(1632 S. K. m. 63) (647 S. K. m. 4) (353 S. K. m. 222) (5083 S. K. m. 2) (765 S. K. m. 30, 59, 72, Ek. m. 6) (AYDK. 01.04.2004 T. 2004/66 E. 2004/61 K.)
Yoklama kaçağı ve geç iltihak suretiyle bakaya suçlarından sanık Terhisli Mu. Er Kemal DEMİR hakkındaki 3üncü Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 21.04.2005 gün ve 2005/85-43 sayılı mahkumiyet hükümlerinin sanık tarafından süresinde sebep gösterilerek temyizi üzerine Askeri Yargıtay Başsavcılığının, hükümlerin bozulması görüşünü içeren 26.12.2005 tarih ve 2005/5552 sayılı tebliğnamesi ekinde gelen dava dosyası incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece, sanığın;
a) 28.02.2002-23.07.2003 tarihleri arasında yoklama kaçağı suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan ASCKnın 63/1-A (üç aydan sonra gelenler cümlesi) ve TCK'nın 59/2nci maddeleri gereğince üç ay on gün hapis, 4421 sayılı Kanunun 3üncü maddesi ile değişik 647 sayılı Kanunun 4üncü maddesi gereğince 1.155.700.000 TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına,
b) 24.08.2003-25.08.2003 tarihleri arasında geç iltihak suretiyle bakaya suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan ASCKnın 63/1-B, TCKnın 59/2nci maddeleri gereğince yirmi beş gün hapis, 4421 sayılı Kanunun 3üncü maddesi ile değişik 647 sayılı Kanunun 4üncü maddesi gereğince 288.925.000 TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına,
Verilen aynı neviden ağır para cezalarının TCKnın 72nci maddesi uyarınca toplanarak, toplam ve neticeten 1.144.625.000 TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Bu hükümler sanık tarafından, çağrı kağıtlarının kendisine tebliğ edilmediği ve sevk pusulasının altındaki imzanın kendisine ait olmadığı belirtilerek, süresinde temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede ise, yoklama kaçağı suçunun başlangıç tarihinin dosyadaki hangi belgeye göre 28.02.2002 tarihi olarak tespit edildiğinin anlaşılamadığı, dosyada bulunan MSBlığı emrinden (Dz. 39-40) Şubat 2002 er celbinin ilk grubunun 26 Şubat-01 Mart, ikinci grubunun 08-10 Nisan olduğu ve suç tarihlerinin bu bilgiler ışığında tespiti gerekirken, maddi eylemin yanlış belirlenmesinin bozmayı gerektirdiği, geç iltihak suretiyle bakaya suçunun oluşmasının da yoklama kaçağı suçunun oluşmasına bağlı olduğu belirtilerek, mahkumiyet hükümlerinin bozulması yönünde görüş bildirilmiştir.
Yapılan incelemede; şubesince sanık adına düzenlenen son yoklama çağrı tebligatının 10.07.2001 tarihinde sanığın kendisine tebliğ edilerek 27.08.2001 tarihinde son yoklamasını yaptırmak üzere askerlik şubesinde hazır olmasının istendiği, emsallerinin ilk grubunun sevk tarihleri 26.02.2002-01.03.2002 tarihleri olan sanığın ise, 23.07.2003 tarihinde kendiliğinden askerlik şubesine müracaatla son yoklama işlemlerini yaptırdığı, 22.08.2003 tarihinde eğitim birliğine sevki yapılan sanığa bir gün yol süresi tanındığı, sanığın 24.08.2003 tarihine kadar eğitim birliğine katılması gerekirken 25.08.2003 tarihinde eğitim birliğine katıldığı, maddi vakıa olarak anlaşılmaktadır. Öte yandan, son yoklama çağrı pusulasında tebellüğ eden olarak yer alan imzanın, kuvvetle muhtemel sanığın eli ürünü olduğu, ekspertiz raporu ile belirlenmiştir.
Dava dosyasında bulunan, 06.02.2002 tarihli ve Şubat 2002 Er Celbine Ait Özet Bilgi ve Yüsem Listeleri konulu MSBlığı emrine (Dz. 39-40) göre sanığın tabi olduğu Şubat 2002 er celbinin iki grup halinde yapıldığı, birinci grubun sevkinin 26 Şubat-01 Mart ve ikinci grubun sevkinin 08-10 Nisan tarihleri arasında olduğu belirtilmektedir. Son yoklamasını yaptırmak üzere Askerlik Şubesine gelmeyen sanığın, henüz yoklaması yapılmamış olduğundan, Şubat 2002 celbinin hangi grubunda sevk edileceğinin belirlenmesinin mümkün olmaması, ancak, sanık ile aynı doğumlu olan yükümlülerin sevk işlemleri ilk grup tarihlerinde de yapıldığından, emsalinin ilk kafilesi olarak ilk grubun esas alınması ve dolayısıyla ilk grubun son sevk tarihini takip eden günün suç başlangıç tarihi olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Buna göre, emsallerinin ilk grubunun 26 Şubat-01 Mart 2002 tarihleri arasında askere gönderildiği anlaşılan sanığın en geç 01.03.2002 günü bitimine kadar gelip son yoklamasını yaptırması gerektiğinden suçun başlangıç tarihinin 02.03.2002 olarak belirlenmesi gerekmekle birlikte, As. Yrg. Drl. Krl.nun 01.04.2004 gün ve 2004/66-61 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, suçun başlangıç tarihinin 02.03.2002 yerine (2) gün önceki tarih olan 28.02.2002 olarak kabul edilmesi suçun teşekkülüne, vasfına, uygulanacak temel ve sonuç cezalara herhangi bir etkisi olmadığı gibi, firar ve izin tecavüzü suçlarında olduğu şekilde yapılacak askerlik hizmet süresinin hesaplanmasına da bir etkisi bulunmadığından bu husus bozma sebebi yapılmamıştır.
Gerçekten, 353 sayılı Kanunun 222nci maddesi uyarınca, bozmanın söz konusu olabilmesi için yasaya aykırılığın hükmün esasını etkileyecek nitelik taşıması gerekmektedir. Yapılacak bozmada gerek sanığın ve gerekse kamunun yararı söz konusu olmalıdır. Yukarıda belirtildiği gibi hukuken hiçbir değer ifade etmeyen suçun başlangıç tarihindeki iki günlük hata nedeniyle hükmün bozulmasının kamuya bir yararı olmadığı gibi, sanığın salt bu sebeple yeniden yargılamaya tabi tutulması da adil yargılanma hakkının amacı ile bağdaşmayacaktır. Belirtilen nedenle, suçun başlangıç tarihindeki hata nedeniyle hükmün bozulması gerektiği yönündeki tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
Ancak, 27.04.2005 tarihli ve 25798 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren ve 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 2nci maddesinde değişiklik yapan 5335 sayılı Kanunun 22nci maddesinde, İlgili kanunları gereğince uygulanacak adli ve idari para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde, Bir Yeni Türk Lirasının (1 YTL) altında kalan tutarlar dikkate alınmaz. hükmüne yer verilmesi nedeniyle, sözü edilen bu yasal değişiklik, 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 30uncu maddesinde yazılı para cezalarında bin liranın küsuru hesaba katılmaz. kuralını zımnen ilga etmiştir. Dolayısıyla, bin liranın küsuru hesaba katılmaz kuralı, bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarlar hesaba katılmaz haline dönüşmüştür. Bu durumda, para cezalarında bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarların nazara alınmayacağına ilişkin kuralın, 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesinde bir gün hürriyeti bağlayıcı cezaya karşılık tutulan para cezası miktarının her takvim yılı bakımından 765 sayılı Türk Ceza Kanununa 4421 sayılı Kanunla eklenen Ek 6ncı maddesi uyarınca yeniden belirlenmesi sırasında da nazara alınması, yani bir hesaba başvurulması zorunlu olan her aşamada, gerek hesaplama sonucu bulunan gerekse üzerinden hesaplama yapılacak olan her miktar yönünden bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarların hesaba katılmaması gerekmektedir.
Buna göre, 647 sayılı Kanunun 4421 sayılı Kanun ile değişik 4/1inci maddesinde, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar için 2003 yılında işlenen suçlarda beher gün karşılığı 9 YTL adli para cezası uygulanması gerekmekte ve bu durum, somut olayda tayin olunan hapis cezaları beher günü 11.557.000.TL.den ağır para cezasına çevrilen sanık lehine sonuç doğurmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Mahkemece, tayin olunan 3 ay 10 gün süreli ve 25 gün süreli hapis cezalarının 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca beher günü 9 YTLden adli para cezasına çevrilmesi gerekirken, bu yapılmayarak beher günün 11.557.000.TL.den ağır para cezasına çevrilmesi kanuna aykırı olup, hükümlerin bu aykırılık nedeniyle sanığın temyizine atfen ve resen bozulması gerekmiş; bu bozma yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-J madde ve fıkrası gereğince hükümlerin para cezasına ilişkin kısımlarının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Üye Hakim Albay Metin META, yoklama kaçağı suçunun başlangıç tarihinin dolayısıyla maddi vakıanın çelişkili olarak ortaya konulması yasaya aykırı olduğu için mahkumiyet hükümlerinin usule aykırılık nedeniyle bozulması görüşü ile çoğunluk görüşüne katılmamıştır.
SONUÇ VE KARAR: Açıklanan nedenlerle;
Sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz nedenlerinin 353 sayılı Kanunun 217/2nci maddesi uyarınca REDDİNE, sanık hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin para cezasının belirlenmesinde yapılan hata yönünden 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Ancak; bozma sebebi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-J maddesi uyarınca,
1) Yoklama kaçağı suçuna ilişkin mahkumiyet hükmünün para cezasının tayinini içeren bölümünün 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca hapis cezasının beher günü dokuz (9) Yeni Türk Lirası üzerinden hesaplanarak ve 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi uyarınca aylık 10 eşit taksitte ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamının tahsil edilecek şekilde sonuç olarak DOKUZ YÜZ (900) YENİ TÜRK LİRASI ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA şeklinde,
2) Geç katılmak suretiyle bakaya suçuna ilişkin mahkumiyet hükmünün para cezasının tayinini içeren bölümünün 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca hapis cezasının beher günü dokuz (9) Yeni Türk Lirası üzerinden hesaplanarak ve 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi uyarınca aylık 10 eşit taksitte ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamının tahsil edilecek şekilde sonuç olarak İKİ YÜZ YİRMİ BEŞ (225) YENİ TÜRK LİRASI ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA... şeklinde, DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Tebliğnameye aykırı olarak, 18.01.2006 tarihinde Üye Hakim Albay Metin METAnın karşı oyu ile ve oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 15.03.2001 tarih ve 2001/29-27; 26.04.2001 tarih ve 2001/48-46 sayılı; 25.09.2003 tarih ve 2003/70-66 sayılı ve 09.11.2000 tarih ve 2000/167-165 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, firar, izin tecavüzü, bakaya ve yoklama kaçağı gibi belirli bir sürenin geçmesiyle oluşan suçlarda suç tarihi maddi vakıanın ayrılmaz bir parçası ve ayırt edici unsuru yani vakıanın kendisidir. Bu çeşit kesintisiz suçlarda, sanığın hukuki durumunda olumlu yada olumsuz herhangi bir değişiklik yaratmasa dahi maddi vakıaya dahil olan suçun başlangıcının ve sona eriş tarihinin gerçek ve doğru bir şekilde saptanması esastır. Bu suretle, kesintisiz suçun temadisinin başladığı ve sona erdiği tarihin hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerekir. Temadinin başlangıç tarihinin doğru şekilde saptanması gerekirken, dosyada mevcut hiçbir belgeye dayanılmaksızın yoklama kaçağı suçunun temadisinin başlangıç tarihinin 28.02.2002 olarak kabulüyle, maddi vakıanın hatalı olarak tespit edildiği görülmektedir. Bu nedenle, hükmün öncelikle maddi vakıanın tespiti yönünden bozulmasına karar verilmesi, ASCKnın 63/1-B maddesinin uygulanabilirliği ASCKnın 63/1-A maddesi ile yapılacak uygulamaya bağlı olduğundan, bu nedenle geç katılmak suretiyle bakaya suçuna ilişkin mahkumiyet hükmünün de bozulması gerektiği görüşü ile çoğunluğun kararına katılmadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy