(5237 S. K. m. 43, 53, 62, 158, 168, 204, 207, 247, 248)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Yalvaç C. Başsavcılığı'nın 12/08/2010 tarihli iddianamesi ile sanığın zimmet, resmi belgede ve özel belgede sahtecilik suçlarından TCK'nın 247/1, 43/1, 248/1, 53/1, 204/1, 43/1, 53/1, 207/1, 43/1, 53/1 maddeleri gereğince cezalandırılması amacıyla kamu davası açılmıştır.
Yalvaç Ağır Ceza Mahkemesinin 12/09/2012 tarih, 2010/47 Esas, 2012/56 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında zimmet suçundan açılan davada eylemin bankayı aracı kılmak suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğunun kabulü ile TCK'nın 158/1-f, 43/1, 168/1 maddeleri uyarınca neticeten 1 yıl 3 ay hapis ve 820 TL adli para cezası ile, özel belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 207/1, 43/1, 62 maddeleri uyarınca neticeten 1 yıl 15 gün hapis, resmi belgede sahtecilik suçundan ise TCK'nın 204/1, 43/1, 62 maddeleri uyarınca neticeten 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından kurulan hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilmiş, karar 06/11/2012 tarihinde kesinleşmiş, sanığın 5 yıllık deneme süresi içerisinde 23/03/2016 tarihinde işlediği kasıtlı suçtan Yalvaç Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/384 Esas, 2017/7 Karar sayılı dosyasında yargılanıp mahkum olması üzerine yapılan ihbara dayalı olarak dosya yeniden esasa kaydedilmiştir.
Yalvaç Asliye Ceza Mahkemesinin 22/02/2017 tarih, 2017/2 Esas, 2017/15 Karar sayılı kararı ile özel belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından kurulan hükümler aynen açıklanmıştır.
Hüküm sanık tarafından süresi içinde istinaf edilmiştir.
İddia makamı esas hakkında mütalaasında: Sanık hakkında Özel Belgede Sahtecilik suçundan kurulan hükümde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından bu suça yönelik sanığın istinaf başvurusunun esastan reddine, sanığın Nitelikli Dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine dair mahkemenin kabulünde yasaya aykırılık yok ise de sanık hakkında Özel Belgede Sahtecilik suçundan kurulan hükümde TCK'nın 62.maddesi uyarınca indirim yapıldığı halde Nitelikli Dolandırıcılık suçundan kurulan hükümde gerekçe gösterilmeden TCK'nın 62.maddesinin uygulanmamasının, ayrıca katılan lehine önceki hükümde verilen vekalet ücreti düşülmeden hüküm açıklanırken yeniden vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu anlaşıldığından sanık hakkında Nitelikli Dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün kaldırılarak sanığın TCK'nın 158/1-f, 43/1, 168/1, 62 maddeleri gereğince cezalandırılmasına, hükmün vekalet ücretine ilişkin bölümünün de hükümden çıkartılarak daha önceki kararda hükmedilen vekalet ücreti düşüldükten sonra oluşacak fark kadar vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur" demiştir.
Sanık dairemiz huzurunda alınan savunmasında: Önceki savunmalarını tekrar etmiştir.
Sanık H. H. K. ilk derece mahkemesinde alınan savunmasında: "Ben 1996 yılında söz konusu kooperatife çalışan olarak girdim. Bu konuda herhangi bir görevlendirme yapılmadı. Fiili olarak yapmam gereken işler söylendi. Ben de bu işler doğrultusunda işlerimi yaptım. Dosyada bulunan 01.07.1996 tarihli kooperatifin bana ilişkin görevlendirme yazısı tarafıma tebliğ edilmiş değildir. Böyle bir görevlendirmeden de haberim yoktur. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Ben kooperatifte bana ne görev verildiyse onları yaptım. Bunun dışında iddia edildiği gibi sahte çekler ya da ödeme talimatları oluşturmadım. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Ben kendim uyku hastasıyım. Bu nedenle unutkanlık ve dalgınlığım söz konusudur. Çeklerdeki ve TC Halk Bankası Şube Müdürlüğüne ödeme yapılması için yazılan belgelerdeki imzalar bana gösterilse dahi hangisi benim hangisi değil hatırlamam mümkün değildir. Savunmam bundan ibarettir." şeklinde beyanda bulunmuş, Sanığa çelişki nedeniyle C. Savcısına ve sorguda sorgu hakimliğine vermiş olduğu ifadeleri okunup sorulduğunda ise: "benim şimdiki ifadem daha doğrudur, C. Savcısına ifade verdiğim dönemde psikolojik olarak baskı altındaydım ve kooperatif tarafından tespit edilen açığın tamamını üzerime atılı suçlamayı kabul etmememe rağmen ödedim. Kendim ve ailemin adı lekelenmesin diye bu ödemeyi yaptım" demiştir.
Katılan H. İ. S. İlk derece mahkemesinde alınan beyanında: "Ben Z.. Yapı Kooperatifinde başkan yardımcısı olarak görev yapıyordum. Sanık ise kooperatifte memur olarak çalışmaktaydı. Söz konusu görevlendirme yazısındaki imza bana aittir. Söz konusu belgedeki tarihler doğrudur. Sonradan tanzim edilmesi mümkün değildir. 2008 yıllarında ödeme yapılması gereken bir kısım çekleri kooperatif başkanı olan T. B. imzalayıp A. B. ile bana göndermişti. Başkan o dönemde izinde olacağı için ödemeler aksamasın diye bana göndermişti. Çek koçanında bir tane boş çek vardı. Bu çeki de başkan dışında ben ve A. Y. imzalayıp demir alımı yapacaktık. Fakat o çeki bulamadık. Araştırdık. İki ay sonra söz konusu çekin sanık tarafından çekildiğini bankadan öğrendik. Bu durumu öğrenince kooperatif başkanına konuyu ilettik. Daha sonra yaptığımız araştırmada diğer çeklerde de usulsüzlük tespit ettik ve sanık bu çeklerdeki usulsüzlükleri kabul etti ve ödeyeceği yönünde tutanak tutuldu. Bunun üzerine başkanın talimatı üzerine 1988 deki bütün harcamaları tek tek listeleyip inceledim. Usulsüzlük olduğunu tahmin edebileceklerimizi ayırdık ve sanıktan sorduğumuzda biraz önce de belirttiğim gibi usulsüzlükleri kabul edip kooperatifin zararlarını karşıladı. A.. İnşaat isimli şirket ile hatırladığım kadarıyla herhangi bir ticari münasebetimiz yoktu. çeke dayanak oluşturan A.. İnşaata ait faturadaki telefon numarasını aradığımda Göltaş isimli bir çimento fabrikası çıktı. Ben kendilerine A.. inşaat yetkilileri ile görüşmek istediğimi söyledim. O da bu firmanın kendilerinin yan kuruluşu olduğunu söyledi ve beni yetkilisine bağladı. Durumu o kişiye anlattığımda kendilerinden herhangi bir mal almadığımızı bu faturanın neye istinaden kesildiğini sorduğumda beni başkasına bağladı. O kişi ile görüştükten sonra oda konuyu başkasının bildiğini söyleyerek başka bir birime bağladı. Telefon uzun süre çaldıktan sonra kapandı. Daha sonraki zamanlarda muhasebeci ile birlikte aramamıza rağmen bu şirketten herhangi bir cevap alamadık. Söz konusu Astar inşaat Isparta merkezli bir şirket olup çekleri kendileri rahatlıkla Isparta'dan tahsil edebilirler. Bunu sanığa ciro etmelerine gerek yoktur. Sanığa kooperatif adına herhangi bir şekilde borç vermişliğimizde söz konusu değildir. Sanığın yaptığı usulsüz harcamaları muhasebeci muhasebe kayıtlarını kapatabilmek için karşılığında borç olarak işlemiş olabilir. Bizim kendisine herhangi bir şekilde muhasebe hesaplarından borç vermemiz söz konusu değildir. Kooperatifte yapılacak ev sayısından daha fazla kişi üye olmuştu. Bu üyelerden hisselerin alınması yönünde karar alındı ve 2004 yılında 246 kişinin hissesi devir alındı. 2006 yılında da 81 kişinin hissesi noter vasıtası ile devir alındı. Bu kişilere ödemeleri bankadan talimatla yapıldı. Herkes kendisine ait olan parayı aldı. Sanık tarafından Halk Bankasına ve Ziraat Bankasına yazılan talimatlar ile çekilen paralar ise usulsüzdür. Dosyada bulunan 2008 yılına ait dekontlardaki imzalar kesinlikle bana ait değildir. Hissedarlara yapılacak ödemeler tamamıyla banka aracılığıyla yapılmaktaydı. Kurum adına şikayetçi olup olmadığımızı başkan bildirecek. Benim adıma atılan sahte imzalara ilişkin sanıktan şikayetçiyim. Davaya katılmak istiyorum." şeklinde beyanda bulunmuş, yine diğer müşteki T. B.'ın beyanlarından sonra da söz alarak; "biz 2008 yılında kasanın anahtarlarını sanığa ve A. B.'ya verdikten sonra bu olaylar ortaya çıkınca halen sanık da kooperatifte çalıştığı dönemde kasanın anahtarını büronun kapı önünde buldum ve A. B.'ya bu anahtarı bu şekilde mi muhafaza ediyorsun diye sordum. O da bana kendisindeki anahtarı gösterdi ve A. B.'daki anahtarın çoğaltıldığını farkettim" demiştir.
Katılan T. B. ilk derece mahkemesinde alınan beyanında: "Ben Yalvaç'ta ev ihtiyacını karşılamak amacıyla kooperatif kurulmasına öncülük ettim. Bu şekilde vatandaşlara ev sahibi yapmak için kooperatif kurduk. Kurduğumuz sistemde kasa hesabı kullanmayıp tüm ödemeler çek ve talimatla yapılıyordu. Keşide edilen çekler ise hamiline düzenlenmeyip mutlaka lehtarı bulunuyordu. İşlemler banka üzerinden yürütülüyordu. Bu işleri tek başına sanık yürütüyordu ve bütün işlemlerimiz banka kayıtları üzerinden gittiği için herhangi bir usulsüzlük olmayacağını tahmin ediyordum. Söz konusu kooperatifteki yazıları, işlemleri sanık yürütüyordu. Görevlendirme yazısını da o yazmıştır ve bize getirmiştir. Bizde imzalamışızdır. Bu olaylar ortaya çıkmadan önce M. A. isimli esnaf bana gelerek bir fatura istemişsiniz dedi. Ben de bu faturayı verdim diye söyledim. Bende kendisine fatura istemediğimizi söyledim ve bu durumdan da şüphelendim. Bunun üzerine denetim olması amacıyla sanık Hasan'ın yanına A. B.'yı görevlendirdim ve ikisi birlikte çalışmaya devam ettiler. Durumdan da şüphelendiğim için bankalardan bütün ekstreleri istedim ve çeklerin yönetim kurulu üyeleri tarafından imzalanmış olduğunu gördüm. Her iki yöneticiye de bundan sonra imza atmadan önce benim de haberim olsun diye onları uyardım. Çünkü kimle nasıl iş yapıldığını onlara göre ben daha iyi biliyordum. Bir keresinde de İzmir'e gitmeden önce yapılacak işlere ilişkin çekleri imzalayıp gitmiştim. Çek koçanın da bir tane boş çek vardı. Bu çeki imzalamadım. Diğer iki yönetici imzalasın dedim ve o hafta sonu İzmir'e gittim. Bir ay kadar sonra döndüğümde A. B. bana o boş olan çekin kayıp olduğunu söyledi. Bunun üzerine çekin hangi bankaya ait olduğunu sordum. O da Şekerbankası’na ait olduğunu söyleyince Şekerbank'a giderek çeki araştırdık ve hatırladığım kadarıyla 3.500.TL bedelli düzenlenmek suretiyle H. H. K. tarafından tahsil edildiğini tespit ettik. Bunun üzerine diğer şüphelerimde olduğu için durumu diğer mağdurlara bildirdim ve kurumda geriye dönük araştırma yaptık. Ben M. A.'nın bahsettiği faturadan dolayı durumdan şüphelenince iki anahtarla açılan kasanın anahtarlarının birini sanığa, birini de A. B.'ya teslim ettik. O çekler de kasada duruyordu. Söz konusu usulsüzlükleri tespit edince C. Savcılığına genel kurulda karar alarak suç duyurusunda bulunduk. Ben o dönemde İzmir'e çok sık gelip orda çok uzun süre kaldığım için kooperatiften fazladan yapılan üyelerin kooperatiften ayrılabileceği hususunda karar alınmıştı ve bu kişilere ödeme yapılması gerekiyordu. Bu ödeme yapılmadın önce noterlik aracılığıyla kooperatife satmaları gerektiği için ben gitmeden önce hatırladığım kadarıyla 85-86 kişiye ilişkin geri ödeme yapılması konusunda sadece ben imza attım. İmza atmamın nedeni ödemenin ancak noterde yapılacak devirden sonra ve diğer mağdurlar tarafından da imzalanması gerektiği için bu durumlara güvenerek imzalayıp bırakmıştım, bu belgelerin üstünde ödeme yapılacak kişilerin de isimleri yoktu. Kooperatiften ayrılmak isteyen 85-86 kişiden 81 kişi ayrılmış. Fazladan 4 veya 5 evrak kalmış. Bu evraklar sanık tarafından saklanmak suretiyle daha sonradan bankaya hitaben doldurulup bankadan paraları çekmiş. Tespit ettiğimiz tüm zararları karşıladılar. Ben kooperatif adına sanıktan şikayetçi olup olmadığımızı avukatımıza danıştıktan sonra bildireceğiz. Kooperatifimizin avukatı vardır. Bir dahaki duruşmada beyanda bulunacaktır. Kendim adına herhangi bir şikayetim yoktur." şeklinde beyanda bulunmuş, Sanık müdafiinin söz konusu kasa anahtarlarından birini A. B.'ya teslim ettiyse sanığın bu çeki nasıl almış olabilir diye sorması üzerine de; sanık bütün kooperatifin işlerine hakimdi. Öncesinde de anahtarlar onda duruyordu, rahatlıkla her yere ulaşabiliyordu." şeklinde beyanda bulunmuş, devamla; "söz konusu usulsüzlükleri tespit edince C. Savcılığına genel kurulda karar alarak suç duyurusunda bulunduk. Ben o dönemde İzmir'e çok sık gelip orda çok uzun süre kaldığım için kooperatiften fazladan yapılan üyelerin kooperatiften ayrılabileceği hususunda karar alınmıştı ve bu kişilere ödeme yapılması gerekiyordu. Bu ödeme yapılmadın önce noterlik aracılığıyla kooperatife satmaları gerektiği için ben gitmeden önce hatırladığım kadarıyla 85-86 kişiye ilişkin geri ödeme yapılması konusunda sadece ben imza attım. İmza atmamın nedeni ödemenin ancak noterde yapılacak devirden sonra ve diğer mağdurlar tarafından da imzalanması gerektiği için bu durumlara güvenerek imzalayıp bırakmıştım. Bu belgelerin üstünde ödeme yapılacak kişilerin de isimleri yoktu. Kooperatiften ayrılmak isteyen 85-86 kişiden 81 kişi ayrılmış. Fazladan 4 veya 5 evrak kalmış. Bu evraklar sanık tarafından saklanmak suretiyle daha sonradan bankaya hitaben doldurulup bankadan paraları çekmiş. Tespit ettiğimiz tüm zararları karşıladılar. Ben kooperatif adına sanıktan şikayetçi olup olmadığımızı avukatımıza danıştıktan sonra bildireceğiz. Kooperatifimizin avukatı vardır. Bir dahaki duruşmada beyanda bulunacaktır. Kendim adına herhangi bir şikayetim yoktur" demiştir.
Katılan A. Y. ilk derece mahkemesinde alınan beyanında: "Ben daha önceki ifadelerimi tekrar ediyorum diğer müştekilerin anlattıklarına katılıyorum. Ben kooperatifte muhasip üye idim. Ödemeler konusunda diğer iki mağdur ile birlikte benim de imza yetkim bulunuyordu. Ödemeler iki imza ile yapılabiliyordu. Bir gün başkan bana sanığın yaptıklarını duydun mu dedi. Ben de hayırdır ne olmuş dedim. Sanığın kooperatiften para çaldığını söyledi. Bu konuda araştırma yapılınca açık tespit edildi ve gerekli işlemler yapıldı. Söz konusu çeklerdeki ve talimatlardaki imzalar bazen sanık tarafından alelacele bize imzalatılıyordu. Bu nedenle suça konu imzaların bana ait olup olmadığından emin değilim, Bu olaylar ortaya çıkınca sanık ile konuştuğumuzda sanık bütün herşeyi kabul etti ve bunu tutanağa bağladık. Diğer mağdurlarla birlikte sanık da imzalayarak tutanak altına aldık. Sanıktan şahsım adına şikayetçiyim. Kooperatif adına beyanımızı ise bir dahaki celse kooperatif avukatı bildirecektir" demiştir.
Tanık beyanları dosyada mevcuttur.
İmza incelemesine ilişkin raporlar, görev yazı ve belgeleri, soruşturma evrakları, banka yazıları, imza sirküleri dosyada mevcuttur.
Sanığa ait nüfus ve adli sicil kaydı ile ilam örneği dosyada mevcuttur.
Tüm dosya kapsamında değerlendirildiğinde; sanığın üzerine atılı nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarını işlediğine dair ilk derece mahkemesinin kabulünde ve özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, ancak sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümde TCK'nın 62.maddesi uygulandığı ve kamu zararını gideren sanığın dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışı bulunmadığı halde nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulurken TCK'nın 62.maddesinin uygulanmamasının, yine katılan kooperatif lehine vekalet ücretine hükmedilirken önceki kararla verilen miktarın düşülmeden mükerrer olacak şekilde vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu anlaşıldığından özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen karar ile hükmün vekalet ücretine yönelik bölümünün kaldırılarak aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
TCK'nın 158/1-f.son maddesine aykırı olarak sanığa verilen adli para cezası suçtan elde edilen menfaatin 2 katından az olacak şekilde belirlenmiş ise de aleyhe istinaf bulunmadığından bu husus eleştirilmekle yetinilmiştir.
Kararda suç tarihinden sonra 02/12/2016 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 Sayılı Yasanın 14 maddesi ile TCK'nın 158.maddesinde yapılan değişiklik yönünden lehe yasa kıyaslaması yapılmamış ise de söz konusu düzenlemede hapis cezasının alt sınırının 4 yıla yükseltilmiş olması nedeniyle yapılan değişikliğin sanığın aleyhine olduğunun açık olması karşısında bu husus eleştirilmekle yetinilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda anlatılan nedenlerle;
A) Sanığın Özel Belgede Sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun CMK'nın 280/2 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
B) Yalvaç Ağır Ceza Mahkemesinin 22/02/2017 tarih 2017/2 Esas, 2017/15 Karar sayılı kararının Nitelikli Dolandırıcılık suçundan kurulan hüküm yönünden Ceza Muhakemesi Kanununun 280. maddesinin 2. fıkrası uyarınca KALDIRILMASINA,
C) Sanık H. H. K.'ın üzerine atılı Bankayı Aracı Kılmak Suretiyle Nitelikli Dolandırıcılık suçunu işlediği anlaşıldığından sanığın TCK'nın 158/1-f-son cümlesi gereğince suçun işleniş şekli, elde edilen haksız menfaat miktarı, hükmün aleyhe istinaf edilmemiş olması göz önüne alınarak takdiren 3 YIL HAPİS ve 100 TAM GÜN ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
2-Suçun aynı kasıt altında farklı tarihlerde zincirleme şekilde işlendiği anlaşıldığından verilen cezada TCK'nın 43/1 maddesi gereğince takdiren 1/4 oranında artırım yapılmasına ve sanığın
3 YIL 9AY HAPİS ve 125 TAM GÜN ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
3-Sanığın soruşturma aşamasında etkin pişmanlık göstererek zararı giderdiği anlaşıldığından verilen cezada TCK'nın 168/1 maddesi gereğince 2/3 oranında indirim yapılmasına ve sanığın 1 YIL 3 AY HAPİS VE 41 TAM GÜN ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
4- Sanığın mahkemeye karşı saygılı tutumu lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek verilen cezada TCK'nın 62.maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim yapılmasına ve sanığın 1 YIL 15 GÜN HAPİS VE 34 TAM GÜN ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
5-Sanığa verilen 34 Tam Gün Adli para cezasının sanığın sosyal ve ekonomik durumu gözönüne alınarak TCK'nın 52/2 maddesi gereğince günlüğü takdiren 20 TL'den paraya çevrilerek sanığın 680 TL ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığa verilen adli para cezasının miktarı, sanığın ekonomik durumu gözetilerek taksitlendirme yapılmasına yer olmadığına,
6-Hapis cezası ile cezalandırılan sanık hakkında TCK'nın 53. Maddesinin tatbikine, infaz sırasında Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gözetilmesine,
7- Sanığın suç işlemeye olan eğilimi, ileride suç işlemeyeceğine dair dairemizde yeterli kanaat oluşmaması ve CMK'nın 231/7 maddesi gözetilerek sanığa verilen hapis cezasının ertelenmesine yer olmadığına;
8-Sanık hakkında daha önce hükmün açıklanması geri bırakıldığı halde sanığın deneme süresi içerisinde kasıtlı suç işlediği anlaşıldığından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına;
-İlk derece mahkemesi hükmünün vekalet ücretine ilişkin (D) bendinin hükümden çıkartılmasına,
-Katılan Zafer Konut Yapı Kooperatifi kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 3.960 TL maktu vekalet ücretinden önceki kararda verilen 2.400 TL vekalet ücreti düşüldükten sonra kalan fark olan 1.560 TL maktu vekalet ücretinin sanıktan alınarak katılan Zafer Konut Yapı Kooperatifine verilmesine,
-6 adet davetiye ücreti 66 TL yargılama giderinin sanıktan tahsiline,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Dair, sanığın yüzüne karşı, katılan Kooperatif vekili ve katılanların yokluğunda iddia makamında C.Savcısı Ahmet Soytürk'ün huzuru ile isteme uygun, CMK'nın 286/2-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 24.05.2017 tarihinde oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. (¤¤)