(353 S. K. m. 214)
Sanığın, 22.11.1998-21.11.2000 tarihleri arasında özürsüz olarak bakaya durumuna düştüğü ve böylece üzerine atılı bulunan suçu işlediği iddiasıyla ASCK'nın 63/I-A (üç aydan sonra gelenler cümlesi) maddesi uyarınca cezalandırılmasının temini hususunda açılan kamu davası üzerine, Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonunda yüklenen suçun unsurlarının olayda oluşmadığı kanaatiyle müsnet suçtan beraatına karar verilmiştir.
Askerî Savcı tarafından; 27.12.2002 tarihinde tefhim olunan bu hüküm, 31.12.2002 tarihinde kayda geçen aynı tarihli süre kesme yazısı ile, açıkça sanık lehine temyize gelindiği belirtilmek suretiyle, temyiz süresinin saklı tutulması ve gerekçeli kararın gönderilmesi isteminde bulunulmuştur.
Askerî Mahkemece gerekçeli hükmün gönderilmesi üzerine, Askerî Savcı tarafından verilen ve 8.1.2003 tarihinde kayda geçen aynı tarihli gerekçeli temyiz lâyihası ile, bu defa, sanığın dava konusu edilen eylemi nedeniyle mahkûmiyeti yerine, beraatına karar verilmesinde yasal isabet bulunmadığı ileri sürülmek suretiyle hükmün sanık aleyhine temyiz edildiği belirtilmiştir.
353 S.K.nun 4191 S.K.la, değişik 214 üncü maddesinin birinci fıkrasında "Temyiz istemi, kanuni sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilmeyecek bir hüküm temyiz edilmişse veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan askerî mahkeme bir karar ile temyiz işlemini reddeder." hükmüne yer verilmiş bulunulmaktadır.
Uygulamada, beraat kararının -sanık lehine olarak- menfaati ihlâl olunan sanık ve dolayısıyla müdafii tarafından temyiz edilebileceği kabul edilmektedir (As. Yrg. 4 üncü D.nin 24.5.1977/181-198 tarihli ve esas ve karar sayılı kararı).
Görüldüğü gibi; Askerî Savcı, süre kesme yazısında hiçbir tereddüde yer bırakmayacak bir şekilde hükmü sanık lehine temyiz ettiğini açıkça ifade etmiştir. Ancak, sanığın beraatına dair hükmün Askerî Savcı tarafından lehe temyiz edilemeyeceği izahtan varestedir. Kaldı ki, beraata ilişkin hüküm, -delil yetersizliğinden değil- yüklenen suçun unsurlarının olayda oluşmadığı kanaatiyle verilmiştir. Bundan dolayı da, Askerî Savcının 31.12.2002 tarihli lehe temyiz isteminin "temyize hakkı olmaması" noktasından dolayı reddi gerekmektedir.
Diğer taraftan. Askeri Savcının 8.1.2003 tarihli gerekçeli temyiz lâyihasında ileri sürdüğü aleyhe temyize ilişkin hususların ise, hükmün önce süresinde lehe temyiz edilmesi nedeniyle yasal olarak geçerli olan ilk temyizi bertaraf edecek nitelikte bir temyiz iradesi niteliğini taşımadığı ortadadır. Kaldı ki, bu dilekçede bahse konu edilen aleyhe bozma istemi bir haftalık temyiz süresi dışında kalmaktadır. Bu sebeplerle de, sanık aleyhine sonuç doğuracak şekilde hukuken bir geçerliliği bulunmayan bu dilekçenin de bu noktadan reddi gerekmektedir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy