(353 S. K. m. 87)
1 nci Or.K.lığı Askeri Savcılığının 28.11.2002 tarihli ve 2002/1213-645 E. ve K. sayılı iddianamesi ile; "Sanıklardan P.Er E.D.'nin şoförü bulunduğu ve kentlisine zimmetli olan 100010 (34 NF 217) plâkalı sivil görünümlü askeri araç ile 29.10.2002 tarihinde Korg.İ.K.nın eşinin emrine protokol görevi ile görevlendirildiği, diğer sanık P.Onb.S.Ö.'nün ise araç muhafızı olarak görevlendirildiği, bu nedenle saat (11.30) civanınla göreve çıktıkları, yaklaşık 3-4 saat görev yaptıktan ve hanımefendiyi 4 üncü Leventte ki OYAK Sitesine saat (16.30) civarında bıraktıktan sonra kendilerine verilen emir ve talimatlar gereği en kısa yoldan kışlaya dönmeleri gerekliği halde dönmedikleri, araca üç tane sivil bayan aldıkları ve Eyüp Göktürk Beldesinde jandarma trafik ekipleri tarafından yapılan kontrol esnasında yakalandıkları, jandarma taralından düzenlenen resmi taşıl denetleme formuna göre bu kadınların hayat kadını oldukları, sanıkların güzergâh dışı aracı özel menfaatlerinde kullanmak için kat ettikleri mesafenin kendi ifadelerine göre asgari (50 km.) civarında olduğu, bu nedenle (45.000.000.-TL) yakıl sarfiyatı sebebiyle hazine zararı oluştuğu, bu durumda sanıkların görev bitiminde en kısa yoldan kışlaya dönmemek ve askeri araca sivil şahısları almak sureliyle enire itaatsizlikle ısrar ve sivil şahıslarla birlikte askeri araçla Göktürk Beldesine gitmek suretiyle de askeri aracı özel menfaatinde kullanmak suçlarını işledikleri" iddia edilerek, sanık P.Er E.D.'nin müsnet suçlardan dolayı eylemine uyan ASCK'nın 87/1 ve 130/1 inci maddeleri uyarınca, sanık P.Onb. S.O.'nün de müsnet suçlardan dolayı eylemine uyan ASCK'nın 87/1, 130/1, 5l/A, 50 maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına ve ayrıca olay nedeniyle oluşan (45.000.000.-TL) hazine zararının ASCK'nın 130/3 üncü maddesine göre her iki sanığa müteselsilen ödettirilmesine karar verilmesi istemiyle kamu davası açılmıştır.
Yerel Mahkemece, yapılan yargılama sonunda; sanıkların dosya içeriğine göre oluştuğu anlaşılan dava konusu eylemleri ile hem "emre itaatsizlikte ısrar" ve hem de "askeri aracı hususi menfaatinde kullanmak" suçlarını işledikleri ve bu durumda tek bir eylemle kanunun birden fazla hükmünü ihlâl ettikleri kabul edilerek, TCK'nın 79 uncu maddesine göre "fikri içtima'' kuralı uyarınca, cezası daha ağır olan "askeri aracı hususi menfaatinde kullanmak" suçundan ASCK'nın 130/1 inci maddesi uyarınca cezalandırılmaları cihetine gidilmiş ve bu şekilde yapılan uygulamadan sonra da "sanıklar hakkında her ne kadar emre itaatsizlikte ısrar suçundan ASCK'nın 87/1 inci maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış ise de; her iki sanık hakkında fikri içtima kuralı uyarınca ceza tayin edildiğinden ayrıca bir karar verilmesine yer olmadığına" denilerek hüküm bitirilmiştir.
Adli Müşavir; sanıklar haklarında "askeri aracı özel menfaatinde kullanmak" suçundan dolayı verilen hükmü temyiz etmediğini özel olarak ve açıkça ifade etmiş, sadece "emre itaatsizlikte ısrar" suçundan verilen "bir karar verilmesine yer olmadığına" ilişkin kararı sanıklar aleyhine temyiz ettiğini ifade ederek bu karara yönelik temyiz nedenlerini belirtmiştir.
Açıklanan bu hususlar karşısında; temyiz yolu 353 sayılı Kanunun 205 ve devamı ile CMUK'un 305 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş ve askeri mahkemeler ile adli mahkemelerce verilecek hükümler ve kararlar da yine 353 sayılı Kanunun 162 ve CMUK'un 253 üncü maddelerinde açıkça belirtilmiştir.
Söz konusu edilen hükmün içeriğinden; hükümde, sanıkların "emre itaatsizlikte ısrar" suçunu da işlediklerinin kabul edildiği, ancak TCK'nın 79 uncu maddesi uyarınca "askeri aracı özel menfaatinde kullanmak" suçundan uygulama yapıldığı, yani "emre itaatsizlikte ısrar" suçundan bir karar verilmemesinin söz konusu olmadığı, hüküm sonunda belirtilen "emre itaatsizlikte ısrar suçundan ayrıca bir karar verilmesine yer olmadığına" dair kararın, yapılan uygulamadan doğan bir hukuki sonucun zorunlu olarak bu şekilde ifade edilmesinden ibaret olduğu ve bu sebeple de bahse konu bu kararın teknik anlamda bir "karar" olarak kabul edilmesi mümkün olmadığından, mahkûmiyet hükmünden ayrık olarak temyizinin de mümkün bulunmadığı, kaldı ki mahkûmiyet hükmünün ise temyiz, edilmeyerek kesinleştiği görülmektedir.
Bu nedenlerle; Adli Müşavirin temyiz istemine konu olan kararın temyiz kabiliyetini haiz bir mahkeme kararı/hükmü olmadığı ve bu durumda ortada Askeri Yargılayın önünde bu aşamada mevcut haliyle temyiz incelemesi yapılabilecek nitelikte bir karar bulunmadığı sonuç ve kanaatine varıldığından, Adli Müşavirin temyiz talebinin 353 sayılı Kanunun 217/1 ve CMUK'un 317 nci maddeleri uyarınca "kararın (hükmün) temyiz edilemez" olması noktasından reddine karar verilmesi gerekmiştir. (As. Yrg. 3 üncü D.nin 1.3.1988/176-160 ve Drl.Krl.nun 13.5.1999/118-101 tarihli ve esas ve karar sayılı kararlarının da aynı doğrultuda oldukları görülmektedir.). (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy