(1632 S. K. m. 3)
Sanık emekli Devlet memuru M.K.'nin 26 Ağustos 2001 tarihinde;
1. Piyade Onbaşı B.O.'ya karşı görevli memura mukavemet suçunu işlediği kabul edilerek, TCK' nın 258/1, 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4'üncü maddeleri uyarınca, 711.828.000 lira ağır para cezası ile mahkûmiyetine;
2. Piyade Astsubay Çavuş B.T.'ye karşı görevli memura şiddet ve tehditle hakaret suçunu işlediği kabul edilerek TCK' nın 266/1, 269, 267, 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4'üncü maddeleri uyarınca, 118.638.000 lira ağır para cezası ile mahkûmiyetine;
Cezaların içtimai ile sonuçta 1.067.742.000 lira ağır para cezası ile mahkûmiyetine ve bu para cezasının sanıktan on eşit taksitle alınmasına karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden; olay tarihinde Devrek Askerlik Şubesi Başkanlığı emrinde Devlet memuru olarak görevli olun sanığın gece saat 01. 30 sıralarında askerlik şubesine geldiği ve kapı nöbetçisi P.Onb. B.O.'ya Astsubay B I yi sorduğu. Onbaşı B.O.' nun sanığın alkollü olduğunu fark ederek içeriye almak istemediği, sanığın buna rağmen nöbetçinin elindeki zinciri iterek şube binasına girdiği ve doğruca er gazinosuna gittiği, bu sırada şube binasında çalışmakta olan Astsubay B.T.' nin zincir sesini duyarak gazinoya indiği, sanığın alkollü olduğunu görerek şubede bulunamayacağı konusunda ikaz ettiği, sanığın mağdur astsubaya "Sen bana karışamazsın. Sana mı soracağım o.... çocuğu?" şeklinde sözler sarf ettiği ve üzerine yürüdüğü, Astsubay B.T'nin gırtlağına sarıldığı, araya girenler tarafından sanıkla mağdurun ayrıldıkları, olayı Şube Başkanına iletmeye giden Astsubay B.T' ye "İn aşağıya, seni bekliyorum, a., koyacağım, şerefsiz." şeklinde sözler sarf ettiği, olay yerine gelen polis ekiplerince sanığın karakola götürüldüğü ve orta derecede alkollü olduğunun saptandığı. Astsubay B.T nin yapılan muayenesinde boyun bölgesinde iki adet ekimoza rastlandığının, ancak iş ve gücünden kalmadığının belirtildiği anlaşılmaktadır.
Eylemlerin yukarıda özetlenen biçimde geliştiği dosyada bulunan delillerden anlaşılmış ve sübut yönünden herhangi bir duraksama bulunmadığı i görülmüştür.
Mahkemece sanıkla mağdur arasında astlık-üstlük ilişkisi araştırılmış ve Devrek Askerlik Şubesi Başkanlığınca mağdurun şube başkanının görevde olmadığı zamanlarda başkan vekili olarak görev yaptığı ve başkandan sonra şubenin en yetkili personeli olduğu, uygulanan TMK' ya göre sanığın birinci sicil üstü olmasının gerektiği bildirilmiştir.
Dosyada bulunan ve Devrek Askerlik Şubesi Başkanlığınca da uygulanan 28 Haziran 2001 tarihli TMK:60-778in personel açıklaması bölümünde, kısım amiri görevindeki astsubayların kısmındaki sivil memurların, I kısım teşkili olmayan askerlik şubelerinde ise bütün sivil memurların birinci sicil amiri olduğu belirtilmektedir.
Uygulanan TMK' ya göre askerlik şubesinde kısım teşkili bulunmadığı saptandığından mağdur astsubayın şubedeki bütün sivil memurların ve bu bağlamda sanığın da amiri olduğu anlaşılmaktadır.
Gerek 353 sayılı Kanunun 10/c ve gerekse ASCK' nın 4551 sayılı Kanunla değişik 3/l'inci maddelerinde, Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silâhlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel askeri şahıs olarak kabul edilmekle beraber; ASCK' nın 4551 sayılı Kanunla eklenen 3'üncü maddesinin 2'nci fıkrasında Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silâhlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan Devlet memurlarının asker kişi sıfatlanılın, 211 Sayılı TSK İç Hizmet Kanununun 115'inci maddesinde belirtilen yükümlülükleri ile sınırlı olacağı hükmüne yer verilmiştir.
TSK İç Hizmet Kanununun 115'inci maddesinin birinci fıkrasında, "Silâhlı Kuvvetlerde çalışan sivil memur, müstahdem, müteferrik müstahdem ve gündelikçi sivil personel bu kanunun askerlere tahmil ettiği sorumluluk ve hizmetlerin ifası bakımından ..." denildikten sonra, (b) bendinde, "Bütün sivil personel emrinde çalıştıkları askeri amirlere karşı ast durumunda olup, bu kanunun I4'üncü maddesinin asta tahmil ettiği vazifeleri aynen yapmaya mecburdurlar. Hilâfına hareket edenler askerlerin tâbi olduğu cezai müeyyidelere tâbi olurlar." denilmiştir. Bu konu TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 717/b maddesinde de aynen tekrarlanmıştır.
Uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay kararlarında Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli tüm sivil personelin, Askeri Ceza Kanununda yazılı amiri tehdit, amire hakaret, amire mukavemet amire fiilen taarruz, emre itaatsizlikte ısrar gibi askeri cürümlerle 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezalan Hakkında Kanunda yazılı amire saygısızlık, emre itaatsizlik, amire bilerek doğruyu söylememek gibi disiplin suçlarını işleyebilecekleri kabul edilmiş bulunmaktadır.
Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli sivil personel. Silâhlı Kuvvetlerin hizmet özelliği dikkate alınarak, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personele göre farklı bir statüye tâbi tutulmakla Kirlikte; bu statü askerlerin tâbi olduğu kurallarla da ayniyet arz etmemektedir. Silâhlı Kuvvetlerde görevli sivil personel amirlerine karşı her zaman ast olarak kabul edilmemiş, bu sıfatları özellikle amirleri ile olan hizmet münasebetleri ile sınırlı tutulmuştur. Nitekim TSK İç Hizmet Kanununun 115'inci maddesinde. Silâhlı Kuvvetlerde çalışan tüm sivil personelin sadece bu kanunun askerlere tahmil ettiği sorumluluk ve hizmetlerin ifası bakımından askerlerin tâbi olduğu cezai müeyyidelere tâbi olacakları öngörülmüştür.
TSK İç Hizmet Kanununun 115/b maddesinin atıf yaptığı aynı Kanunun 4'üncü maddesinde; astın amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeye, amirlerine mutlak suretle itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hâllerde de üstlerine mutlak itaate mecbur oldukları, astın muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapacağı ve değiştiremeyeceği, haddini aşamayacağı, icradan doğacak mesuliyetin emri verene ait olacağı belirtilmektedir. Yani ast; amirine hürmet edecek, mutlak surette itaat edecek, muayyen vazifeleri ve aldığı emirleri vaktinde yapacak, değiştiremeyecektir. Silâhlı Kuvvetlerde görevli tüm sivil personel, emrinde çalıştıkları askeri amirlerine karşı aynı yükümlülüğe tâbi tutulmuşlardır.
Askeri Yargıtayın yerleşik kararlarında benimsendiği gibi, gerek Askeri Ceza Kanununda ve gerekse 477 sayılı Kanunda astlık - üstlük ilişkisinden doğan suçlar özel olarak düzenlenmiş ve askeri suç veya disiplin suçu hâline getirilmiştir. Asker kişilerin astlarına veya üst ve amirlerine karşı işledikleri askeri suçun veya disiplin suçunun benzeri olan suçlar Türk Ceza Kanununda suç olarak yer almış olsa ve hatta daha ağır bir cezayı gerektirse bile. Askeri Ceza Kanunu ile 477 Sayılı Kanunun özel kanun olmaları nedeniyle öncelikle uygulanmaları zorunludur. Bu nedenle eylemlerin niteliğinin belirlenmesinde amir-ast/maiyet ilişkisinin dikkate alınması gerekmektedir.
Olay tarihinde Devrek Askerlik Şubesi Başkanlığı kontrol nöbetçisi olan mağdur Astsb.B.T.'nin hizmet hâlinde olduğu, sanığın gece saat 01.30 sıralarında şubeye alkollü olarak gelmesi nedeniyle mağdur tarafından alkollü olarak gazinoda oturamayacağı konusunda uyarıldığı, böylece amir ve ast pozisyonunda olan ikisi arasında hizmet ilişkisi doğduğu, sanığın mağdura yönelik taarruz ve hakaretinin hizmet münasebetinden kaynaklandığı gözetildiğinde, Astsb. B.T.' ye yönelik eylemlerin ASCK.' nın 85 ve 91inci maddelerinde tanımlanan amire hakaret ve amire fiilen taarruz suçlarını oluşturduğu sonucuna varılmış ve hüküm belirtilen nedenle sanığın cezada kazanılmış hakkı gözetilerek suç vasfından bozulmuştur.
Diğer taraftan; sanığın askerlik şubesine geldiği sırada, alkollü olduğunu fark eden ve içeriye almak istemeyen kapı nöbetçisi P.Onb.EJ.O.'nun elindeki zinciri iterek içeriye girmesi nedeniyle görevli memura mukavemet suçunu işlediği kabul edilerek hüküm kurulmuşsa da; ortaya konulan eylemin TCK' nın 258 inci maddesinde açıklanan biçimde cebir, şiddet veya tehdit içermediği, mağdurun elindeki zincirin itilmesinin müessir kuvvet sarfı derecesinde kaldığı görülmektedir.
TCK' nın 260'mcı maddesi; "Kanun ve nizam hükümlerinden icrasına muhalefet için nüfuz ve müessir kuvvet sarfedenler... cezalarılır hükmünü içermektedir.
Öğretide cebir, şiddet veya tehdit kapsamına girmeyen müessir uygulamasının TCK' nın 260'ıncı maddesinde tanımlanan eylemi oluş kabul edilmektedir. (ERMAN - ÖZEK' e atfen Vural SAVAŞ MOLLAMAHMUTOĞLU, Türk Ceza Kanunun Yorumu, Cilt: 2. Sayfa
Bu nedenle sanığın eylemleri arasındaki bağlılık da gözetilmek suretiyle, Onbaşı B.O.' ya yönelik eyleminin TCK' nın 260'ıncı mad yazılı suçu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hükme varılması aykırı görülmüş ve bu hüküm de suç vasfı yönünden bozulmuştur.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy