(353 S. K. m. 46) (1632 S. K. m. 63) (765 S. K. m. 59) (647 S. K. m. 4, 5) (1111 S. K. m. 35, 75)
Yoklama kaçağı suçundan sanık P.Er Fevzi EYİOL hakkındaki 12nci Mknz. P.Tug. K.lığı Askeri Mahkemesinin 27.04.2005 tarih ve 2005/762-194 sayılı mahkumiyet hükmünün, sanık tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 27.12.2005 tarih ve 2005/5605 sayılı ve düzelterek onama görüşünü içeren tebliğnamesi ekinde gönderilen dava dosyası üzerinden yapılan temyiz incelemesi sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın, 28.05.2002-14.06.2004 tarihleri arasında yoklama kaçağı suçunu işlediği kabul edilerek ASCKnın 63/1-A maddesinin üç aydan sonra gelenler cümlesi, TCKnın 59/2nci ve 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca 1.485.YTL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına, ağır para cezasının 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi uyarınca aylık 10 eşit taksit halinde tahsiline ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamının tahsiline karar verilmiş olup bu hüküm sanık tarafından 2003 yılında ameliyat olup uzun bir tedavi süreci geçirdiğini, ameliyat öncesi dönemde ağabeyinin askerde olması nedeniyle ailenin geçimini üstlendiğini, para cezasının yüksek olduğunu belirten bir dilekçeyle temyiz edilmiştir.
Yapılan incelemede, 1982 doğumlu olan sanık adına çıkarılan son yoklama çağrı pusulasının 17.07.2001 tarihinde babasına tebliğ edildiği ve 06.08.2001 tarihinde son yoklamasını yaptırmak üzere Kiğı Askerlik Şubesinde bulunmasının istenildiği, son yoklamasını yaptırmayan ve emsalleri Mayıs 2002 celbinde 21.05.2002-27.05.2002 tarihleri arasında 1inci Grup ve 08.07.2002-10.07.2002 tarihleri arasında 2nci Grup olarak sevk edilen sanığın yoklama kaçağı olarak aranırken 14.06.2004 günü kendiliğinden Seyhan Askerlik Şubesine başvurarak eylemine son verdiği, maddi vakıadır.
1111 sayılı Askerlik Kanununun 75inci maddesi uyarınca, askerlik çağına giren yükümlülerin şube mıntıkasından 15 günden fazla uzaklaşmaları durumunda bulundukları adresi bildirme yükümlülüğü bulunmakta ve bu yükümlülüğü yerine getirmeyen kişilerin bilinen adreslerinde akrabalarına yapılan tebligatların geçerli olacağı aynı yasanın 24 ve 25inci maddelerinde belirtilmektedir. Sanığın askerlik şubesine adres bildirmemesi nedeniyle kendisine nüfusta kayıtlı olduğu köy adresi itibariyle çağrı çıkarılmış olup babasına yapılan tebligatın usulüne uygun olduğu anlaşılmaktadır.
1111 sayılı Askerlik Kanununun 35/D maddesinde iki oğlu olup da biri askerde bulunan bir baba veya dul ananın askerlik çağına giren oğlu, kardeşi muvazzaflık hizmetini bitirinceye kadar; bir baba veya dul ananın ikiden ziyade oğlu olup da ikisi askerde iken askerlik çağına giren diğer oğulları kardeşlerinden birisi muvazzaflık hizmetini bitirinceye kadar sevk olunmazlar. hükmü yer almaktadır. Sanığın aile nüfus kayıt örneğine göre, 1964 doğumlu İlhami ve 1981 doğumlu Önder isimli iki erkek kardeşi bulunmaktadır. Ağabeylerinden birisinin yoklama ve sevk tarihinde asker olması halinde dahi, bu tarihte ailede sanık dışında 15 yaşından büyük 1 erkek çocuk bulunduğundan ve dolayısıyla ailede sanık dışındaki erkek çocukların ikisinin birden askerde olması durumu söz konusu olmadığından sanığın 1111 sayılı Kanunun 35/D maddesinde belirtilen sevk tehiri olanağından yararlanabilmesi mümkün değildir.
Sanığın ileri sürdüğü 2003 yılında ameliyat olma olgusu Mahkemece araştırılmamış ise de, yoklama kaçağı kesintisiz(mütemadi) suçlardan olup 28.05.2002 tarihinde başlamış ve bu tarihten itibaren 2002 yılı boyunca 3 aydan fazla süreyle sürüp gitmiştir. Suç işlenmeye başlandıktan sonra ortaya çıkan bu mazeret durumları temadiyi kesmemekte ve sanığın Seyhan Askerlik Şubesine başvurduğu 14.06.2004 tarihinde eylemi sona ermektedir. Sanık hakkında ASCKnın 63/1-A maddesi uyarınca yapılan uygulamaya da bir etkisi bulunmayan bu durumun araştırılmaması bir noksanlık olarak görülmemiştir.
Bu suretle Kanundan kaynaklanan mazeret hali bulunmayan sanığın, gecikmesine sebep olarak ayrıca ileri sürdüğü ailesine bakmak için çalışmak zorunda olduğuna dair yasal nitelikte olmayan mazeret de kabule değer bulunmadığından sanığın temyiz nedenlerinin reddine karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, sanığın 28.05.2002-14.06.2004 tarihleri arasında yoklama kaçağı suçunu işlediği tüm dosya kapsamı elverişli delillerle sabit olup, Mahkemenin yerinde ve uygun gerekçelerle suçun sübutunu kabulde, suç vasfını tayinde, asgari hadden tayin edilen temel cezanın kabul edilen takdiri indirim sebebiyle indirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak, 27.04.2005 tarihli ve 25798 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren ve 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 2nci maddesinde değişiklik yapan 5335 sayılı Kanunun 22nci maddesinde, İlgili kanunları gereğince uygulanacak adli ve idari para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde, Bir Yeni Türk Lirasının (1 YTL) altında kalan tutarlar dikkate alınmaz. hükmüne yer verilmesi nedeniyle, sözü edilen bu yasal değişiklik, 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 30uncu maddesinde yazılı para cezalarında bin liranın küsuru hesaba katılmaz. kuralını zımnen ilga etmiştir. Dolayısıyla, bin liranın küsuru hesaba katılmaz kuralı, bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarlar hesaba katılmaz haline dönüşmüştür. Bu durumda, para cezalarında bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarların nazara alınmayacağına ilişkin kuralın, 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesinde bir gün hürriyeti bağlayıcı cezaya karşılık tutulan para cezası miktarının her takvim yılı bakımından 765 sayılı Türk Ceza Kanununa 4421 sayılı Kanunla eklenen Ek 6ncı maddesi uyarınca yeniden belirlenmesi sırasında da nazara alınması, yani bir hesaba başvurulması zorunlu olan her aşamada, gerek hesaplama sonucu bulunan gerekse üzerinden hesaplama yapılacak olan her miktar yönünden bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarların hesaba katılmaması gerekmektedir. Buna göre, 647 sayılı Kanunun 4421 sayılı Kanun ile değişik 4/1inci maddesinde, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar için 2004 yılında işlenen suçlarda beher gün karşılığı 11-17 YTL adli para cezası uygulanması gerekmekte ve bu durum somut olayda tayin olunan hapis cezası beher günü 14.850.000.TL.(14.85.YTL)den ağır para cezasına çevrilen sanık lehine sonuç doğurmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Mahkemece, tayin olunan 3 ay 10 gün süreli hapis cezasının 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca beher günü 11 YTLden adli para cezasına çevrilmesi gerekirken, bu yapılmayarak beher gün 14.850.000.TL.(14.85.YTL)den para cezasına çevrilmesi kanuna aykırı olup hükmün bu aykırılık nedeniyle bozulması gerekmiş; bu bozma yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-J madde ve fıkrası gereğince hükmün para cezasına ilişkin satırının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Öte yandan, 5252 sayılı Kanunun 5inci maddesiyle Kanunlarda öngörülen ağır para cezaları adli para cezasına dönüştürüldüğünden bu durumun hükme yansıtılması gerekmektedir.
Sanığın kayıtlı olduğu nüfus idaresinden getirtilen aile nüfus tablosuna göre kayıtlı olduğu ilçe Bingöl-ADAKLI olduğu halde, istinabe yoluyla yapılan duruşmada kimlik tespiti sırasında bu kaydın Bingöl-KİĞI olarak gösterilmesi, duruşmada nüfus kaydı okunduğunda bunun iddianame ile karşılaştırması yapılmayıp dolayısıyla Askeri Savcının iddianamede de hatalı yazılmış ilçe kaydını düzeltmesine olanak tanınmaması, gerekçeli hüküm kimlik bölümünde de aynı yanlışlığın sürdürülmesi 353 sayılı Kanunun 146ıncı maddesine aykırı olmakla birlikte, sanığın bu davada yargılanan kişinin kendisi olmadığını iddia etmemesi, aksine hükmü temyiz ederek yargılanan ve hakkında hüküm kurulan kişinin kendisi olduğunu açıkça ortaya koyması ve diğer kimlik bilgilerinde herhangi bir farklılığın bulunmaması nedeniyle, mevcut hatanın sanığın kimliğinde ciddi tereddüt doğuracak ve hükmün bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı sonucuna varılarak hatanın tenkiti ile yetinilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz nedenlerinin 353 sayılı Kanunun 217/2nci maddesi uyarınca REDDİNE, sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün adli para cezasının belirlenmesinde yapılan hata yönünden 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Ancak; bozma yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-J maddesi uyarınca,
Yoklama kaçağı suçuna ilişkin mahkumiyet hükmünün para cezasının tayinine ilişkin satırının, 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddesi uyarınca hapis cezasının beher günü 11.YTLden hesaplanmak suretiyle ve 647 sayılı Kanunun 5inci maddesi gereğince aylık 10 eşit taksit halinde ve taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan miktarın tamamı tahsil edilecek şekilde 1.100. YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına şeklinde, DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Tebliğnameye uygun olarak, 18.01.2006 tarihinde, oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy