(765 S. K. m. 29)
Yapılan incelemede, Şırnak Damlarca 6 ncı İG. P.Tugayı 2 nci İG. P.Tb. l nci P. Bölüğünde 6.6.2001 tarihinde Takım Komutanı olarak göreve başlayan sanığın 25.7.2001 günü saat 18.15'de Bölük Komutanının sözlü emri üzerine takımına yeni tahsis edilen MG-3 makineli tüfeğini denemek için mürettebata atış yaptırmaya başladığı, Üs Bölgesinde atış alanı olmaması nedeniyle mutat olduğu şekilde atışı 2 No.lu Mevziden 200 metre uzaktaki Dicle nehrinin karşı kıyısında bulunan yamaç üzerindeki kayayı hedef olarak seçerek yaptırdığı, atış sırasında muhtemelen izli mermilerden çıkan kıvılcımla hedef bölgesindeki ot ve çalılıkların tutuştuğunun fark edilmesi ve yangının 50 metre yakınlıktaki radyolink tesisini tehdit ettiğinin görülmesi üzerine sanığın atışı kestirerek P.Uzm. Çvş. S.T.'ye ip ve kova bulmasını bildirerek koşarak nehir kıyısına indiği, P.Uzm. Çvş. S.T. ile birlikte karşı kıyıya geçip yangını söndürmeyi plânlayan sanığın nehre doğru koşarken P.Çvş. İ.B.'ye telsizini vererek Bl. Komutanına durumu iletmesini ve yangına müdahale sırasında bölgenin emniyetinin alınması için Bixi Makineli Tüfek Timinin nehir kıyısında konuşlandırılmasını emrettiği, sanığın nehre girmek için uygun yer ararken o sırada yangını görerek takım komutanlarının tek başına yangına müdahale edeceğini fark eden takımda görevli erbaş ve erlerin nehir kıyısına indikleri, bu personel arasından birisinin "Komutanım, bizde girip size yardım edebilir miyiz?" demesi üzerine sanığın "Çok iyi yüzme bilenler gelsin" dediği, bu sırada sanık ve ardından P.Uzm. Çvş. S.T.'nin suya girip karşı kıyıya geçtikleri, komutanlarının peşinden suya giren C.A., T.A. adlı erlerin de karşı kıyıya geçtikleri, bu sırada koşarak nehir kıyısına inen P.Onb. İ.K.'nın soyunduğunu gören ve iyi yüzme bilmediği kanaatinde olan arkadaşı P.Er G.S.'nin "İsmail ne yapıyorsun, yüzme biliyor musun, dur gitme" şeklinde uyarısına ve aynı uyarıyı P.Er C.A.'nın yinelemesine rağmen adı geçenin "Ben köy çocuğuyum, yüzme biliyorum" diyerek suya atladığı, P.Onb. İ.K.'nın karşıya geçemeyebileceğini düşünen P.Er C.A.'nın onun ardından suya girerek nehrin ortasında yardım teklifinde bulunduğu, yan yana yüzerlerken P.Onb. İ.K.'nın akıntıya kapılarak suya batıp çıkmaya başladığı, P.Er C.A.'nın müteveffayı tutup kıyıdaki bir kayaya tutunduğu, bir süre sonra her ikisinin de akıntıya kapıldıkları, durumu gören P.Uzm. Çvş. S.T.'nin suya girip P.Er C.A.'yı kıyıya çektiği, karşı kıyıda durumu izleyen P.Uzm. Çvş. S.S.'nin suya girip karşı kıyıya geçerek suda sürüklenmekte olan müteveffanın önüne geçecek şekilde nehre girdiği, suya dalıp müteveffayı boynundan yakaladığı, ancak müteveffanın çırpınıp kurtularak suda kaybolduğu, o gün yapılan aramaların sonuç vermediği, cesedin ertesi gün yapılan aramalarda saat 15.30'da 300 metre ilerde bulunduğu, maddî vakıa olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Olay günü sanığın nezaretinde yaptırılan atışta, atış yeri ve hedef hattının seçiminde, kullanılan mermilerde mutat olan uygulamanın dışına çıkılmadığı, atış için Bölük Komutanınca verilen emirde de yangına karşı müdahale için atışa katılmayan takım personelinin kamelyada toplu beklemelerinin bildirilmesi suretiyle sanığa olası bir yangına müdahale için yetki verilmiş olduğu, yangının birliğin ve yöre halkının haberleşmesini sağlayan radyolink tesisini tehdit etmesi ve yangın çıkan yere kara yolu ile ve motorlu araçlarla 2 saatte ulaşıldığı gerçeği karşısında, o anda Bölük Komutanının birlik dâhilinde olmadığı da nazara alındığında, sanığın yangını söndürmeyi görev olarak kabul etmesi ve bir rütbeli personel ile birlikte yangını söndürmeyi plânlamasının ve bu amaçla nehre girmesinin, olağanüstü şartların gerektirdiği bir görev anlayışı olup mevzuata aykırı bir durum söz konusu değildir. Yine erlerin nehre girip yangına müdahale etmelerini plânlamamakla birlikte, anî gelişen durum içerisinde erlerin komutanlarının öne atılmayı görev telâkki eden lider davranışlarını görerek kendi istekleriyle suya girmek istemeleri üzerine, sanığın iyi yüzme bilen gönüllülerin suya girebileceklerini bildirmesinde de, olağanüstü şartlar itibariyle emirlere aykırılıktan söz edilemez. Nehir, göl ve akarsulara girilmesini ve görev dışında bu gibi yerlere 50 metreye kadar yaklaşılmayacağını bildiren emirlerin amacı serinlemek vb. gibi hizmet dışı hâlleri önlemeye yönelik olup hâl ve şartlar emri yapılamayacak bir hâle koyduğunda, görev şartları içersinde kaçınılması kabil olmayan nedenlerle bu emirlere uyulmamasında suç kastı ile hareket edildiğinden söz edilemeyeceğinden, somut olayda da emre itaatsizlik şeklinde ortaya çıkan bir fiil bulunmamaktadır.
Öte yandan, sanığın erlerden gelen suya girme teklifi üzerine iyi yüzme bilenlerin girebileceklerini söylemesi şeklindeki sözleri de tehlikeyi gidermeye matuf ortak tecrübe kurallarına uygun olup bir tedbirsizliği, emir ve talimatlara riayetsizliği söz konusu değildir. Sanığa yükletilebilen ve onun taksiri neticesi ölümü meydana getiren bir hareket mevcut olmadığı gibi, sanığın olayın bütünlüğü içersinde sergilediği hâl ve davranışlarıyla boğularak ölümü olayı arasında da yasanın aradığı anlamda doğrudan doğruya bir nedensellik bağı bulunmamaktadır. Sanığın fiili ile ölüm sonucu arasında dolayısıyla bir bağ kurarak nedensellik ilişkisinin geniş tutulması kanuna, örf ve yargı kararlarına aykırı düşer. Sanığın yangına müdahale kararı ile başlayan olaylar zinciri, ölüme bir vesile teşkil etmiş ise de, ölüm sonucunun doğrudan doğruya sebebi sayılamaz. Sanığın hiçbir taksirli hareketi olmaksızın netice, sadece müteveffanın taksirli hareketi dolayısıyla meydana geldiğinden, sanığa sorumluluk yüklenemez. Ceza sorumluluğunda vesile değil sebep esas alınacağından, sanığın kendi hareketinden doğmayan bir sonuçtan sorumlu tutulması mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle, sanığın suç teşkil eden ihmali bir fiili, emir ve talimatlara riayetsizliği ve sair taksirli davranışı söz konusu olmayıp yerinde ve uygun gerekçelerle tesis olunan beraata dair hükümde bir isabetsizlik görülmediğinden Askerî Savcının temyizinin reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy