AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 38453/09
İdris AŞAN/TÜRKİYE
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 30 Ağustos 2016 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 30 Haziran 2009 tarihli başvuru ile ilgili olarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki şekilde karar vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran, İdris Aşan, 1985 doğumlu bir Türk vatandaşıdır.
A. Davanın koşulları
2. Başvuranın ibraz ettiği şekliyle, davaya konu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Mevcut başvuru yapıldığı tarihte, Ankara F Tipi Cezaevinde başvuranın hapis cezası infaz edilmektedir. 13 Mayıs 2009 tarihinde, cezaevi disiplin kurulu, başvuranın Türkçe olarak yazdığı ve bir gazeteye gönderdiği mektubunu "sakıncalı" olduğu gerekçesiyle imha etmeye karar vermiştir, zira söz konusu mektup cezaevi hakkında yanlış ifadeler içermekte ve kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek niteliktedir. Disiplin kurulu, kararını 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68 (3) maddesi ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 91 § 3 maddesine dayandırmıştır.
4. 21 Mayıs 2009 tarihinde, Ankara İnfaz Hakimi, başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
5. 1 Haziran 2009 tarihinde, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran tarafından yapılan bir başka itirazı reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulama
1. Cezaevinde bulunan kişilerin haberleşme hakkı
6. Cezaevinde bulunan kişilerin haberleşme hakkı genel olarak 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68 (3) maddesi ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 91 § 3 maddesinde düzenlenmiştir. Bu kanun uyarınca, cezaevinde bulunan kişilerin haberleşmesi, mektup okuma komisyonu tarafından denetlenir ve aşağıda belirtilen durumlarda kısıtlamalara tabidir:Haberleşmenin içeriğinin ceza infaz kurumunun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşürmesi halinde,Haberleşmenin içeriğinin görevlileri hedef göstermesi halinde,Haberleşmenin içeriğinin terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olması halinde,Haberleşmenin içeriğinin kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri içermesi halinde, veyaHaberleşmenin içeriğinin tehdit ve hakaret içermesi halinde.
7. Söz konusu tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk ve uygulamasına ilişkin tüm bilgilere Mehmet Nuri Özen ve Diğerleri/Türkiye (no. 15672/08, 24462/08, 27559/08, 28302/08, 28312/08, 34823/08, 40738/08, 41124/08, 43197/08, 51938/08 ve 58170/08, §§ 30-34, 11 Ocak 2011) kararından erişilebilir.
2. 16 Mart 2014 tarihli kararname ve 6384 sayılı Kanun uyarınca kurulan Tazminat Komisyonu
8. 6384 sayılı Kanun uyarınca, Mahkeme’ye yapılan başvuruların tazminat yoluyla ele alınması için Türkiye’de bir Tazminat Komisyonu kurulmuştur. İlk olarak, Komisyon’un ratione materiae (konu bakımından) yetkisi, uzun yargılama ve kararların icra edilmemesi veya geç icra edilmesi hususlarına ilişkin başvurular ile sınırlandırılmıştır. İlgili iç hukuka ilişkin tüm bilgilere, Turgut ve Diğerleri ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) kararından erişilebilir.
9. Tazminat Komisyonu’nun ratione materiae (konu bakımından) yetkisi 16 Mart 2014 tarihinde kabul edilen bir kararnameyle genişletilmiştir. Bu sebeple, Tazminat Komisyonu, cezaevinde bulunan kişilerin Türkçe dışında bir dille haberleşmelerine ilişkin haklarının iddia edilen sınırlandırılması ve dergi dağıtılmasının farklı gerekçelerle cezaevi yetkililerince yasaklanması gibi şikayetleri de inceleyebilmektedir. İlgili iç hukuka ilişkin tüm bilgilere Yıldız ve Yanak/Türkiye ((k.k.), no. 44013/07, §§ 9-17, 21 Mayıs 2014) kararından erişilebilir.
3. 9 Mart 2016 tarihli Kararname
10. Bakanlar Kurulu, 9 Mart 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlülüğe giren bir kararname çıkarmıştır. Söz konusu yeni kararname, Tazminat Komisyonu’nun ratione materiae (konu bakımından) yetkisini genişletmiştir.
11. Kararnamenin 4. maddesi ile Tazminat Komisyonu, diğer hususların yanı sıra, tutuklu ve hükümlülerin Türkçe yazılan haberleşmelerinin iletilmemesi gerekçesiyle haklarının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan şikayetleri de incelemekle yetkilendirilmiştir. Hükmün ilgili bölümü aşağıda belirtildiği şekildedir:
"Madde 4
...
e) Ceza infaz kurumlarında Türkçe yazılan mektup veya benzer iletilerin ceza infaz kurumu idaresi tarafından alınmaması veya gönderilmemesi üzerine haberleşmeye saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular."
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak, cezaevi idaresinin kendisini yazmış olduğu bir mektubu gazeteye göndermesi hususunda engellediğinden şikayetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
13. Başvuran, cezaevi disiplin kurulunun mektubunu imha etmesine ilişkin kararının, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
14. Mahkeme, başvuranın haberleşmesine müdahalede bulunulmasına ilişkin şikayetinin, Sözleşme’nin 8. maddesi açısından incelenmesinin daha uygun olacağını değerlendirmektedir. Sözleşme’nin 8. Maddesi ise aşağıda belirtildiği şekildedir:
"1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."
15. Mahkeme, benzer bir başvuruyu daha önce Mehmet Nuri Özen/Türkiye (no. 37619/05, § 11, 2 Şubat 2010) davasında incelemiştir ve “yetkililerin aşağılamalarına dikkat çekme amacı taşıyan” veya “cezaevi yetkilileri hakkında kasten hakaret içeren terimler kullanılan” şahsi mektupların engellenmesinin "demokratik bir toplumda gerekli" nitelikte olmadığına hükmetmiştir. Buna göre, Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmiştir (ibid, § § 18-19).
16. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca “ancak iç hukuk yollarının tamamı tüketildikten sonra meseleyi ele alabileceğini” hatırlatmaktadır. İç hukuk yollarını tüketme kuralının amacı, Sözleşmeci Devletlere aleyhlerinde iddia edilen ihlalleri, söz konusu iddialar Mahkeme’ye sunulmadan önce önleme veya giderme imkânı tanımaktır. Dolayısıyla, söz konusu kural başvuranların öncelikle ulusal hukuk sisteminin sunduğu hukuk yollarına başvurmalarını mecbur kılmaktadır ve böylece Devletlerin gerçekleştirmiş oldukları eylemlerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde cevaplamaktan muaf tutmaktadır. Fakat söz konusu kural, iç hukuk sisteminin iddia edilen ihlal bakımından etkin bir hukuk yolu sunduğu varsayımına dayanmaktadır (Bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, 12 Ocak 2006).
17. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, 9 Ocak 2013 tarihinde, uzun yargılama ve kararların icra edilmemesi veya geç icra edilmesi hususlarına ilişkin Mahkeme’ye yapılan başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair 6384 sayılı Kanunu yürürlülüğe koyduğunu gözlemlemektedir.
18. Tazminat Komisyonu’nun yetkisi daha sonra 9 Mart 2016 tarihinde yürürlülüğe giren bir kararname ile genişletilmiştir. Mahkeme, bu bağlamda, Tazminat Komisyonu’nun tutuklu ve hükümlülerin Türkçe yazılan haberleşmelerinin iletilmemesi gerekçesiyle haklarının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan şikayetleri de incelemekle yetkilendirildiğini belirtmektedir.
19. Bu sebeple, Tazminat Komisyonu, Mahkeme’nin uygulaması doğrultusunda, tüm bireylere tazminat ödemekle yetkilidir (bkz. Turgut ve Diğerleri (k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013; Demiroğlu ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 56125/10, 4 Haziran 2013). Tazminat Komisyonu tarafından ödenmesine hükmedilen tazminatın, bu kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde Adalet Bakanlığı tarafından ödenmesi gerekmektedir ve söz konusu tazminat, ödenmesi gereken vergi veya harçlardan muaf tutulacaktır. Tazminat Komisyonu’nun kararına karşı, Ankara Bölge İdare Mahkemesi nezdinde, itiraz edebilir. Söz konusu itiraz hakkında Ankara Bölge İdare Mahkemesi üç ay içinde karar vermelidir. Başvuran ayrıca, Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin kararına karşı da Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunabilir (bkz. Erol/Türkiye (kk), no. 73290/13, 6 Mayıs 2014).
20. Mahkeme, benzer davalarda Mahkeme tarafından ödenmesine hükmedilen tazminat miktarları ile kıyaslandığında, iç hukuk tarafından verilen söz konusu tazminatın yetersiz olması halinde, başvuran Sözleşme’nin 34. maddesi bağlamında hala "mağdur" konumda olduğunu iddia edebilir ve Mahkeme’ye yeniden başvuruda bulunabileceğini kaydetmektedir.
21. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yolunu kullanarak, Sözleşme kapsamındaki şikayeti için tazminat talep etmesi gerektiğine hükmetmiştir.
22. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca, başvurunun reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirmiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 22 Eylül 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan Bakırcı Nebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy