(1632 S. K. m. 17)
Bazı bentleri Anayasa Mahkemesince iptal edilen ve yasama organınca yeniden düzenlenmesi söz konusu olan 4616 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İslenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun" un 1 inci maddesinin 4 üncü bendi "23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen suçlardan dolayı hakkında veya verilen hüküm kesinleşmemiş ise, davanın kesin hükme bağlanması ertelenir... Bu suçlarla ilgili dosya ve deliller, bu bentte öngörülen sürelerin sonuna kadar muhafaza edilir." hükmünü taşımakta, anılan yasaya göre, sanığa isnat olunan kastı aşan tahribatı mucip müessir fiil suçunun da bu yasa kapsamı içinde bulunduğu anlaşılmakla birlikte,
Yargı fonksiyonu, kamu davasının açılmasından hükmün kesinleşmesine kadar uzayan ve Yargıtay incelemesini de kapsamına alan bütün yargısal faaliyetleri kapsadığından, kamu düzenini ilgilendiren görev konusunun temyiz itirazı yapılmasa dahi temyizde öncelikle incelenmesi zorunludur.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 22.2.2001 tarih ve 2001/20-23 ve 15.11.2001 tarih ve 2001/102-102 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, Askeri Yargıtay'ın 4616 sayılı Kanun ile ilgili yerleşik uygulamalarında; 4616 Sayılı Kanun ile ilgili yapılan yerindelik denetiminde; öncelikle, görev konusu ile zamanaşımı veya diğer sebeplerle düşme kararı yahut derhal beraat kararı verilmesini gerektiren bir durumun mevcut olup olmadığını dikkate alıp irdelemekte, bu hususlara ilişkin bir aykırılık saptanmadığı taktirde, suç vasfı (bu konuya ilişkin aleyhe temyiz yoksa mevcut durum esas alınarak), suç tarihi ve sanığın adli safahatı göz önüne alınmak suretiyle erteleme kararının bu yasaya uygun olup olmadığı karara bağlanmakta, usul ve esas yönlerinden inceleme yapılmamaktadır Bu nedenle, görev konusu kamu düzenine ilişkin olduğundan, bu konudaki kanuna aykırılığın temyiz incelemesi sırasında, diğer kanuna aykırılıklardan ilaha oncu dikkate alınması gerekmektedir.
İnceleme konusu olayda sanığın, ilk mahkûmiyet hükmünün tesis edildiği 1.7.1998 tarihinden önce muvazzaf askerlik hizmetini bitirip olduğu, bilahare 1999 yılında sözleşmeli J.Uzman Onbaşı olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine katılıp halen de bu asker kişi sıfatının sürdüğü anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi, askeri mahkemelerin görev alanı 353 sayılı Kanunun 9 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiş olup, 9 uncu maddede, "Askeri mahkemeler kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlendikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler." hükmü yer almaktadır.
Yine 353 sayılı Kanunun 4191 sayılı Kanunla değişik 17 nci maddesi, "Askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun; askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer." biçiminde iken maddede yazılı "......ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması" sözcükleri Anayasa Mahkemesinin 11.3.2000 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve 1996/74 esas 1998/45 karar sayılı karan ile iptal edilmiştir.
Bu duruma göre, sanık hakkında terhis edilmeden önce kamu davası açılması nedeniyle başlangıçta davaya askeri mahkemenin bakması Kanuna uygun ise de, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yayımlanması ile terhis edilmiş olan sanığa isnat olunan kastı aşan tahribatı mucip müessir fiil suçu askeri bir suç olmadığı gibi askeri bir suça da bağlı bulunmadığından askeri mahkemede yargılamayı gerektiren ilgi kesilmekle askeri mahkemenin görevi sona ermiştir.
Sanığın terhis olmakla birlikte sonradan sözleşme ile Türk Silahlı Kuvvetlerine katılarak asker kişi sıfatını yeniden kazandığı ve bu duruma göre, 353 sayılı Kanunda belirtilen asker kişinin asker kişiye karşı suç işlemesi koşulunun halen mevcut bulunması karşısında askeri mahkemenin görevinin devam edeceği ileri sürülebilir ise de, sanığın terhis olması ile askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilgi kesildiğinden artık görevi sona eren askeri mahkemenin sonradan yeniden görevli duruma gelmesi mümkün değildir. Anayasa Mahkemesinin 1.7.1998 gün ve 1996/74 esas 1998/45 karar sayılı kararında belirtildiği gibi, "Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz" biçimindeki Anayasanın 37 nci maddesi nazara alındığında, atılı suçun askeri suç olmaması veya askeri suça bağlı bulunmaması halinde sanığın asker kişi sıfatı sona erer ermez, askeri mahkemede yargılamanın gereği kalmayacağından, yargılamanın doğal görevli yargı yeri olan adli yargı yerinde yapılması gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, sanığa isnat olunan suçtan dolayı adliye mahkemeleri görevli olup askeri mahkemenin görevli olmadığına ve kamu davasının ertelenmesine dair hükmün görev noktasından bozulmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy