(1632 S. K. m. 66) (5237 S. K. m. 5)
Askeri mahkemece sanığın 23.10.1997-22.3.2002 tarihleri arasında işlediği iddia olunan mükerrer izin tecavüzünün işlenemez suç kapsamında olduğu kabul edilerek beraat kararı verilmiştir.
Askeri savcı, statü yasalarının usul yasaları gibi geçmişe etkili olamayacağı, olayda TCK'nın 2/2'nci maddesinin uygulama olanağı bulunmadığı, dolayısıyla beraat kararı verilmesinin kanuna aykırı olduğu belirtilerek hükmü temyiz etmiştir.
Askeri Yargıtay 1inci D.nin 17.3.2004 gün ve 2004/246-238 sayılı ilâmı ile; suçun başlangıç tarihinin 23.10.1997 olması gerekir iken, 23.10.1992 olarak belirtilmesi, yakalama tutanağı getirtilmeden, sanığın beyanına göre yakalama tarihinin belirlenmesi nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Askeri mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucu, sanığın 22.3.2002 tarihinde yakalandığına ilişkin tutanak temin edilmek suretiyle, 23.10.1997-22.3.2002 tarihleri arasında mükerrer izin tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek, eylemine uyan ASCK'nın 66/2-C ve 59/2'nci maddeleri uyarınca sonuç olarak 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanık, mükerrer izin kullanmadığını, askerlik şubesine inandığını, şubenin gerekli işlemleri yapmadığını, suçsuz olduğunu, beraatına karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir.
Sanık müdafii, müvekkilinin askerliğinin bitimine 12 gün gibi kısa bir süre kaldığını, müsnet suçu işleme kastıyla hareket etmediğini, suçun unsurlarının oluşmadığını, Bakanlar Kurulu kararı ile askerlik hizmetinin 15 aya indirildiğini, lehe olan bu durum nedeniyle isnat edilen suçun işlenemez olduğunu ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; sanığın daha önce işlediği izin tecavüzü suçundan dolayı Ege Ordu K.lığı Askeri Mahkemesinin 11.6.1996 gün ve 1996/755-329 sayılı kararı, ile sonuç olarak on ay hapis cezası ile cezalandırıldığı, hükmün 20.6.1996 tarihinde kesinleştiği ve infaz edildiği sanığa 17.10.1997 tarihinde iznini memleketinde geçirmek üzere 6 gün izin verildiği, izin süresi sonunda 23.10.1997 tarihinde birliğine katılması gerekir iken, 22.3.2002 tarihine kadar iznini geçiren sanığın belirtilen tarihte güvenlik görevlilerince yakalandığı anlaşılmaktadır.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama aşamasında, sanığın 22.3.2002 tarihinde yakalandığına ilişkin tutanağın askeri mahkemece temin edilerek dava dosyasına ithal edilmesi nedeniyle, bozma ilâmında belirtilen bu eksikliğin tamamlandığı, dolayısıyla yakalanma konusundaki duraksamanın giderildiği görülmektedir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 24.2.1994 gün ve 1994/18 Esas, 1994/18 Karar sayılı kararında da belirtildiği gibi; statü yasaları, tıpkı usul yasaları gibi yürürlükte oldukları sürece hüküm ifade edip geçmişe etkili olarak uygulanamamaktadır. 15 aylık hizmet süresi dolanların terhis edilmeleri gerektiğine ilişkin düzenleme statüye ilişkin olup, bu düzenlemenin yürürlüğe girmesinden çok önce işlenmiş bir suçu "işlenemez suç" hâline getirmesine hukuki imkân bulunmamaktadır. Dolayısıyla sanık müdafiinin bu husustaki temyiz nedeni kabule değer görülmemiştir.
Sanık her ne kadar temyiz dilekçesinde, Özalp Askerlik Şubesi Başkanı Yüzbaşı O.B.'ye durumu anlattığını, onun sen git ben senin bu durumunu birliğine bildireceğim dediğini belirtmekte ise de, tanık olarak ifadesine başvurulan adı geçenin, sanığın beyanını doğrulamaması, bu konuda başkaca bir kanıt bulunmaması nedeniyle sanığın bu hususa ilişkin temyiz nedeni kabule değer bulunmamıştır.
Diğer yandan 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanununun 5'inci maddesindeki "Bu kanunun genel hükümlerinin özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır." hükmünün Özel Ceza Kanunu olan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu için de geçerli olup tekerrür ile ilgili TCK'nın genel hükümlerinin Askeri Ceza Kanununda yer alan suçlar için de uygulama imkânı bulacağı, 5329 sayılı Askeri Ceza Kanununda Değişiklik Yapan Kanun Hükümleri içerisinde ASCK'daki suçlar yönünden TCK'nın tekerrür ile ilgili hükümlerinin istisna tutulacağına dair bir hüküm bulunmadığı görülmekte ise de; 5349 sayılı Kanunun Geçici l' inci madde hükmü ile 5237 sayılı TCK'nın Birinci Kitabında yer alan aykırı hükümlerinin ilgili kanunlarda değişiklik yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 tarihine kadar uygulanacağı şeklindeki hüküm dikkate alındığında, TCK'nın tekerrür ile ilgili genel hükümlerinin, ASCK'da özel bir suç olarak düzenlenen mükerrer firar ve mükerrer izin tecavüzü suçları ile ilgili olarak ASCK'da yasal bir düzenleme yapılıncaya kadar ve en geç 31.12.2006 tarihine kadar uygulanmayacağı, dolayısıyla özel bir suç olarak ASCK'da yer alan mükerrer firar ve mükerrer izin tecavüzü suçları hakkında hâlen yürürlükte olan özel kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna varıldığından, 5349 sayılı Kanun yönünden de sanık lehine bir düzenleme bulunmadığı kabul edilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy