© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2012. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2012. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the and of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2012. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
BEŞİNCİ DAİRE
KARAR
KABULEDİLEBİLİRLİK ÜZERİNE
Başvuru no 45216/07
Başvurucu Johanna APPEL-IRRGANG ve diğerleri
Almanya’ya karşı
6 Ekim 2009 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Beşinci Daire), aşağıdaki üyelerle toplanmıstır :
Peer Lorenzen, Başkan,
Renate Jaeger,
Karel Jungwiert,
Rait Maruste,
Isabelle Berro-Lefèvre,
Mirjana Lazarova Trajkovska,
Zdravka Kalaydjieva, hakimler,
et Claudia Westerdiek, Yazı işleri müdürü,
11 Ekim 2007 tarihinde yukarıda belirtilen başvuruyu gören Mahkeme,
Müzakere yaptıktan sonra aşağıdaki kararı vermiştir :
OLAYLAR
Başvurucular, Bayan Johanna Appel-Irrgang ve anne-babası, Bayan Kerstin Appel ve Bay Ronald Irrgang, Alman vatandaşıdırlar ve sırasıyla 1993, 1956 ve 1954 yıllarında doğmuşlardır ve Berlin’de ikamet etmektedirler. Başvurucular Mahkeme önünde Berlin’de avukatlık yapan Reymar ve Hasso von Wedel tarafından temsil edilmektedirler.
A. Davanın koşulları
Başvurucular tarafından sunulan olaylar şu şekilde özetlenebilir.
1. Davanın gelişimi
30 Mart 2006 tarihinde Berlin Temsilciler Meclisi 26 Ocak 2004 tarihli okullar ile ilgili yasaya (Erstes Gesetz zur Änderung des Schulgesetzes) değişiklik getiren bir yasayı onaylamıştır. Bu yasanın 1. maddesi, 12. maddeye yeni bir 6. paragraf eklemeyi öngörmekteydi :
« Devlet okullarında 7 ile 10. sınıflar arasında ahlak dersi tüm öğrenciler tarafından normal olarak öğrenilen bir derstir. Ahlak dersinin amacı, çocukların eğilimi ve kapasitesini geliştirmek, sistemli bir şekilde bireyin bireysel hayatın temel ahlaki ve kültürel sorunlarını, değerler ile huy ile ilgili değişik önerileri, öğrencilerin kültürel, etnik, dini veya ideolojik kökenlerinden bağımsız bir şekilde irdelemektir. Böylece öğrenciler otonom ve sorumlu bir yaşam sürmek için gerekli temelleri almış olurlar ve kültürlerarası diyalog ve ahlaki gelişim yeteneği elde etmiş olurlar. Bu amaçla, felsefe, dini ve felsefi ahlak, değişik kültürler ve yaşam biçimleri, dünyanın büyük dinleri ve yaşam biçimleri ile ilgili sorunlar konusunda bilgiler aktarılmaktadır. Ahlak dersi kendi eğilimini, Federal Anayasa’dan, Berlin Anayasa’sından, okullarla ile ilgili yasanın 1 ve 3. paragraflarında geçen eğitim ve öğretim misyonundan almaktadır. Ahlak dersi tarafsız bir şekilde verilir. Okullar bazı konuların işlenmesi için, dini ve felsefi dersler veren topluluklar ile işbirliği yapmaya davet edilmektedir. Uygulamaya konulacak bir işbirliğinin biçimi ile ilgili karar verme yetkisi her okulun kendisine aittir. Okul, öğrenciler üzerinde velayeti olan şahısları, ahlak dersinin amacı, içeriği ve şekli konusunda zamanında ve uygun şekilde bilgilendirmek zorundadır. »
Nisan 2006 tarihinde Protestan olan başvurucular, Federal Anayasa Mahkemesi’ne bu yasaya (no 1 BvR 1017/06) karşı anayasal bir başvuru yapmışlardır. 14 Temmuz 2006 tarihinde üç hâkimli Federal Anayasa Mahkemesi’nin bir dairesi, başvuruyu hukuk yollarının tüketilmediğinden dolayı reddetmiştir. Üç hâkimli Federal Anayasa Mahkemesi dairesine göre, başvurucuların öncelikle okullar ile ilgili yasanın 46 § 5 maddesinin ilk cümlesine (bkz. "İlgili iç hukuk ve uygulamaları") dayanarak okullar ile ilgili makamlara başvurmaları ve durumuna göre, davayı sonradan idari yargı organları önüne götürmeleri gerekmektedir.
20 Temmuz 2006 tarihinde başvurucular, okuldan ilk başvurucunun ahlak dersinden muaf tutulmasını talep etmişlerdir.
29 Temmuz 2006 tarihinde başvurucular, Berlin İdare Mahkemesi’ne başvururak yürütmeyi durdurma talebinde bulunmuşlar ve davanın esasına ilişkin karar verilinceye kadar ahlak dersinden muafiyet istemişlerdir.
1 Ağustos 2006 tarihinde, 30 Mart 2006 tarihli yasa yürürlüğe girmiştir.
2. İdari yargı organlarının kararları
21 Ağustos 2006 tarihli kararla İdare Mahkemesi, başvurucuların taleplerini reddetmiştir. Mahkeme öncelikle, her ne kadar 46 § 5 maddesinin ilk cümlesine (bkz. "İlgili iç hukuk ve uygulamaları") dayanarak okullardan bir dersten muafiyet istenmesi söz konusu olsa da, başvurucuların bu madde anlamında bu muafiyetten faydalanmak için önemli bir nedenleri (wichtiger Grund) olduğunu öne sürmediklerini belirtmiştir. Ayrıca Federal Anayasa’nın 7 § 1 maddesinin Berlin Eyaleti’ne, okullar ile ilgili yasanın 12 § 6 maddesinde (bkz., aşağıya) ifade edildiği gibi, değerler temelinde sorumlu bir davranış biçimi geliştirmek ve bu konuda tüm öğrencileri eğitmek için bir ahlak dersi koyma imkanı tanımaktadır. Okulun misyonu sadece bilgiyi iletme ile sınırlı değildir, ayrıca öğrencileri toplumun sorumlu bireyleri haline getirmek için onları eğitme amacındadır. İdare Mahkemesi ayrıca, ahlak dersinin içeriğinin tarafsız olduğunu ve bir vicdan kanaatinin, dinin veya inancın bir diğerine baskın olduğunu ve asıl gerçeği yansıtmadığını belirtmektedir. Okullar ile ilgili yasanın 12 § 6 maddesi çoğulculuk içinde ahlaki düşünce ve ilkelerin başkasına aktarımını öngörmektedir. Bu durum, belli bir ahlaki standart belirlemeyen ama dini ve felsefi düşüncelerin çoğulculuğa açık olmasını sağlayan, insanın onuruna saygıyı, otonom ve sorumlu bir bireysel geliştirme fikrinden hareket eden Federal Anayasa’da belirtilen ilkelere denk düşmektedir. İdare Mahkemesi, son olarak makamların uygulamada devletin görüşünün yayılmasını ve dini tarafsızlığı güvence altına alamayacağını gösteren herhangi bir durumun olmadığıni belirtmiştir. Ahlak dersinin somut olarak yerine getirilmesi ayrıca bu davanın konusu değildir.
23 Kasım 2006 tarihli kararla İstinaf İdare Mahkemesi, İdare Mahkemesi’nin kararını onaylamıştır. İstinaf Mahkemesi, ahlak dersinin dini olaylar ile sınırlı olduğunu ve tarafsız bir şekilde verildiğini teyid etmektedir. Bu dersteki asıl asıl konular – insanlık, demokrasi ve özgürlük- hoşgörü, diğer başka inançlara saygı, doğal kaynakların korunması için sorumlu olma ve silahlı güçlerle çatışmaların çözümlenmesinin engellenmesi gibi Federal Anayasa’da öngörülen ahlaki standartlara uygun konular işlenmektedir. Bu ders anayasa hukuku açısından herhangi bir sorun çıkarmamaktadır. Ayrıca ahlak dersinin uygulamada eğitim programına uymayacak şekilde verildiğini gösteren hiçbir durum bulunmamaktadır.
Hacın bir devlet okulunda sınıfların duvarına takılmasını yasaklayan Federal Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla ilgili olarak[1] başvurucuların iddası konusunda İstinaf İdare Mahkemesi, ilk başvurucunun aynı durumda olmadığı kanaatindedir. Başvurucular « din olmadan yani laik » bir ders verme zorunluluğundan şikâyet etmektedir. Dolayısıyla başvurucuların din özgürlüğüne, per definitionem, bir müdahale söz konusu olamaz. Nitekim din özgürlüğü Hristiyan ahlaki derslerin öğretildiği okullara gitmeye engel değildir. Ahlak dersinin dinsizlik ve dine karşı olduğu ile ilgili başvurucuların argümanı temelden yoksundur. Ayrıca, « masonluk ideolojisine » referans yapmaları ile ilgili olarak başvurucular, ahlak dersi ile ahlak dersi gibi seçmeli olan ve ahlak dersi ile karşılaştırılamayacak olan felsefi inançlar ile ilgili dersi (Humanistische Lebenskunde) birbirine karıştırmaktadırlar.
Bu konuda bir muafiyet elde edilmesi konusunda ise İstinaf İdare Mahkemesi, din dersi ile ahlak dersi arasında tercih yapma hakkının varolmadığını ve bunun temelden yoksun olduğu kanaatine varmıştır. Her ne kadar anayasa hukuku, din derslerine katılmayan öğrenciler için ahlak dersininin alternatif ders olarak öngörülmesine imkân verse de, Berlin Eyaleti yasakoyucusuna, tüm öğrenciler için zorunlu olarak ahlak dersini öğretilen ders olarak kabul etme konusunda engel getirilemez.
3. Federal Anayasa Mahkemesi
19 Nisan 2007 tarihinde başvurucuların temsilcilerine tebliğ edilen 15 Mart 2007 tarihli kararıyla üç hakimli Federal Anayasa Mahkemesi’nin aynı dairesi, başvurucular tarafından yapılan yeni başvuruyu kabul etmemiştir (no 1 BvR 2780/06).
Daire öncelikle, ilgili kararların ancak yürütmeyi durdurma davası kapsamında verilebilmesine rağmen, başvurunun kabuledilebilir olduğunu gözlemlemektedir. Daire bu konuda, asıl prosedür kapsamında idari yargı organlarının başvurucular tarafından öne sürülen sorunları detaylı bir şekilde incelendiğini ve bu yargı organlarının başka olayları tespit ettiğini ve esasa ilişkin başka sonuçlara vardığını belirtmektedir.
Anayasa başvurusunun esasına eğilen Federal Anayasa Mahkemesi, herhangi bir muafiyet olmadan zorunlu ahlak dersinin kabul edilmesinin, birinci başvurucunun Federal Anayasa’nın 4 § 1 maddesinde öngörülen din özgürlüğünü çiğnemediği ve ikinci ve üçüncü başvurucunun Federal Anayasa’nın 6 § 2 maddesinde öngörülen kendi çocuklarını kendi inanç ve dini felsefelerine göre eğitme hakkının ihlali olmadığı kanaatindedir. Ahlak derslerine girme zorunluluğu öğrenciler üzerinde ve anne babaları üzerinde din okullarına gitmeme gibi bir baskı aracı olarak yorumlanamaz. Din dersine yazılan bir öğrencinin okul saatleri elbetteki bu derse katılmayan bir öğrencinin ders saatlerinden daha fazladır, ancak bu fazlalık çok anlamlı değildir. Ayrıca bu ek ders saatleri tamamen alışılagelmiştir ve okulların uygulamalarına yerleşmiştir çünkü bir öğrenci seçmeli bir derse kaydedilir. Bu ek ders saatleri ahlak dersinin zorunlu işlenen dersler arasında bulunup bulunmaması sorunundan bağımsız bir şekilde vardır.
Federal Anayasa Mahkemesi ayrıca, birinci başvurucunun kendi dini inancına aykırı bir derse katılmaya zorlanmadığını belirtmiştir. Federal Anayasa’nın 4 § 1 ve 6 § 2 maddelerine göre, bu hükümlerde düzenlenen temel haklar herhangi bir yasal sınırlamaya maruz kalamayacakları doğrudur, ancak bu haklar sınırlamalarını Anayasa’nın kendisinde, yani bu davada devlete eğitim misyonunu yükleyen Anayasa’nın 7 § 1 maddesinde bulmaktadır. Bu misyon, tarafsız ve hoşgörülü bir davranışla anne babanın eğitimle ilgili inançları ve fikirlerine saygı göstermekle birlikte, devlete anne babadan bağımsız bir şekilde pedagojik amaçlar yüklemektedir. Makamlar tarafından beyin yıkamak ve toplumdaki dini barışı tehlikeye sokacak belirli bir inancı açıkça veya zımni bir şekilde desteklemek mümkün değildir. Haklar arasında çatışma söz konusu olduğu zaman, çocuğun din özgürlüğü ve anne babanın eğitme özgürlüğü, devletin eğitim misyonunun gereklilikleri ile birlikte bir denge kurulması gerekmektedir. Bu dengeyi sağlama yasa koyucuya aittir çünkü, bir şekilde değişik dini inançlardan ve fikirlerden gelen çocukları barındıran bir devlet okulunda tansiyonun olması kaçınılmazdır. Dolayısıyla tamamen belirli bir inancın gerekliliklerine uygun yapılan bir ahlak dersi yasal değildir ve toplumda savunulan ahlak, etik veya dinlere göre öğrencilerin izole olmasından başka bir şey değildir. Birçok düşünce ve fikre açık olma, demokratik ve liberal bir devlette devlet okullarının bir önşartıdır. Devlet, dini veya felsefi bir cemaatçi yaklaşımı engellemeye ve azınlıkların topluma uyumunu sağlamaya çalışırken kendi hukuki sınırları içerisinde hareket etmektedir. Bu konuda Federal Anayasa Mahkemesi, topluma uyum sadece çoğunlukta olan dini veya felsefi fikirlerin azınlıkları dışlamaması anlamına gelmemektedir, aynı zamanda değişik düşüncelere ve inançlara sahip olanlarla diyaloğu kapatmama anlamına da gelmektedir. Devlet okullarının misyonlarından bir tanesi, öğretmek ve pratikte beraber hoşgörü üçerisinde yaşamak olabilmelidir. Öğrencilerin bir hoşgörü davranışı gösterme ve diyaloğa başvurma kapasiteleri, demokratik yaşama katılmak ve değişik felsefi inançlar ve kanaatlere karşılıklı saygı çerçevesi içinde yaşamak için gerekli temel şartlardan bir tanesini oluşturmaktadır.
Dolayısıyla, Federal Anayasa Mahkemesi için öğrenciler ve anne babalar, okul derslerinde çocukların kendilerine yabancı olan başka inançlarla veya fikirlerle karşılaşmamalarını isteyememektedirler. Her inanca kendi yerini veren bir toplumda böyle bir hak Federal Anayasa’nın 4 § 1 maddesinden çıkmamaktadır. Bu nedenden dolayı, bir okulun bir biyoloji dersinde gelişme teorisini öğretmesi, yaratma öyküsünü sadece din dersinde anlatması veya bir cinsel eğitim dersinde cinsel yollarla bulaşan hastalıklar veya cinsel korunma ile ilgili bilgileri sunması nedeniyle eleştirilemez. Bu durum bazı cemaat dinlerinin temel ilkelerine aykırı olsa bile eleştirilemez. Berlin Eyaleti yasakoyucusu toplumda bir arada yaşama ile ilgili temel değerleri iletmeye karar vermiştir ve değişik dinlerin ve felsefik düşüncelerin değerlerinin bir dersle sunulması, devletin ahlak derslerinin verilmesinde ve anlayışında tarafsız olma yükümlülüğüne saygılı olmaması durumunda ancak çocuklar ile anne babaların temel haklarını çiğneyebilmektedir.
Başvurucuların ahlak dersinden muaf olabilme hakkı elde edememelerinin imkânsız olmasının orantılılık ilkesine aykırı olmasına ilişkin şikâyetleri konusunda Federal Anayasa Mahkemesi, Berlin Eyaleti yasa koyucusunun, eğitim verme misyonu gereği, öğrencilerin bağlı olduğu dinden veya felsefi görüşten bağımsız olarak, tüm öğrencilere bir ortak derste değerlerin bir temelini vermesinin ve bu derste başka dinlerin ve felsefi düşüncelerin sunmasının hakkı olduğu kanaatindedir. Belirli spesifik olayları ve Berlin’deki toplumun dini eğilimi göz önüne alındığında yasa koyucu, tüm öğrenciler için ortak ve zorunlu bir ahlak dersi koyarak geçerli bir şekilde belirlenen meşru amaçlara – öğrencilerin topluma uyumu ve hoşgörü anlayışının geliştirilmesi – ulaşabilmektedir. Yasa koyucu, böyle bir yöntemi öğrencilere ayrı bir şekilde din dersi verilmesine imkan tanıyarak veya diğer derslerde öğretilen değerleri tartışılmaya açarak veya öğrencileri ahlak dersinden muaf tutarak bir tercihte bulunmuştur.
Fedaral Anayasa Mahkemesi son olarak, ahlak dersinin tarafsız olmadığını gösteren hiçbir belirtinin olmadığını belirtmiştir. Yasanın 12 § 6 maddesinin 6. cümlesi, ahlak dersinin açık bir şekilde devletin dini tarafsızlığına veya ideolojisine saygı çerçevesi içinde öğretileceğini düzenlemektedir. Ders programı bu zorunluluğu içermektedir ve eğitim öğretimden derslerde ahlaki sorunlarla ilgili bakış açılarını işlemesini ve bunu güvenilir bir şekilde yapmasını beklersek, öğrenciler üzerinde yasaya aykırı hiçbir etki kabul edilemez. Aynı şekilde, ahlak dersinin içeriği temel ahlaki kurallara dayanmaktadır. Öğrenciler, bu dersle tüm sivil varlık için gerekli temeli oluşturan Federal Anayasa’da ve Berlin Anayasa’sında belirtilen temel hakları öğrenmeye davet edilmektedir. Son olarak, ahlak dersi aydınlanma ve humanizim başta olmak üzere batı kültürüne damgasını vuran asıl fikir ve değerleri öğrencilere vermektedir. Ahlak dersi, öğrencilerin felsefe, kültür, din ve ideolojik fikirlerle ifade edilen düşüncelerin tartışılması ve onlarla karşılaşmalarını sağlama amacındadır. Federal Anayasa Mahkemesi, ahlak dersi anlayışının tarafsız ve açık olma ödevi gereği, devletin değişik felsefelere, dinlere ve inançlara saygı gösterdiği sonucuna varmaktadır. Ahlak dersinin somut olarak işlenmesinin yasaya veya ders programına uygun olmadığını gösteren hiçbir belirti bulunmamaktadır.
Brandebourg Eyaleti’nde yürürlüğe giren bir ahlak dersi ile ilgili olan bir davada, Federal Anayasa Mahkemesi’nin bu dersten muaf olma ihtimalini kabul ettiği ve Mahkeme’nin adli uzlaşma önerisi konusunda başvurucunun argümanı ile ilgili olarak Yüksek Mahkeme, taraflarca kabul edilen adli uzlaşma sonucunda anayasal başvurunun konusuz kaldığını ve dolayısıyla bu davada esasa ilişkin herhangi bir karar verilmesine gerek olmadığını hatırlatmaktadır.
26 Nisan 2009 tarihinde din dersleriyle birlikte devletin zorunlu ahlak derslerinin eşit hale getirilmesi ile ilgili olarak bir referandum yapılmıştır. Kayıtlı seçmenlerin % 29’nun katıldığı bu referandumda, oy kullananların % 48,4’u bu konuda olumlu oy kullanmışlardır. Oy kullananların kesin sayısı ayrıca, önerilen yasayı oylamaya sunmak için istenen sınıra (kayıtlı tüm seçmenlerin çeyreği) varmamıştır.
Referandum sırasında yayınlanan Berlin Eyalet Hükümeti’nin (Senato) bir görüşüne göre, 3.4 milyon Berlin nüfusunun üçte biri 250 dini veya felsefi cemaatlere üye olduklarını beyan etmişlerdir ve Berlin’deki çocukların yarısı göçmen kökenlidirler.
B. İlgili iç hukuk ve uygulamaları
1. Federal Anayasa
Fedaral Anayasa’nın 4 § 1 maddesi, inanç ve vicdan özgürlüğü ile dini ve felsefi inanışları beyan etme özgürlüğünü güvence altına almaktadır. 6 § 2 madde, babalar için kendi çocuklarını yetiştirme ve eğitme doğal hakkını güvence altına almaktadır. 7 § 1 madde, tüm okul eğitiminin devletin kontrolü altına olduğunu düzenlemektedir. 7 § 2 madde, velayet hakkı olan şahısların, çocuklarının dini eğitimine katılmaya karar verme hakları olduğunu öngörmektedir.
2. Okullar ile ilgili yasa
Berlin Eyaleti’nin 26 Ocak 2004 tarihli okullar ile ilgili yasasının (Schulgesetz) 13. maddesi özellikle, dini veya felsefi eğitimin (seçmeli) dini cemaatlerin ve başka inançlarla ilgili cemaatlerin sorumluluğu altında verildiğini düzenlemektedir. Bu cemaatlerin yasaya saygılı olmaları, kalıcı bir nitelikte olmaları ve geniş bir şekilde bir dini veya felsefi inancı iletme amacında olmaları gerekmektedir. Bu cemaatler tarafından verilen, din ve felsefi düşünceler derslerinin tüm öğretilen derslere uygulanan genel kurallara uyulacak şekilde verilmesi gerekmektedir. Velayet hakkı olan şahıslar, çocuklar 14 yaşına ulaşmayana kadar çocuklarının bu derslere katılımı konusunda karar verirler. Okul, kayıtlı öğrenciler için ders programında haftada iki saat öngörmek zorundadır ve bu konuda çocuklara derslikler sunmak zorundadır. Din dersine katılmayan öğrenciler serbest bırakılırlar.
46 § 5 madde özellikle, önemli bir neden bulunması durumunda, bir öğrenciyi öğretilen derslerin tamamından veya bir kısmından muaf tutma ihtimalini düzenlemektedir.
3. Okul ders programı
2006/2007 eğitim öğretim yılı için Berlin Milli Eğitim ve Gençlik ve Spor Bakanlığı (Senatsverwaltung) tarafından belirlenen ortaokullarda, 7. sınıftan 10. sınıfa kadar « ahlak » dersi ile ilgili ders programının (Rahmenlehrplan für die Sekundarstufe I), 2.2 Sayılı bölümünde (ahlak dersinin temeli ve işleyişi) şunlar öngörülmektedir :
Dini ve ideolojik tarafsızlık
« Ahlak dersi, dini ve ideolojik açıdan tarafsız bir şekilde verilmektedir. Belirli bir pozisyonda veya beyin yıkama şeklinde sunulan ders yasaktır. Buna karşın değerler (wertneutral) konusunda ders, tarafsız değildir. Gençliğin insanlık, demokrasi ve özgürlük anlayışıyla eğitilmesi gerekmektedir. Hoşgörü, değişik inançlara saygı, doğal kaynakları koruma konusunda sorumluluk ve çatışmaların zor kullanılarak çözümlenmesinin engelenmesi bu eğitimin bir parçasıdır. Gerçekte çelişkili olan bir durum derste çelişkili olarak işlenmek zorundadır. Öğretmenin derste işlenen çatışma halinde olan değerlerle ve sorunlarla ilgili olarak kendine özgü bir bakış açısı olduğu farzedilir ve bunu mantıklı bir şekilde sunmak zorundadır. Aynı şekilde öğretmen öğrenciler üzerinde yasal olmayan hiçbir etkide bulunamaz. »
Ders programının 5. bölümü, ahlak dersinde işlenecek altı konuyu belirtmektedir -« Kimlik, arkadaşlık ve mutluluk », « Özgürlük, sorumluluk ve dayanışma », « Ayrımcılık, şiddet ve hoşgörü », « Eşitlik, hukuk ve adalet », « Suçluluk, ödev ve vicdan », ve « Bilgi, umut ve inanç ». Her konu altında ders planı, üç değişik perspektif altında işlenecek konuları önermektedir ; bunlar bireysel perspektif, sosyal perspektif ve dini düşünceler perspektifidir. Böylece birinci konu altında ders programı bazı konular arasından şunların işlenmesini önermektedir : Aristo’da üç ayrı arkadaşlık şekli; kardeşlik fikri ; inançta cemaat. İkinci konu şunları içermektedir: sorumluluk ve kanaat ahlakı; otonomi ve çoğunluk; gelecek nesilleri sevme dini emri. Üçüncü konunun kapsamına giren temalar şu şekildedir : sosyal Darvincilik; kültürel kimlik; dünya dinlerinin etiğinde düşmanı sevme şekilleri; hoşgörü; karşılıksız aşk. Dördüncü konu altında şunlar önerilmektedir : insanlar arasındaki ahlaki ve antopolojik eşitlik ve eşitsizliğin temelleri; hukuk ve ahlak; adaletin teorisi ve ilkeleri. Beşinci konu altında ders programı aşağıdaki konuların işlenmesini öngörmektedir : Hristiyan eğitiminde asıl günah ; toplu hata ; pozitif ve negatif ödevler; « Bu », « Ben » ve « Benden üstün » konseptleri. Son konu ile ilgili olarak ders programı şu konulara eğilmeyi önermektedir : Eflatun; Rönesans; Empirizm ve rasyonalizm; ütopyalar; bilim kurgu; romantizm; gelişme ve ilerleme; inanç ve hurafeler; dinler ve ideolojiler; monoteizm (tekdinlilik) ve politeizm (çokdinlilik); din; klise ve devlet, laikleştirme, din adamlığı ve dini cemaatler.
ŞİKAYETLER
Başvurucular, ilk başvurucunun ahlak dersine katılımının zorunlu olmasından şikayet etmektedirler. Kendilerine göre bu dersin işlenmesi devletin tarafsız olma ödevine aykırıdır. Bu ders kendilerinin dini kanaatlerine uygun olmayan fikirler dayatmaktadır. Başvurucular ayrıca, Anayasa’nın 7 § 1 maddesinde öngörülen kamunun eğitim konusundaki kontrolünün Sözleşme’nin 9 § 2 maddesinde bulunmadığını savunmaktadırlar. Başvurucular, Sözleşme’nin 9 § 2 maddesini ve 1 Nolu Protokol’ün 2. maddesinin 2. fıkrasını öne sürmektedirler.
HUKUK AÇISINDAN
Başvurucular, Berlin Eyaleti’nde yürürlüğe giren zorunlu ahlak dersi ile Sözleşme’nin 9 § 2 maddesi ile 1 Nolu Protokol’ün 2. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen hakların çiğnendiğini iddia etmektedir. Bu hükümler şu şekildedir :
Madde 9
« 1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir
2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir. »
1 Nolu Protokol’ün 2. maddesi
« Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir. »
Başvurucular öncelikle, ahlak dersinin yürürlüğe konulmasının, derslerin içeriğini seçen, « ahlak » kavramının ne anlama geldiğini ve derslerin dayandığı « değerlerin temelini » belirleyen ve öğrenciler üzerinde önemli bir etkisi olan öğretmenleri eğiten devletin tarafsız olma ödevine aykırı olduğunu savunmaktadır. Başvurucular devamla ilgili ahlak dersinin dini inançlarına uymadığını ifade etmektedirler. Bu derste öğretilen felsefi ahlak birçok alanda Hristiyan ahlak kuralının tersini söylemektedir. Bu felsefi ahlak esas olarak Allah’ın varlığını inkar etmektedir ; laik, ateist ve din karşıtı bir karaktere bürünmüştür ve özellikle, Anayasa Mahkemesi’nin altını çizdiği gibi, Aydınlanma ve insanlık fikirlerinden etkilenmiştir. Dini kesimlerin temsilcilerinin katılımı olmadan hazırlanan ders programı, çoğunluğun dini olmasına rağmen, Hristiyanlığa, Zengin/Türkiye (no 1448/04, CEDH 2007‑XI) davasında olduğu gibi Sunni İslam’a göre, çok az yer vermektedir. Başvurucular ayrıca, öğrencilerden istenen ateist bir ahlak dersine aktif katılımın daha yoğun olduğunu ve din özgürlüğüne daha çok aykırı olacağını belirtmektedir. Buna karşın Federal Anayasa Mahkemesi sınıfların duvarlarına asılan haçın varlığının Federal Anayasa’ya aykırı olduğuna karar vermiştir. Başvurucular son olarak, Federal Anayasa’nın 7 § 1 maddesinde öngörülen devletin eğitim verme misyonunun Sözleşme’nin 9 § 2 maddesinde öngörülen sınırlamaların bir parçası olmadığını ve dolayısıyla ahlak derslerine girmeyi zorunlu kılmayı haklı göstermediğini iddia etmektedirler. Başvurucular bir muafiyet elde etme ihtimalinin (üye devletlerin çoğunluğu bu durumu öngörmektedir, bkz., Zengin, yukarıda adı geçen karar, § 34) bu konuda hukuka aykırı tüm kaygıları boşa çıkarmıştır. Kaldı ki Brandebourg Eyaleti’nde öngörülen ahlak dersi ile ilgili olarak açılan bir davada, Federal Anayasa Mahkemesi, muafiyet ihtimalini öngörmüştür. Bu konuda başvurucular, bu davadaki ilgili kararla Yüksek Mahkeme’nin belirttiğinin aksine, yukarıda ifade edilen anayasal başvurunun konusuz kalmadığı, çünkü başvurucuların bir kısmının adli uzlaşmayı kabul etmedikleri ve dolayısıyla Mahkeme’ye yeni bir başvuru yaptıkları konusu üzerinde ısrarla durmaktadır (no 25159/04, Dreke/Almanya)[2]. Bununla birlikte, 6 Eylül 2006 tarihli Berlin Katolik ve Protestan Kliselerinin ortak basın açıklamalarına göre, ahlak derslerinin yürürlüğe girmesinden sonra öğrencilerde oluşan ek yük nedeniyle dini okullara gitme oranının dörtte biri düşmüştür.
Mahkeme öncelikle, bu davanın şartlarında başvurucuları, ulusal yargı organları önündeki esas yargılama bitmeden gelmelerinden dolayı eleştiremeyeceğimizi belirtmektedir. Gerçekten de, Federal Anayasa Mahkemesi’ne göre, idari yargı organları detaylı bir şekilde başvurucular tarafından sunulan beyanları incelemişler ve dolayısıyla, bu yargı organlarının başka olayları ortaya çıkaracağını ve asıl davanın sonunda esasa ilişkin başka sonuçlara varacaklarını beklememek gerekmektedir.
Mahkeme devamla, başvurucuların şikâyetlerini esasen 1 Nolu Protokol’ün 2. maddesinin ikinci cümlesi altında incelenmesi gerektiği belirtmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 8, 9 ve 10. maddeleri ışığında okunması gereken bu hükmün yorumu ile ilgili genel ilkelerin iki yeni kararda özetlendiğini hatırlatmaktadır (Hassan ve Eylem Zengin yukarıda adı geçen karar, §§ 47-55 ve Folgerø ve diğerleri/Norveç [BD], no 15472/02, § 84, CEDH 2007‑VIII). Mahkeme özellikle, okul programlarının belirlenmesi ve işlenmesinin ilke olarak Sözleşmeci Devletlerin yetkisine bağlı olduğunu, ancak bu devletlerin okul programlarında geçen bilgilerin veya verilerin objektif, eleştirel ve çoğulcu bir şekilde yapılmasına dikkat etmeleri gerektiğini ve yersiz tüm misyonerlik faaliyetlerinden korunacak şekilde rahat bir ortamda bu programların öğrencilere dine eleştirel bir bakış açısını geliştirmelerine imkân vermesi gerektiğini belirtmektedir. Özellikle anne babaların inançlarına saygı göstermeyen beyin yıkama faaliyeti devletler için yasaktır ; öncelikle kendi çocuklarını eğitme ve öğretme anne babalara aittir. Burada aşılmaması gereken bir sınır bulunmaktadır.
Mahkeme, başvurucuların esas olarak, ahlak dersinin tarafsız olmadığını ve laik karakterinden dolayı kendi dini inançlarına uygun olmadığını savunduklarını kaydetmektedir.
Mahkeme, okullar ile ilgili yasanın 12 § 6 maddesine göre, ahlak dersinin, öğrencilerin kültürel, etnik, dini veya ideolojik kökenlerinden bağımsız olarak, onların bireysel yaşamın kültürel ve ahlaki problemleri çözme kapasitelerini ortaya çıkarmak ve geliştirmek amacında olduğunu gözlemlemektedir. Buradaki amaç, öğrencilerin sosyal bir yeteneğine, kültürlerarası diyalog kapasitesine ve ahlaki eğilime sahip olmalarını sağlamaktır. Bu amaçla ahlak dersi öğrencilere, özellikle felsefe, dini ve felsefi ahlak ve değişik kültür ve yaşam biçimleri ve dünyanın büyük dinleri üzerinde bilgiler vermektedir. Federal Anayasa Mahkemesi’ne göre, dini veya felsefi karakterdeki cemaatler olgusunun ortaya çıkmasını engellemekte haklı olan ve azınlıkların integrasyonunu sağlamaya çalışan demokratik ve liberal bir devlette, çoğulcu fikir ve düşüncelere açık olma, bir devlet okulunda var olması gereken bir ön koşuldur. Öğrencilerin hoşgörüye ve diyaloğa yönelik kapasiteleri, demokratik yaşama katılma ve değişik inançlara ve toplumda felsefi kanaatlere karşılıklı saygı için gerekli şartlardan bir tanesini oluşturmaktadır.
Mahkeme’ye göre, ahlak dersinin amaçları 1 Nolu Protokol’ün 2. maddesinde geçen çoğulculuk ve tarafsızlık ilkelerine (bkz., Zengin yukarıda adı geçen karar, § 59, Folgerø, yukarıda adı geçen karar, § 88, ve Konrad/Almanya (kabuledilebilirlik üzerine), no 35504/03, 11 Eylül 2006) ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından kabul edilen tavsiye kararlarına uymaktadır (bkz., Zengin yukarıda adı geçen karar, §§ 26 ve 27). Mahkeme yukarıda adı geçen Zengin ve Folgerø davalarında, bu davalardaki başvurucuların benimsemediği dini karakterde olan bir derse katılmak zorunda kalmalarından dolayı 1 Nolu Protokol’ün 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Bu davaların ilkinde söz konusu olan çoğunluğun kabul ettiği İslam dininin değişik bir mezhebini benimsemesine karşın, ikinci davada ise, başvurucu hiçbir dini benimsememektedir. Ancak halihazır davada, birinci başvurucunun gitmek zorunda kaldığı ahlak dersi tarafsız bir derstir ve herhangi bir dine veya inanca ağırlık vermemektedir. Ahlak dersinin amacı öğrencilere ortak değerlerin temelini vermek ve onları kendi inançlarından başka inançlara sahip olanlara karşı açık hale getirmeyi öğretmektedir. Federal Anayasa Mahkemesi’nin hatırlattığı gibi Mahkeme, ders programına göre, öğretmenden derslerde işlenen ahlak ile ilgili konular hakkında kendine özgü bir bakış açısı sahibi olmasının ve bunu öğrencilere mantıklı bir şekilde sunmasının beklendiğini ve öğrenciler üzerinde yasaya aykırı her türlü etkinin yasak olduğunu kaydetmektedir. Uygulamada ahlak dersinin öğretilmesi konusunda Mahkeme, başvurucuların 2006-2007 eğitim öğretim yılında bu derste sunulan bilgilerin kendi dini inançlarına saygı duymadığını ve beyin yıkama amacında olduğunu savunmadıklarını tespit etmektedir. Kaldı ki İdare Mahkemesi, dersin işlenme şeklinin önündeki prosedüre konu olmadığının altını çizmiştir.
Almanya’daki Hristiyan geleneğe rağmen, Hristiyanlığın yeteri kadar ders programında dikkate alınmadığına ilişkin başvurucuların argümanı konusunda ise Mahkeme, kendi içtihatlarında bir devletin, beyin yıkama gibi tarafsız ve çoğulcu ilkelere aykırı davranmadan, kendi tarihini ve geleneğini dikkate alarak eğitim programlarında belirli bir dinin öğretilmesine daha fazla ağırlık verebildiğini belirtmektedir (Zengin, yukarıda adı geçen dava, § 63, Folgerø, yukarıda adı geçen dava, § 89). Berlin makamlarının değişik dinlere ve inançlara yer veren ve tarafsız olan bir ahlak dersi konusunda seçim yapmaları Sözleşme anlamında herhangi bir sorun çıkarmamaktadır. Mahkeme bu anlamda, Federal Anayasa Mahkemesi’nin, olayların spesifik şartlarını ve Berlin Eyaleti’ndeki dini eğilimi dikkate alan bu tercihi kabul ettiğini kaydetmektedir. Öğrencileri değişik gruplar halinde kendi dini ve felsefi aidiyetlerine göre ayırmak ve diğer derslerde ahlak ile ilgili sorunların işlenmesi yerine, tüm öğrenciler için ortak zorunlu bir ahlak dersi öngörmesinin ulaşılmak istenen amaca varmak açısından Berlin Eyaleti yasakoyucusunun takdirindedir; bu durum devletin bu konuda takdir yetkisi kapsamına girmektedir ve Mahkeme’nin yerindelik incelemesine tabi değildir (Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen/Danimarka, 7 Aralık 1976, § 53, seri A no 23, Jimenez Alonso ve Jimenez Merino/İspanya (kabuledilebirliklik üzerine), no 51188/99, 25 Mayıs 2000 ve Valsamis/Yunanistan, 18 Aralık 1996, §§ 28 ve 31-32, Kararlar Dergisi 1996‑VI).
Başvurucuların ahlak dersinin kendi dini kanaatlerine aykırı olduğu konusundaki iddialarına ilişkin Mahkeme, ne okullar ile ilgili yasanın ne de okul programının, bu dersin belirli bir inanca öncelik tanıdığı veya bir inancı kapsam dışında bıraktığı ve başka inançlara özellikle Hristiyanlığa karşı savaşmayı amaç edindiği sonucuna varmak için herhangi bir durumun olmadığını belirtmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, özellikle « gelecek nesilleri sevme dini emri », « düşmanı sevme », Hristiyan eğitiminde asıl günah ve genel olarak dinler (monoteizm, politeizm Kilise ve devlet, dini cemaat) içinde bulunduran ahlaka ilişkin birçok konunun işlenmesinin önerildiğini kaydetmektedir. Ayrıca okullar ile ilgili yasanın 12 § 6 maddesi okulları, dini ve felsefi topluluklar ile işbirliği içinde bazı konuları işlemeye davet ettiğini kaydetmek gerekmektedir. Ahlak dersinin Hristiyanlık dinine aykırı veya onu eleştiren fikir ve anlayışların işlendiği konusundaki argümanı ile ilgili olarak Mahkeme, Sözleşme’den kendi dinine aykırı fikirler ve anlayışları ifade etmeme hakkının çıkartılmayacağını belirtmektedir (bkz., mutatis mutandis, Konrad, yukarıda adı geçen karar). Mahkeme herşeyden önce birinci başvurucunun okulda görülen Protestan din dersine katılmaya devam edebileceğini ve anne babasının kendi çocuklarını aydınlatma ve ona tavsiyede bulunma, onun üzerinde doğal bir öğretmen gibi etkide bulunma ve onu kendi dini inançları yönünde eğitme konusunda engellenmediklerini belirtmektedir (Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen yukarıda adı geçen karar, § 54, Konrad yukarıda adı geçen karar, Jimenez Alonso ve Jimenez Merino yukarıda adı geçen karar). Mahkeme bu konuda, başvurucuların kendisi önünde ve iç hukuk yargı organları önünde ahlak derslerinin işleme sokulmasının din derslerine katılımı zorlaştırdığı yönündeki argümanlarını detaylandırmadıklarını ifade etmektedir. Protestan ve Katolik Kliselerinin basın açıklamalarına basit bir referans yapma bu konuda yeterli değildir.
Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, ulusal makamların zorunlu ahlak dersini yürürlüğe koyarak, devlete çocukların eğitim hakkını dayatan 1 Nolu Protokol’ün 2. maddesinin kendilerine verdiği takdir yetkilerini aşmadıkları kanaatindedir (Costello-Roberts/Birleşik Krallık, 25 Mart 1993, § 27, seri A, no 247‑C, ve Martins Casimiro ve Cerveira Ferreira/Lüksemburg (kabuledilebilirlik üzerine), no 44888/98, 27 Nisan 1999). Dolayısıyla Mahkeme, Berlin makamlarının ahlak dersinden genel bir muafiyet öngörmek zorunda olmadıkları sonucuna varmaktadır. Bir Eyaletin (Land) bu konuda değişik bir karar alması bu durumu değiştirmemektedir. Sözleşme’nin 9. maddesi anlamında ayrı bir sorun ortaya çıkmamaktadır.
Dolayısıyla başvurucuların şikâyetleri temelden yoksundur ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesine göre kabuledilemez bulunması gerekmektedir.
Bu gerekçelerle Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuruyu kabuledilemez olduğuna karar vermektedir.
Claudia WesterdiekPeer Lorenzen
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2012. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2012. The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2012.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Tout personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
[1] 16 Mayıs 1995 tarihli karar, n° 1 BvR 1087/91, Federal Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, tome 93, ss.1 ve devamı.
[2] Üç hakimli bir Komite tarafından 6 Kasım 2007 tarihinde kabuledilemez bulunmuştur (Sözleşme’nin 28. maddesi).
Full & Egal Universal Law Academy