemek için peki seni muayene edeyim diyerekten sırtından akciğer seslerini dinlediğini, sırtını dinlerken ebe hemşire odada mıydı onu hatırlayamadığını, devamında yine mağdureye psikiyatristi önererek, muayeneyi sonlandırdığını, 08/08/2016 tarihinde mağdurenin yeniden geldiğini, kalbinde çarpıntının olduğunu söylediğini, ebe hanım yanındayken bu konuşmanın geçtiğini, bir ara ebe hanımın odadan dışarı çıktığını, bu sırada mağdurun yine sıkıntılarını kendisine dile getirdiğini, kalbinin ağrıdığını kendisinin muayene dahi etmediğini söylemesi üzerine, kendisinin mağdureye psikolojik rahatsızlığı olduğunu söyleyerek, psikiyatriste gitmesi gerektiğini dile getirdiğini, kalbindeki çarpıntıyı dile getirmesi üzerine kalbini dinlemek için mağdurenin sedyeye uzandığını, gömleğinin birkaç düğmesini açtığını, steteskop ile kalbinin dinlenmesi gereken yerlerini dinlediğini, bu sırada ebe hemşirenin odada olmadığını, kalbinde bir anormallik olmadığını gördüğünü, yeniden ilaç tavsiyesinde bulunduğunu, dışarıda bekleyen hastaların homurdandığını dahi duyduğunu, diğer hastalara bakması gerektiğini söylediğini, devamında psikiyatriste gitmesini tavsiye ederek, omzundan tutup kapıya doğru yönlendirdiğini, mağdurenin kendisine ne yapıyorsunuz diyerekten dışarı çıktığını, 15-20 saniye sonra bağırmaya başladığını, doktor beni öptü taciz etti diye bağırdığını, hemşirenin mağdureyi başka bir odaya aldığını, hatta bu olumsuz davranışları nedeniyle ailesinin bilgisi olsun düşüncesiyle sistemden annesinin numarasını bularak, annesine telefon ettiğini, kızınız olay çıkardı gelin alın dediğini, kesinlikle mağdurenin sırtını veya göğüslerini okşamadığını, yanağından veya dudağından öpmediğini, suçsuz olduğunu" dile getirdiği; mağdurenin pedagog eşliğinde görüntülü olarak beyanı alınmış, mağdure bu beyanı verirken, dönem dönem ağladığı, ifade güçlüğü yaşadığı gözlenmiş, hazırlık aşamasında mağdure tarafından verilen ifadenin aynısı ayrıntısıyla dile getirilmekle birlikte, ilaveten; doktorun kendisine yönelik cinsel davranışları ve dudağından öpmesi sonrasında dışarı bağırarak çıktığında, dudağını sürekli sildiğini, hemşirenin kendisine sen yanlış anlamışsındır dediği sırada doktorun yanına geldiğini, kendisine sen beni yanlış anladın dediğini, hatta gülümsediğini, sağlık ocağının önüne kendisinin çıkarak, ağladığı sırada, sağlık ocağının hemen yanında bulunan terzinin kendisini çağırarak, dükkanında oturttuğunu, bu olaylar yaşanırken, kuzeninin odanın dışında olduğunu, onu yanında götürme sebebinin doktorun daha önceki davranışlarından rahatsız olduğu için kendisine güvence vermesi düşüncesiyle yanında bulundurduğunu dile getirmiş, mağdur 27/12/2016 tarihindeki ek ifadesinde daha önceden söylemediği bir konuyu da dile getirmek istediğini, sanığın kendi boynunu öpmeye çalıştığı sırada, arkasından cinsel organının kendisine temas ettiğini dile getirmiş, mağdurenin anne ve babası yargılama sırasında şikayetlerinden vazgeçtiklerini dile getirmekle, duruşma öncesinde müştekiler ve mağdure tarafından mahkememize sunulan şikayetten vazgeçme dilekçesi de dikkate alınarak, herhangi bir katılma işlemi gerçekleşmeksizin, yargılamaya devam olunmuş, suçun niteliği gereği aile ve sosyal politikalar il müdürlüğü davaya dahil edilmiş, olaya doğrudan ve dolaylı olarak tanık olduğu anlaşılan S. E., M. A., E. C., A. Ç. ve N. B.'in tanıklık beyanları alınmış, savunma tanıkları Sarayköy Asliye Ceza Mahkemesi tarafından talimatla beyanları alınmış; yargılama başlamadan müştekiler ve mağdure tarafından şikayetten vazgeçme dilekçesi verilmiş ise de, mağdurenin yaşı göz önünde bulundurularak, avukatıyla birlikte daha sonradan şikayetinden vazgeçmeyeceğini dile getirdiğinden, müştekilerin vazgeçmelerinin aksine mağdurenin davaya katılımı sağlanmış; tüm dosya kapsamı, tarafların ayrıntılı beyanları ve tanıkların anlatımları dikkate alındığında, suç tarihi itibariyle 16 yaşında olduğu anlaşılan ve ergenlik problemleri ile ailesinden doğan baskılar ve eğitim gördüğü Anadolu İmam Hatip Lisesinde mutlu olmamasından dolayı psikolojik problemleri olduğu anlaşılan mağdurenin aile hekimi olan sanığa muayene olduğu dönemler dikkate alındığında, özellikle mağdurenin cinsel yönden istismar edildiğini dile getirdiği, sanığın mağdurenin sırtını ve kalbini dinlediği anda hekimin yanında ebe veya hemşirenin olmadığının net olarak anlaşıldığı, bu durumu sanığın da savunmasında dile getirdiği, odada hiç kimsenin olmadığı, mağdur ve sanığın olduğu bir sırada her ne kadar her iki tarafın da farklı beyanlarda bulundukları görülse de, mağdurenin 16 yaşında olup, psikolojik problemlerinin olduğunu gören aile hekiminin dosyaya yansıyan deliller ve mağdurenin annesinin anlatımına göre psikiyatriste hastasını yönlendirmeyip, haftada bir kendisiyle konuşabileceğini dile getirmesinin hekimin uzman hekim olmaması nedeniyle, psikolojik rahatsızlık tespit ettiği hastasını tedavi yeterliliğine sahip olmadığı halde haftada bir konuşmak için ve tedavi etmek için yanına çağırmasının hayatın olağan akışına uygun bir davranış olmadığı, yine her ne kadar mağdurun çelişkiye yer vermeyen anlatımlarında görüldüğü üzere, sanığın steteskopla kalbini dinlerken göğüslerini sıktığı, alnından, yanağından ve sarılarak dudağından öptüğünü belirttiği ve sanığın da bu durumu kesinlikle kabul etmediği görülse de, cinsel istismar eylemine maruz kaldığını dile getiren, 16 yaşında olan mağdurenin odadan dışarı çıkar çıkmaz bağırıp yardım talebinde bulunması, tanık olarak beyanları elde edilen birden çok hemşirenin anlatımlarında da görüldüğü üzere sürekli dudaklarını siliyor davranış içerisinde olması, hemşirelerin kendisini sakinleştirmeye çalıştıkları sırada mağdurenin sürekli ağlayıp, sanık doktorun kendisini öptüğünü, göğüslerini ellediğini, kendisini taciz ettiğini söylediği, hatta hemşirelerin mağdurenin elini tuttuğunda, mağdurenin sürekli titrediği, sanığın bu sırada mağdurenin yanına yaklaşıp, sen beni yanlış anladın şeklinde söz söylediği an mağdurenin sanığa bağırarak, yanına gelmemesi için sanığa defol git dediği, devamında sanığın mağdurenin ailesine telefonla ulaşıp, konu hakkında bilgi vermek isteme sebebinin suçlu psikolojisinden kaynaklı olup, gerçekleşen suçu bastırıp ailesi ve mağdur tarafından şikayet edilmemesi düşüncesiyle yapılmış bir davranış olduğu, her ne kadar savunma tanıkları olan ve Sarayköy Asliye Ceza Mahkemesi tarafından beyanları alınan F. T. ve A. Ç. U. isimli şahısların, güya muayene sırasında sürekli odaya girdiklerini, böyle bir olumsuz durumu görmediklerini dile getirmiş iseler de, bu tanıkların kurgulanmış tanıklar olduğu kanaati mahkememizde oluştuğundan, beyanlarına itibar edilmemiş, her ne kadar mağdurenin birden çok kez kendisine olumsuz davrandığını hissettiği hekimin yanına muayene için gitmiş olması, mağdurenin hatası olarak görünüyor ise de, 16 yaşında olan ve psikolojik rahatsızlığı bulunan bir çocuğun sağlıklı düşünmesinin beklenemeyeceği, zaten ailesinin mağdureyi psikiyatriste götürme isteğinin sanık tarafından gerek olmadığı söylenilerek, kendisi tedavi edebileceğini dile getirmekle, mağdurenin aile hekimi olan sanığa kendisinin tedavisinde gebe hissettiği, sanık müdafiileri tarafından sıklıkla mağdurenin baş örtülü olması nedeniyle boynunun tamamiyle örtüyle kapalı olduğu, muayene odasının kapısının kilitli olduğu iddiasının yerinde olmayıp, açık olduğu, böyle bir ortamda sanığın mağdureyi istismar etmesi için bir ortam ve imkanın oluşamayacağı dile getirilse de, mağdurenin dile getirdiği istismar davranışlarının çok kısa sürebilecek bir zaman dilimi içerisinde olduğu, odada ebe hemşirenin bulunmamış olması, steteskop ile mağdurenin sırtının ve kalbinin dinlenmesi sırasında mağdurenin vücuduna normalden fazla temas edecek okşayıp, dokunacak davranışlar içerisine girilmiş olması için ortamın olması nedeniyle tamamiyle birbirlerinin aksine beyanda bulunan sanık ve mağdurenin beyanları kıyaslandığında, mağdurenin beyanlarını destekleyecek birden çok hemşire tanık beyanları dikkate alınarak, mağdurenin beyanlarına itibar edilmiş, bu doğrultuda sanığın aile hekimi olarak görev yaptığı sırada, suç tarihi itibariyle 16 yaşında olan mağdureyi cinsel yönden istismar ettiği kanaati oluşmakla: Denizli 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/301 Esas 2017/29 Karar sayılı kararı ile sanık M. Ö.'ın 21/11/2000 doğum tarihli mağdure H. D.'e karşı çocuğu hile kullanarak cinsel yönden istismar etme suçundan dolayı eylemine uyan 5237 sayılı TCK.'nın 103/1., 103/3.d-son., 62. maddeleri gereğince takdiren 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Verilen bu karara karşı katılan bakanlık vekili ve sanık müdafii tarafından yapılan istinaf başvuruları üzerine;
Sanık M. Ö. hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan hüküm açısından duruşma açılmasına karar verilmesi sonucu yapılan yargılamada;
Sanık M. Ö. dairemizce alınan sorgu ve savunmasında; önceki savunmalarını tekrar ettiğini, 22 yıldır hekimlik yaptığını, 3 aile hekimi olarak görev yaptıklarını, bekleme salonunun duruşma salonunun 1/3 'ü kadar büyüklüğünde olduğunu, günde 100 - 120 civarında hastaya baktığını, mağduru toplam 4 kez muayene ettiğini, ilk seferinde ergenlik sorunları sebebiyle muayenenin 25 dakika kadar sürdüğünü, herhangi bir fiziki muayene olmadığını, konuşma ve telkin şeklinde muayene ettiğini, 2. ve 3. muayenelerin daha kısa süreli ve konuşma şeklinde geçtiğini, suça konu olayın olduğu 4. muayene de ise mağdura artık kendi bişey yapamayacağını kalp çarpıntısı şikayetinin fiziki değil psikolojik olabileceğini, psikiyatriste gitmesi gerektiğini söylediğini, fakat gitmeme yönünde tavır takındığını, dışarı çıkardığını, dışarda mağdurun "doktor beni taciz etti, beni öpmeye çalıştı" şeklinde bağırdığını bu muayenenin yaklaşık 3 dakika sürdüğünü, hemşire hanıma olayları anlattığını, mağdur sakinleşmeyince annesini aradığını gelerek kızı mağdurla yakınlardaki bir terziye gittiklerini, daha sonra yanına terzi bayanla birlikte gelerek kendisinden herhangi bir zorlama ve mecburiyet olmaksızın özür dilediklerini, kendisinin de hasta muayenesine devam ettiğini, bu olaydan yaklaşık 2 ay sonra ifadesinin alınarak tutuklandığını, kendisinin doktorluk görevi dışında herhangi bir şey yapmadığını, suçlamayı kabul etmediğini, cezalandırılacaksa lehe olan hükümlerin uygulanmasını, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini istediğini ifade etmiştir.
Mağdur H. D. dairemizce alınan beyanında; kendisinin ergenlik problemi olmadığını, abisiyle sorunlar yaşadığı için doktora gittiğini 5 kez muayene olduğunu hatırladığını, olay gününde kuzeni F. B. ile ilaç yazdırmak için doktora gittiklerini, kuzeninin arkasından gelmediğini, kendisinin muayene odasına tek girdiğini, kendisini muayene koltuğuna oturttuğunu, sanığın da yanına oturduğunu, içerde hemşire olmadığını, bir ara kapının açıldığını, başörtülü bir kadının hemşireyi sorduğunu, sanığın tarif ettiğini, akabinde rahatsız etmesinler diyerek kapıyı kapattığını, kendisine "sen ne tatlı şeysin" şeklinde konuştuğunu, yanağından makas aldığını, önce yanağından öptüğünü, itip kurtulmak istediğini fakat gücünün olmadığını, akabinde de dudaklarından öptüğünü, bunun üzerine bir güç geldiğini kurtulup kapının önüne gittiğini, fakat başta kapıyı açamadığını, bu sırada sanığın peşinden geldiğini cinsel organını kıyafetin üstünden kendisine değdirdiğini, kapıyı tekmelediğini, akabinde açtığını dışarı çıktığını elindeki gözlüğü çantayı yerlere fırlattığını bağırmaya başladığını polis çağırmalarını istediğini fakat gerek hemşireler gerekse kuzeninin çağırmaya yanaşmadıklarını, akabinde annesinin geldiğini, yan taraftaki terziye gittiklerini kendisinin orda hiçbir şey anlatmadığını annesiyle terzinin sanıkla konuşup geldiklerini daha sora eve gittiklerini, yolda annesine olayı anlattığını, bunun üzerine annesinin sanığa telefon ederek telefonda kavga ettiğini, annesinin adın çıkmasın diyerek kendisine psikolojik baskı yaptığı için şikayetçi olmadığını, okulunu değiştirmek için müracaat ettiği sırada okulun rehber öğretmenine olayı anlattığını onun da kendisine dilekçe yazdırarak şikayetçi olmasını söylediğini, şikayetçi olduğunu, duruşmalara katılmak istediğini ifade etmiştir.
Müşteki K. D. dairemizce alınan beyanında; önceki beyanlarını tekrar ettiğini, şikayetçi olduğunu duruşmalara katılmak istediğini ifade etmiştir.
Müşteki N. D. dairemizce alınan beyanında; önceki beyanlarını tekrar ettiğini, şikayetçi olduğunu duruşmalara katılmak istediğini ifade etmiştir.
Cumhuriyet Savcısı esas hakkındaki mütalaasında; Denizli 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/301 esas 2017/29 karar sayılı sanık M. Ö. hakkında verilen mahkumiyet kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı tayin edilen ceza ve belirlenen sonuç ceza miktarında herhangi bir hata görülmediği anlaşıldığından sanık M. Ö. hakkındaki istinaf başvurusunun CMK.'nın 2801-a. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesini kamu adına talep ve mütalaa etmiştir.
Dairemizce duruşma açılarak yapılan yargılamada; sanık savunması, müşteki anlatımları ile tanık ifadeleri ve diğer bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinde; olay tarihinde 16 yaşında olan ergenlik ve psikolojik problemleri olan aile baskısı ile okuduğu okula gitmek istemeyen ayrıca zaman zaman sinir krizi ve bayılmalar geçiren, kalp konusunda fizyolojik bir rahatsızlığı olmamasına rağmen devamlı kalbinin ağrıdığını iddia eden mağdurenin beyanlarının irdelenmesi ve değerlendirilmesinde; bu tür suçların özelliği gereği sanığa iftira etmesi için bir neden ve aralarında husumet olmayan mağdurların istikrarlı beyanlarına itibar edilmesinin gerektiği bilinmekle birlikte; bu beyanların da hayatın olağan akışına uygun yan delillerle desteklenmesi ve çelişkili olmamasının gerektiğinin kabulü ile bu tespitlerin ışığında; mağdurun beyanları incelendiğinde; 21/09/2016 tarihli uzman bilirkişi ve vekili huzurunda alınan ilk ifadesinde, doktora ilk gittiğinde muayene sırasında belini okşadığını, ikincisinde göğsüne dokunduğunu, en son gidişinde ise kapıyı kilitleyerek yanağından makas alarak belinden çekerek dudağından öptüğünü, bağırmaya başladığını, hemşirenin gelerek ne oldu diye sorduğunda, doktorun kendisini öptüğünü söylediğini, doktorun da sen beni yanlış anladın dediğini, sonra annesinin geldiğini ifade ettiği; yerel mahkemede ki beyanında ise; ilk gittiğinde muayene yapmadığını, ikinci gidişinde neler olduğunu hatırlamadığını, üçüncü muayenede sırtını dinlediğini belini tuttuğunu, göğsüne dokunup dokunmadığını sıkıp sıkmadığını hatırlamadığını, son gidişinde kuzeninin de yanında olduğunu doktorun yanağından makas alarak yanağından ve dudağından öptüğünü öncesinde hemşirenin kapıdan baktığı sırada doktorun "bizi kimse rahatsız etmesin" diyerek hemşire çıkınca da kapıyı kilitlediğini, olaydan sonra da kapıyı açmakta zorlandığını, dışarı çıkıp bağırdığını, yüzünü dudağını yıkadığını, annesi geldiğini o anda şikayetçi olmadıklarını, bir buçuk iki ay sonra rehber öğretmenine durumu anlattığını, ifade ettiği; mahkememizce huzurda dinlenmesi sırasında; sanığın kendisini öpmesi dışında dışarı çıkmak için kapının yanına geldiğinde sanığın cinsel organını kendisine değdirdiğini ifade etmiş, yerel mahkemedeki 27/12/2016 tarihli celsedeki ek beyanında ise, kapı önüne geldiğinde sanığın arkadan boynunu öpmeye çalıştığını ve cinsel organını kendisine temas ettirmeye çalıştığını ifade ettiği anlaşılmıştır; bu ifadeler incelendiğinde aralarında çelişkiler olduğu, kendisine karşı yapıldığını iddia ettiği eylemleri anlatırken farklılıklar bulunduğu ve sonraki ifadelerinde eklemeler yaptığı anlaşıldığı, oysa maddi bir gerçek varsa her seferinde aynı şekilde dile getirilmesinin gerektiği; mağdurun olaydan sonra pek bir şey hatırlamadığını herşeyin sonradan belirginleşmeye başladığı şeklindeki beyanının bulunduğu ruh halini gösterdiği; sanığın ise tüm aşamalarda suçlamayı reddederek, kendisinin aile hekimi olduğunu bu nedenle aile hekimlerinin tanı ve tedavi yanında rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini de verdiği, bu nedenle ergenlik ve psikolojik sorunları olan mağdurun muayenesini yaptığını psikiyatriste gitmesini önerdiğini, mağdura karşı cinsel yönden hiç bir hareketi olmadığını ifade ettiği; mağdurun beyanları arasındaki çelişkilerin yanında beyanlarının diğer delillerle de örtüşmediği; mağdurun her aşamada sanığın kapıyı kilitlediğini hemşireye "bizi kimse rahatsız etmesin" dediğini ifade etmesine rağmen, hemşire olan tanıklar E. C. ve F. K.'in bu beyanı doğrulamadığı ve kapının açık olduğunu ifade ettikleri; mağdurun kuzeni olan tanık F. B.'ın talimatla alınan ifadesinde ise doktora birlikte gittiklerini, mağdurun odaya girdikten sonra üç dakika kadar kaldığını, çıktığında ağladığını, doktorun kendisini öptüğünü söyleyerek babasını aramasını istediğini, H.'ın öncesinde doktorun kendisine karşı anormal bir davranışından bahsetmediğini, gittiklerin de kapıda muayene için bekleyen iki kişinin daha olduğunu, H.'ın beklemeden içeri girdiğini, bu kişilerin sıra bizde diyerek itiraz ettiklerini, H. içerdeyken iki defa da kapıyı açarak baktıklarını, kapının kilitli olmadığını, soruşturma dönemi ifadesinde H.'ın etkisi ile kapının kilitli olduğunu söylediğini ifade etmesi; yine Sarayköy Asliye Ceza Mahkemesince dinlenen tanıklar A. Ç. U. ve F. D.'ın da olay günü bekleme yerinde olduklarını, mağdur içerdeyken iki kez kapıyı açarak içeri baktıklarını, anormal bir durum görmediklerini, içerde türbanlı bir bayanın olduğunu ifade etmeleri; yerel mahkemece bu tanıkların kurgulanmış tanıklar olarak kabul edilerek beyanlarına itibar edilmemiş ise de; bu tanıkların beyanları mağdurun kuzeni olan tanık F. B.'ın beyanı ile doğrulanmış olması karşısında bu beyanlara itibar edilmesinin gerektiği; yine mağdurun daha öncesinde sanığın kendisine olumsuz davranışlarda bulunduğunu iddia etmesine rağmen, yeniden aynı doktorun yanına ısrarla gitmesi, bu durumdan tedirgin olduğu için kuzeni tanık F. B.'ı yanında götürmesine karşın tek başına muayene için içeri girmesi kuzeninin yanında bulunmasını istememesi, hatta gerçekten sanığın önceden bu tür davranışları mevcut ise bunları annesi yada kuzenine anlatmamasının da hayatın olağan akışına uygun düşmediği; kendi kuzeni dahil H.'ın doktorun odasında toplam 5-6 dakika hemşire odadan çıktıktan sonra ise 3 dakika kaldığını ifade etmeleri, bu kadar kısa bir zaman dilimi içerisinde dışarıda bir çok kişi sıra beklerken bir kez hemşirenin iki kez de sıra bekleyenlerin kapıyı açarak içeri bakıldığı bir ortamda iddia edilen olayların gerçekleşme olasılığının hayatın olağan akışına uygun düşmediği; olaydan sonra sanık tarafından çağrılan mağdurun annesinin dahi olayın ciddiyetine inanmayarak doktordan özür dileyerek kızını alarak sağlık ocağından ayrıldıkları; mağdur mahkememizdeki ifade sırasında; başta olayları anlatmadığı için annesinin doktordan özür dilediğini, sonra yolda annesine durumu anlattığını, ondan sonra şikayetçi olduğunu ifade etmiş ise de; yerel mahkemece dinlenen tanık M. A.'ın mağdurun annesi geldiğinde kendi dükkanında kızıyla konuştuğunu, kızına kızarak "yalan söylüyorsun" dediğini sonra birlikte doktorun yanına gittiklerini ve doktordan annesinin özür dilediğini ifade etmesi karşısında, mağdurun annesinin olayı bilmediği için doktordan özür dilediği tarzındaki beyanına itibar edilmeyeceği; mağdurun sanık doktorun odasından ağlayarak çıkarak sürekli dudaklarını sildiği, titrediği, sinir krizi geçirdiği dinlenen tanık beyanları ile doğrulanmış ise de; 16 yaşında olan mağdurun psikolojik ve ergenlik problemleri olduğu, hatta bu sorunların dosyada mevcut tıbbi evraklar içeriğine göre aşırı ilaç kullanımıyla kendine zarar verme boyutuna vardığı, fizyolojik bir rahatsızlık tespit edilmemesine karşın devamlı kalp ağrısı, fenalaşma şeklinde olmayan rahatsızlıkların dile getirilerek sinir krizi geçirilme boyutuna vardığı, bu durumun da psikolojik bir sorunun sonucu olabileceği kanaatine varılmakla; ceza muhakemesinin en önemli ilkelerinden olan şüpheden sanık yararlanır kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartının suçun şüpheye yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesinin varlığına bağlı olması; gerçekleşme şekli şüpheli ve tam aydınlatılamamış olaylar ve iddiaların sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı; ceza yargılamasının yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan muhtemel kanaate değil kesin ve açık bir ispata dayanmasının gerekmesi, bu ispatın da hiçbir şüpheye imkan vermeyecek açıklıkta olmasının gerekmesi, yani ceza muhakemesinde mahkumiyetin ihtimalle değil her türlü şüpheden uzak kesinliğe dayanmasının gerektiği; yukarıda açıklanan nedenler ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanığın çocuğa karşı cinsel istismar suçundan cezalandırılabilmesi için kesin inandırıcı her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediğinden; Denizli 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 02/02/2017 gün ve 2016/301 Esas 2017/29 Karar sayılı kararının kaldırılarak sanık M. Ö.'ın beraatine karar verilmesi cihetine gidilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
Sanık M. Ö. hakkındaki Denizli 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 02/02/2017 gün ve 2016/301 Esas 2017/29 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK.'nun 280/2 maddesi gereğince kaldırılarak;
Sanık M. Ö. hakkında çocuğa karşı hile kullanarak cinsel istismar suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmış ise de; yapılan yargılama sonunda yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması karşısında sanığın müsnet suçtan CMK’nun 223/2-e. maddesi gereğince BERAATİNE;
Yapılan yargılama giderlerinin maliye hazinesi üzerinde bırakılmasına;
CMK'nın 141. maddesi gereğince koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteme hakkı bulunduğunun, CMK'nın 231/3 maddesi gereğince ihtarına (yapıldı),
Dair, sanığın, sanık müdafilerinin, katılanlar H. D., K. D. ve N. D. ile katılan H. D. vekili Av. A. O.'un yüzüne karşı, katılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekili yokluğunda, yokluğunda karar verilene tebliğden, yüzüne karşı karar verilene tefhiminden itibaren 7 gün içerisinde Dairemize ya da Dairemize gönderilmek üzere bulunduğu yer Nöbetçi Ceza Mahkemesi'ne ibraz edilecek bir dilekçe ile veya zabıt katibine beyanda bulunup zapta geçirmek suretiyle Yargıtay’da temyizi kabil, temyiz edilmediği takdirde kesinleşeceği bilinmekle, mütalaaya aykırı 07.06.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi, hüküm tefhim edildi. (¤¤)