(1632 S. K. m. 67, 73) (765 S. K. m. 59) (926 S. K. m. 127) (AYDK 02.02.2006 T. 2006/29 E. 2006/25 K.) (AYDK 19.12.2002 T. 2002/101 E. 2002/101 K.)
Yurt dışına firar suçundan sanık Doç. Dz. Tbp. Albay Hülya TÜRKAN hakkındaki Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinin 21.11.2005 gün ve 2005/142-266 sayılı mahkumiyet hükmünün, sanık ve müdafii tarafından yasal sürede temyiz edilmesi üzerine, Başsavcılığın 09 Şubat 2006 tarih ve 2006/806 sayılı hükmün esas yönünden bozulması görüşünü içeren tebliğnamesi ekinde Dairemize gelen dava dosyası incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın, 06.09.2004 (saat 09.15) - 10.09.2004 (saat 16.45) tarihleri arasında yurt dışına firar suçunu işlediği kabul edilerek, eylemine uyan ASCKnın 67/A, 73 ve TCKnın 59/2nci maddeleri uyarınca sonuç olarak Beş Ay Hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Bu hüküm sanık ve müdafii tarafından özetle, sanığın, yurt dışına firar kastı ile hareket etmediği; olumsuz onay yazısının 03.09.2004 Cuma günü saat 15.00de GATA Personel Şube Müdürlüğüne gelmesine karşın, aynı gün 12.00 - 19.30 saatleri arasında GATA Acil A.D.Ameliyathanesinde çalışan sanığa ulaştırılmadığı, yazının 08.09.2004 tarihinde kendisine bildirildiği, izin talebinin kabul edilmediğinin sanığa kesinlikle bildirilmediği, olayda tebligat noktasında idari hizmet kusuru bulunduğu, evvelce de GATAda işin ivediliğine binaen şifahi izinle yurt dışına gönderilen personel bulunduğu, bu nedenle atılı suçun gerek maddi ve gerekse manevi unsurları açısından oluşmadığı, sanığın izin prosedürünü ısrarla takip ettiğinin tanık Sivil Memur Mehmet YILMAZın beyanından da anlaşıldığı, sanığın olumlu bir meslek yaşantısı olduğu, gerekçeli hükümde manevi unsura yönelik yapılan değerlendirmelerin, oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmediği, hakkaniyet ilkelerine aykırı olduğu öne sürülerek temyiz edilmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; GATA Komutanlığı Acil Tıp A.D.Başkanlığında görevli Doç. Dz. Tbp. Alb. Hülya TÜRKANın; 12.07.2004 tarihinde yurt dışına çıkmak amacıyla 1 inci Sicil Amirine dilekçe ile başvurduğu, bu başvurusunun GATA Askeri Tıp Fakültesi Dekanlığı ve TSK. Sağlık Komutanlığınca uygun görülmesi üzerine, 27.07.2004 tarihinde Genelkurmay Merkez Dairesi Başkanlığına iletildiği, Genelkurmay Başkanlığınca, sanığın yurt dışına çıkmasında sakınca bulunup bulunmadığının 03.08.2004 tarihli yazı ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığından sorulduğu, bu yazıya verilen 17.08.2004 tarihli cevabi yazıda (Dz.175) sanığın Haziran-2003 yılında A.B.D.de staj yaparken beraeti ile sonuçlanan bir adli süreç geçirdiği, Washington Slh.Kuv.Atş.liğinin yazısı ile Türkiye ve TSK.ni yurt dışında temsil özelliklerine sahip olmadığının bildirildiğinin Genelkurmay Başkanlığına iletildiği; bu yazı üzerine Genelkurmay Merkez Daire Başkanlığının 25.08.2004 tarihli yazısı ile (Dz.178), sanığın yurt dışı izin isteğinin TSK.İzin Yönetmeliği gereğince uygun görülmediğinin TSK.Sağlık K.lığına bildirildiği; Aynı gün TSK.Sağlık K.lığı görevlisine evrakın elden teslim edildiği; TSK.Sağlık K.lığınca GATA.ya yazılan yazının 02.09.2004 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı evrak kısmı tarafından teslim alınarak, aynı gün GATA habercisine teslim edildiği (Dz.182); evrakın 03.09.2004 tarihinde GATA Personel Şube Müdürlüğüne ulaştığı ve 06.09.2004 günü GATA Komutanlığı Kurmay Başkanının imzası ile red işlemine ait yazının Acil Tıp A.D.Başkanına gönderildiği, bu evrakın sanığın görevli olduğu Acil Tıp Kliniğine 08.09.2004 günü ulaştığı anlaşılmıştır.
Sanığın bu yurtdışı izin istek talebinin sonucunu öğrenmeden Macaristanın başkenti Budapeştede yapılan European Resuscitation Council Kongresine katılmak için 06.09.2004 günü saat 07.55 uçağı ile İstanbuldan ayrılarak aynı gün 09.15de Budapeşteye vardığı, 10.09.2004 saat 16.45de Budapeşteden ayrılarak aynı gün saat 19.34de İstanbul Atatürk Hava Limanına iniş yaptığı ve bu suretle belirtilen gün ve saatler arasında 3 tam gününü izinsiz olarak yurtdışında geçirdiğinin kabulü ile yabancı memlekete firar suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ise de;
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 02.02.2006 gün ve 2006/29-25 sayılı ilamlarında açıklandığı üzere;
Yabancı ülkeye firar suçunun maddi unsuru, izinsiz vatan hudutlarından dışarı çıkmak ve orada en az üç günlük süreyi geçirmiş olmaktır. Maddi unsur açısından hiç izin almadan kıtasından yurt dışına kaçmakla, yurt içinde kullanmak amacıyla izin alıp bu iznini yurt dışında geçirmek arasında fark bulunmamaktadır. Yurt dışına çıkış müsaadesi olmadan, ister yurt içi izin almak, isterse kıtasından izinsiz ayrılmak suretiyle yasal (pasaportla) veya yasa dışı yollardan yurt dışına çıkan ve yasanın öngördüğü süreden fazla yurt dışında kalan askeri şahıs, sınıfı ve rütbesi ne olursa olsun, yabancı ülkeye firar suçunu işlemiş olur. Uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay kararlarında konu bu şekilde vurgulanmış, yetkili makamlardan yurt dışına çıkış müsaadesi almadan (yurt dışı izni), yasal (pasaportla) veya yasa dışı yollarla üç günlük süreyi geçirmenin yabancı ülkeye firar suçunu oluşturacağı kabul edilmiştir (Drl. Krl.nun 17.01.1991 tarihli ve 27-12 sayılı, 21.11.1991 tarihli ve 152-150 sayılı, 19.12.2002 tarihli ve 101-101 sayılı kararları da bu doğrultudadır).
Yurt dışı izinlerin hangi makamlar tarafından verileceği 926 sayılı TSK Personel Kanununun 127nci maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Buna göre; Türk Silahlı Kuvvetleri personelinden general ve amirallere Genelkurmay Başkanlığınca, diğer personelden Genelkurmay Başkanlığına bağlı olanlara Genelkurmay Başkanlığınca, Milli Savunma Bakanlığına bağlı olanlara Milli Savunma Bakanlığınca, Kuvvet Komutanlıkları ile Jandarma Genel Komutanlığına bağlı olanlara Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığınca yurt dışı izni verileceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca, yurt dışı izinlerin verilme şekline ilişkin prosedür TSK İzin Yönetmeliğinin 14üncü ve müteakip maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 15inci maddesi, izin evrakının izin tarihinden en az bir ay önce personele yurt dışı izni vermeye yetkili komutanlıkta bulundurulacağı hükmünü içermektedir.
Bütün bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, sanığın görev yaptığı yer itibarıyla bağlı olduğu Genelkurmay Başkanlığından yurt dışına çıkmak için izin almadan Ülke sınırları dışına çıktığı ve burada üç günden fazla bir süreyi geçirdiği ikrarı, uçak bileti ve Atatürk hava limanı kayıtlarından anlaşılmaktadır. Böylece, yüklenen suçun maddi unsur yönünden oluştuğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.
Sanığın 06.09.2004 tarihindeki kurs ve kongre başlangıcından yaklaşık 1,5 ay kadar önce resmi yoldan ve usulüne uygun şekilde yurtdışına çıkış için izin talebinde bulunduğu, GATA K.lığı ve TSK. Sağlık K.lığının olumlu görüşleri ile gönderilen dilekçesinin akıbetini Dz. K.K.lığı ve Gnkur. Mrk. D.Bşk.lığını birçok kez telefonla arayarak sorduğu ve cevabın çabuklaştırılması yönünde gayret sarf ettiği, yurtdışına ve özellikle yaz aylarında uçak bileti bulabilme ve rezervasyon sürelerinin kısalığı nedeniyle 24.08.2004 tarihine kadar çabalarını sürdürerek Gnkur. Mrk. D.deki ilgili personelin cevap yazısının seyahat tarihine yetişeceği bilgisi üzerine ilk amirine yurtdışına izinli gideceğine dair izin istek formunu onaylatarak GATA. Per. Şb. Md. lüğüne gönderdiği ve 24.08.2004 tarihinde uçak biletini aldığı ve son iş günü olan 03.09.2004 (Cuma) günü saat 19.00a kadar klinikte ameliyatta bulunduğu anlaşılmaktadır.
Gnkur.Mrk.D.Bşk.lığından 24.08.2004 tarihinde çıkan yurtdışı izin isteğinin uygun görülmediğine dair yazının sanığa 06.09.2004 tarihinden önce tebliğ edilememesi şeklindeki ağır bürokrasi kusurunun sanığa yüklenemeyeceği; gerekçeli hükümde yer alan 24.08.2004 tarihinden sonra sanığın çaba sarf etmediği ve evrakın ulaşmasını engellemeye çalıştığı, GATA Per.Şb.Md. ile görüşüp bu kişinin ilgili makamlarla telefonla görüşmesini sağlatarak yurt dışı izin belgesi düzenletebileceği şeklindeki gerekçelerin hukuki olmayıp varsayıma dayalı olduğu; esasen sanığın zamanında yaptığı yurtdışı izin başvurusunun aşamalarını takip etmek ve sonucunu çabuklaştırmak gibi bir görevinin bulunmadığı; sanığın 06.09.2004 - 24.09.2004 tarihleri arasında günlük personel yoklamalarında izinli gösterildiği, Macaristanın başkenti Budapeşte şehrinde 6-8 Eylül 2004 tarihleri arasındaki İleri Yaşam Kursu ve müteakiben aynı yerde 08-11 Eylül 2004 tarihleri arasında Avrupa Resusitasyon Kongresine katılarak Resuscitation Dergisinde de yayımlanan poster çalışmasını sunduğu ve kongre bitiş tarihi olan 11.09.2004 tarihinden bir gün önce 10.09.2004 tarihinde yurda dönüş yaptığı, bu şekilde sadece kurs ve kongresi süresince yurtdışında kalıp tebliğ sunduktan sonra oyalanmadan Türkiyeye dönüş yaptığı şeklinde sübut bulduğu anlaşılan ve daha önce de aynı şekilde kendisine yurtdışına çıkış izni verilmiş olduğu için bu kez de yurt dışı izni verileceğini düşünerek hareket eden sanığın, yurt dışına firar etmek kastı ile hareket ettiği kabul edilemeyeceği; en azından bu noktada doğan şüphenin sanık lehine yorumlanarak, müsnet suçun manevi unsur (kast unsuru) yönünden oluşmadığının kabulü ile beraetine karar verilmesi gerekirken, mahkumiyetine hükmolunması isabetsiz bulunduğundan, hükmün esastan bozulmasına karar verilmiştir.
Üye Hakim Albay Metin META; atılı suçun kast unsuru yönünden de oluştuğu görüşü ile çoğunluk kararına katılmamıştır.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanık ve sanık müdafiinin temyiz sebeplerine atfen ve resen, yasaya aykırı kurulan mahkumiyet hükmünün 353 sayılı Yasanın 221/1 inci maddesi uyarınca esas yönünden BOZULMASINA;
Tebliğnameye uygun olarak, 01.03.2006 tarihinde, Üye Hakim Albay Metin METAnın karşı oyu ve oy çokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
Maddi unsur yönünden oluştuğu çoğunluk tarafından da kabul edilen sanığa atılı yabancı memlekete firar suçunun manevi unsuru (kast); yetkili makamlardan yurtdışı izni almadan bilerek ve isteyerek yurt dışına çıkmak olup, uygulamada suçun oluşumu için genel kastın yeterli olduğu, hangi saikle işlendiğinin ise herhangi bir öneminin bulunmadığı kabul edilmektedir. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 19.12.2002 tarih ve 101-101 sayılı kararı)
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 21 inci maddesinde, Kast; ... suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. şeklinde tanımlanmaktadır.
Somut olayda; sanık, daha önce yurtdışı izni almak suretiyle ve usulüne uygun şekilde yurtdışına çıktığından yasal prosedürü bilmektedir. Kaldı ki; aldığı eğitim, yaşı ve rütbesi itibariyle yurtdışına çıkış için nasıl hareket edileceğini bilmediği düşünülemeyeceğinden, yurt dışı izin onayını beklemeksizin bilinçli olarak yurtdışına çıktığı tartışmasızdır. Atılı suçun oluşumu için saik önemli olmadığından, suçun kast unsurunun da gerçekleşmiş olduğu görüşü ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy