(1632 S. K. m. 63) (765 S. K. m. 59) (647 S. K. m. 4, 5) (1076 S. K. Ek. m. 6) (1111 S. K. Geç. m. 37) (353 S. K. m. 221)
Bakaya suçundan sanık Yd.Sb.Ad.Ady. Erdal KILIÇ hakkında, 7 nci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesince verilen 05.04.2005 gün ve 2005/1091-119 esas ve karar sayılı mahkûmiyet hükmünün sanık tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 06.02.2006 sayılı bozma görüşünü içeren tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın, 21.11.1999-09.07.2004 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediği kabul edilerek ASCK'nın 63/1-A (üç aydan sonra gelenler cümlesi), TCK'nın 59/2, 647 sayılı Kanunun 4 üncü maddeleri uyarınca sonuç olarak 1.485.000.000 TL. Ağır para cezası ile cezalandırılmasına,
Ağır para cezasının 647 sayılı Kanunun 5 inci maddesi gereğince takside bağlanmasına, taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde gecikme zammı uygulanmasına karar verilmiştir (Dz.43).
Hüküm sanık tarafından özetle; kendisine yapılmış herhangi bir tebligat olmadığı gibi TRTnin yapmış olduğu ilanlardan da haberdar olmadığını, eksik inceleme ve değerlendirme ile hüküm kurulduğunu, verilen cezanın ertelenmediğini belirten sebeplerle, süresinde temyiz edilmiştir (Dz.54).
Tebliğnamede, hükmün maddi vakıanın sınırlarının yanlış belirlenmesi nedeniyle bozulması yönünde görüş ve düşünce bildirilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; askerliğine 1998/12 nci grup numarasıyla karar alınan sanığın, son yoklamasının yapıldığı esnada askerlik durum belgesinin kendisine verildiğinin askerlik şubesince bildirilmesi nedeniyle, 1076 sayılı Kanunun Ek-6 ncı maddesi uyarınca yükümlülere tebliğ mahiyetindeki TRT duyurularına rağmen, sevke tâbi olduğu Kasım 1999 yedek subay celp döneminde en geç 20.11.1999 tarihine kadar Askerlik Şubesine başvurmayarak bakaya kaldığı, 09.07.2004 tarihinde kendiliğinden Askerlik Şubesine müracaatla ifadesini verdiği, böylece 20.11.1999-09.07.2004 tarihleri arasında bakaya kaldığı maddi vakıa olarak sabit olup; Askeri Mahkemece müsnet suçtan sanığın mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;
1972 doğumlu olan sanığın, 04.11.1999 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4459 sayılı yasa kapsamında bedelli askerlik hakkına sahip olduğu açıktır. Bu kanunla 1111 Sayılı Kanuna Geçici 37 nci Madde eklenmiş ve 01.01.1973 tarihinden önce doğan yükümlülerin, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde askerlik şubelerine başvurup belirli bir bedeli ödemeleri ve temel askerlik eğitimlerini yapmaları hâlinde, askerlik hizmetlerini yerine getirmiş sayılacakları öngörülmüştür. Ayrıca, bu yasa hükümlerinden yararlanan yükümlüler hakkında adli takibat yapılmayacağı hükme bağlanmıştır.
4459 sayılı Yasadan yararlanma hakkı bulunan yükümlülerin, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak belirtilen altı aylık süre içerisinde her zaman başvuru hakkı bulunmaktadır. Yükümlülerin bedelli askerlikten istifade etme yönünde herhangi bir müracaatı veya isteği bulunmasa dahi, bu yasadan yararlanabilecek statüde olmaları halinde bakaya suçunun oluşmadığının kabulü gerekir.
Söz konusu yasa, altı aylık süre zarfında başvuru şartı aramış, son gün başvurulduğunda dahi, icabet edilmeden geçen sevk dönemleri için takibat yapılmayacağını öngörmüştür. Bedeli ödeme şartı getirilmiş ise de, bedelin ödenmemiş olması sanığın söz konusu sevk dönemlerinde bakaya kalmak suç kastıyla hareket ettiğine işaret sayılamaz. Yasa koyucu bu yasada belirli bir süreyi başvuru süresi olarak öngörmekle, o süre zarfında vaki olacak sevk dönemleri için adeta bir hukuka uygunluk sebebi yaratmış olmaktadır. Yasadan yararlanma hakkı olan yükümlülerin, bu hakkın kullanımı için tanınan süre zarfında yapılacak sevklere katılmadıklarından bahisle, suç kastıyla hareket ettiklerini kabul etmek, yasanın ruhuna ve ceza hukuku ilkelerine aykırı düşecektir.
Bu nedenle, somut olayda 1972 doğumlu olan sanığın 4459 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 04.11.1999 tarihinde henüz bakaya olmadığı dikkate alındığında, yasanın yürürlük tarihinin sonuna kadar kendisi istemedikçe sevk edilemeyeceği durumu karşısında; sanığın ancak 4.5.2000 tarihinden sonraki ilk celp dönemi olan Temmuz 2000 celbinde sevke tabi olduğu, atılı suçun temadisinin bu celp döneminde başladığının kabulü gerekmekte olup, Askeri Mahkemece, sanığın eyleminin sınırlarının yanlış belirlenmesinin yasaya aykırı olduğu sonucuna varılmış ve mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.
Üye Dz.Hâk.Albay Ramazan ŞAFAK ve Üye Hâk.Albay Adnan AKBAL, mahkûmiyet hükümlerinin esastan bozulması gerektiği görüşüyle bozma kararına farklı gerekçeyle katılmışlardır.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanığın temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince mahkûmiyet hükmünün maddi vakıanın yanlış tespiti nedeniyle BOZULMASINA,
Tebliğnameye uygun olarak, 15.02.2006 tarihinde, Üye Dz.Hâk.Albay Ramazan ŞAFAK ve Üye Hâk.Albay Adnan AKBALın farklı gerekçeleri ve fakat bozmada oybirliğiyle karar verildi.
FARKLI BOZMA GEREKÇESİ
Askerliğine 1998/12 nci grup numarasıyla karar aldıran ve grubu itibarıyla Kasım 1999 tarihinde sevk edileceği Dz.38te kayıtlı askerlik durum belgesinden anlaşılan sanığa, bu belgenin tebliğ edilip edilmediği dosyadaki delillerden anlaşılamamaktadır. Askeri mahkemece bu husus şubeye sorulmuş (Dz.32), askerlik şubesince yoklama sırasında askerlik durum belgesi yükümlüye tebliğ mahiyetinde verilmektedir şeklinde bir cevap verilmiştir (Dz.39). Ancak bu yazıyı imzalayan Şube Başkanı ile 5 yıl önceki askerlik durum belgesini imzalayan Şube Başkanının farklı olması nedeniyle askerlik durum belgesinin son yoklama sırasında gerçekten sanığa verilip verilmediği hususu şüpheli kalmaktadır.
Askerlik durum belgesini tebellüğ ettiğine dair bir imzası bulunmayan, savunmasında ve temyizinde eline bir celp belgesi ulaşmadığını belirten sanığa, grup numarası ile celp dönemini bilmemesi halinde TRT ile yapılan duyuruların yeterli ve geçerli bir tebligat olarak kabulü mümkün değildir. Bu nedenle Askerlik Şubesince hazırlanan Dz.38te kayıtlı askerlik durum belgesinin usulüne uygun olarak sanığa tebliğ edilmemesi karşısında tebligat yokluğu nedeniyle sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkûmiyetine hükmolunması yasaya aykırı olduğundan; hükmün öncelikle esastan bozulmasına karar verilmelidir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy