(1632 S. K. m. 63)
Sanığın temyizine atfen ve resen yapılan incelemede; 27.2.1998 tarihinde AÜ Tıp Fakültesinden mezun olan sanığın 9.3.1998 tarihinde son yoklamasını yaptırdığı, 98/3 üncü grup Tıp Doktora Yd. Sb.Aday Adayı olarak askerliğine karar alınan ve kendisine imza karşılığı grup numarasını ve muhtemel sevk tarihini bildiren askerlik durum belgesi verilen sanığın Ocak 1999 celbinde ve ardından Mayıs 1999, Eylül 1999, Kasım 1999, Ocak 2000 ve Mart 2000 celplerinden bakaya kalıp bu eylemleri nedeniyle yapılan soruşturma sonunda hakkında Askeri Savcılıkça soruşturmaya yer olmadığına karar verilmesinin ardından, 4414 sayılı Kanun hükümler gereği sevke tâbi olduğu Mayıs 2000 celbi ile ilgili TRT duyurularına ve sevke tabi olduğunun celp çağrı pusulası ile 5.4.2000 tarihinde bizzat kendisine tebliğ edilmiş olmasına karşın bu celbe ve müteakiben Temmuz 2000, Eylül 2000, Kasım 2000,Ocak 2001, Mart 2001 ve Mayıs 2001 celplerine, katılmayana bakaya durumuna düştüğü, Fethiye Askerlik Şube Başkanlığının bakaya suçundan dolayı yakalanarak en askerlik şubesine teslim edilmesine dair yazısı üzerine sanığın 5.7.2001 tarihinde görev yaptığı Erzurum E Tipi Kapalı Cezaevinden temin edilip Erzurum Ş.Nejat Uzun Polis Karakoluna getirilerek hakkında yakalama tutanağı düzenlendikten sonra aynı gün Erzurum Askerlik Şubesine teslim edildiği ve 6.7.2001 tarihinde askerlik şubesince ifadesinin alındığı, maddi vakıadır.
Şubede ifade tespiti sırasında sanık tarafından, 15.5.2000 tarihinde 7 gün 14.7.2000 tarihinde 7 gün, 13.9.2000 tarihinde 10 gün, 15.11.2000 tarihinde 15 gün, 17.1.2001 tarihinde 10 gün 16.3.2001 tarihinde 10 gün ve 16.5.2001 tarihinde olduğunu belirten raporlar ibraz edildiği, Erzurum E Tipi Cezaevi Tabipliğince verilmiş olan 15.5.2000 ve 14.7.2000 tarihli raporların vizite defterinde kayıtlı olduğunun tespit edildiği (15.5.2000 tarihli muayenede istirahat kaydı yoktur) anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut TRT duyurularına güre sevke tâbi yükümlülerin Mayıs 2000 celbi için en geç 21.5.2000 günü ve Temmuz 2000 celbi için en geç 21.7.2000 mesai bitimine kadar yerli şubelerinden sevk evraklarını almaları gerekmektedir. Bu durama göre, 15.5.2000 tarihli ve 7 gün süreli rapor Mayıs 2000 celbinin son sevk gününü kapsadığı halde, 14.7.2000 tarihli ve 7 gün süreli rapordaki istirahat 20.7.2000 günü sonunda bittiğinden rapor Temmuz 2000 celbinin son sevk günü olan 21.7.2000 günün kapsamamaktadır.
Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 20.3.1992 tarih ve 1992/3-1 sayılı kararında, askerliğine karar aldırmış bulunan yedek subay aday Adaylarını, kendilerine duyurulan sevk gününde gelmeyip, müteakip sevk dönemlerinden birinde başvurmaları ve ilk sevk dönemi için belgeleyen tabip raporu ibraz etmelerine karşılık, sonraki dönemleri için herhangi bir rapor veya benzeri özürleri olmaması halinde, sonraki sevk dönemleri için bakaya durumuna düşmüş sayılacaklarına ve dolayısıyla bakaya suçundan cezalandırılmaları gerektiğine" karar verilmiştir.
Öte yandan, 25.7.1999 tarih ve 23766 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4414 sayılı Kanunla, önceki celplerden bakaya kalıp soruşturma ve yargılanmaları devam den Yd. Sb. Aday Adaylarının, yargılanmalarının sonuçlanıp sonuçlanmadığına bakılmaksızın ilk celp, sevk edilmelerine olanak tanıyan bir değişiklik yapılmış olup, sevke tâbi olduğu ilk celbe istirahatlı olması nedeniyle katılamayan yükümlülerin müteakip ilk celpte sevki gerekmektedir.
Askeri Yargıtay yerleşik içtihatlarına göre, askerlik şubelerine son sevk gününe kadar başvurmayıp sevk belgelerini almayan ve sevkini yaptırmayanların, bu tarihten sonra almış oldukları istirahat raporları temadiyi kesmemektedir. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 27.3.1997 günü ve 1997/51-51; 23.10.1997 gün ve 1997/137-131; 25.5.2000 gün ve 2000/111-110).
Bu durum karşısında, tabi olduğu Mayıs 2000 celbinde mazereti olan ve müteakip Temmuz 2000 celbinde sevk edileceğine dair geçerli tebligat yapıldığında kuşku bulunmayan sanığın, son sevk günü olan 21.7.2000 tarihinde istirahatlı olması nedeniyle, celpte hasta, olduğuna dair savunmasının bu yönde olarak ileri sürdüğü hususların kabule değer görülmeyerek bakaya suçunu işlediğinin kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakladır.
Ancak, mütemadi nitelikteki bakaya suçunun temadisi, yükümlülerin kendiliğinden gelip resmi makamlara teslim olmasıyla, ya da resmi makamlarca yakalamak ele geçirilmesiyle son bulur. Askeri Ceza Kanununun 63 üncü maddesinde yazılı "yakalanma" unsuru, suçlunun yetkili bir mercie müracaatı vaki olmaksızın suçluluk hâlini devam ettirmekte iken ele geçirilmesi anlamında olup, bakaya olduğu için yakalanarak en yakın askerlik şubesine teslim edilmesine dair talimat doğrultusunda polis memurlarınca çalıştığı kuruma gidilerek alınan ve refakatte önce polis karakoluna getirilip yakalama tutanağı düzenlendikten sonra bir yazı ile mevcutlu olarak askerlik şubesine teslim edilen sanığın, yakalanarak ele geçirildiği hususunda bir kuşku bulunmamaktadır. Bakaya kaldığını ve bu nedenle arandığını bilen sanık, bakaya suçunun temadisi sürerken kendiliğinden resmi bir kuruma başvurma iradesini onaya çıkaran herhangi bir davranışı olmaksızın, polis tarafından yakalama tutanağı düzenlenerek kurumundan zorla alınıp askerlik şubesine teslim edilmiştir sanığın suç temadisine son verip askerlik şubesine teslim ak hususunda dış dünyaya yansıyan hiçbir davranışı bulunmamaktadır. Bu nedenle yakalandığının kabulü ile uygulama yapılmalıdır.
Hâl böyle olmasına karşın, Mahkemece, çağrı pusulasının görev yaptığı yerde tebliğ olunması nedeniyle sanığın adresinin bilindiği, polislerin görev yerine gelmelerini müteakip zorluk çıkarmaksızın emniyet güçleriyle şubeye gitmiş olması karşısında davet üzerine kendiliğinden şubeye müracaatının söz konusu olduğu belirtilerek, kendiliğinden gelenler cümlesi uyarınca uygulama yapılmasında isabet bulunmadığından, mahkûmiyet hükmünün sanığın kazanılmış hakkı saklı tutularak vasıf yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Öte yandan, izin tecavüzü, firar, bakaya, yoklama kaçağı gibi suçlarda maddi vakıaya dahil olan suçun başlangıcının ve sona eriş tarihinin gerçek ve doğru bir saptanması esastır. Sanığın 5.7.2001 tarihinde yakalanmasıyla suç temadisi sona ermiştir. Mahkemenin askerlik şubesinde ifadesinin alındığı 6.7.2001 tarihini esas alarak suç bitiş tarihini belirlemesi balalıdır. Suç bitiş tarihinin gerçeğe aykırı olarak kabulü karşısında isabetsiz ve kanuna aykırı olan mahkûmiyet hükmünün bu nedenle de bozulması yoluna gidilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy