(1632 S. K. m. 63) (765 S. K. m. 59) (647 S. K. m. 4) (5237 S. K. m. 62) (353 S. K. m. 220, 221, 222) (AYDK 01.04.2004 T. 2004/66 E. 2004/61 K.)
Bakaya ve geç iltihak suretiyle bakaya suçlarından sanık Bnd. Er Muhammet ATILKAN hakkındaki 5inci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 07.07.2005 gün ve 2005/1130-454 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin sanık tarafından sebep gösterilmeksizin süresinde temyizi üzerine Askeri Yargıtay Başsavcılığının hükümlerin düzeltilerek onanması görüşünü içeren 05.01.2006 tarih ve 2006/144 sayılı tebliğnamesi ekinde gelen dava dosyası incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece, sanığın;
1) 01.06.2004-23.11.2004 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan ASCKnın 63/1-A maddesinin üç aydan sonra gelenler cümlesi ve 765 sayılı TCK'nın 59/2nci maddesi gereğince üç ay on gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, bu cezasının 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca beher günü 11 YTL. hesabıyla para cezasına çevrilerek neticeten 1100 YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına,
2) 26.11.2004-29.11.2004 tarihleri arasında geç katılmak suretiyle bakaya suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan ASCKnın 63/1-B ve 765 sayılı TCKnın 59/2nci maddeleri gereğince yirmi beş gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, bu cezasının 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca beher günü 11 YTL. hesabıyla para cezasına çevrilerek neticeten 275 YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına, karar verilmiştir.
Bu hükümler sanık tarafından, sebep gösterilmeksizin süresinde temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede, karar tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCKnın 62/1inci maddesi uyarınca takdiri indirimin uygulanmamasının kanuna aykırılık oluşturduğu, ancak bu aykırılığın yeniden yargılamayı gerektirmediği belirtilmek suretiyle, hükmün düzeltilerek onanması yönünde görüş ve düşünce bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; şubesince sanık adına düzenlenen askere sevk için çağrı tebligatının 15.05.2004 tarihinde sanığın babasına tebliğ edilerek 23.05.2004 tarihinde askerlik şubesinde hazır olmasının istendiği, emsallerinin sevk tarihleri 21-27.05.2004 tarihleri olan sanığın ise, 23.11.2004 tarihinde askerlik şubesine müracaatla eğitim birliğine sevkini sağladığı, bir gün yol süresi tanınan sanığın 25.11.2004 tarihine kadar eğitim birliğine katılması gerekirken 29.11.2004 tarihinde eğitim birliğine katıldığı, maddi vakıa olarak anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut sevk pusulasına göre, sanığın 23.11.204 tarihinde bir gün yol süresi verilmek suretiyle birliğine sevk edildiği ve bu şekilde sanığa verilen yol süresi içinde eğitim birliğine katılması gerektiği bildirildikten başka, sevk belgesinde ayrıca 25.11.2004 tarihinin belirtilerek, ayrıca katılması gereken en son tarihin hatırlatılması ve bu tarihi geçirdikten sonra birliğe katılması halinde askeri mahkemeye verilecekleri hususunun tebliği bir uyarı mahiyetinde olup hiçbir şekilde sanığa daha fazla yol süresi verildiği şeklinde yorumlanamaz. Bir başka deyişle, böyle bir uyarının yapılmış olması, verilen yol süresi konusunda mükellefi yanıltacak nitelikte olmadığı gibi, yol süresini bilen mükellef yönünden, belirtilen günden daha sonraki bir tarihte eğitim birliğine katılması hususunda bir hak yaratmamaktadır. O halde, 23.11.204 tarihinde askerlik şubesince bir gün yol süresi tanınarak sevk edilen sanığın 24.11.2004 tarihinde saat 24:00a kadar birliğine katılması gerekmekte, dolayısıyla gecikme bu zamandan başlamakta ve 25.11.2004 günü saat 24.00de bir günlük gecikme süresi tamamlanmaktadır. Askerlik Şubesi de bu tarihte (25 Kasım 2004) eğitim birliğine katılmadığı takdirde Askeri Mahkemeye verileceğini sanığa imza karşılığı tebliğ etmiştir.
Yapılan açılamalar ışığında, geç katılmak suretiyle bakaya suçunun başlangıcı olarak 25.11.2004 tarihi yerine 26.11.2004 tarihinin kabulü ile hüküm kurulması hatalı ise de; sanık aleyhine temyiz bulunmadığı dikkate alındığında; As.Yrg.Drl.Krl.nun 01.04.2004 gün ve 2004/66-61 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, suçun başlangıç tarihinin 25.11.2004 yerine 26.11.2004 olarak kabul edilmesinin, temadi süresine göre, suçun vasfına, uygulanacak temel ve sonuç cezalara herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.
353 sayılı Kanunun 222nci maddesi uyarınca, bozmanın söz konusu olabilmesi için yasaya aykırılığın hükmün esasını etkileyecek nitelik taşıması gerekmektedir. Bu nedenle yukarıda belirtildiği gibi hukuken hiçbir değer ifade etmeyen temadi başlangıcındaki hata nedeniyle hükmün bozulmasının kamuya yararı olmadığı gibi, sanığın salt bu sebeple yeniden yargılamaya tabi tutulması da adil yargılanma hakkının amacı ile bağdaşmadığından, geç katılmak suretiyle bakaya suçunun başlangıç tarihindeki hataya işaretle yetinilmiştir.
Ancak, karar tarihi itibariyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlükte olması sebebiyle, takdiri indirimin 5237 sayılı TCKnın 62/1inci maddesi gereğince yapılmamış olması nedeniyle mahkumiyet hükümleri uygulama yönünden bozulmuş, belirtilen bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-H maddesi uyarınca, hükümlerin düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Açıklanan nedenlerle;
Sanığın yerinde görülmeyen temyizinin 353 sayılı Kanunun 217/2nci maddesi uyarınca REDDİNE,
Uygulama yönünden yasaya aykırı görülen mahkûmiyet hükümlerinin, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi uyarınca, sanığın temyizine atfen ve resen, kanunun madde numarasının yanlış yazılması noktasından BOZULMASINA;
Bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-H maddesi uyarınca her iki hükmün ikinci paragrafındaki T.C.K.nun 59/2 nci maddesi şeklindeki kısmın 5237 sayılı TCKnın 62/1inci maddesi şeklinde DÜZELTİLEREK ONANMASINA;
Tebliğnameye uygun olarak, 25.01.2006 günü oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy