(1632 S. K. m. 30, 135) (5237 S. K. m. 35, 50, 53, 62, 219, 252) (353 S. K. m. 217, 218) (5271 S. K. m. 299) (765 S. K. m. 213)
Rüşvet vermeye teşebbüs suçundan sanıklar E.Mu. Kd.Alb.Süleyman AKDENİZ ve P.Astsb. Kd.Çvş.Aydın UTLU hakkında Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesince verilen 26.10.2005 gün ve 2005/291-230 sayılı mahkumiyete ilişkin hükümlerin sanık müdafileri tarafından yasal süresi içinde sebep gösterilerek temyizi üzerine, dava dosyası Askeri Yargıtay Başsavcılığının 31.01.2006 gün ve 2006/582 sayılı Tebliğnamesi ekinde hükümlerin bozulması görüşü ile Dairemize gönderilmekle incelendi;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanıklar hakkında Görevli memura rüşvet teklif etmek suçundan dolayı verilen ilk mahkumiyet hükümlerinin Askeri Yargıtay 1 inci Dairesinin 09.06.2004 gün ve 2004/409-613 sayılı ilamı ile usul noktasından, aynı suçtan dolayı verilen ikinci mahkumiyet hükümlerinin Askeri Yargıtay 1 inci Dairesinin 15.06.2005 gün ve 2005/405-657 sayılı ilamı ile, 5237 sayılı Kanunun uygulanmasına imkan sağlanmak üzere bozulması üzerine, bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonucunda; sanıkların 06-07.11.2003 tarihinde rüşvet vermeye teşebbüs suçunu işledikleri kabul edilerek eylemlerine uyan ASCK'nın 135 nci maddesi aracılığı ile 5237 sayılı TCK'nın 252/1, 35/2, 62/1 inci maddeleri uyarınca onar ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, ceza müddetince TCK'nın 53 üncü maddesinde yer alan haklardan yoksun bırakılmasına, ASCK'nın 30/B maddesi uyarınca TSKdan çıkartılmalarına, sanıklara verilen hapis cezalarının, hapis cezasına seçenek yaptırımlara çevrilmesine ve ertelenmesine mahal olmadığına karar verilmiştir.
Sanık Süleyman AKDENİZ müdafii özetle; müvekkilinin bozmadan sonraki beyanlarının samimi olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, mahkumiyet kararının müşteki tanığın beyanlarına dayandığı bunun dışında delil olmadığını, müvekkiline isnad edilen görevli memura yapmamaya mecbur olduğu bir şeyi yapması için rüşvet vermeye teşebbüs etmek suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, ortada görevli bir memurun yapmamaya mecbur olduğu bir işin yapılmasının teklifinin söz konusu olmadığı, Yeni Ceza Kanunu ile suç olmaktan çıkarılmış olan bir eylem nedeniyle ceza verilmemesi gerektiğini, eylemin sübut bulduğu kabul edildiği takdirde görevli memura hakaret olarak nitelendirilmesi gerektiği, 5237 sayılı TCK'nın 50 ve müteakip maddeleri gereğince seçenek yaptırımlardan birine çevrilmemesi veya ertelenmemesi yönünden bozulması gerektiğini ileri sürerek müvekkili hakkındaki mahkumiyet hükmünü temyiz etmiştir.
Sanık Aydın UTLU müdafii de, özetle; kesin ve inandırıcı deliller bulunmadığı halde, müştekinin gerçeği yansıtmayan çelişkili anlatımlarının yorumlanması ve genişletilmesi neticesinde yaratılan kurgular ve varsayımlardan yola çıkarak tesis edilen mahkeme kararını kabul etmenin mümkün olmadığını ileri sürerek, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını talep etmiştir.
Tebliğnamede; Sanık Aydın UTLU müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması talebinin reddi, her iki sanık hakkında verilen mahkumiyet hükümlerinin uygulama yönünden ayrı ayrı bozulması görüşü bildirilmiştir.
İNCELEME VE DEĞERLENDİRME:
Sanık Aydın UTLU hakkında verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın ağır hapis yada 10 yıl ve daha fazla süreli hapis cezası olmaması nedeniyle temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması yönündeki sanık müdafiinin isteminin 353 sayılı Kanunun 218 ve CMKnın 299 uncu maddeleri uyarınca reddine karar verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; Sanıklardan E.Mu. Kd.Alb.Süleyman AKDENİZin, K.K.EDOK. Eğt.Öğrt.Bşk.Dent.Değ.Şb.de görevli iken iki gün izin alarak Hataya gittiği, 6.11.2003 tarihinde Hatay/Altınözündeki Ütğm.Alim Hudut Karakoluna, yanında iki sivil şahıs da olduğu halde sivil bir araç ile gittiği, Karakol Komutanına, bölgesinde Bağdat soygunundan kalma tarihi eserler olduğunu, müsaade ederse yarım saatte alıp gideceklerini söylediği, Karakol Komutanının müsaade etmemesi üzerine tekrar yarım saatlik işimiz var, müsaade edin, alıp gidelim kaç paraysa veririz, nöbetçinin gözetleme sahası içinde görmezlikten gelin şeklinde beyanlarda bulunduğu, diğer sanık Astsb.Kd.Çvş.Aydın UTLUnun 7.11.2003 tarihinde Bölük Merkezine gelerek Ütğm.Alim Hudut Karakolu Komutanı ile görüştüğü ona, Irakın dağılmasından sonra tarihi eserlerin kaçırıldığı, baskın yapamadıklarını, kaçakçıların tarihi eserleri gömüp kaçtıklarını, onları alıp İstanbula götüreceklerini ve birisi vasıtası ile satacaklarını, aslen PKK.nın bu işi yaptığını ve gelir sağladığını, PKK.dan önce eserleri almaları gerektiğini, bu iş karşılığında 300 bin dolar para vereceğini, miktarın biraz oynayabileceğini, Ankara GATAdan malulen emekli olabileceğini yada istediği yere tayin olabileceğini beyan ettiği, maddi olayların bu şekilde kabul edildiği belirtilerek, sanıkların şehit Ütğm.Alim Hudut Karakol Komutanı P.Kd.Çvş.Halil ALTUNTAŞa karakolunda, tarihi eser kaçakçılığı yapmalarına müsaade etmesi için para teklif etmek suretiyle memura yapmamaya mecbur olduğu şeyi yapması için rüşvet teklif etmek suretiyle rüşvet vermeye teşebbüs suçlarını işlediklerinden bahisle mahkumiyet hükümlerinin kurulduğu anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde sanıkların yapılmaması gereken bir işin yapılması için rüşvet teklif ettikleri konusunda bir duraksama bulunmamaktadır.
Tartışılması gereken husus sanıkların eylemlerinin rüşvet vermeye teşebbüs suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususudur.
Mülga 765 sayılı TCK'nın 213/1 inci maddesine göre, yapılmaması gereken bir işin yapılması için memura rüşvet vaat veya teklif edilmesi veya verilmesi rüşvet sayılmakta ve yaptırımı gerekmektedir. Bu maddeye göre rüşvet teklif edilmesi ile suç tamamlanmakta, teklifin karşı tarafça kabul edilip edilmemesi suçun oluşumu bakımından önem taşımamaktadır. Yine bu madde uyarınca yapılan uygulamalarda rüşvet teklif etme suçunun tam ve eksik teşebbüse elverişli olmadığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.12.1992 gün ve 339-359 sayılı kararı ile kabul edildiği gibi, bu yöndeki yargı kararları da istikrar kazanmış bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'nın rüşvet suçunu düzenleyen 252 nci maddesi 3 üncü Fıkrasında rüşvetin tanımı yapılmıştır. Buna göre rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.
Aynı madde gerekçesinde, rüşvet suçunun, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tanımlanmış olacağı, ancak; izlenen suç siyaseti gereği olarak ... kamu görevlisi ile sahibi arasında belli bir işin yapılması veya yapılmaması amacına yönelik menfaat temini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçunun tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceği belirtilmiştir.
Buna göre rüşvet suçu sadece menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda değil, anlaşmanın yapılması ile tamamlanmış olmaktadır.
5237 sayılı Kanunun 252 nci maddesinde, Mülga 765 sayılı TCK'nın 213/1 inci maddesinde olduğu gibi rüşvet vaat ve rüşvet teklifi kavramlarına yer verilmemiş olmasından Kanun koyucunun rüşvet teklifini artık suç olmaktan çıkardığı gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır. Nitekim aynı maddenin 5 nci fıkrasında belirli hallerde bazı görevlilere bir işin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir yararın elde edilmesi veya muhafazası amacıyla, doğrudan veya dolaylı olarak yarar teklif veya vaat edilmesi veya verilmesinin rüşvet sayılacağı düzenlenmek suretiyle rüşvet verme suçu bakımından genişletilmiştir. Böyle bir halde yani rüşvetin teklif edilmesiyle birlikte, 5237 sayılı TCK'nın 252/5 inci maddesinde belirtilen suç tamamlanmış olacaktır. Kanun koyucunun rüşvet teklif etme eylemini bu suretle teşebbüse dahi konu etmemesi nedeniyle, bu fıkra kapsamı dışındaki hallerde dava konusu olayda olduğu gibi rüşvet teklifinin rüşvet vermeye teşebbüs olarak nitelendirilmesine evleviyetle imkan bulunmaktadır. Doktrinde, kabul edilmeyen rüşvet teklifinin rüşvet vermeye teşebbüs niteliğinde olduğu yönünde görüşler bulunmaktadır. Belirtilen nedenlerle sanıkların eylemlerini rüşvet vermeye teşebbüs suçu olarak nitelendirilen Askeri Mahkemenin nitelendirmesinde bir isabetsizlik ve kanuna aykırılık bulunmamaktadır.
Sanık Süleyman AKDENİZ müdafii rüşvet teklifinde miktarın belirtilmediğini, böyle bir durumun görevli memura hakaret suçunu oluşturacağına ilişkin Yargıtay kararları mevcut olduğunu ileri sürmekte ise de, Yargıtayın bu yöndeki içtihatlarını daha sonraki yıllarda değiştirmiştir. Nitekim Yargıtay, önerilen para miktarının belirtilmesinin rüşvet teklif etme suçunun unsuru olmayıp, bu belirsizliğin TCK'nın 219/3 üncü maddesinde yer alan ceza indiriminin sanık lehine uygulanması gerektirdiği gözetilmeden rüşvet teklif etme suçu yerine memura hakaret suçundan hüküm kurulmasının kanuna aykırı olduğu yönünde içtihatda bulunmuştur. (Yrg. E.2000/6413; K: 2001/3033) (Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Suçlar, Erdal BAYTEMİR S.531-532) Sanığın kastının görevli olduğu Ankaradan uzun bir yol katederek Antakyaya kadar gidip orada görevli bir karakol Komutanına hakaret etme olamayacağı aşikar olduğundan, rüşvet teklifinde miktar belirtilip belirtilmemesinin suçun unsuru olmadığı sonucuna varılarak, sanık müdafiinin eylemin görevli memura hakaret suçunu oluşturacağına ilişkin temyiz nedeni kabule değer bulunmamıştır.
Yine aynı sanık müdafiinin, müvekkili hakkındaki cezanın 5237 sayılı kanunun 50 ve müteakip maddeleri uyarınca seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi ve ertelenmesi gerektiği yönündeki temyiz nedeni, Askeri Mahkemenin seçenek yaptırımlara çevirmeme ve ertelememe gerekçelerinin mukni ve yeterli olması nedeniyle kabule değer bulunmayarak reddedilmiştir.
Diğer yandan, sanık Aydın UTLU müdafiinin rüşvet teklif edildiği yönünde hiçbir kanıt olmadığı ve nitelikli rüşvet verme suçunun gerçekleşmediğine ilişkin temyiz nedenleri dava dosyasındaki kanıtlar ve yukarıda yer verilen diğer sanık ile ilgili açıklamalar nedeniyle kabule değer görülmediği gibi, hudut görevlilerinin sanığı sorgulamayacakları, ayrıca tanıkların amirleri tarafından ifadesi alındığı için mahkeme huzurunda ifadelerini değiştirmeyecekleri yönündeki iddialarının Askeri Mahkemece yerinde görülmediği, hukuka aykırı olarak elde edilmiş delile dayanılarak ceza tesis edilemeyeceği belirtilerek temyize gelinmiş ise de; gerek sanığın gerek tanıkların asker kişi olmaları yanında hududun korunmasının ihlaline yönelik girişimler halinde hudut birliğinde görevli askeri makamların 3497 sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun ve buna göre çıkarılmış Yönetmelik uyarınca; suç teşkil eden eylemleri önlemek, suçluları yakalamak, failler hakkında zorunlu yasal işlemleri yapmak, suç delillerini tesbit etmek görev ve yetkileri olduğundan, ihlalde bulunanları sorgulama yetkileri olduğu gibi tanıkların birliklerinde ifade verdikten sonra bağımsız Mahkemeler önünde ifadelerini serbestçe verebilme ve gerektiğinde değiştirebilme hakları olduğundan Mahkemenin bu husustaki gerekçesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, sanık müdafiinin bu yöndeki temyiz nedenleri de kabule değer görülmemiştir.
Askeri Mahkemece lehe kanun uygulaması da yapılmak suretiyle karar yerinde gösterilen yasal, haklı ve inandırıcı gerekçelerle yazılı olduğu şekilde suçun sübutunun kabulünde, vasıflandırmada, cezanın asgari hadden uygulanmasında, teşebbüs hükümlerinin uygulanarak azami oranda indirimin yapılmasında, takdiri tahfif sebebinin uygulamasında, cezanın paraya çevrilmemesinde ve ertelenmemesinde, TSKdan çıkartma feri cezasının uygulanmasında bir isabetsizlik ve kanuna aykırılık görülmediğinden, sanık müdafilerinin kabule değer görülmeyen temyiz nedenlerinin reddi ile mahkumiyet hükümlerinin ayrı ayrı onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1. Sanık P.Astsb.Kd.Çvş.Aydın UTLU müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması isteminin 353 sayılı Kanunun 218 ve CMKnın 299 uncu maddeleri uyarınca REDDİNE;
2. Sanık müdafiilerinin kabule değer görülmeyen temyiz nedenlerinin 353 sayılı kanunun 217/2 nci maddesi uyarınca REDDİNE,
3. Usul ve esas yönlerinden kanuna uygun bulunan her iki sanık hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin ayrı ayrı ONANMASINA;
Tebliğnameye aykırı olarak, 22.02.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy