(353 S. K. m. 133, 136)
Sanık Ter.J.Er E.G.'nin, 20 Kasım 2002 tarihinde Uzm.J.Çvş. Y.K.'ya karşı üste fiilen taarruz sucunu işlediği kabul edilerek; ASCK'nın 91/1 'inci maddesinin az vahim hâl cümlesi, TCK'nın 51/1 ve 59/2'nci maddeleri uyarınca, üç ay yirmi iki gün hapis cezası ile mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Hüküm sanık tarafından; eylemin uzman çavuşun haksız taarruzu karşısında savunma sınırları içinde kaldığı, diğer sanığın cezası ertelenirken, kendisi hakkında paraya çevirme, erteleme ve Yeni Türk Ceza Kanununun lehe hükümlerinin uygulanmamasının yasaya aykırı olduğu görüşüyle, süresinde temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede, hükmün TCK'nın haksız tahrike ilişkin 29'uncu maddesinin uygulanması yönünden bozulması görüş ve düşüncesi bildirilmiştir.
Diğer sanıklar Uzm.J.Çvş. Y.K. hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü ile Uzm.J.Çvş. E.A. hakkında kurulan beraat hükmü, temyiz edilmediğinden inceleme dışında tutulmuştur.
Ayrıntıları Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 27.4.2000 tarihli ve 88-87 sayılı ilâmında açıklandığı gibi; ceza yargılamasında asıl olan "Yüze Karşılık (Vicahilik)"tır. 353 sayılı Kanunun 133'üncü maddesi, gelmeyen sanık hakkında duruşma yapılmayacağı hükmünü amir bulunmaktadır. Maddenin İstisnası yine aynı Kanunun 136ncı maddesinde, sanığın veya müdafiinin talebi ile veya mahkemece lüzum görülmesi hâlinde, evvelce sorguya çekilen ve mahkemede hazır bulunmasına lüzum görülmeyen sanığın, duruşmadan vareste tutulabileceği biçiminde düzenlenmiştir.
Yasal şartlar oluşmadığı ve mahkemece de, bu nedenle duruşmadan vareste tutulma kararı verilmediği takdirde, sanık duruşmanın başlamasından sonra, hüküm verilinceye kadar, kendisini yargılayan mahkemenin huzurunda bulunmak, duruşmalara katılmak ve kendini savunmak hakkına sahiptir. Yerleşik Askeri Yargıtay kararlarında, sanık ve müdafiinin talebi olmaksızın veya sorgusu yapılan sanığın çağrılmasına rağmen duruşmaya gelmeme durumu bulunmaksızın, mahkemece resen (kendiliğinden) alınacak duruşmadan vareste tutulma kararının, vicahilik kuralını ortadan kaldırır biçimde kullanılmayacağı kabul edilmektedir. (Drl.Krl.'nun 2.3.2000 tarihli ve 56-56 sayılı, 27.4.2000 tarihli ve 88-87 sayılı, 13.12.2001 tarihli ve 116-117 sayılı, 5.6.2003 tarihli ve 197-179 sayılı kararları bu doğrultuda bulunmaktadır).
Bu nedenle, iddiaya karşı sorgu ve savunması saptanmış olmakla birlikte, duruşmanın yokluğunda yapılması konusunda herhangi bir istemi bulunmayan sanığın, huzuruna gerek görülmediğinden bahisle duruşmadan vareste tutulması, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde görülmüştür.
Diğer yandan; 353 sayılı Kanunun atıfta bulunduğu CMUK'un 54 (CMK'nın 52)'üncü maddesi, her tanığın ayrı ayrı ve sonradan dinlenilecek tanıklar yanlarında bulunmaksızın dinlenilmeleri gerektiği hükmünü içermektedir.
Olaya ilişkin olarak, doğrudan bilgi sahibi oldukları anlaşılan ve ifadeleri hükme esas alınan tanıklar B.Ş., V.E., A.D.T., E.E., F.Ö. ve Ş.B.'nin istinabe suretiyle dinlenildikten duruşma tutanağından, bu tanıkların kimlik tespitlerinin tek tek yapıldığı, ancak sonradan dinlenilecek tanıklar yanlarında bulunduğu hâlde topluca dinlenildikten anlaşılmaktadır. Yargılama usulünün esaslı kurallarına uymayan bu durum da, yasaya aykırı bulunmuş ve hüküm sanığın temyizine atfen usul yönünden bozulmuştur.
Bozma nedeni karşısında, sübuta ve uygulamaya yönelik temyiz sebepleri ile tebliğnamede yazılı bozma düşüncesi incelenememiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy