(2709 S. K. m. 74, 84) (353 S. K. m. 217) (AYGK 23.03.1956 T. 1956/3231 E. 1956/32 K.)
Yalan yere ve usulsüz şikayette bulunmak suçundan sanık J.Uzm.Onb.Murat KURT hakkında 2nci Hava Kuvvet Komutanlığı Askerî Mahkemesince verilen 15.12.2004 gün ve 2004/241-575 sayılı beraet hükmünün, Komutan ve Askeri Savcı tarafından süresinde sebep gösterilerek sanık aleyhine temyiz edilmesi üzerine, dava dosyası Askerî Yargıtay Başsavcılığının 22.11.2005 gün ve 2005/4948 sayılı tebliğnamesi ekinde hükmün esastan bozulması gerektiği görüşü ile Dairemize gönderilmiş olmakla dosya incelendi. Gereği Düşünüldü:
Askerî Mahkemece, TSK ile ilişiğinin kalmadığını düşünen sanığın, TSKnın iç işleyişine ilişkin şikayet ve müracaat usulünü takip etmesinin düşünülemeyeceğinden bahisle, 02.08.2002 tarihinde işlediği iddia edilen yalan yere ve usulsüz şikayette bulunmak suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı belirtilerek beraetine karar verilmiştir.
Bu hüküm, Komutan tarafından; sanığın dilekçeyi yazdığı 02.08.2002 tarihi itibariyle asker kişi olduğu konusunda şüphe bulunmadığı, sanığın TSKdan ilişiğinin kesildiğini düşünmesi sebebiyle suç işleme kastı ile hareket etmediğini söylemenin varsayım olduğu belirtilerek, yüklenen suçun unsurları bakımından oluştuğundan bahisle, Askeri Savcı tarafından; 2000 yılında TSKda göreve başlayan ve suç tarihi itibariyle iki yıldır meslekte bulunan sanığın, TSK ile ilişiğinin hangi durumda sona ereceğini bilecek mesleki ve hukuki bilgiye sahip olması gerektiği, dolayısıyla sözleşmenin feshi işleminin başlatılması ile ilişiğinin derhal kesilmeyeceğini bilecek durumda olduğu belirtilerek, yüklenen suçun yasal unsurları bakımından oluştuğundan bahisle, yasal süresi içinde sanık aleyhine temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede, asker kişi sıfatı devam eden sanığın, bu sıfatından kaynaklanan yükümlülüklerinin devam ettiği ve şikayet konusunda yasal çerçeveye uymak zorunda olduğu, yasal çerçeve dışına çıkarak hareket eden sanıkta suç işleme kastının bulunduğu belirtilerek, yüklenen suçun unsurları bakımından oluştuğundan bahisle beraet hükmünün esastan bozulması yönünde görüş ve düşünce bildirilmiştir.
Yapılan incelemede, sanığın 31.07.2002 tarihinde 5 gün süreyle izne ayrıldığı sırada, 02.08.2002 tarihinde Jandarma Genel K.lığına hitaben bir dilekçe yazarak gönderdiği, sanığın bu sırada Siirt İl Jandarma K.lığına bağlı J.Komd.Özel Harekat Tabur K.lığı emrinde görevli olduğu ve 2nci J.Komd.Özel Harekat Bölük K.lığının 16.07.2002 tarihli yazısı ile Tabur K.lığından sözleşmesinin feshinin istendiği, sanığın görev yaptığı birliğin bağlı bulunduğu hiyerarşik yapıyı takip etmeksizin gönderdiği dilekçesinde, tim komutanı olan J.Kd.Üçvş. Ahmet ERKANın şikayeti üzerine Bölük Komutanı J.Ütğm. Naim TAVLI ve Tabur Komutanı Ercan YAŞİN hakkında soruşturma yapılarak kamu davasının açıldığını, buna ilişkin olarak 6-B timi personeli olarak ifade verdiklerini, birlik ifadelerinde doğruları söylediklerini, ancak daha sonra kendilerine Bölük Komutanı Ütğm Naim TAVLI ve İsth. Sb. J.Yzb.Hakan ÖRSELin ifadelerini değiştirmeleri konusunda baskı yaptıklarını, Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadelerinin tespiti sırasında ifadelerini değiştirmek zorunda kaldıklarını, ayrıca, tim komutanı olan J.Kd.Üçvş. Ahmet ERKAN hakkında J. Uz.Çvş.Ergün BALCI ve J. Uz.Onb.Bekir PEKSAKın şikayetleri ile ilgili olarak yapılan soruşturma sırasında Yzb. Cengiz ÇORUMLU tarafından zorla ifadelerinin alınarak imzalattırıldığını, bölük komutanının kendisi aleyhinde ifade verdiklerinden bahisle kendisine işlemediği suçlardan disiplin cezası verdiğini ve bu suretle süresini doldurup meslekten ihraç edeceklerini, çevredeki hayvanları tabur arazisinden çıkartmak için nöbet yerinden ayrıldığı için hakkında tutanak tutulup, kendisine haksız olarak ceza verildiğini, oysa bölük komutanının bu konuda emri olduğunu, operasyona gecikerek de olsa katılmalarına rağmen kendisine ceza verildiğini, halen yargılandıkları bir suçla ilgili olarak bu olayın içinde olmadığını beyan etmesine rağmen İl Jandarma Komutanı tarafından 14 gün oda hapsi cezasının verildiğini, 8-B timinde görevli olduğu halde 7-B timiyle göreve sevk edildiği ve görev dönüşünde diğer personele istirahat verildiği halde, keyfi olarak bir hafta süreyle kışlada tutulduğunu, bölük komutanının içtimada, ben gitmeden buradan dört-beş kişi valizini alıp gidecek şeklinde beyanda bulunduğunu, 6-B timi personelini meslekten atmak için disiplin cezası vererek sürelerini tamamlatmaya çalıştıklarını, J.Yzb.Hakan ÖRSEL, Ütğm Naim TAVLI ve J.Kd.Albay Şükrü DİNÇOLun haklarında keyfi işlem yaptıklarını, aynı zamanda J.Üçvş.İbrahim YAMANın da yalan beyanlara dayalı olarak tutanak tutup gönderdiğini ve bu yüzden oda hapsi cezasıyla cezalandırıldığını, belirttiği anlaşılmaktadır.
Anayasanın 74üncü maddesinde; vatandaşların, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahip olduğu hüküm altına alınmıştır. TSK İç Hizmet Kanununun 26ncı maddesinde; her askerin, gerek hizmete ve gerek zati işlerine ait kanun ve nizamların kendisine vermiş olduğu hak ve selâhiyetlerin herhangi bir surette haksız olarak ihlal edilmesi veya ihlal edildiğini zannetmesi halinde şikayet etmek hakkını haiz olduğu, 27nci maddesinde; şikayetin söz veya yazı ile en yakın amire yapılacağı, eğer bu amirden şikayet olunacaksa bir üst derecedeki amire yapılacağı ve bunun gibi her şikayet edilen amirin geçileceği, 29uncu maddesinde ise; şikayet reddedildiği takdirde şikayetçiye bu yüzden ceza verilmeyeceği, ancak şikayet edilirken bir suç işlemiş veya disiplin tecavüzünde bulunmuşsa, bundan mesul olacağı belirtilmiştir.
ASCKnın 84üncü maddesinde de; yalan yere ve usulsüz şikayet edenlerin cezası düzenlenmiş olup, birinci fıkrada; doğru olmadığını bildiği iddialarla şikayete kalkışan için ceza öngörülürken, ikinci fıkrada; yalan yere şikayetin, taaddüt etmesi veyahut musırran vaki olması ve şikayet için muayyen usûl ve yollardan ayrılınması veyahut şikayetin muayyen müddetlerden sonra yapılması halinde cezai yaptırım öngörülmektedir.
Bu yasal düzenlemelere göre, esas olarak herkesin şikayet hakkına sahip olduğu, ancak askerler için şikayetin belirli usûl ve esaslar dahilinde yapılmasının öngörüldüğü, hatta bazı hallerde öngörülen usûl ve yollar dışında şikayette bulunulmasının cezai yaptırıma bağlandığı açıktır.
Sanık hakkındaki iddia, Doğru olmadığını bildiği iddialarla (yalan yere) usûlsüz şikayet etmek olup, ASCKnın 84/2nci maddesindeki suçun oluşması için, şikayetin yalan yere olmasının yanı sıra, muayyen olan usûl ve yollardan ayrılma koşulu da aranmaktadır. Buna göre, ASCKnın 84üncü maddesinin ikinci bendinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için, seçimlik hareketlerden birinin işlenmesi ve şikayet konularının tümünün yalan olduğunun anlaşılmasının yanı sıra, bunların yalan veya asılsız olduklarının şikayet anında sanık tarafından bilinmesi gerekmektedir. Yerleşik Askerî Yargıtay İçtihatlarında da kabul edildiği üzere, şikayete konu olan hususların bir kısmının doğru olduğunun ve sanığın geriye kalan isnatların yalan olduğunu bildiğinin ortaya konamadığı durumlarda atılı suç oluşmamaktadır. (Askerî Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 23.2.1956 gün ve 3231-32 E.K sayılı kararı ile As.Yrg.1.D.nin 4.5.1983 gün ve 1983/420-399, 2.D.nin 18.2.1987 gün ve 1987/92-75, 3.D.nin 23.11.1993 gün ve 1993//576-573, 4.D.nin 29.11.1994 gün ve 1994/575-574, 1.D.nin 19.2.1997 gün ve 1997/131-128 E.K sayılı kararları da bu görüşü doğrular mahiyettedir.)
Askeri Mahkemece, sanığın 02.08.2002 tarihli dilekçesinde yer verdiği olayların gerçekle ilgisinin olmadığı ve yapılan şikayetin de usulsüz olduğu tespit edilmiş, ancak sanığın suç işleme kastıyla hareket etmediği kabul edilerek beraatına hükmedilmiş ise de, sanığın dilekçesinde, yukarıda özetlenen iddialarda bulunduğu ve söz konusu iddialardan dördünün konusunu; amirleri tarafından keyfi olarak disiplin cezasıyla cezalandırılması, ikisinin ise; amirleri hakkında soruşturma yapılırken kendisinin ve tim komutanlarının ifadelerine başvurulması ve bu süreçte kendilerine baskı yapıldığı iddiası oluşturmaktadır. Ayrıca, Bölük Komutanının, kendisinin de içinde bulunduğu tim personelini kastederek, ben gitmeden buradan 4-5 kişi gidecek şeklinde beyanda bulunduğu ve kendisine karşı keyfi tutum sergilediği iddiasıdır. Her ne kadar, Askeri Mahkemece, sanığın iddia ettiği olayların tümü için ayrı ayrı irdeleme ve araştırma yapılmaksızın karar verilmiş ise de, yüklenen suçun oluşumu için, şikayet konularının tümünün yalan olduğunun anlaşılmasının yanısıra, bunların yalan veya asılsız olduklarının şikayet anında sanık tarafından bilinmesi gerekmektedir.
Somut olayda, sanığın kendisine verilen disiplin cezalarından dolayı bir yakınmasının bulunduğu ve kendisine karşı keyfi bir tutum sergilendiği konusunda yargısının bulunduğu görülmektedir. Sanık bir anlamda, dilekçesinde hissettiklerini belirtmektedir. Sanığın şikayet dilekçesinde belirttiği, keyfi disiplin cezası verilmesi olgusu araştırıldığında, keyfi işlem yapılmadığı tespit edilmiş olsa dahi, bu durum sanığın hissettiklerini kaleme aldığı gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Öte yandan, Askeri Mahkemece istinabe suretiyle ifadesi tespit edilen tanık Mesut Demir ifadesinde (Dz.132-133), Yzb. Cengiz Çorumlunun kendilerine baskı yapmadığını belirtirken, diğer taraftan, 7 gün oda hapsi cezasıyla cezalandırılmalarına yol açan ve Astsb. İbrahim Yaman tarafından tutulan tutanak konusunun asılsız olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, tanık olarak dinlenen Ergün Balcı da ifadesinde (Dz.153), daha önce verdikleri ifadeler yüzünden bölük ve tabur komutanının tavır gösterdiklerini, sizi işten atacağız diye tavır gösterdiklerini beyan etmektedir. Diğer taraftan, tanık Hürriyet Kınıklının da ifadesinde(Dz.149), sanıkla yaklaşık bir yıl kadar birlikte görev yaptığını ve bu süre zarfında herhangi bir yanlışını görmediğini belirtmektedir.
Söz konusu tanık beyanları değerlendirildiğinde, sanığın şikayet dilekçesinde belirttiği iddiaların tamamen yalan olduğunu, her türlü kuşkudan uzak olarak söylemenin mümkün olmadığı görülmektedir. Şikayete konu olan hususların bir kısmının doğru olduğunun ve sanığın geriye kalan isnatların yalan olduğunu bildiğinin ortaya konamadığı durumlarda atılı suç oluşmamaktadır. Diğer taraftan, sanığın Askeri Mahkemece tespit edilen ifadesinde, dilekçede yazdığı zorla bize imzalattırdılar şeklindeki ibareyi, kelime hatası olarak belirtip, bilmediği bir konu hakkında ifade vermek zorunda kaldığı şeklinde açıklaması da kısmi ikrar olarak yorumlanamaz. Zira, sanık anlatmak istediği konunun ne olduğunu açıklamaktadır. Bu itibarla, sanık hakkında Askerî Mahkemece tesis olunan beraat hükmünde ve gerekçesinde belirtilen kast yokluğunda isabet görülmemekle birlikte, sanığa yüklenen suç maddi unsurları itibariyle oluşmadığından, Komutanın ve Askeri Savcının beraat hükmünün esastan bozulması yönündeki temyiz sebepleri kabule değer görülmeyerek, beraat hükmünün onanması gerekmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Açıklanan nedenlerle;
Komutanın ve Askeri Savcının kabule değer görülmeyen temyiz sebeplerinin 353 sayılı Kanunun 217/2nci maddesi uyarınca REDDİNE,
Usûl ve esas yönlerinden kanuna uygun bulunan beraet hükmünün ONANMASINA,
Tebliğnameye aykırı olarak, 22.02.2006 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy