(1632 S. K. m. 47, 63, Ek m. 8) (765 S. K. m. 30, 59, Ek m. 6) (647 S. K. m. 4, 5) (1111 S. K. m. 35, 45) (5083 S. K. m. 2) (211 S. K. m. 33) (Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği m. 57)
Bakaya suçundan sanık Yd.Sb.Aday Adayı Can BEŞBIÇAK hakkındaki 3üncü Ordu K.lığı Askeri Mahkemesinin 27.04.2005 tarih ve 2005/175-53 sayılı mahkumiyet hükmünün, sanık tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 09.02.2006 tarih ve 2006/813 sayılı düzelterek onama görüşünü içeren tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilen dosya üzerinden yapılan temyiz incelemesi sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın, 01.04.2004-22.07.2004 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediği kabul edilerek ASCKnın 63/1-A maddesinin üç aydan sonra gelenler cümlesi, TCKnın 59/2nci maddesi ve 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca 1.485.000.000.TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi uyarınca aylık 5 eşit taksit halinde tahsiline ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamının tahsiline karar verilmiş olup, bu hükmün sanık tarafından mazeretinin geçerli sayılmamasının takdirde hata olduğu, cezasının ertelenmesi gerektiği belirtilerek temyiz edildiği; tebliğnamede, hükmün para cezası yönünden düzeltilerek onanması yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
Yapılan incelemede; 15.07.2002 tarihinde Doğu Akdeniz Ü. Mimarlık Fakültesinden mezun olan sanığın 16.12.2002 tarihinde son yoklamasını yaptırdığı, 2002/12nci grup Yd.Sb.Aday Adayı olarak askerliğine karar alınan ve kendisine grup numarası ve muhtemel sevk tarihini gösterir askerlik durum belgesi verilen sanığın Aralık 2003 celbine tabi olduğu, yasa hükmü uyarınca tebligat yerine geçen Yd.Sb.Celbi TRT duyurularına göre en geç 30.11.2003 günü askerlik şubesine uğrayıp sevk evraklarını alması gerekirken celbe katılmayarak bakaya durumuna düştüğü, eylemini bir süre devam ettiren ve mazeretli olanların 31.03.2004 günü sevk edileceklerini açıklayan Nisan 2004 TRT duyurularına rağmen bu celbe de katılmayan sanığın 22.07.2004 tarihinde Gölcük Askerlik Şubesine müracaat ederek bakayalığını sona erdirdiği, dosyada mevcut elverişli delillerle ortaya çıkmış olup, Mahkemenin maddi vakıayı açıklanan şekilde kabulünde isabet bulunmaktadır.
Dosyada mevcut TRT duyurularına göre sevke tabi yükümlülerin Aralık 2003 celbi için en geç 30.11.2003 günü mesai bitimine kadar yerli şubelerinden sevk evraklarını almaları gerekmektedir. Bu duruma göre, doğruluğu kovuşturmada belirlenen 01.12.2003 tarihli ve 5 gün süreli istirahat raporunun varlığı ve rapordaki rahatsızlığın bir gün öncesinde de mevcut olabileceğinin bilirkişi tarafından açıklanması karşısında rahatsızlığının Aralık 2003 celbinin son sevk gününü kapsadığı ve mazeret teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 20.03.1992 tarih ve 1992/3-1 sayılı kararında, askerliğine karar aldırmış bulunan yedek subay aday adaylarının, kendilerine duyurulan sevk gününde gelmeyip, müteakip sevk dönemlerinden birinde başvurmaları ve ilk sevk dönemi için özürlerini belgeleyen tabip raporu ibraz etmelerine karşılık, sonraki dönemleri için herhangi bir rapor veya benzeri özürleri olmaması halinde, sonraki sevk dönemleri için bakaya durumuna düşmüş sayılacaklarına ve dolayısıyla bakaya suçundan cezalandırılmaları gerektiğine karar verilmiştir. Öte yandan, 25.07.1999 tarih ve 23766 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4414 Sayılı Kanunla, önceki celplerden bakaya kalıp soruşturma ve yargılanmaları devam eden Yd.Sb.Aday Adaylarının, yargılanmalarının sonuçlanıp sonuçlanmadığına bakılmaksızın ilk celpte sevk edilmelerine olanak tanıyan bir değişiklik yapılmış olup, sevke tabi olduğu ilk celbe istirahatli olması nedeniyle katılamayan yükümlülerin müteakip ilk celpte sevki gerekmektedir.
Bu durum karşısında, tabi olduğu Aralık 2003 celbinde mazereti olan ve müteakip Nisan 2004 celbinde kendisine sevk edileceğine dair TRT duyuruları ile geçerli tebligat yapıldığında kuşku bulunmayan sanığın, son sevk günü olan 31.03.2004 tarihinde raporu olmaması nedeniyle, celpte rahatsız olduğuna dair savunmasına ve bu yönde mazeret olarak ileri sürdüğü hususlara itibar edilmeyerek bakaya suçunu işlediğinin kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
ASCKnın 63/1-A maddesine göre; bakaya suçunun oluşabilmesi için kabul edilebilecek bir özrün bulunmaması şartının gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Sözü edilen maddede hangi hususların kabul edilebilecek bir özür niteliğinde olduğu belirtilmemekle birlikte; 1111 sayılı Askerlik kanunun 35inci maddesi askere sevk edilecek olanların askerliklerinin ertesi seneye ertelenmesi nedenlerini, aynı Kanunun 45inci maddesi de sevke icabet edememedeki mazeret hallerini düzenlemiş bulunmaktadır. Kanunun 45inci maddesine göre tutuklu bulunanlar, hapiste bulunanlar ve hasta olanların sevkleri yapılamayacaktır. Bunlar, sevkin yapılmasına engel olarak yasanın öngördüğü hallerdir. Bir yükümlünün sevkine engel olan haller bunlarla sınırlı olmayıp, bu hususun her olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 33 ve İç Hizmet Yönetmeliğinin 57nci maddesi ve istikrar kazanan Askeri Yargıtay içtihatlarına göre ailesi fertlerinden birinin ağır hastalığı veya ölümü, kaza, doğum, yangın gibi beklenmeyen felaketler de makul bir süre için sevke katılamamada özür olarak kabul edilmektedir. Bu değerlendirme ışığında, ekonomik sıkıntıları ve çalıştığı şirketten askerlik nedeniyle ayrılması halinde tekrar aynı işe dönememe olgusunu, askere sevk edilecek yükümlüler açısından özür saymak mümkün değildir. Ekonomik sıkıntı, geçim derdi gibi kapsamı kişiden kişiye değişen ve sübjektif bir nitelik taşıyan hususların özür kabul edilemeyeceği Askeri Yargıtay kararları ile de istikrar bulmuştur. Bu itibarla sanığın savunmasında ve temyizinde mazeret olarak ileri sürdüğü hususların celbe katılmamasını haklı gösterecek, bir başka ifadeyle askerlik hizmetine tercih edilebilecek makbul bir özür olarak kabulüne olanak yoktur.
Açıklanan nedenlerle, sanığın 01.04.2004-22.07.2004 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediği tüm dosya kapsamı elverişli delillerle sabit olup, Mahkemenin yerinde ve uygun gerekçelerle suçun sübutunu kabulde, suç vasfını tayinde, asgari hadden tayin edilen temel cezanın kabul edilen takdiri tahfif sebebiyle indirilmesinde, ASCKnın 47/A ve Ek-8inci maddeleri uyarınca cezanın ertelenmesinin kanuni imkansızlığı nazara alınarak bu yönde bir uygulama yapılmamasında bir isabetsizlik ve kanuna aykırılık bulunmamaktadır.
Ancak, 27.04.2005 tarihli ve 25798 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren ve 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 2nci maddesinde değişiklik yapan 5335 sayılı Kanunun 22nci maddesinde, İlgili kanunları gereğince uygulanacak adli ve idari para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde, Bir Yeni Türk Lirasının (1 YTL) altında kalan tutarlar dikkate alınmaz. hükmüne yer verilmesi nedeniyle, sözü edilen bu yasal değişiklik, 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 30uncu maddesinde yazılı para cezalarında bin liranın küsuru hesaba katılmaz. kuralını zımnen ilga etmiştir. Dolayısıyla, bin liranın küsuru hesaba katılmaz kuralı, bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarlar hesaba katılmaz haline dönüşmüştür. Bu durumda, para cezalarında bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarların nazara alınmayacağına ilişkin kuralın, 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesinde bir gün hürriyeti bağlayıcı cezaya karşılık tutulan para cezası miktarının her takvim yılı bakımından 765 sayılı Türk Ceza Kanununa 4421 sayılı Kanunla eklenen Ek 6ncı maddesi uyarınca yeniden belirlenmesi sırasında da nazara alınması, yani bir hesaba başvurulması zorunlu olan her aşamada, gerek hesaplama sonucu bulunan gerekse üzerinden hesaplama yapılacak olan her miktar yönünden bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarların hesaba katılmaması gerekmektedir. Buna göre, 647 sayılı Kanunun 4421 sayılı Kanun ile değişik 4/1inci maddesinde, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar için 2004 yılında işlenen suçlarda beher gün karşılığı 11-17 YTL adli para cezası uygulanması gerekmekte ve bu durum somut olayda tayin olunan hapis cezası beher günü 14.850.000.TL.den ağır para cezasına çevrilen sanık lehine sonuç doğurmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Mahkemece, tayin olunan 3 ay 10 gün süreli hapis cezasının 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca beher günü 11 YTLden adli para cezasına çevrilmesi gerekirken, bu yapılmayarak beher gün 14.850.000.TL.den para cezasına çevrilmesi kanuna aykırı olup hükmün bu aykırılık nedeniyle bozulması gerekmiş; bu bozma yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-J madde ve fıkrası gereğince hükmün para cezasına ilişkin satırının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz nedenlerinin 353 sayılı Kanunun 217/2nci maddesi uyarınca REDDİNE, sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün para cezasının belirlenmesinde yapılan hata yönünden 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Ancak; bozma yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-J maddesi uyarınca, hükmün para cezasının tayinine ilişkin bölümünün, 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca hapis cezasının beher günü 11.YTLden hesaplanmak suretiyle ve 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi gereğince aylık 5 eşit taksit halinde ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamı tahsil edilecek şekilde 1100.YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına şeklinde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Tebliğnameye uygun olarak, 22.02.2006 tarihinde, oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy