(353 S. K. m. 147, 151, 155, 180, 207, 217, 222) (5271 S. K. m. 289, 302) (765 S. K. m. 230)
Büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar suçundan sanık terhisli J. Atğm. Ahmet BORAZAN ve memuriyet görevini ihmal etmek suçundan sanık terhisli J. Atğm Mustafa KOÇ hakkında 2nci Hava Kuvvet Komutanlığı Askeri Mahkemesince verilen 08.12.2004 gün ve 2004/214-558 sayılı beraet hükümlerinin Askeri Savcı tarafından, sanıkların aleyhine olarak süresi içinde temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Başsavcılığın bozma görüşünü içeren 11.11.2005 gün ve 2005/4770 sayılı Tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderildiği görülmekle, dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece;
1) Sanık terhisli J. Atğm Mustafa KOÇ hakkında; J. Er Kürşat TURANın ölüm tarihi itibariyle birlik komutanlığınca ve Jandarma Genel Komutanlığınca yayınlanmış bulunan yönerge, talimat ve emirlere göre elektrik arızalarının giderilmesi sırasında birlik komutanlığından izin alınması gerektiği ve bu faaliyet sırasında lastik eldiven, emniyet kemeri gibi güvenlik malzemelerinin kullanılması gerektiği, bu gerekliliklere rağmen bölük komutanlığından izin almaksızın ve bu işle görevlendirdiği diğer sanık terhisli J. Atğm. Ahmet BORAZAN tarafından gerekli emniyet tedbirlerinin alınıp alınmadığını kontrol etmeksizin, sorumluluk sahasındaki elektrik arızasını onartmak üzere görevlendirme yaptığı, bu görevlendirmeyi yaparken takım komutanı sıfatıyla belirtilen ve ifası zorunlu olan gereklilikleri yerine getirmede savsaklama göstererek memuriyet görevini ihmal etmek suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davası üzerine yapılan yargılama sonucunda; memuriyet görevini ihmal suçunun unsurları bakımından oluşmadığından bahisle atılı suçtan sanığın beraetine,
2) Sanık terhisli J. Atğm Ahmet BORAZAN hakkında; J. Er Kürşat TURANın ölüm tarihi itibariyle birlik komutanlığınca ve Jandarma Genel Komutanlığınca yayınlanmış bulunan yönerge, talimat ve emirlere göre elektrik arızasını gidermek için emniyet tedbirlerini tam olarak alması gerektiği ve bu hususun sanık yönünden malum ve muayyen bir hizmet mahiyetinde olduğu, buna rağmen sanığın, J. Er Kürşat TURANı hiçbir emniyet tedbiri almaksızın onarıma götürmek ve bu şekilde onarım faaliyeti icra ettirmek suretiyle malum ve muayyen hizmeti ve dolayısıyla hizmete ilişkin emri ifadan fiilen imtina ettiği, sanığın bu eyleminin sonucunda J. Er Kürşat TURANın hayatını kaybettiği ve bu surette büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davası üzerine yapılan yargılama sonucunda; büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar suçunun unsurları bakımından oluşmadığından bahisle atılı suçtan sanığın beraetine, karar verilmiştir.
Bu hükümler, Askeri Savcı tarafından, J.Atğm. Aykut ÖZÇELİKe ait cep telefonunda kayıtlı olan ve sanıkların bilinçli olarak emir ve yönergeler dışına çıktıklarını gösteren delil niteliğinde olan ses kayıtlarının çözümünün yaptırılmadan karar verilmiş olmasının eksik soruşturma niteliğinde olduğu, ayrıca, sanık J. Atğm. Mustafa KOÇun sorumluluk sahasındaki elektrik arızasının onarımı için üst makamdan izin almadığı ve onarım faaliyeti sırasında emniyet kurallarına uyulması için gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığını kontrol etmediği, sanık J. Atğm. Ahmet BORAZANın ise, emir ve yönergelerde yer alan düzenleme gereğince onarım işini yapacak olan Er Kürşat TURAN tarafından lastik eldiven ve emniyet kemeri gibi gerekli malzemelerin alınmasını ve onarım işi sırasında bu malzemelerin kullanılmasını sağlamakla yükümlü olduğu, bu yükümlülüğün sanık bakımından malum ve muayyen bir hizmet niteliğinde olduğu, bu suretle sanıklara yüklenen suçların oluştuğu belirtilmek suretiyle, süresinde sanıklar aleyhine temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede ise, bilirkişi mütalaasının okunduğu ve yeniden dinlenmesine, bu sebeple de Birlik Komutanlığına talimat yazılmasına karar verildiği 31.12.2003 tarihli duruşma tutanağının Askeri Mahkeme kurulunda bulunan subay üye tarafından imzalanmamasının, 353 sayılı Kanunun 180/2nci maddesine aykırılık oluşturduğu, bilirkişinin hazırlıkta askeri savcıya verdiği beyanlarının hükümlere esas alındığı, huzurda verdiği dizi 303, 309 ve 313deki beyanların hükme esas alınmamasının, gerekçeli hükümde bu beyanlardan söz edilmemesinin 353 sayılı Kanunun 147/1, 151 ve 155inci maddelerine aykırılık oluşturduğu belirtilerek hükümlerin bozulması yönünde görüş ve düşünce bildirilmiştir. Ayrıca, mütalaası hükme esas alınmayan bilirkişinin huzurda verdiği mütalaalardan önce, talimata eklenmek suretiyle dava dosyasını incelemesinin temin edilmemesinin usule aykırılık oluşturduğu, ancak hükme esas alınmadığı için işaretle yetinildiği belirtilmiştir.
Yapılan incelemede; Sanıklar J. Atğm. Ahmet BORAZAN ve J. Atğm Mustafa KOÇun Dolan Jandarma Sınır Takım Komutanlığında görev yaptıkları, müteveffa J. Er Kürşat TURANın ise, Dolan J. Sınır Tk. K.lığının bağlı olduğu 1nci J. Sınır Bölüğünün merkezinde bulunan Merkez J. Sınır Tk. K.lığı emrinde elektrikçi olarak görev yaptığı, Dolan J. Sınır Tk. K. olan J. Atğm Mustafa KOÇun sorumluluk bölgesindeki elektrik arızalarının giderilmesi için, başka bir görev nedeniyle Bölük merkezine giden Astsb. Mustafa TOSUNa gelirken elektrikçiyi getirmesi için talimat verdiği, Astsb. Mustafa TOSUNun da Merkez Takım Komutanının ve 1nci J. Sınır Bölüğü İdari İşler Astsubayının bulunduğu ortamda, elektrikçi olarak görevli J. Er Kürşat TURANı götürmek için izin aldığı ve akşamleyin geri getirilmek üzere elektrikçiyi Dolan J. Tk. K.lığına götürdüğü, onarım işlerinin henüz bitmemesi üzerine J. Atğm Mustafa KOÇun Merkez Takım Komutanından tekrar izin aldığı ve geceleyin elektrikçi J. Er Kürşat TURANın Dolan J. Sınır Tk. K.lığında kaldığı, ertesi gün J. Atğm Mustafa KOÇun elektrik hattındaki onarımda J. Er Kürşat TURANa nezaret etmesi için J. Atğm. Ahmet BORAZANı görevlendirdiği ve bölgeyi tanıması için Atğm. Aykut ÖZÇELİKe birlikte gitmesi emrini verdiği, görevlendirme yaptığı sırada dikkatli olmalarını da söylediği, sanık J. Atğm. Ahmet BORAZANın onarım için hazırlık yaptığı ve Karakolda jeneratör sorumlusu olarak görevli olup, elektrik hatları konusunda bilgisi olan J. Er Serkan SAĞLAMı da yanına aldığı, ayrıca onarım sırasında elektrik hatlarının Karakoldaki sigorta panosundan kesilmesi için o günkü nöbetçi çavuşu Kurbani ÇİFTÇİyi görevlendirdiği, jeneratör sorumlusu J. Er Serkan SAĞLAMın şalterin nasıl açılıp kapandığını Kurbani ÇİFTÇİye öğrettiği, onarım sırasında sanık J. Atğm. Ahmet BORAZANın telsizle çağrı yapmak suretiyle elektrik şalterini açıp kapama işlemini yaptırdığı, öncelikle bir direkteki arıza giderildikten sonra, hep birlikte Batı-2 olarak tabir edilen nöbet yerindeki elektrik direğinin yanına gidildiği, J. Er Kürşat TURANın öncelikle metal elektrik direğinde elektrik kaçağı olup olmadığını elindeki kontrol kalemini kullanarak kontrol ettiği, müteakiben elektrik olmadığını görünce de direğe çıkarak, direkten nöbet mevziine çekilmiş hattı kontrol ederken, tespit ettiği arızaya antigron kablo ile ek yaptığı, bantının bittiğini belirterek Serkan SAĞLAMdan istediği naylonu ek yerine sardığı, daha sonra bu kablonun ucunu kanca yaptığı, bu sırada Serkan SAĞLAM ve Ahmet BORAZANın elektrikçi Kürşat TURANı ikaz ettikleri, bu sırada Kürşat TURANın çevre aydınlatması elektrik telleri arasından yukarı doğru çıkarken elektrik akımına kapılarak yere düştüğü, ilk müdahale yapılarak hastaneye sevk işlemi yapılan Kürşat TURANın yolda vefat ettiği ve kesin ölüm sebebinin, elektrik çarpmasından mütevellit beyin kanaması, boyun kırılmasından mütevellit solunum ve dolaşım yetmezliği olduğunun ölü harici muayenesi ile belirlendiği, J. Er Kürşat TURANın Aşkale Meslek Yüksekokulundan Elektrik Teknikeri olarak 10.07.2000 tarihinde mezun olduğu, Tabur K.lığınca da görev yaptığı Bölük K.lığı emrine elektrikçi olarak görevlendirildiği maddi vakıa olarak sübut bulmuştur.
Öncelikle usul yönünden yapılan incelemede;
Hazırlık soruşturması sırasında bilirkişinin dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda yeminli mütalâasının Askeri Savcı tarafından 09.04.2003 tarihinde saptandığı (Dz.209), müteakiben yargılama safhasında, 23.07.2003 tarihinde yapılan duruşmada, hazırlıkta dinlenilen bilirkişinin dinlenilmesine karar verilerek talimat yazıldığı (Dz. 288-289), ancak bilirkişinin terhis olması sebebiyle temin edilememesi üzerine, bilirkişinin dinlenilmesi için yeniden terhis adresi itibariyle bulunduğu yer Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazıldığı, söz konusu talimata da iddianame ile bilirkişinin Askeri Savcı tarafından tespit edilen mütalâasının eklendiği, talimat mahkemesince celp edilen bilirkişinin, 05.12.2003 tarihinde tanık sıfatıyla ifadesinin tespit edildiği, bunun üzerine Askeri Mahkemece 31.12.2003 tarihinde yapılan duruşmada, bilirkişinin yeniden ve bilirkişi sıfatıyla dinlenmesi için karar verilerek talimat yazıldığı(Dz. 304-305), söz konusu talimata iddianame ile bilirkişinin Askeri Savcı tarafından tespit edilen mütalâası ve talimat mahkemesince tanık sıfatıyla tespit edilen ifadesinin eklendiği, ancak, bilirkişinin yeniden dinlenilmesine karar verilen duruşmada (Dz.304), 31.12.2003 tarihli duruşma tutanağının Askeri Mahkeme kurulunda bulunan subay üye tarafından imzalanmadığı, söz konusu talimat üzerine, talimat mahkemesince celp edilen bilirkişinin, bilirkişi tanık sıfatıyla mütalâasının 26.03.2004 tarihinde tespit edildiği (Dz.309), ancak talimat mahkemesince bilirkişinin mütalâasının okunan ifadem ve vermiş olduğum mütalâam doğrudur şeklinde saptandığı, bunun üzerine Askeri Mahkemenin 26.05.2004 tarihinde yeniden karar alarak, bilirkişinin mütalâasının ne şekilde tespit edileceğine dair ayrıntılı şekilde talimat yazdığı (Dz. 310-311), bu talimata da iddianame ile bilirkişinin Askeri Savcı tarafından tespit edilen mütalâası ve talimat mahkemesince tanık sıfatıyla tespit edilen ifadesinin eklendiği, Bursa 6ncı Asliye Ceza Mahkemesince celp edilen bilirkişinin, bilirkişi sıfatıyla mütalâasının talimat ekinde bana okuduğunuz 09.04.2003 tarihli bilirkişi mütalâası bana aittir. Bilirkişi mütalâası doğrudur. şeklinde tespit edildiği(Dz.313), müteakiben iddianamenin ve 26.03.2004 günlü celse ara kararına kaşı diyeceklerinin bilirkişiye sorulduğu ve bilirkişinin diyeceğim yoktur. şeklindeki beyanı üzerine duruşmanın bitirilerek, talimatın iadesine karar verildiği görülmektedir.
Her ne kadar tebliğnamede, bilirkişinin mütalâasının okunduğu ve yeniden dinlenmesi için talimat yazılmasına karar verildiği 31.12.2003 tarihli duruşma tutanağında(Dz.304) subay üyenin imzasının bulunmadığı, bu durumun 353 sayılı Kanunun 180/2nci maddesine aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmüş ise de, söz konusu usûle aykırılığın 26.05.2004 tarihinde bilirkişinin yeniden dinlenmesine karar alınarak giderildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, bilirkişinin sadece hazırlık soruşturması sırasında askeri savcıya verdiği beyanlarının hükümlere esas alındığı, huzurda verdiği dizi 303, 309 ve 313deki beyanların hükme esas alınmamasının, gerekçeli hükümde bu beyanlardan söz edilmemesinin 353 sayılı Kanunun 147/1, 151 ve 155inci maddelerine aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüş ise de, gerekçeli kararın ikinci sayfasının üçüncü paragrafında As. Savcılıkça bilirkişi olarak dinlenilen ve mahkememizce de istinabe sureti ile beyanları tespit edilen bilirkişi Savaş KARAÇAM yeminli mütalâasında (Dz.209); ... denilerek, bilirkişinin Mahkemece tespit edilen mütalâalarında ve bu mütalaalarında atıf yaptığı Askeri Savcı tarafından tespit edilen mütalâasında belirttiği hususlar irdelenmiştir. ...mahkememizce de istinabe sureti ile beyanları tespit edilen... şeklinde yazılmak suretiyle, bilirkişinin dizi 303, 309 ve 313de tespit edilen ve önceki mütalaasına atıf yapan beyanları, gerekçeli hükümde değerlendirildiğinden, tebliğnamede ileri sürülen usule aykırılığın oluşmadığına karar verilmiştir.
Diğer taraftan, bilirkişinin tespit edilen en son mütalâasında (Dz.313), Askeri Savcı tarafından tespit edilen mütalâasına, dosyayı yeniden incelemeksizin atıf yapmasının usule aykırılık oluşturabileceği ileri sürülebilir ise de;
Ceza yargılaması hukuku, maddi gerçeğin adil bir yargılama ile araştırılmasında izlenecek yol ve esasları ortaya koymakta, bunu yaparken, temel insan hak ve özgürlüklerinin hangi hallerde ve ne şekilde kısıtlanabileceğini göstermektedir. Temel amaç, adil ve etkili yargılama yapılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda, sorgudan savunmaya, tanık ve bilirkişi dinlenmesinden, aramaya, el koymaya ve haberleşme hürriyetinin kısıtlanmasına kadar, delil toplanmasına ve değerlendirilmesine ilişkin olmak üzere birçok alanda ayrıntılı kurallar getirilmiştir. Bu kurallara uyulması gerektiği açıktır ve aksi takdirde Kanunun ihlal edilmesi hali söz konusudur.
Ancak, yargılama hukukunun bir amacının da yargılamanın makul bir sürede sonlandırılması ve gereksiz gecikmelere sebebiyet verilmemesi olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Bu husus aynı zamanda adil yargılama yapılmasının da zorunlu gereğidir. Bunun sonucu olarak, Kanunlarımız, her usule aykırılığın bozma nedeni olarak kabul edilmesini istememiş, kanuna aykırı halleri ayırıma tabi tutmuştur.
CMKnın 289 ve 353 sayılı Kanunun 207nci maddelerinde belirtilen kanuna aykırılıkların varlığı halinde hükmün mutlaka bozulması öngörülürken, diğer kanuna aykırılık hallerinin bozma nedeni sayılması için hükmün esasına dokunacak derecede ve hükmün esasını etkileyecek nitelikte olma ölçütleri getirilmek suretiyle sınırlandırma yoluna gidilmiştir. Bu husus anılan yasaların 302 ve 222nci maddelerinde açıkça ifade edilmiştir.
Bu bağlamda, hazırlıkta ayrıntılı olarak mütalâası tespit edilen bilirkişinin, Askeri Mahkemece talimatla mütalâası tespit edilirken tekrar incelemesi için dava dosyasının gönderilmemesinin, dava dosyasına önceki mütalâasını etkileyebilecek yeni bir delil girmemiş olması da değerlendirildiğinde, usule aykırılık oluşturmadığına karar verilmiştir. Ayrıca, Askeri Mahkemece üç kez mütalâasının tespiti yoluna gidilen bilirkişinin her defasında önceki mütalaasına atıf yapması karşısında da, hükmün esasına dokunacak derecede ve hükmün esasını etkileyecek nitelikte kanuna aykırılık teşkil etmeyen bu durum da usule aykırılık oluşturmamaktadır.
Askeri Mahkemece, sanıkların sorgusunun ve tanıkların beyanlarının talimatla tespiti için karar alınarak, sanıklar ve tanıklar için Silopi Asliye Ceza Mahkemesine ayrı ayrı talimat yazıldığı, 22.04.2003 tarihinde Silopi Asliye Ceza Mahkemesinde hazır bulunan sanık Ahmet BORAZANın sorgusu ile tanıklar Kadri TEMEL, Cantürk ATAY, Alper ARIK, Emin YALÇINKAYA, Mustafa TOSUN, Aykut ÖZÇELİK, Serkan SAĞLAM, Yıldırım CEYLAN, İbrahim SARISAÇ ve İhsan ÇELİKin ifadelerinin farklı oturumlarda tespit edildiği, 22.04.2003 tarihinde iki ayrı oturum açılarak sanığın hazır bulunduğu günde Asliye Ceza Mahkemesince duruşmada dinlenilen ve beyanları hükme esas alınan tanıkların ifadesine karşı diyeceğinin, farklı oturumda dinlenilmeleri sebebiyle sanıktan sorulmaması, 353 sayılı Kanunun 159uncu maddesine aykırılık oluşturmakta ve emredici usul kuralına riayetsizlik niteliğindeki bu durum, 353 sayılı Kanunun 207/3-H maddesindeki Hüküm için önemli noktalarda mahkeme kararı ile savunma hakkının kısıtlanmış olması sonucunu da doğurmakta ise de; sanık Ahmet BORAZANın 04.06.2003 tarihinde Askeri Mahkemede yapılan duruşmaya katıldığı ve sorgusunun yeniden yapıldığı, müteakiben talimatla dinlenilen tanıkların ifadelerinin okunması ve sanıktan okunan talimat cevaplarına karşı diyeceklerinin sorulması suretiyle, usule aykırılığın giderildiği görülmektedir.
Öte yandan, Silopi Asliye Ceza Mahkemesinde tanık olarak ifadeleri tespit edilen Kadri TEMEL, Cantürk ATAY, Alper ARIK, Emin YALÇINKAYA, Mustafa TOSUN, Aykut ÖZÇELİK, Serkan SAĞLAM, Yıldırım CEYLAN, İbrahim SARISAÇ ve İhsan ÇELİK için yazılan talimata, hazırlık soruşturması sırasında tanıkların, birlik komutanlığı ve Askeri Savcı tarafından tespit edilen ifadelerinin eklenmediği, dolayısıyla tanıkların sadece istinabe mahkemesince huzurda tespit edilen beyanları karara esas alınmış ise de, tanıkların hazırlıktaki beyanları ile istinabe suretiyle tespit edilen beyanları arasında, esaslı kısımları bakımından farklılık bulunmadığı anlaşıldığından, hükmün esasına dokunacak derecede ve hükmün esasını etkileyecek nitelikte kanuna aykırılık teşkil etmeyen bu durum da bozma sebebi yapılmamıştır.
Eksik soruşturma yönünden yapılan incelemede;
J.Atğm. Aykut ÖZÇELİKe ait cep telefonunda kayıtlı olan ve sanıkların bilinçli olarak emir ve yönergeler dışına çıktıklarını gösteren delil niteliğinde olan ses kayıtlarının çözümünün yaptırılmadan karar verilmiş olmasının eksik soruşturma niteliğinde olduğu Askeri Savcı tarafından temyiz aşamasında ileri sürülmüş ise de; tanıkların aşamalarda tespit edilen ifadelerinden ve sanık Ahmet BORAZANın da sorgu ve savunmalarında reddetmediği beyanlarından belirlenebilen bir durumu ortaya koyan ses kayıtları olmaksızın da, sanığın olay sonrası sergilediği davranışlar ortaya konulabildiğinden, ses kaydının çözümlenmemesi noksan soruşturma olarak değerlendirilmemiştir.
Sanık terhisli J. Atğm Mustafa KOÇ hakkında yapılan değerlendirme sonucunda;
TCKnın 230uncu maddesinde düzenlenen, tamamlayıcı ve genel nitelikte bulunan memuriyet görevini ihmal suçu, memurun görevi gereği yerine getirmesi gereken bir işi yapmaması veya mevzuata uygun bir şekilde yerine getirmemesi ya da geciktirmesi halinde oluşur. Anılan suçun oluşması için genel kast yeterli olmakla birlikte, sanıkta cürüm kastının varlığının da kanıtlanması gerekir.
Somut olayda, Takım Komutanı olarak görev yapan sanığın, görevi gereği bölgesinde meydana gelen elektrik arızasını gidermek için Bölük Komutanından izin almasının beklenemeyeceği, kaldı ki, salt izin almamış olmasının da suç işleme kastı ile hareket ettiğini göstermeyeceği, elektrikçinin bölük merkezinde görev yapması sebebiyle hangi yardımcı malzemeleri alması gerektiğini de bilemeyebileceği açıktır. Öte yandan, sanığın, onarım için elektrikçinin yanında nezaret etmesi için Atğm. Ahmet BORAZANı görevlendirmesi ve elektrikçi erin yapabileceği arızaların gerekli emniyet tedbirleri alınarak giderilmesine dair görev emri(Dz.122) vermiş olması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanığın suç işleme kastı ile hareket ettiğinden ve görevini savsakladığından söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Askeri Mahkemece, yapılan yargılama sonunda toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, dosya içeriğine uygun olarak oluşan vicdani kanaat ve takdire göre, yasal ve inandırıcı gerekçelerle, sanığa atılı suçun unsurlarının oluşmadığı kabul edilerek sanığın beraetine karar verilmesinde yasaya aykırılık bulunmadığından, hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Sanık terhisli J. Atğm Ahmet BORAZAN hakkında yapılan değerlendirme sonucunda;
ASCKnın 89uncu maddesinde düzenlenen büyük zararlar veren emre itaatsizlik suçunun oluşması için failin hizmete ilişkin emre aykırı davranması, itaatsizlik sonucu büyük bir zararın meydana gelmesi, itaatsizlik ile meydana gelen zarar arasında nedensellik bağının bulunması ve nihayet failin emre itaatsizlik kastıyla hareket etmiş olması gereklidir. Bu nedenle, hizmete ilişkin bir emir mevcut değil ise, failin hizmete ilişkin emre aykırı davranması söz konusu değilse veya itaatsizlikle meydana gelen zarar arasında nedensellik bağı yok ise, yahut da fail emre itaatsizlik kastıyla hareket etmemişse bu suç oluşmayacaktır.
Sanığın, sadece olay sonrası sergilediği davranışların suç işleme kastını ortaya koymaya yeterli olmadığı açıktır. Sanığın, Takım Komutanı tarafından elektrikçinin yapacağı onarım işlerine nezaret etmesi için görevlendirilmesi(Dz.122) üzerine, elektrik hatları konusunda bilgisi bulunan Jeneratör sorumlusunu da yanına alması, bunun yanında elektrik hattındaki elektriğin kesilmesi için de görevlendirme yapması ve arıza onarımı sırasında da bu hususu titizlikle uygulaması, bilirkişi mütalâasında da, Aşkale Meslek Yüksekokulundan Elektrik Teknikeri olarak 10.07.2000 tarihinde mezun olan ve Tabur K.lığınca da görev yaptığı Bölük K.lığı emrine elektrikçi olarak görevlendirilen J. Er Kürşat TURANın, çalışma yaptığı orta gerilim kablolarının sigortalarının Tedaş kontrolündeki trafolarda olduğunu, bu hatlardaki kabloların 380 volt elektrik taşıdığını ve 220 volt elektrikle çalışan cihazların bağlanacağı bir hatta 380 volt elektrik taşıyan hattan elektrik almanın hem uygun olmadığını, hem de Tedaşın iznine bağlı olduğunu, emir verilse dahi orta gerilimden kanca atmak suretiyle hat alınmayacağını bilecek teknik bilgiye ve eğitime sahip olduğunun, kendi kusurlu hareketlerinden ölüm sonucunun doğduğunun belirtilmiş olması, müteveffanın elektrik direğindeki faaliyeti sırasında sanık tarafından aşağıya inmesi ve herhangi bir yer ile oynamaması hususunda uyarılmış olması karşısında, sanığın suç işleme kastı ile hareket ettiğinden söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Askeri Mahkemece, yapılan yargılama sonunda toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, dosya içeriğine uygun olarak oluşan vicdani kanaat ve takdire göre, yasal ve inandırıcı gerekçelerle, sanığa atılı suçun unsurlarının oluşmadığı kabul edilerek sanığın beraetine karar verilmesinde yasaya aykırılık bulunmadığından, hükmün onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Açıklanan nedenlerle;
Askeri Savcının, kabule değer görülmeyen tüm temyiz sebeplerinin 353 sayılı Kanunun 217/2nci maddesi gereğince REDDİNE, usul ve yasaya uygun bulunan mahkûmiyet hükümlerinin ONANMASINA,
Tebliğnameye aykırı olarak, 18.01.2006 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy