(AİHS m. 6) (1632 S. K. m. 63) (765 S. K. m. 59) (647 S. K. m. 4, 5) (6183 S. K. m. 51) (1412 S. K. m. 315, 210, 221) (353 S. K. m. 120, 130, 136, 207, 221) (5271 S. K. m. 176, 190) (2709 S. K. m. 36)
Bakaya suçundan sanık Yd.Sb.Aday Adayı Salih CILDIR hakkındaki Hava Eğitim K.lığı Askeri Mahkemesinin 05.04.2005 tarih ve 2005/83-93 sayılı mahkumiyet hükmünün, sanık tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 20.02.2006 tarih ve 2006/1034 sayılı bozma görüşünü içeren tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilen dosya üzerinden yapılan temyiz incelemesi sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın, 01.04.2004-04.05.2004 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediği kabul edilerek ASCKnın 63/1-A maddesinin yedi günden sonra üç ay içinde gelenler cümlesi, TCKnın 59/2nci maddesi ve 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca 1.113.750.000.TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi uyarınca aylık 20 eşit taksit halinde tahsiline ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamının tahsiline ve ödenmeyen para cezasına 6183 sayılı Kanunun 51inci maddesinde belirtilen oranın yarısı oranında gecikme zammı uygulanmasına karar verildiği,
Bu hükmün sanık tarafından bir dağ köyünde zor koşullarda öğretmenlik yaptığını, TRT duyurularını izleme olanağı bulunmayıp tebligattan haberi olmadığını, kaçınılamaz hatanın söz konusu olduğunu, cezanın ertelenmesi gerektiğini belirten bir dilekçeyle temyiz edildiği,
Tebliğnamede, hükmün usule aykırılık ve stajyerliğinin kaldırıldığına dair Valilik onayının hangi tarihte sanığa tebliğ edildiğinin araştırılmamasının noksan soruşturma teşkil etmesi nedeniyle hükmün bozulması yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
Öncelikle usul yönünden yapılan incelemede;
Sorgu ve savunmasının tespiti maksadıyla yazılan talimat uyarınca Iğdır 1inci Asliye Ceza Mahkemesinde 14.03.2005 günü yapılan duruşmada, kimliği tespit edilen sanığın duruşmalarda hazır bulunma zorunluluğundan vareste tutulma konusundaki isteği sorulmaksızın İddianame okundu. CMUKun 135inci maddesi gereğince yasal hakları anlatıldı denildikten sonra sanığın yüklenen suçu ve haklarını anladığını, avukat istemediğini, savunmasını kendisinin yapacağını söylemesi üzerine sorgusu tespit edilmiş olup, Yerel Askeri Mahkemenin hakları hatırlatıcı talimatının dahi duruşmada okunmadığı görülmektedir.
Bu duruma göre, istinabe olunan mahkemede sanığa, duruşmalarda hazır bulunma zorunluluğundan vareste tutulma konusundaki isteğinin sorulmadığı, iddianamenin ilk defa huzurda okunarak tebliğ edildiği, sanığın suçlamanın niteliği ve kapsamından sorgu anında haberdar olduğu, 353 sayılı Kanunun 120, CMUKun 210 ve CMKnın 176ncı maddelerine göre iddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında geçmesi gereken en aşağı bir haftalık sürenin geçmediği ve 353 sayılı Kanunun 130, CMUKun 221 ve CMKnın 190ıncı maddelerinde belirtilen 7 günlük süreye uyulmamış ise hakim duruşmanın tehir veya talikini istemeye hakkı olduğunu sanığa bildirir hükmünün uygulanmadığı ve bu suretle savunma hakkının kısıtlandığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi, 353 Sayılı Kanunun 120nci ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 210uncu maddesinde düzenlenmiş olan süre; doktrinde koruyucu süre diye adlandırılan sürelerdendir. Kanun burada, bir işlemin yapılabileceği sürenin aşağı haddini belirtmiş olup, işlemin daha önce yapılması hukuka aykırıdır. Kanun Koyucu bu hükmü düzenlerken, savunma hakkının özüne ilişkin bir hüküm sevk etmiştir. Anayasamızın 36ncı maddesinde de yer verilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6ncı maddesindeki adil yargılanma hakkı temel kavramının kapsamında kendisine yöneltilen isnadı detaylı olarak ve anlayabileceği bir şekilde öğrenme hakkının yanı sıra savunma hakkı açısından önem taşıyan müdafaayı hazırlamak için yeterli zaman ve imkana sahip olma hakkıda temel bir hak olarak düzenlenmiştir. Sanığa hatırlatılıp onayı alınmadan 7 günlük süreye uyulmaması, sanığın savunma hakkını esaslı suretle kısıtlayacağı için, hem 353 sayılı Kanunun 207nci maddesindeki mutlak bozma sebebi oluşur, hem de Avrupa Sözleşmesinin 6ncı maddesi ihlal edilmiş olur. Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan, sanığın yokluğundaki son soruşturmayı düzenleyen temel kurallara göre ise, sanığın tebliğden gerçekten haberdar olması gerekir. Gerçekten haberdar olmanın, kullanmadığı hakkı kullanmamanın doğuracağı sonuçlarını da bilmek olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle, duruşmanın bir başka güne bırakılmasını isteme hakkı olduğunun sanığa hatırlatılmaması ile, diğer bir temel hak olan haklarını öğrenme hakkı ihlal edilmiş olur ve müdafaa hakkının özü kısıtlanmış olur. Sözü edilen bu süreden vazgeçme mümkünse de, haklarını bilmeyen kişinin bundan feragat etmesi hüküm ifade etmez. Bu nedenle sanığın savunmasını kendisinin yapacağını söylemesi, haklarından zımni bir vazgeçme olarak nitelendirilemez. Haklarını bilmeyen sanığın, savunma hakkının kısıtlandığını özel bir temyiz nedeni olarak ileri sürmesi de beklenemez.
Öte yandan, 353 Sayılı Kanunun 136ncı maddesinde, sanığın istemi üzerine duruşmada hazır bulunma zorunluluğundan vareste tutulabileceği hükme bağlanmıştır. Somut olayda, vareste tutulma konusunda herhangi bir beyanı alınmadığından, sanığın iradesinin duruşmalara katılmamak yönünde olduğu konusu açıklığa kavuşmuş değildir. Savunmamı kendim yapacağım cümlesini kullanan sanığın, askeri mahkemeye hiç gitmeyip istinabe mahkemesinde ifade vermekle yetineceğini kabul etmek, keza Yerel Askeri Mahkemedeki müteakip duruşmaya katılmamış olmasını duruşmadan vareste tutulma niyetine bir emare olarak görmek de mümkün değildir. Bu itibarla; Askeri Mahkemede icra edilecek duruşmaya katılmak isteyip istemediği hususunda sanığın açık beyanının alınmamasının ve dolayısıyla yasaya aykırı olarak duruşmadan vareste tutulup, yokluğunda yapılan yargılama neticesinde hüküm kurulmasının sanığın savunma hakkını kısıtladığı kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, istinabe olunan mahkemede vareste tutulma hususundaki isteği sorulmayarak ve savunmasını hazırlaması için yasal hazırlık süresi hakkı olduğu hatırlatılmayarak sanığın savunma hakkının kısıtlandığı ve bu Kanuna aykırılıkların Askeri Mahkeme tarafından da düzeltilmesi yoluna başvurulmadan benimsenmek suretiyle mahkumiyet hükmü tesis edilip sanığın adil yargılanma hakkı kapsamında savunma hakkının ihlal edildiği anlaşıldığından, 353 sayılı Kanunun 207nci maddesine göre mutlak bozma nedeni teşkil eden bu Kanuna aykırılıklardan dolayı hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Diğer taraftan, sanığın kayıtlı olduğu nüfus idaresinden getirtilen Dz. 11deki aile nüfus tablosuna göre soyadı CILDIR olduğu halde, duruşmada kimlik kontrolü sırasında soyadının ÇILDIR olarak gösterilmesi, duruşmada yazılı deliller kapsamında nüfus kaydı okunduğunda bunun iddianame ile karşılaştırması yapılmayıp dolayısıyla Askeri Savcının iddianamede de hatalı yazılmış soyadını düzeltmesine olanak tanınmaması, kısa karar, hüküm fıkrası ve gerekçeli hüküm kimlik bölümünde de aynı yanlışlığın sürdürülmesi 353 sayılı Kanunun 146 ve 177nci maddelerine aykırılık teşkil ettiğinden, diğer mutlak bozma nedenleri yanında bu hata da usul yönünden bozmayı gerektirmektedir.
Usule ilişkin bozma nedeni karşısında, temyiz dilekçesinde ve tebliğnamede ileri sürülen esasa ilişkin bozma nedenleri incelenmemiştir.
Başkan Hv. Hak. Albay Necmettin ÖZKAN, tespit olunan usule aykırılıkların hükmün özüne etkili olmayıp sanık tarafından temyiz nedeni de yapılmadığı nazara alındığında, bu nispi nitelikteki kanuna aykırılıktan dolayı hükmün usulden bozulmaması ve esasın incelenmesi gerektiği görüşüyle bozma kararına katılmamıştır.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanığın temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince mahkumiyet hükmünün usul yönünden BOZULMASINA,
Tebliğnameye uygun olarak, 01.03.2006 tarihinde, Başkan Hv. Hak. Albay Necmettin ÖZKANın muhalefeti nedeniyle oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy