(353 S. K. m. 160)
1- 353 sayılı Kanunun 61 ve 155 inci maddeleri ile CMUK'un 62, 216, 244 ve 246 ncı maddelerine göre, tanıklara olayla ilgili olarak görgü ve bilgilerinin sorulup tespiti; tanıkların sözünün kesilmemesi, olayı hatırlayamamaları hâlinde evvelki ifadesinin sadece o vakıaya ait kısmı okunarak olayı hatırlamasına yardımcı olunması, böylece tespit olunan ifadeler ile evvelki ifadeler arasında aykırılık meydana gelmesi ve duruşmayı kesmeksizin bu aykırılığın giderilmesi mümkün olmaz ise ancak bu durumda evvelki ifadelerin tamamının okunması ve maddi vakıanın doğru olarak ortaya konulması gerekir, öte yandan, her tanığın ayrı ve sonradan dinlenecek tanıklar yanında olmadan dinleneceğine ilişkin CMUK'un 54/1 inci maddesi ile tanıkların gerçeğe uygun beyanda bulunmaları amaçlandığından, bu hükümlere uyulup uyulmadığının duruşma tutanağına yazılması şan olup bu hükümlerin ihlâli bozma nedeni oluşturmaktadır.
Bu düzenlemelere rağmen, beyanları hükme esas alınan on altı tanığın istinabe olunan Şanlıurfa 1 İnci Ağır Ceza Mahkemesinde 30.1.2001 tarihinde yapılan duruşmada ifadeleri olay anlattırılmadan ve hatırlayamadıklarına ilişkin bir beyanları olmaksızın sadece hazırlık ifadelerinin okunması suretiyle yasanın emredici hükmüne uygun saptanmamıştır. Yine İstinabe duruşma tutanağından, tanıklarla ilgili yoklamanın yapılıp dışarı çıkarıldıklarına ve tanıkların tek tek duruşma salonuna alınıp dinlenildiklerine dair bir kayıt olmayıp tutanaklardan tanıkların hep bir aradayken dinlenildikleri sonucu çıkmakladır. Belirtilen bu kanuna aykırılıklar, sanık hakkındaki hükmün usul yönünden bozulmasını gerektirmektedir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 10.12.1998 tarih ve 1998/178-167, 24.12.1998 tarih ve 1998/193-178, 22.11.2001 tarih ve 2001/104-107, 13.12.2001 tarih ve 2001/114-116, 20.6.2002 tarih ve 2002/55-54, 26.9.2002 tarih ve 2002/71-69 sayılı ve 1 nci Dairenin 8.5.2001 tarih ve 391-382 sayılı, 11.7.2001 tarih ve 576-575 sayılı, 26.12.2001 tarih ve 1303-1295 sayılı, 16.1.2002 tarih ve 59-57 sayılı, 27.3.2002 tarih ve 290-286 sayılı, 29.5.2002 tarih ve 545-542 sayılı kararları da bu istikamettedir,
2- Öte yandan, yukarda belirtilen tanıklara ait 31.1.2001 tarihli istinabe duruşma tutanağı, askeri mahkemeye gönderilip dosyaya girdiği halde (üzerine 3.4.2001 tarihli evrak kaydı konarak), 9 Şubat ve 2 Mart 2001 tarihli duruşmalarda talimat cevabının beklenmesine dair ara kararı alındığı, 30 Mart 2001 tarihli duruşmada tanıkların ifadelerinin alındığına dair bilgi notu nedeniyle tanık ifadelerinin kaydedildiği talimat duruşma tutanağının gönderilmesi için Şanlı Urfa 1 inci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına yazı yazılmasının kararlaştırıldığı, adı geçen mahkemenin 4.4.2001 tarihli ve talimat duruşma tutanağının tek nüsha olup, 31.1.2001 günü gönderildiğine dair yazışırım dosyaya girmesine rağmen 27.4.2001 tarihli duruşmada yazı cevabının beklenmesine dair ara kararı tesis edildiği, 25.5.2001 tarihli duruşmada Şanlı Urfa 1 inci Ağır Ceza Mahkemesinin 4.4.2001 tarihli cevabi yazısı okunduğu ve fakat daha önce dosyaya girmiş olan 31.1.2001 tarihli istinabe duruşma tutanağı okunmadığı gibi, talimat cevabının araştırılmasına dair ara kararı da tesis edilmediği, bu tarihten sonra hüküm celsesine kadar belirtilen 18 tanığın dosyaya girmiş ifadeleri okunmadığı gibi bunun takibinin de yapılmadığı, dolayısıyla bu tanık beyanları duruşmada okunmadığından hazır bulunan sanık ve müdafii ile müdahil vekiline ne diyeceklerinin de sorulmadığı, buna rağmen belirtilen tanık beyanlarının hükme esas alındığı ve gerekçeli hükümde değerlendirildiği, anlaşılmaktadır. 353 S.K.nun 163 üncü maddesi gereğince askeri mahkemeler, ancak duruşmada ikame olunan delillere dayanarak hüküm verebilir; bunun sonucu olarak duruşmada ikame edilmeyen sübut deliline dayanamaz ve bunu kararına gerekçe yapamaz. Bu nedenle, duruşmada irat ve ikame olunmayan ifadelerin Mahkemece delil olarak kabul edilip hükme alınması 353 sayılı Kanunun 147 ve 163 üncü maddelerine aykırı olup bu usule ilişkin eksiklik de bozmayı gerektirmektedir.
3- Sanık müdafiinin savunmasının ve sanığın son sözünün tespit edildiği 15.3.2002 tarihli duruşmada dosyanın sonuç karar için tetkike alınmasına karar verildiği, duruşmanın bırakıldığı 22.3.2002 tarihli oturumda sanığın yüzüne karşı duruşmaya başlanıp mahkeme heyetindeki değişiklik nedeniyle eski duruşma tutanakları okunarak yargılamanın tekrarlandığı, ancak yargılamanın tekrarlanmasına rağmen sanığa tekrar son sözünü söyleme imkânı verilmeyerek savunma hakkının kısıtlandığı anlaşılmaktadır. 353 sayılı Kanunun 160 inci maddesine göre son kararın verilmesi aşamasına gelen geniş anlamdaki duruşma muhakkak sanığın son sözü ile bitmeli, mahkeme son sözün etkisine yeni hususlar katılmadan kararını vermelidir. Bu nedenle son söz alındıktan 1 hafta sonra yapılan duruşmada, eski duruşma tutanakları okunarak yargılamanın tekrarlanması ile 1 hafta önce tespit edilmiş son sözün etkisi ortadan kalktığından, sanığa yeniden son söz verilmelidir. Açıklanan nedenlerle. 353 sayılı Kanunun 160 inci maddesine aykırı olan bu durum aynı Kanunun 207/3-H maddesi anlamında kanuna mutlak aykırılık oluşturduğundan, hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Askeri Yargıtay 3 üncü Dairesinin 15.10.2002 tarih ve 2002/966-959 sayılı kararı da aynı mahiyettedir.
4- Diğer taraftan, sübut delili olarak kullanılan Van Bölge Jandarma Kriminal Laboratuarları Şube Müdürlüğünün raporuna göre, olay yerinden elde edilen 10 adet 7,62x51 mm çapındaki boş kovanların iki ayrı silâhtan atıldığı, 9 boş kovanın sanığa ait 13G462 numaralı G3 marka tüfekten ve 1 boş kovanın olay yerinde bulunan maktul E.K.'ya ait 106213 numaralı G3 marka tüfekten atıldığının belirtilmesine, yine J. Gn. K.lığı Kriminal Daire Ekspertiz raporuna göre maktul E.K.'nın sol el dış svabı üzerinde atış artığı tespit edildiğinin açıklanmasına ve olay yeri inceleme raporuna göre maktul E.K.'ya ait 106213 numaralı G3 marka tüfeğin boş kovan atacağının arızalı olup olay anında bu silâhın ilk atımı müteakip tutukluluk yaptığının belirtilmesine karşın, bu resmi belgelerdeki bulgulara göre olay sırasında maktul E.K.'nın silahıyla da 1 el atış yapıldığı hususu onaya çıktığı halde, gerek sorguda bu konunun sanığa sorulmadığı gerekse yazılı delillerin okunması safhasında bu husus tartışmaya açılmayarak şüphenin ortadan kaldırılmasına çalışılmadığı ve bunlara bağlı olarak belirtilen hususun gerekçede hiç irdelenmediği ve tartışılmadığı anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan delillerden yapılacak olan sonuç çıkarma işleminin ve bu sırada yapılan muhakemenin gerekçede gösterilmesi gerekliğinden, belirtilen gerekçe yetersizliği de bozmayı gerektiren bir sebep olarak değerlendirilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, mahkûmiyet hükmünün yukarda belirtilen usule aykırılıklardan dolayı bozulmasına karar verilmiş, bozma nedeni karşısında esasa ilişkin temyiz nedenleri incelenmemiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy