(765 S. K. m. 46)
TCK'nın 46 ncı maddesi tahlil edildiğinde;
Doktrinde;
"Ceza Kanununun kabul ettiği sisteme göre, suçu işlediği zaman tam akıl hastası olanlar hakkında ceza uygulanmamakta, ancak bunların muhafaza ve tedavi altına alınmasına karar verilmektedir. Muhafaza ve tedavi tedbiri, o kimsenin suç işlemesinin bir sonucu olduğundan, suç işleyen kimseye uygulanan bir müeyyidedir. Bu tedbir de bizce bir cezadır ve bu tedbirin uygulanması için açılan dava da ceza davasıdır... Muhakeme sonunda hakim sanığın suç işlediğine kanaat getirirse ve akıl hastalığının da 46 ncı maddeye girdiğini görürse, Ceza Kanunun sistemine göre, mecburi olarak, muhafaza ve tedavi kararını verir... Sanığın durumu son soruşturmada anlaşılmış ise, muhafaza ve tedavi tedbirini yetkili mahkeme verecektir. Mahkeme o zamana kadar duruşma yapmış olabilir. Bu takdirde, mahkeme eylemini sabit gördüğü sanığın 46 ncı maddeye giren akıl hastası olduğunu anlayınca, tedbire karar verecektir. Ayrıca beraat kararı verecek değildir. Çünkü emniyet tedbiri de bir cezadır... Mahkemenin tedbire karar vermesi için sanığın suçu işlemiş olması şart olduğuna göre, sanığın suçu işlediği sabit olmazsa beraat kararı verilebilecektir. Bu takdirde muhafaza ve tedavi tedbiri söz konusu olmayacaktır. Çünkü kanunumuz suç işlemeyen kimselerin cebren muhafaza ve tedavisi hakkında bir hüküm ihtiva etmemektedir... Sanığın suçlu olup olmadığının araştırılması zaruridir..." (KUNTER-YENİSEY, Ceza Muhakemesi Hukuku 11.Bası. 2000, Sayfa 992, 994),
"....Maddeye uygun nitelikteki bir akıl hastalığı isnat yeteneğini kaldırdığı için, hasta faile ceza verilemez. Hakkında, dava açılacaktır. Çünkü ceza verip vermeme hakimin yetkisindedir. Eylem sabitse "ceza verilmemesi", değilse beraat kararı verilecektir. Muhafaza ve tedavi tedbirleri, suçun sabit olması halinde alınabilir..." (İsmail MALKOÇ, Mehmet GÜLER, TCK'nın Genel Hükümler 1999 Basım, Sayfa 282, 284), şeklinde görüşlere yer verilmiş;
Uygulamada da;
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 5.1.1989 tarih ve 1989/38-8 sayılı kararında; "...Akıl hastası olan bir kimseye TCK'nın 46 ncı maddesine göre ceza verilmesi (muhafaza ve tedavi altına alınmasına karar verilmesi) için fiilin işlenmiş olması gerekmektedir.."
Askeri Yargıtay 1 inci Dairesinin 30.3.1988 tarih ve 1988/289-284 sayılı kararında; "...46 ncı maddenin yer aldığı 4. Bab'ın başlığı, "cezaya ehliyet ve bunu kaldıran veya hafifleten sebepler" şeklindedir. Konumuzda Türk Ceza Kanunun esaslarından olan, cezayı kaldıran bir husustur. O halde hemen söyleyelim ki, öncelikle ortada bir ceza olmalı ki, bundan sonra bu cezayı hafifleten veya kaldıran bir hususun, yani TCK'nın 46 ncı maddesinin tatbiki düşünülsün, yoksa mahkeme her gördüğü akıl hastasını suçlu olup olmadığına bakmadan muhafaza ve tedavi altına aldırmak durumunda değildir. Mahkeme suçlunun, sanık olduğuna ve müsnet suçu işlediğine kanaat getirdikten sonra; suçu işlediği anlaşılmakta ise TCK'nın 46 ncı maddesine göre karar vermesi gerekir.." şeklindeki gerekçelerle doktrindeki görüşler benimsenmiştir.
Askeri Yargıtay 1 inci Dairesinin 12.3.2003 tarih ve 2003/215-213 sayılı kararı da aynı doğrultudadır.
Askeri yargıda uygulama bu şekilde olduğu gibi, adli yargıda ki uygulamada aynı yöndedir.
Nitekim
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.2.1985 tarih ve 245/106 sayılı kararında; "...Cezai sorumluluğun tespiti sorunu bulunduğunda ayrıca Yargıtayca işin esasının da incelenip incelenmeyeceği hususu ön sorun olarak ortaya atılmış ve yapılan müzakerelerde bu sorun davayı durduran, davaya mani olan bir sebep olmadığı, bu halde dahi delilerin toplanması gerektiği, Yargıtay incelemesi sırasında da işin esasına girilmesi ve dava hakkında tüm görüşün ortaya konulması davaya yarar ve sürat sağlayacaktır..." (Osman YAŞAR, Uygulamada T.C. Yasası, Genel Hükümler, 2000 Bası, Sayfa 620),
Yargıtay 4 üncü Ceza Dairesinin 5.2.1997 tarih ve 9392/833 sayılı kararında; "...sanık hakkında TCK'nın 46 ncı maddesi uygulanırken öncelikle sanığın eylemi işleyip işlemediğinin araştırılması, eylemi kanıtlanmadığı takdirde suçu sabit görülmezse beraat, eylemi kanıtlandığı ve suç olduğu takdirde TCK'nın 46 ncı maddesine göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi..." (Osman YAŞAR, Uygulamada T.C.Yasası, Genel Hükümler. 2000 Bası, Sayfa 630),
Yargıtay 4 üncü Ceza Dairesinin 9.2.1993 tarih ve 241/721 sayılı kararında; "...belirtilen tedbirin uygulanabilmesi için, öncelikle failin suçu işleyip işlemediğinin araştırılması ve işlediğinin saptanması zorunludur Mahkemece bu saptama yapılmadan tedbir uygulanmıştır.." (İsmail MALKOÇ, Mahmut GÜLER, TCK Genel Hükümler, 1999 Basım, Sayfa 284),
Yargıtay 4 üncü Ceza Dairesinin 3.11.1967 tarih ve 3927/5661 sayılı kararında; "...suçu sabit olan sanığın cezai ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığı takdirde TCK'nın 46/2 nci maddesine göre ceza tayinine yer olmadığına karar verildikten sonra aynı zamanda (muhafaza ve tedavi altına alınmasına) da karar verilmesi gerekir.." denilmiştir.
Bütün bunlardan çıkan sonuca göre; TCK'nın 46 ncı maddesinin uygulanabilmesi için, öncelikle failin üzerine atılı bulunan suçu işleyip işlemediğinin tespit ve belirlenmesi ve daha sonra işlemediğinin saptanması halinde "beraatına", işlendiğinin belirlenmesi halinde ise, "ceza tayinine ver olmadığına" ve aynı zamanda "muhafaza ve tedavi altına alınmasına" karar verilmelidir.
Dava konusuna döndüğümüzde, sanık tarafından işlendiği iddia edilen ve yukarıda değinilen muhtelif suçların sübuta erip ermediği, maddi ve manevi unsurları itibariyle oluşup oluşmadığı değerlendirilmeden; Askeri Mahkemece, sanığın suç tarihlerinde şuur ve harekat serbestisini tamamen kaldıracak surette akıl hastalığına duçar olduğunun anlaşıldığı belirtilerek, TCK'nın 46 ncı maddesi uyarınca sanığın işlemin yapılabileceği bir sağlık kuruluşunda şifa buluncaya kadar muhafaza ve tedavi altına alınmasına karar verilmesi kanuna ve mevcut uygulamaya aykırılık teşkil etmektedir.
Bu itibarla; Mahkemece, öncelikle mevcut delil durumunun dikkate alınarak, sanığa yüklenen suçların unsurları itibariyle oluşup oluşmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra, suçlar sabit görülmediği takdirde "beraat", sabit görülmesi halinde ise, TCK'nın 46 ncı maddesi göre, "ceza tayinine yer olmadığına" ve ayrıca "muhafaza ve tedavi altına alınmasına" karar verilmesi gerektiği cihetle, hükmün sübut ve uygulama yönünden bozulması gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy