(1632 S. K. m. 70 )
Mahkemece; sanığın, 29.1.2003-3.2.2003 tarihleri arasında kendiliğinden gelmekle sona eren söyleşerek firar suçunu işlediği sabit görülerek, ASCK'nın 70/1-4, 73 ve TCK'nın 59/2 maddeleri uygulanıp sonuç olarak, 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 23.6.2003-23.7.2003 tarihleri arasında disiplin ceza ve tutuk evinde hükümlü olarak geçirdiği sürenin 477 sayılı Kanunun 40 ve ASCK'nın 180'inci maddeleri uyarınca cezasından indirilmesine karar verildiği, bu hükmün sanık tarafından "diğer iki er ile birlikte firar için sözleşmedikleri, plan yapmadıkları, bu suçtan dolayı disiplin mahkemesinde yargılanıp ceza aldığı" belirtilerek temyiz edildiği, tebliğname de mahkûmiyet hükmünün onanması yönünde görüş bildirildiği, anlaşılmaktadır.
Aynı hükümle, sanık M.K.'nın sözleşerek firar suçunu işlediği tarihleri de kapsayacak şekilde askerliğe elverişsiz bulunması nedeniyle, işlenemez suç söz konusu olduğundan beraatına dair hüküm ile diğer sanık A.A.'nın sözleşerek firar suçundan mahkûmiyetine ve kendisini 6.2.2003 tarihinde askerliğe yaramayacak hâle getirmek suçundan dolayı beraatına dair hükümler taraflarca temyiz olunmadığından inceleme dışıdır.
Yapılan incelemede, sanık D.U.'nun Kars 14'üncü Mknz. P.Tug. 2'nci Mknz.P.Tb. Muh.Ds. bölüğünde askerlik hizmeti yaparken aynı birlikte görevli P.Er A.A. ve P.Er M.K. ile önceden karşılıklı bir anlaşma neticesi hep birlikte firar etmeyi kararlaştırıp, 29.1.2003 tarihinde sabah yoklamasından önce bir araya gelip saat 06.00 sıralarında tel örgülerden geçip hep birlikte kışla sınırlarını aşarak topluca kaçtıkları, sanıklar arasında ön ayak olan bulunmadığı, sanıkların kaçtıklarının saat 07.30'daki sabah yoklamasında tespit edildiği, kaçlıktan bir süre sonra sanıkların birbirlerinden ayrıldıkları, sanık D.U.'nun 3.2.2003 günü 09.30'da babası ile gelerek kendiliğinden birliğine katıldığı, diğer sanık M.K.'nın da aynı gün döndüğü, sanık A.A.'nın ise 6.2.2003 tarihinde firari durumdayken, memleketinde kendisini av tüfeği ile yaralaması sonrasında askeri hastanede tedaviye alınıp, tedavisi sonrasında muhafız eşliğinde 2.5.2003 tarihinde birliğine teslim edildiği, anlaşılmaktadır.
Sanık D.U. hakkında "29.1.2003 tarihinde misafir olarak kaldığı Muh. Ds. bölüğünden saat 07.30'da kaçtığı ve 3.2.2003 günü saat 09.30'da babası ve abisi tarafından birliğine teslim edildiği" isnadıyla, bu kısa süreli kaçma disiplin suçundan dolayı 477 sayılı Kanunun 50/A maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle iddianame düzenlenerek yargılaması sonunda, 14'üncü Mekanize Piyade Tugay K.lığı Disiplin Mahkemesinin 7.5.2003 tarih ve 2003/49-49 sayılı hükmüyle 'kısa süreli kaçma suçundan dolayı 477 sayılı Kanunun 50/A maddesi uyarınca 30 gün oda hapsi ile cezalandırılmasına' karar verildiği, bu cezanın 23.6.2003-23.7.2003 tarihleri arasında disiplin ceza ve tutuk evinde infaz edildiği anlaşılmaktadır.
Bu tespitlere göre, askeri mahkemece, sanığın diğer iki arkadaşı ile birlikte 29.1.2003 tarihinde sözleşerek, firar suçunu işlediğine karar verilerek mahkûmiyet hükmü tesis edilmiş ise de; sanık D.U. hakkında aynı konuda evvelce verilmiş disiplin mahkemesi hükmü bulunduğundan, 353 sayılı Kanunun 162'nci maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Askeri Yargıtay Daireler Kumlunun 20.1.1994 tarih ve 1994/5-5 sayılı kararında da belirtildiği gibi, aynı konuda aynı sanık hakkında evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, yargılama makamı yargının doğru olmadığı kanısında olsa ve olağanüstü kanun yolu bulunsa dahi, ikinci dava bakımından ret kararı vermek zorundadır.
Açıklanan nedenlerle, sanık D.U.'nun 29.1.2003-3.2.2003 tarihleri arasındaki firar eylemi hakkında 14'üncü Mekanize Piyade Tugay K.lığı Disiplin Mahkemesinin 7.5.2003 tarih ve 2003/49-49 sayılı kararıyla mahkûmiyet hükmü tesis edildiğinden, askeri mahkemece aynı konuda açılmış davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi uygulamayla mahkûmiyet hükmü tesis edilip, disiplin mahkemesince tesis olunan ve infazı yapılan cezanın mahsubuna karar verilmesi kanuna aykırı olup, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Öte yandan, sözleşerek firar suçu, ASCK'nın 66'ncı maddesinde yazılı firar ve 477 sayılı Kanunun 50'nci maddesindeki kısa süreli kaçma suçundan farklı özellikler taşımaktadır. Firar suçunda, her ne sebep ve şekilde olursa olsun kıt'adan veya görevi icabı bulunmak zorunda olduğu yerden izinsiz altı günden fazla uzaklaşmak, kısa süreli kaçma suçunda ise, altı günden fazla olmayan kaçma hâlleri suçun oluşması için yeterli görüldüğü hâlde, ASCK'nın 70'inci maddesinde tanımlanan sözleşerek yurt içine firar suçunda ise, a) ikiden ziyade asker kişinin söz konusu olması, b) önceden firar konusunda sözleşmiş olmak, c) topluca kaçmak, unsurları aranmaktadır. Sözleşerek firar suçunun oluşması için yasada herhangi bir süre öngörülmemiş, gün unsurunun oluşması şartı aranmamıştır. Bu açıklamalara göre, sözleşerek firar suçunda en az üç asker kişinin sözleşmesi ve topluca kaçması gerekir. Oysa, sanıklardan M.K., Sarıkamış Asker Hastanesi Sağlık Kurulunun 4.3.2003 tarih ve 175 sayılı raporuyla ileri derecede anti sosyal kişilik bozukluğu' tanısıyla askerliğe elverişsiz bulunmuş olup, aynı hastane sağlık kurulunun 2.12.2004 tarih ve 911 sayılı ek raporuyla, "sanıktaki ileri derecede anti sosyal kişilik bozukluğunun 29.1.2003-3.2.2003 tarihlerini kapsadığı, sanık yönünden askere gelmeden önce ceza infazının yapıldığı 28.6.2002 tarihinde askerliğe elverişsizlik kararının verilebilmesi için gereken şartların oluştuğu" belirtilmiştir. Bu duruma göre, 29.1.2003 tarihinde asker kişi sıfatı bulunmayan M.K.'nın sırf askeri suç olan sözleşerek firar suçunu işlemesi mümkün olmadığı gibi, suç tarihinde sivil kişi statüsünde olan bu şahısın suçun en az üç asker kişi tarafından işlenme koşulu yönünden de hesaba katılması olanaksızdır. Bu nedenle, 29.1.2003 tarihinde gerçekleşen sözleşerek firar eylemindi" 'ikiden ziyade asker kişinin topluca kaçması' koşulu da oluşmadığından, mahkemenin kabulüne göre yapılan uygulamada da isabet bulunmadığına işaret edilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy