(353 S. K. m. 173)
Askeri mahkemece, sanıkların 14.1.1998 tarihinde amire fiilen taarruz suçunu işledikleri kabul edilerek, eylemlerine uyan ASCK'nın 91/1 (az vahim hâl cümlesi), TCK'nın 51/1 ve 59/2'nci maddeleri uyarınca sonuç olarak 3 ay 22'şer gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
Sanık O.İ., suç konusu olayın kesin surette olmadığını, tanık beyanlarının birbirini tutmadığını, beraatına karar verilmesi gerekliğini belirterek hükmü temyiz etmiştir.
Sanık M.D., mağdur Onb. A.E.'nin dosyada raporunun olmadığını, müteaddit fiilen taarruz suçunun işlenmediğini, kendisinin kavgaya karıştığına ilişkin dosyada herhangi bir kanıt olmadığını, 647 sayılı Kanunun 4 ve 6'ncı maddelerinin uygulanmamasının kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir.
Sanık C.B., dosya içindeki 21.01.1998 tarihli rapora göre müşteki A.E.'nin fiilen taarruza uğradığına ilişkin bir kanıt olmadığı gibi, kendisinin bu olaya katıldığına dair de bir kanıt bulunmadığını, müştekinin onbaşı rütbesini haiz olmasına rağmen nöbetçi çavuşluk yapmasının yasal olmadığını ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir.
Tebliğnamede, az vahim hâl gerekçesinin gösterilmemesi ve mağdurun hangi hareketinin haksız tahrik oluşturduğunun açıklanmaması nedeniyle hükümlerin gerekçesizlik yönünden bozulması gerektiği görüşü bildirilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, 14.1.1998 günü askeri gazinoda televizyon programı yüzünden tartışan J.Er M.K. ile J.Er A.N.'ye, olay günü nöbetçi çavuşu olan J.Onb. A.E. tarafından müdahale edildiği, çıkan tartışma sonunda J .Erleri O.İ., Y.U., T.G., M.D., C.B., C.G., T.K. ve A.N. tarafından saldırılarak dövüldüğünden bahisle sanıklar hakkında üste fiilen taarruz suçundan dolayı açılan dava sonucu yapılan yargılama sonunda T.G. hakkında kanıt yetersizliğinden dolayı beraat kararı, diğer sanıklar hakkında mahkûmiyet kararı verildiği, T.G., C.G., T.K. ve A.N. hakkındaki hükümlerin kesinleştiği, Y.U.'ya henüz tebligat yapılmadığı, C.B., M.D. ve O.İ. tarafından hükümlerin temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
353 sayılı Kanunun 173'üncü maddesi; "Sanık mahkûm olursa, hükmün gerekçesinde mahkemece suçun kanuni unsurları olarak sabit ve gerçeklenmiş sayılan vak'alar gösterilir. Eğer delil başka vak'alardan çıkarılmış ise bunlar da hükümde gösterilir.
Bundan başka hükümlülüğe dair hükmün gerekçesi, Ceza Kanununun uygulanan maddesini ve ceza miktarının tayinine askeri mahkemeyi gösteren hâlleri kapsar. Ceza Kanununun genci olarak daha hafif bir cezanın uygulanmasını, hafifletici bir hâlin varlığına bağlı kılmış ise. bu sebeplerin kabul veya reddolunması hâlinde hükmün gerekçesinde bunlar da gösterilir...." şeklindedir.
Yukarıda yer verilen madde hükmünden de anlaşılacağı üzere; gerekçe mahkemeyi mahkûmiyete, beraata veya diğer kararlar vermeye sevk eden hususların karar yerinde gösterilmesi ve bunların karşılaştırılarak birinin diğerine hangi nedenle üstün tutulduğunun açıklanmasıdır.
Hükmün gerekçesinde, mahkemece suçun unsurlarının yanında sabit ve gerçekleşmiş sayılan vak'alar gösterilmeli, maddi eylemin neden ibaret olduğu ortaya konulmalı, deliller tahlil ve tartışılmalı, fail ve fiil ilişkisi irdelenmeli ve suç nitelendirmesinin tartışması yapılmalıdır. Aksi takdirde, ortada Askeri Yargıtayca temyiz incelemesine tâbi tutulabilecek bir gerekçenin varlığından söz edilmesi imkânı bulunamaz
Askeri mahkemece, sanıklar hakkında üste fiilen taarruz suçundan dolayı hüküm tesis edilir iken. eylemin ASCK'nın 91/1 inci maddesinin; az vahim hal cümlesi uyarınca uygulama yapılmış, ancak hükmün gerekçesinde "az vahim hâl"in tercih edilmesinin gerekçesine yer verilmemiştir. Yine, sanıklar hakkında haksız tahrikten dolayı TCK'nın 51/1inci maddesi uyarınca basit haksız tahrikten dolayı indirime gidilmiş olmasına rağmen, mağdurun hangi hareketlerinin haksız tahrik teşkil ettiği, niçin haksız tahrikin basit hâlinin kabul edildiğine ilişkin bir gerekçeye de yer verilmediği görülmektedir. Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olacağına ilişkin T.C. Anayasasının 141/3 ve 353 sayılı Kanunun 173'üncü maddelerine rağmen, mahkûmiyet hükümlerinin söz konusu gerekçelerden yoksun olması nedeniyle hükümlerin gerekçesizlik (usul) yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sebebi karşısında, 5237 sayılı Kanunun 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olması ve anılan kanunun "Haksız tahrik" başlıklı 29'uncu maddesinde sanıklar lehine düzenleme yapılmış olduğu hususuna işaretle yetinilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy