AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 36363/18
Ali ARSLANBAŞ / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 13 Ekim 2020 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 26 Temmuz 2018 tarihinde sunulan, yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Ali Arslanbaş, Türk vatandaşı olup, 1937 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat M. Alsan tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvuru, başvuranın mülkü ilgili idare tarafından kamulaştırılmaksızın veya ilgilinin zararı tazmin edilmeksizin, uzun yıllardan beri imar planıyla ilgilinin taşınmazına getirilen kullanım kısıtlamasıyla ilgilidir.
ŞİKÂYETLER
3. Başvuran, bu durumun Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
4. Mahkeme, başvurunun 26 Temmuz 2018 tarihinde başvuran adına Mahkemeye sunulduğunu kaydetmektedir.
5. Mahkeme, 24 Temmuz 2018 tarihli başvuru formunun başvuran Ali Arslanbaş ve temsilcisi M. Alsan tarafından birlikte imzalandığını tespit etmektedir.
6. Hükümet, görüşlerinde, Ali Arslanbaş’ın başvurunun Mahkemeye sunulmasından yaklaşık on ay önce 1 Ekim 2017 tarihinde hayatını kaybettiğini Mahkemenin dikkatine sunmaktadır. Hükümet, başvuranın avukatının Mahkemenin başvuranın halen hayatta olduğuna inanmasını sağlayarak, Mahkemeyi yanılttığını ileri sürmektedir. Hükümet, müteveffa başvuranın avukatının davranışının, başvurunun incelenmesi için önem taşıyan bir yönle ilgili olarak Mahkemeyi yanıltabilecek nitelikte olduğunu belirtmektedir.
7. M. Alsan, müvekkilinin ölümünden haberdar edilmediğini ve müvekkilinin kendisine ulusal Mahkemeler ve Mahkeme önündeki yargılamaların tamamı için yetki verdiğini iddia etmektedir. M. Alsan her halükârda, Ali Arslanbaş’ın mirasçılarının Mahkeme tarafından ihlal tespitinde bulunulması durumunda, söz konusu karardan yararlanacaklarını belirtmektedir. Başvuruyu Mahkeme önünde takip etmek istediklerini belirten ilgilinin mirasçıları tarafından M. Alsan’a verilen bu türden bir yetki, bununla birlikte Mahkemeye gönderilmemiştir.
8. Mahkeme, dosyada bulunan unsurları inceleyerek, Ali Arslanbaş’ın gerçekte başvuru formunun imzalandığı tarihten önce hayatını kaybettiğini gözlemlemektedir. M. Alsan tarafından ikna edici herhangi bir açıklamanın yapılmaması nedeniyle, Mahkeme, başvuru formunun tahrif edilmiş olması gerektiği sonucuna varmaktadır. Bununla birlikte, Mahkeme, müteveffanın imzasının tahrif edilmesine kimin neden olduğunu kesin olarak tespit edecek bir durumda bulunmamaktadır.
9. Bu bağlamda Mahkeme, öncelikle, yerleşik içtihatlarına göre, Sözleşme’nin 34. Maddesinin, “mağdur” ifadesiyle, ihtilaf konusu eylem veya ihmalle doğrudan ilgili olan kişiyi, yani bu duruma bir son vermek için doğrudan ve geçerli bir kişisel menfaati bulunan kişiyi belirttiğini hatırlatmaktadır (Patoux/Fransa, No. 35079/06, § 51, 14 Nisan 2011).
10. Mahkeme ardından, İç Tüzüğün 47. maddesinin 7. fıkrası (eski 47. maddenin 6. fıkrası) uyarınca, “başvurularının incelenmesi için ilgili olan her türlü olaydan” Mahkemeyi haberdar etme görevinin, Mahkeme önünde yargılamayı takip etmek isteyen başvuranlara ve başvuranların mirasçılarına ait olduğunu hatırlatmaktadır.
Mahkeme, son olarak ve özellikle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde olduğunu hatırlatmaktadır:
“Aşağıdaki hallerde Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvuruları kabul edilemez bulur:
a) Başvurunun konu bakımından Sözleşme veya Protokollerinin hükümleriyle bağdaşmaması, dayanaktan açıkça yoksun veya bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olması, veya; (...)”
11. Bu hüküm uyarınca, bir başvurunun, özellikle bilerek uydurulan olaylara dayandırılması halinde kötüye kullanılmış olduğuna karar verilebilmektedir (Akdıvar ve diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996, §§ 53‑54, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1996‑IV, Varbanov/Bulgaristan, No. 31365/96, § 36, AİHM 2000‑X, Řehák/Çek Cumhuriyeti (k.k.), No. 67208/01, 18 Mayıs 2004, Popov/Moldova (No. 1), No. 74153/01, § 48, 18 Ocak 2005, Kérétchachvili/Gürcistan (k.k.), No. 5667/02, 2 Mayıs 2006, Miroļubovs ve diğerleri/Letonya, No. 798/05, § 63, 15 Eylül 2009, ve Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano/İtalya [BD], No. 38433/09, § 97, AİHM 2012).
12. Eksik ve dolayısıyla yanıltıcı bir bilgi, aynı zamanda, bilhassa davanın özüyle ilgili olması ve başvuranın ilgili bilgileri neden açıklamadığını yeterli bir şekilde ifade etmemesi halinde, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak incelenebilmektedir (Hüttner/Almanya (k.k.), No. 23130/04, 19 Haziran 2006, Predescu/Romanya, No. 21447/03, §§ 25-26, 2 Aralık 2008, ve Kowal/Polonya (k.k.), No. 2912/11, 18 Eylül 2012). Yeni önemli gelişmelerin Strazburg’ta devam eden yargılama sırasında meydana gelmesi ve İç Tüzüğün 47. maddesinin 7. fıkrası (eski 47. maddenin 6. fıkrası) uyarınca, başvuranın kendisine getirilen açık yükümlülüğe rağmen, Mahkemenin davaya ilişkin bir karar vermesini bilerek engelleyerek, Mahkemeyi bu gelişmelerden haberdar etmemesi halinde, aynı durum geçerli olmaktadır (yukarıda anılan Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano kararı, ve yukarıda anılan Miroļubovs ve diğerleri kararı). Bununla birlikte, bu türden durumlarda bile, ilgilinin Mahkemeyi yanıltma niyeti yine yeterince kesin olarak kanıtlanmalıdır (Al-Nashif/Bulgaristan, No. 50963/99, § 89, 20 Haziran 2002, Melnik/Ukrayna, No. 72286/01, §§ 58-60, 28 Mart 2006, Nold/Almanya, No. 27250/02, § 87, 29 Haziran 2006, ve yukarıda anılan Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano kararı).
13. Ayrıca, Mahkemeye gönderilen belgelerin tahrif edilmesi, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılmasının en ciddi ve belirgin örneğini teşkil etmektedir (yukarıda anılan Miroļubovs ve diğerleri kararı, § 63, Poznanski ve diğerleri/Almanya (k.k.), No. 25101/05, 3 Temmuz 2007, ve Lăzărescu/Romanya (k.k.), No. 9332/02, § 36, 19 Ocak 2010).
14. Mevcut davaya ilişkin olarak, Mahkeme dolayısıyla, tahrif edilen başvuru formunun, başvurunun usulüne uygun olarak yapıldığına inanmasını sağlamak amacıyla kendisine sunulduğunu tespit etmektedir. Arslanbaş’ın imzasını tahrif eden kişinin gerçekte bilinmemesine ve M. Alsan’ın başvurunun tahrif edildiğinden haberdar olduğunu kesin olarak belirten herhangi bir unsurun bulunmamasına rağmen, Mahkeme yine de yanıltılmıştır.
15. Bu nedenle, Mahkeme, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması konusundaki içtihatlarını ve mevcut davanın kendine özgü koşullarını göz önünde bulundurarak, ileri sürülen durumun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirildiği yönünde Hükümetin sunduğu ilk itirazı kabul etmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında kötüye kullanıldığına ve kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 12 Kasım 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy