(1632 S. K. m. 87) (5237 S. K. m. 32, 62) (765 S. K. m. 46, 47)
İki ayrı emre itaatsizlikte ısrar suçlarından sanık terhisli İs. Er Fikri SARI hakkındaki Kara Kuvvetleri K.lığı Askeri Mahkemesinin 01.09.2005 tarih ve 2005/1240-549 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin, sanık tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 21.02.2006 tarih ve 2006/1129 sayılı onama ve bozma görüşünü içeren tebliğnamesi ekinde Dairemize gönderilen dava dosyası üzerinden yapılan temyiz incelemesi sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; sanığın,
1. 14.03.2005 tarihinde nöbetini tutmamak suretiyle emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan ASCKnın 87/1(birinci cümle) ve 5237 sayılı TCKnın 62/1inci maddeleri uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,
2. 27.03.2005 tarihinde cep telefonu bulundurmak suretiyle emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan ASCKnın 87/1(birinci cümle) ve 5237 sayılı TCKnın 62/1inci maddeleri uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği,
Mahkûmiyet hükümleri sanık tarafından sağlık sorunları ve aldığı ilaç etkisiyle nöbet görevine gidemediğini, cezalarının paraya çevrilmemesinin Kanuna aykırı olduğunu belirten bir dilekçeyle temyiz edildiği,
Tebliğnamede, cep telefonu bulundurmak suretiyle emre itaatsizlikte ısrar suçundan dolayı tesis olunan mahkûmiyet hükmünün onanması, nöbet tutmamak suretiyle emre itaatsizlikte ısrar suçu ile ilgili olarak suç tarihinden önce 3 ay süre ile laroxyl adlı ilâç kullanması önerilen sanığın ilâcın etkisiyle kazan dairesinde uyuya kaldığına dair savunmasının araştırılması ve suç kastı ile hareket edip etmediğinin belirlenmesi için hükmün noksan soruşturma nedeniyle bozulması yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
(1) 14.03.2005 tarihinde nöbetini tutmamak suretiyle emre itaatsizlikte ısrar suçu:
Sanığın 28inci Mknz.P.Tug.İs.Svş.Bölüğünde askerlik hizmetini yaparken 13/14 Mart 2005 günü 01.00-03.00 saatlerinde Malzemelik Ön/Arka Nöbet yerinde nöbetçi olduğu, nöbet çizelgesinin nöbetçilere tebliğ amaçlı olarak ilân edildiği, sanığın da 13 Mart 2005 günü gece nöbeti olduğunu öğrendiği, devriye görevlisi İs.Çvş.Levent YEYGELin 00.30da nöbet çizelgesine bakarak 01.00-03.00 saatleri arasındaki nöbetçileri koğuşta uyandırarak nöbete hazırladığı, sanığın koğuştaki yatağında olmadığı, tüm aramalara karşın bulunamayınca sanığın nöbet yerine götürülemediği, sanığın kullandığı ilâcın etkisiyle kazan dairesinde uyuya kaldığı için koğuşta bulunmadığını ve bu nedenle kendisini nöbete götüremediklerini savunduğu, maddi vakıa olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Mahkemece, sanığın ilâç etkisiyle uyuya kaldığına dair savunmasının, nöbet için kaldırılacağı sırada koğuşta yatması gerektiği için araştırılmasına gerek olmadığı belirtilerek yazılı olduğu şekilde mahkûmiyet hükmü tesis edilmiş ise de;
Dz 31deki Ankara 600 Yataklı Mevki Asker Hastanesince düzenlenmiş belgeye göre, 06.12.2004 tarihinde muayenesi yapılan sanık hakkında antisosyal kişilikte anksiyete tanısı konarak Laroxyl 10 mg. adlı ilâcı 3x1 dr. şeklinde 3 ay süreyle kullanmak üzere Birliğine sevki uygundur kararı verildiği anlaşılmaktadır. Sanığın nöbet için kaldırılacağı gece yarısı saatlerinde normal olarak koğuşta bulunması gerekmekle birlikte, kullandığı ilâcın etkisiyle kazan dairesinde uyuya kaldığına dair savunması karşısında, kazan dairesinde görevli olup olmadığının ve ilâcın olağan dışı uyku hâli yaratma konusundaki etkisinin araştırılması, keza olay tutanağında yat yoklamasında eksikliği söz konusu edilmeyen sanığın kazan dairesinde ne şekilde kaldığının diğer kazan dairesi görevlileri dinlenerek ortaya konması ve bu suretle suç kastıyla hareket edip etmediğinin belirlenmesi gerekirken belirtilen hususlar tamamlanmadan noksan soruşturma ile tesis olunan hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Öte yandan, 16.06.2005 tarihinde yargılama sırasında duruşmaya çağrılarak bilirkişi tayin edilen psikiyatri uzmanı tarafından huzurda yapılan muayene sonrası sanık hakkında antisosyal kişilik özellikleri ve madde kötüye kullanımı tanısı konarak bu ruhsal durumunun şuur ve harekât serbestisini etkilemediği, ceza ehliyetinin tam olduğu, 765 sayılı Kanunun 46 ve 47nci maddelerinden yararlanmasının uygun olmadığı, adli gözlem altına alınmasına gerek bulunmadığı yönünde mütalâa verildiği ve bu mütalâa doğrultusunda sanığın algılama ve irade yeteneğini haiz olduğu kabul edilerek yazılı olduğu şekilde mahkûmiyet hükmü tesis edilmiş ise de;
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCKnın 32nci maddesinde akıl hastalığı konusu farklı şekilde düzenlenip, tam akıl hastalığı-kısmi akıl hastalığı ayrımı terk edilerek tam akıl hastaları ile algılama ve irade yeteneği önemli derecede azalmış olan kısmi akıl hastaları arasında ceza sorumluluğu bakımından fark gözetilmemiş; ayrıca sözü edilen maddenin 2nci fıkrasıyla Türk Ceza Hukukuna önemli bir yenilik getirilerek, 1inci fıkrada yazılı derecede olmayan yani algılama ve irade yeteneğini tamamen kaldırmayan veya bunları önemli derecede azaltmayan akıl sağlığındaki ve bilinçteki bozukluk nedeniyle, işlediği fiilin haksız niteliğini tam olarak değerlendiremeyen failler hakkında ceza indirimi ya da ceza süresi kadar güvenlik tedbiri uygulaması öngörülmüştür. Bu yeni düzenleme kapsamında sanığın suç tarihlerindeki akli durumunun ve ceza ehliyetinin 5237 sayılı TCKnın 32nci maddesine göre yeniden tespiti için psikiyatri uzmanı bir bilirkişinin görüşünün alınmasına gerek bulunduğundan hükmün belirtilen noksan soruşturma nedeniyle de bozulmasına karar verilmiştir.
(2) 27.03.2005 tarihinde cep telefonu bulundurmak suretiyle emre itaatsizlikte ısrar suçu:
Yapılan incelemede; Birlik içersinde cep telefonu vb. malzemelerin bulundurulmayacağına, taşınıp kullanılmayacağına ilişkin yasağı kapsayan İstihkâm Bölüğü Genel Talimatının 10.11.2004 tarihinde sanığa tebliğ edilmiş olmasına ve sözü edilen emirde bu tür malzemeleri olanların Bl.Komutanına teslim etmeleri bildirilmesine karşın, 27.03.2005 günü 23.10da koğuşlar bölgesinde Nokia 6230 marka cep telefonu ile konuşurken B.B.Nöbetçi Amiri tarafından görülerek sanığa ait cep telefonuna el konduğu tespit edilmiş olup, Mahkemece dosyada mevcut elverişli delillere uygun olarak maddi vakıanın açıklandığı şekilde belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Kışlada cep telefonu bulundurulması ve kullanılmasının yasaklanmasına ilişkin emrin emniyet, istihbarata karşı koyma, sabotaj ve saldırı, kazaları önleme, gizlilik, disiplin ve moral konuları esas alınmak suretiyle ve bu konularda doğabilecek zaaf ve tehlikeleri önlemek amacıyla düzenlenmiş bir hizmet emri olduğunda kuşku bulunmayıp; bu düzenlemede haberleşme hürriyetinin özüne dokunulmamış, güvenlik gerekleriyle sadece haberleşme araçlarından biri olan cep telefonunun kışla içinde kullanılması yasaklanmıştır.
Açıklanan nedenlerle, sanığın kendisine tebliğ olunarak malûm ve muayyen hale getirilmiş hizmet emrini hiç yapmayarak 4551 sayılı Kanunla değişik ASCKnın 87nci maddesinin 1inci fıkrasının birinci cümlesinde yazılı tanıma uygun fiili işlediği sabit ise de;
Diğer suçla ilgili olarak açıklandığı üzere, sanığın suç tarihlerindeki akli durumunun ve ceza ehliyetinin, lehe hükümler taşıyan 5237 sayılı TCKnın 32nci maddesine göre yeniden tespiti için psikiyatri uzmanı bir bilirkişinin görüşünün alınmasına gerek bulunduğundan, hükmün belirtilen noksan soruşturma nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanığın temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi uyarınca, her iki emre itaatsizlikte ısrar suçundan dolayı tesis olunan mahkûmiyet hükümlerinin noksan soruşturma yönünden BOZULMASINA,
Tebliğnameye kısmen uygun kısmen aykırı olarak, 08.03.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy