AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 18476/22
Barış ANTÜRK / Türkiye
Başkan
Branko Lubarda,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Diana Sârcu
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 27 Eylül 2022 tarihinde, Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1976 doğumlu bir Türk vatandaşı olan ve Kahramanmaraş’ta ikamet eden, aynı şehirde görev yapan Avukat B. Antürk Yalçınöz tarafından temsil edilen Barış Antürk’ün (“başvuran”), 31 Mart 2022 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu 18476/22 no.lu başvuruyu dikkate alarak,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Dava, Anayasa Mahkemesinin birleştirilmiş davalar hakkında karar vermesi sırasında, Anayasa Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen masraf ve giderlerin geri ödenmesine ilişkin meblağın belirlenmesiyle ilgilidir.
2. Avukatlık mesleğini icra eden başvuran, müvekkilleri adına sunduğu beş bireysel başvuru kapsamında müvekkillerini temsil etmiştir.
3. Anayasa Mahkemesi, 24 Kasım 2021 tarihli kararda, başvuruları birleştirmesinin ardından, söz konusu yargılamaların aşırı uzun sürmesi nedeniyle ilgililerin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi, davacılara ayrı ayrı manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi, avukat tarafından temsil edilme masrafları bağlamında, davacılara müştereken 4.500 Türk lirası tutarının ödenmesine karar vermiştir. Bu meblağ, Anayasa Mahkemesi önünde görülen bir dava için TürkiyeBarolar Birliğinin avukatlık ücret tarifesi ile öngörülen maktu miktara tekabül etmekteydi.
4. Başvuran, avukatlık ücret tarifesinin, “seri” denilen davalar durumunda (usulü anlamda farklı, ancak aynı konuyla ilgili olan, aynı veya benzer bir nedene sahip olan ve aynı davalıya karşı açılan davalar), maktu miktarın %50’sinin davaların her biri için ödenebileceğini öngördüğünü ileri sürmektedir. Başvuran, avukatlık ücret tarifesinin, Anayasa Mahkemesinin, birçok başvurunun birleştirilmesine karar verdiği durumlarda tek bir maktu vekâlet ücretinin ödenmesine hükmetmesine imkân sağlayan herhangi bir hüküm içermediğini iddia etmektedir.
5. Başvuran, tek bir maktu miktarın ödenmesine karar verilmesi nedeniyle, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülkiyetine saygı hakkının ihlal edilmesinden şikâyetçi olmaktadır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
6. Mahkeme, Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca bir başvuru yapabilmek için, bir kişinin Sözleşme’de tanınan hakların ihlalinden dolayı mağdur olduğunu ileri sürebilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Kişinin, bu türden bir ihlalden dolayı mağdur olduğunu ileri sürebilmesi için, ilke olarak, ihtilaf konusu tedbirin etkilerine doğrudan maruz kalması gerekmektedir (Tănase/Moldova [BD], no. 7/08, § 104, AİHM 2010).
7. Mahkeme öncelikle, başvurunun Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamadaki başvurucular tarafından değil, söz konusu yargılama sırasında başvurucuların avukatı olan kişi tarafından sunulduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla başvuran, eski müvekkillerini temsil etmemektedir, bir ihlalden dolayı bizzat mağdur olduğu kanısına vararak, başvuruda bulunmuştur.
8. Bu hususta, başvuran, Avukatlık Kanunu uyarınca, avukat tarafından temsil edilme masrafları bağlamında ödenmesine hükmedilen meblağın tamamen kendisine ait olduğunu iddia etmektedir.
9. Mahkeme, ulusal mahkemelerin içtihadına göre (özet için bk. Anayasa Mahkemesi, Ömer Kara, no. 2014/5004, 8 Haziran 2016), temsil edilme masrafları bağlamında davayı kazanan tarafa mahkemeler tarafından ödenmesine karar verilen maktu meblağın, avukata ait olmadığını, müvekkile ait bir alacak teşkil ettiğini kaydetmektedir. Sonuç olarak, avukat örnek olarak, kendisi adına alacağın tahsil edilmesine yönelik bir dava açamaz. Hukuk Muhakemeleri Kanunu, vekâlet ücretinin “taraf lehine” karar verileceğini açıkça öngörmesi nedeniyle, bu hususta herhangi bir şüpheye yer bırakmamaktadır (330. madde). Avukatlık Kanunu’nun, söz konusu mahkeme tarafından ödenmesine hükmedilen vekâlet ücretinin avukata ait olduğunu belirten hükmü (164. maddenin son cümlesi (in fine)), yalnızca avukat ile müvekkili arasındaki ilişkiyle ilgilidir.
10. Öte yandan, bir mahkemenin avukat tarafından temsil edilme masrafları bağlamında herhangi bir meblağın ödenmesine karar vermemesi veya avukat ile müvekkili arasındaki temsil sözleşmesinin öngördüğü meblağın altında bir meblağın ödenmesine hükmetmesi durumu, müvekkilin, sözleşmede öngörülen ve mesleki ücret teşkil eden avukatlık ücretini ödemekten muaf tutulmasına neden olmamaktadır.
11. Dolayısıyla, mevcut davada, tek bir maktu ücret yerine, çok sayıda maktu vekâlet ücreti elde etme ümidinin muhtemelen Sözleşme anlamında meşru bir beklenti teşkil edebileceği varsayıldığında bile -bu sorun, somut olayda belirsiz kalmıştır-, başvuran, bu beklentiye sahip olmaması nedeniyle, söz konusu beklentiye yönelik bir müdahalenin mağduru olduğunu ileri süremeyecektir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Nespala/Çek Cumhuriyeti (k.k.), no. 68198/10, 24 Eylül 2013).
12. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilen yaklaşım, başvuranı, müvekkilleri ile aralarındaki sözleşme gereğince kendisine ödenmesi gereken ücreti müvekkillerinden alma hakkından yoksun bırakmamıştır.
13. Sonuç olarak, başvuru, Sözleşme’nin 34 ve 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 20 Ekim 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Branko Lubarda
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan