(1632 S. K. m. 63) (5237 S. K. m. 62) (647 S. K. m. 4, 5) (6183 S. K. m. 51) (1076 S. K. Ek m. 6) (5252 S. K. m. 5) (5275 S. K. m. 122) (353 S. K. m. 217, 220, 221)
Bakaya suçundan sanık Yd.Sb.Aday Adayı (295.KD Çvş.) Mustafa ERŞEN hakkındaki Dağ Komd. Ok. ve Eğt. Mrk.K.lığı Askeri Mahkemesinin 09.06.2005 tarih ve 2005/128-163 sayılı mahkûmiyet hükmünün, sanık tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 14.02.2006 tarih ve 2006/946 sayılı bozma görüşünü içeren tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilen dosya üzerinden yapılan temyiz incelemesi sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın, 22.03.2000-04.06.2003 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediği kabul edilerek ASCKnın 63/1-A maddesinin üç aydan sonra gelenler cümlesi, 5237 sayılı TCKnın 62nci maddesi ve 5335 ve 5083 sayılı Kanunlar nazara alınıp 647 sayılı Kanunun 4üncü maddesi uyarınca beher gün 9.YTLden hesaplanarak 900.YTL ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi uyarınca aylık 9 eşit taksit halinde tahsiline ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi hâlinde geri kalan miktarın tamamının tahsiline ve ödenmeyen para cezasına 6183 sayılı Kanunun 51inci maddesinde belirtilen oranın yarısı oranında gecikme zammı uygulanmasına karar verildiği,
Bu hükmün sanık tarafından askerlik durum belgesi tebliğ edilmediği ve celp için tebligat yapılmadığından sevkten haberdar olmadığını, askerlik şubesinde tespit olunan ifadesinde sevk edileceğini bildiğine dair açıklama bulunmasının ikrar olarak nitelendirilemeyeceğini, suç kastı ile hareket etmediğini, Mahkemenin hukuk fakültesi mezunu oluşunu aleyhe değerlendirmesinin takdirde hata olduğunu, mahkûmiyet hükmünün bozulması gerektiğini belirten bir dilekçeyle temyiz edildiği;
Tebliğnamede, askerlik durum belgesinin sanığa tebliğ edilmemiş olması nazara alındığında tebligat yokluğu nedeniyle suç oluşmayacağından hükmün esastan bozulması yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
Yapılan incelemede; Burdur Askerlik Şubesi yükümlüsü olup 20.10.1998 tarihinde Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan ve 04.02.1999 tarihinde Üsküdar Askerlik Şubesinde son yoklamasını yaptırarak 1999/2nci grup Yd.Sb.Aday Adayı olarak askerliğine karar alınan 1974 doğumlu sanığın, Mart 2000 celbine ait TRT duyuruları ile 1999/2nci grupların sevke tâbi olduğu duyurulmasına rağmen celbe katılmayarak en geç 21.03.2000 günü askerlik şubesine uğrayıp sevk evrakını almamak suretiyle bakaya durumuna düştüğü, eylemini bir süre devam ettirdikten sonra 04.06.2003 tarihinde Bandırma Askerlik Şubesine müracaat ederek bakayalığını sona erdirdiği anlaşılmaktadır.
Sanığın temyiz başvurusunda kendisine askerlik durum belgesi tebliğ edilmediği, sevk için tebligat yapılmadığı ileri sürülmüş ve tebliğnamede askerlik durum belgesinin tebliğ edilmemesi nedeniyle tebligat yokluğundan suçun oluşmayacağı yönünde görüş bildirilmiş ise de,
1076 sayılı Kanunun Ek 6ncı maddesine göre TRT ile yapılan duyurular Yd.Sb.Aday Adayları için resmi tebligat işlemi olarak kabul edilmektedir. Anılan maddeye göre Yd.Sb.Aday Adayları için resmi tebligat sayılan ve grup numaralarına göre sevk edileceklerini açıklayan TRT duyurularının geçerli kabul edilmesi için, duyuruların muhatabı olan yükümlülerin hangi celpte sevk edileceklerini ya da grup numaralarını önceden bilmeleri gerekmektedir. Somut olayda işlemlerini Üsküdar Askerlik Şubesinde yaptıran sanık hakkında, yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre, bu şube tarafından 04.02.1999 tarihli askerlik durum belgesi düzenlenmiş ve fakat şube nüshası üzerine sanığın belgeyi teslim aldığına dair imzası alınmamıştır. İşlem yeri sanığın yerli askerlik şubesi olmayıp talep edilmemesi halinde bu belgenin düzenlenmesi için bir sebep bulunmadığına göre, belgenin sanığın isteği üzerine hazırlandığı ve sanığa imza attırılmadan verildiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki, sanığın soruşturma ve kovuşturmada saptanan ifade ve savunmalarında grup numarasını bilmediğinden TRT duyurularının kendisini ilgilendirdiğini öğrenemediğine dair bir savunması olmayıp bilâkis istinabe suretiyle saptanan sorgu ve savunmasında Mart 2000 celbinde sevke tâbi iken babasının işlerinin bozulup iflas etmesi üzerine ailenin geçimini üstlendiğini, avukatlık yaparak babasının borçlarını ödeyip ailenin geçimini de sağlarken tüm celpleri kaçırdığını, ortak avukatlık bürosu açtıkları arkadaşının askere gitmesi nedeniyle büroyu kapatmamak için yaptıkları anlaşma uyarınca arkadaşının askerden dönüşünü beklediğini, açıkladığı mazeretler karşısında askere gitseydi ailenin düzeninin bozulacağını, bu nedenle isnat olunan celp dönemlerine katılmadığını beyan etmiştir. Sanık beyanı, somut olaya münhasır temsili delillerden biri olan beyan delilinin bir çeşididir. Bir müdafaa vasıtası olan sorgu delil elde etmek için kabul edilmiş bir müessese olmamakla birlikte, sanığın hâkime verdiği cevap gerçeği öğrenmek konusunda hâkim için kıymetli olabilir, yani delil teşkil edebilir. Sanığın istinabe suretiyle tespit olunan sorgu ve savunmasında bir cebir veya tazyik altında olmaksızın celplere sübjektif nitelikteki mazeretleri nedeniyle katılamadığına ilişkin olarak beyanda bulunduğu anlaşıldığından, Mahkemece bu beyanın vicdani delil sistemine göre dosya kapsamı diğer delillerle birlikte değerlendirilip sonuç çıkarılmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Bu durum karşısında, Mart 2000 celbinde sevk edileceğine dair sanığa TRT duyuruları marifetiyle geçerli tebligat yapıldığında kuşku bulunmadığından, tebligat yokluğundan dolayı yüklenen suçun oluşmayacağına dair temyiz nedenine ve tebliğnamedeki görüşe itibar edilmemiştir. Üye Dz.Hâk.Alb.Ramazan ŞAFAK ve Üye Hâk.Alb.Metin META, askerlik durum belgesinin sanığa imzası karşılığı tebliğ edilmemiş olması ve dosya kapsamı nazara alındığında sanığın grup numarasını bildiği hususu kuşkulu kaldığından, TRT duyurularının geçerli bir tebligat olarak kabulü mümkün görülmediğinden, tebligat yokluğu nedeniyle suç oluşmayacağından, hükmün esastan bozulması görüşüyle çoğunluk kararına katılmamışlardır.
Sanığın, ailesinin geçimini sağlamak ve açtığı avukatlık bürosunu kapatmamak için sevke katılamadığına dair savunmasının ve bu yönde mazeret olarak ileri sürdüğü sübjektif nitelikteki hususların, askerlik hizmetine tercih edilecek yasal mazeret niteliği taşımadığından, Mahkemece kabule değer görülmeyerek mahkûmiyeti yoluna gidilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sanığın 22.03.2000-04.06.2003 tarihleri arasında yasal nitelik taşımayan sübjektif nitelikteki mazeretleri nedeniyle askere gitmemeyi tercih ederek ve dolayısıyla suç kastıyla hareket ederek bakaya suçunu işlediği tüm dosya kapsamı elverişli delillerle sabit olup, Mahkemenin yerinde ve uygun gerekçelerle suçun sübutunu kabulde, suç vasfını tayinde, asgari hadden tayin edilen temel cezanın kabul edilen takdiri tahfif sebebiyle indirilmesinde bir isabetsizlik ve kanuna aykırılık bulunmamaktadır.
Ancak, Mahkemece, 5335 sayılı Kanun hükümleri nazara alınarak 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca, bakaya suçundan dolayı tayin olunan 3 ay 10 gün süreli hapis cezasının beher günü 9 YTLden para cezasına çevrilmesi doğru olmakla birlikte; 5252 sayılı Kanunun 5inci maddesiyle Kanunlarda öngörülen ağır para cezaları adli para cezasına dönüştürüldüğü hâlde sonuç para cezasının ağır para cezası olarak belirlenmesi Kanuna aykırıdır.
Öte yandan, 647 sayılı Kanunun 5inci maddesinin taksitlerin süresinde ödenmemesi hâlinde 6183 sayılı Kanunun 51inci maddesinde belirlenen gecikme zammı oranının yarısı oranında gecikme zammı uygulanmasına dair hükmü 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 ve 5237 sayılı Kanunlarda düzenlenmemiş ve 5275 sayılı Kanunun 122nci maddesiyle yürürlükten kalkmış olduğundan hükümde gecikme zammı uygulanmasına ilişkin ibarenin mevcudiyeti de Kanuna aykırılık oluşturmaktadır.
Belirtilen Kanuna aykırılıklardan dolayı mahkûmiyet hükmünün bozulması gerekmiş; ancak, bu bozma yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-J madde ve fıkrası gereğince hükmün para cezasına ilişkin satırının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz nedenlerinin 353 sayılı Kanunun 217/2nci maddesi uyarınca REDDİNE, sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün para cezasındaki hata ve gecikme zammı uyarısı yönlerinden 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Ancak; bozma yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-J madde ve fıkrası gereğince, hükümden gecikme zammı uygulanmasına dair ibarenin çıkarılması suretiyle;
Mahkûmiyet hükmünün para cezasının tayinine ilişkin satırının, 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca hapis cezasının beher günü 9.YTLden hesaplanmak suretiyle ve 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi gereğince aylık 9 eşit taksit hâlinde ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi hâlinde geri kalan miktarın tamamı tahsil edilecek şekilde 900. YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına şeklinde, DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Tebliğnameye aykırı olarak, 01.03.2006 tarihinde, Üye Dz. Hâk. Alb.Ramazan ŞAFAK ve Üye Hâk.Alb.Metin METAnın muhalefeti nedeniyle oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy